osmanlı kadın hareketi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
osmanlı kadın hareketi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Nisan 2018 Cuma

AI WEIWEI ve BİR ZAMANLAR İSTANBUL KADINLARI


Geçtiğimiz hafta bir müşterimin inşaatının sigortasının risk araştırması için Sarıyer'deki şantiyesine gitmiştim. İşim münasip bir saatte neticelenince, Çin devleti tarafından sürekli baskı altında tutulan, Çin'in önemli muhalif sanatçılardan biri olan Ai WeiWei'in  Sabancı Müzesi'deki sergisine gittim.  Sergi Nisan'ın 15'ine kadar devam ediyormuş. Emirgan'a yolu düşenlerin Sabancı  müzesindeki bu sergiyi kaçırmamasını tavsiye ederim.

Müzenin mağazasına uğradığımda, kitaplara göz gezdirdim. Son haftalarda Osmanlı'daki kadın hareketleri hakkında okumalar yapınca, Kapalı Bahçe Kadın ve Harem  adlı kitap ilgimi çekti. Durduğu raftan elime aldım.  Yazarı Marc Helys...  Hiç yabancı gelmedi. Hey! Bu kitap Dr. Senem Timuroğlu'nun sözünü ettiği, aslında kadın olan, Fransız gazeteci Maria Lera'nın, erkek adı kullanarak yazdığı kitap değil miydi? Hani İstanbul'a gelen, Pier Loti  sayesinde hariciye başkatibi Nuri Bey'in evinde kalan gazeteci kadın...  Hani Nuri bey'in  Fransızca konuşan dört kızı varmış. Bu kızlardan biri Hatice Zinnur  haremden kaçarak Osmanlı kadınının özgürlük mücadelesini Avrupa'ya anlatmaya çalışmış. İşte o yazısını okuduğumda öğrenmiştim. Lakin iki gün önce varlığını öğrendiğim yazarın kitabına müzede rastlayacağımı hiç düşünmemiştim.

Kapalı Bahçe'yi hemen satın aldım. Bir zamanlar İstanbul... Bir Fransız kadın yazar gözünden nasılmış? Okuyup öğrenmeye niyetliyim.

Ne hoş denk gelme değil mi? Felek bu sürprizleri  özellikle önüme çıkarıyor sanki. Teşekkür ederim.


27 Mart 2018 Salı

2- Genel Olarak Kadın Hareketi


Kadın hareketi, çıkış noktası açısından bir özgürlük ve eşitlik hareketi olarak kabul ediliyor. 

1789 Fransız Devrimi... İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi yayımlanır. Kişilerin hak ve özgürlüklerinin  güvenceye alındığı ilan edilir. Böylece dine ve soya dayalı otorite inancı yıkılıyor, siyasal güç odağı halkın özgür iradesiyle seçtiği parlamentolara geçiyor. Eğitim kurumları dünyevileşiyor, çoğalıyor, sanayi devrimiyle üretime kitlesel katılım gerçekleşiyor.  Kadınların kitlesel olarak ilk kez tarih sahnesine çıkması Fransız Devrimi'yle gerçekleşmiş. Kadınlar devrime destek vermişler, devrimin simgesi olan, eşitlik, özgürlük, kardeşlik  sloganlarıyla hak talep etmişler. Ne güzel değil mi? 

Lakin  Fransız Devrimi'nin fikir babalarından J. J. Rousseau, Emile adlı kitabında kadının erkeğe boyun eğmesini ve bağımlılığını doğal bir durum olarak görüyormuş.  Bu kadarla kalsa iyi... Kadınla erkeğin aynı biçimde eğitilmesini gereksiz buluyormuş.

Neticede, kadınlar devrime kitlesel olarak destek oldukları halde, bekledikleri haklarına kavuşamadıkları gibi, kadınların toplantı yapmaları, dernek kurmaları, faaliyetteki kadın kulüplerinde bir araya gelmeleri bile yasaklanmış. Bu konularda hak talep etmek de yasak denmiş.  Hak talep eden kadınlar giyotinle cezalandırılmış. Sonraki yıllar içinde, eğitim, hukuk, çalışma, siyaset gibi hemen her alanda eşitsizlik kadınlar üzerinde yoğun bir şekilde uygulanmış.  Kadınları hatta çocukları kitlesel biçimde üretime katan Sanayi Devrimi ve kapitalizimin getirdiği sorunlarla kadınların dertleri katmerlenmiş. Dünya değişiyor.  Bir takım haklar, değerler ortaya çıkıyor. Lakin kadınlar hep yok sayılıyor. Bunu fark eden kadınlar için yapılacak tek şey kalıyor: İsyan.

Kadın işçiler düşük ücret, çalışma koşullarının ağırlığı, işsizliğe baş kaldırmışlar. Ekonomik ve siyasi haklardan yoksun bırakılmaya karşı çıkmışlar. İngiltere, Fransa, Almanya'daki bu kadın hareketi, ABD'de kölelik karşıtı hareketle iç içe geçmiş. Böylece kadının toplumdaki konumu tartışılmaya başlamış. 

Toplumlar siyasal, ekonomik, sosyal ve düşünsel alanlarda köklü değişimler geçirmeye başlıyor. Kadınlar düşünsel alanda  eşitlik ve özgürlük ideolojilerinde  kadının yerini sorguluyorlar. Kadınların hiç değilse bir kısmının kadın sorunlarının çözümsüz olmadığı konusunda bilinçlenmesi, örgütlü bir araya gelip kadın hareketini toplumsal bir hareket haline getirmesine sebep olmuş. İlişkisiyle, değerleriyle, yaşam biçimiyle yeni bir toplumsal yapı ve bu yapı içinde toplumun herkese vadettiği eşitlik ve özgürlüğü kadının yaşam alanında gerçekleştirmesi, onu sınırlayan değerlerden, geleneklerden, yaşam biçiminden kurtulma mücadelesi başlıyor.  Hareketin ideolojisi Fransızca  femme-kadın sözcüğünden türetilen feminizm yani kadınlık akımı oluyor.

Peki... O dönemde Osmanlı'da kadın hareketleri ne durumdaydı?


NOT- Serpil Çakır'ın Osmanlı Kadın Hareketi adlı kitabından çıkardığım özete devam ediyorum.

25 Mart 2018 Pazar

1- Erkek Tarihinden Kadın Tarihine


not- 
Serpil Çakır'ın Osmanlı Kadın Hareketi adlı kitabını okuyorum. 
Konuyu iyice anlamak için okuduklarımın  kısa kısa özetini çıkarmaya karar verdim. 
Sonra, dedim ki kendi kendime.. 
Kendi çapımda anlayıp yazacağım özeti niye  Hayal Kahvem'e yazmıyorum ki:)
Serpil Hoca affetsin beni, yorum hatası varsa elbette benimdir. 
Vakit buldukça özetlemeye devam etmek niyetindeyim.


Serpil Çakır'ın Osmanlı Kadın Hareketi adlı kitabının, Erkek Tarihinden Kadın Tarihine adlı birinci bölümü, "BİZ KADINLAR,  yıllarca kendi geçmişimizden habersiz yaşadık. Geçmişimizdeki bu bilinmezliği neye borçluyuz(!) Tarih, gerçekleri yaşandığı haliyle yansıtıyor mu?"  diye başlıyor.

Tarih disiplini, uzun süre iktidarı paylaşan, batılı, beyaz, soylu, burjuva, erkeklerin oluşturduğu gurubun çıkarları içinde biçimlenmiş. Bu özelliklerin dışında olan tüm altta kalanlar, kadınlar, köleler, köylüler, siyahlar, işçiler tarihin dışına itiliyor. Yüzyıllar içinde, kadınlar dışındaki  bu toplumsal guruplar iktidardan pay alıp tarihe adlarını yazdırmaya başlıyorlar. Böylece Tarih disiplini,  soylu-soysuz, siyah-beyaz, köylü-işçi ayırmadan sadece erkek iktidarı ve çıkarlarını kapsayan, öznesi erkek olan, kadınların var olmadığı savaşları, kadınların üyesi olmadığı parlamentoları, meclisleri anlatan bir tarih oluyor.

1970'lerin sonlarında kadın hareketleri bir özgürlük hareketi olarak başlıyor.  Kadınların ezilmesini ortadan kaldırmak ve özgürleşmesini sağlamak amacıyla, toplumların dönüşmesi için ikna olup ikna etmeleri gerektiğini savunmaya başlıyorlar. 1970'lerin kadın hareketlerinin, 19. yüzyıl kadın hareketlerinden farkı, kadınlar ve erkekler arasındaki ilişkinin çıkar ilişkisi olduğunun, erkeklerler ve erkeklerin çıkarlarının, sürekli kadınların rolünü, kadınların varlığını şekillendirdiğine ilişkin saptamadır. Yani kadınlar, ezilmelerinin sebebinin kendileriyle ya da  belli durumlara özgü  sorunlar olmadığını, sistemle ilgili olduğunu anlıyorlar.  Aslında kadınlar yüzyıllardır sanatta, tıpta, edebiyatta, bilgi alanı içinde hep varlar. Ancak kadınların yaptıkları çalışmalar, deneyler, eserler önemsenmemiş, ortaya çıkması, bugüne gelmeleri engellenmiş.  Kadınlar artık kitlesel olarak bilgi alanı içine dahil olmaya başlayınca, kadın bakış açısı bilime girmeye, bilim dallarını sorgulamaya, yeni yorumların ortaya çıkmasını sağlıyor.

Kadınlar çeşitli ülkelerde, farklı coğrafyalarda bilinç yükseltme toplantıları yapmaya başlamışlar. Bir bakılıyor ki,  sadece Tarih değil, tüm pozitif bilim alanları objektif değil... Bilimde erkek sesi hakim... Erkekçi sosyal davranışlar standart gösterilmekte... Bunu anlayınca, bilimler kadın bakış açısıyla sorgulanmaya başlanıyor. Mesela tıp kitaplarında "insan" olarak tanımlanan erkek bedeni olduğunu, hastalıklar üreme organları ve göğüsleri hariç hep erkeklere göre tanımlandığını, yani bilimlerin erkeklere göre, erkekler tarafından biçimlenmiş olduğuna fark edip, seslendiriyorlar.

Üniversitelerde, kadın araştırması denilen bir disiplin kurulmaya başlanıyor. Amaç bilgi üretimindeki erkek cinsiyetçiliğini ortaya çıkarmak, kadınları kendilerine dair bilgi üretme konusunda harekete geçirmek, görünür kılmak, güç ve etkinliklerinin nasıl önlendiğini fark ettirmek... Çalışmalar derinleştikçe kadın hareketindeki kadınlar, tarihteki kadınlar hakkında ne az bilginin var olduğunu  fark ederler. 

Kadınlar niçin geleneksel ve erkeksi tarih geleneğinden dışlandı?



21 Mart 2018 Çarşamba

Zihnimde Cirit Atan Fikirlerin Verdiği Garip Telaş...


Kadın öğrencileri felsefeye çekme amacıyla, Oxford Üniversitesi Felsefe bölümü bir dizi değişiklikler yapmış. Feminist felsefeyle ilgili yeni bir lisans programı başlatmak için bu bölümde eğitim verecek yeni akademisyenler  görevlendirilmiş. Ne hoş! 

BBC Türk'te "Oxford Üniversitesi'nde feminist felsefe çalışmaları güçlendiriliyor" diye denk geldiğim başlık, acaba son aylarda okuduğum kitaplar sebebiyle mi dikkatimi çekti diye düşünmeden edemedim. 

Çünkü kadınlık vaziyetleri sahiden zihnimi epey meşgul ediyor. Daha önce kadın edebiyatçı, felsefeci, bilim insanı, sanatçı niye erkeklere oranla daha az diye düşünürdüm.  Şimdi diyorum ki, var olanları neden bilmiyoruz?  Mesela lise yıllarımda, edebiyat  kitaplarında niye kadın edebiyatçılar yoktu? Sadece Halide Edip  Adıvar geliyor aklıma... Oysa yeni yeni öğreniyorum ki, mesela Fatma Aliye Hanım(1862-1936),  Ahmet Mithat Efendi(1844-1912) ile birlikte çalışmış. Romanlar yazmış. Ahmet Mithat'ın adını biliyorken, niye Fatma Aliye'nin adını ve eserlerini bilmiyoruz? Gene ellinin üstünde  romanlar yazan, Nazım Hikmet(1902-1963), Ahmet Hamdi Tanpınar(1901-1962), Sabahattin Ali(1907-1948), Orhan Kemal(1914-1970)'le dergi çıkarmış, Ahmet Haşim'in (1884-1933)  yere göğe sığdıramadığı şahane bir kadın yazarımız varmış. Suat Derviş (1903-1972) Niye öğretilmedi? 

Bunları okudukça  anlıyorum ki,  kadın yazarların büyük mücadele vererek  yazdıkları pek çok eser var. Serpil Çakır'ın Osmanlı Kadın Hareketleri adlı araştırma kitabını okuyorum. Bence çok kıymetli bir kitap. Bin bir baskıya  rağmen kitaplar, dergiler çıkaran  kadın yazarlarımızın sayısı azımsanmayacak kadar çok olduğunu öğreniyorum. Niye bilmiyoruz? Kimler kadın yazarları gölgede bırakmak istemiş? Bu vaziyet bir tür cinsiyet ayıklaması mı?

Zihnimde cirit atan fikirlerin verdiği garip telaş... Okuyorum... 



Not- 1. Meşrutiyet Dönemi’nde modern kadını imgesini yansıtan Namık İsmail’in “Sedirde Uzanan Kadın” tablosu –1917

BBC Türk'teki haber BURADA.