seferis etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
seferis etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Eylül 2015 Cuma

Birisi Denizi De Alıp Götürsün Buralardan.

Sabahın erken saatlerini saymazsam diyebilirim ki tüm gün arazideydim. Yoo, öyle önemli görüşmeler, mühim toplantılar filan yoktu. Ne bileyim, eften püften koşturmalar. Hafta sonunun eli kulağında zaten... Nasıl denir? Yatcaz kalkcaz... Bi bakcaz gene hafta sonundayız... Eee... Öyle işte. Keyfim yok zaten.  Anlatmaya gerek yok. Memleket  durumları... Seferis'in dediği gibi "yaralı gövde, yaralı yurt, yaralı zaman." Bi de yaralı yürekleri eklemeliyim. Neyse... İşe gelmeden önce spora gittim. Son günlerde spor yapmak, hele müzik eşliğinde spor yapmak nasıl gücüme gidiyor anlatamam. Ofise gelince elim Atilla Atalay'ın  kitaplarına gitti. Dup Dup Çedene'yi çektim aralarından. Daldım arka sayfalarına...  Ciddi ve hisli öykülerinden birini okumaya başladım. Öykünün girişinde bir şiir var. Gülten Akın'dan...
......
Deniz uzaklaşıyor gitgide
Uçurumlar akan ırmak deli
Yok şimdi
Yalnızlığın damarını besliyor
Kirli yoğun kandırılmış suyla

Biz mi? Biz değiliz, önceki dün bugün başka
Dokumuzu değiştiriyorlar hızlı vuruşlarla
Tutunamıyoruz ilgilerimize, sevgilerimize
Ve aşka
Deniz uzaklaşıyor


Hatırladım öyküyü. Son sayfasına geçtim. Sadece son iki cümlesini okudum. O kadar. "Kendime göre, ben de seslendim birilerine: "Birisi deniz de alıp götürsün buralardan."" diye ben de seslendim. Öyle işte.  Canım bir sonraki öyküyü okumak istemedi. Normal Hayatlar adlı öyküsüne geçtim.  Durdum. Kapattım kitabı. Öykünün cümlelerini kendime göre kurdum. "Fen ilerledi artık." dedim. "Yürü, gidip aldırtalım duygularımızı. Kelebek'te okudum, beyinde bi yer bulunmuş,  lazer sıkıyolarmış adamlar oraya. Anında geçiyo herşey, ertesi gün denize bile girebiliyorsun." Böyle bişiydi sanıyorum. Sonra öyküdeki kahraman gibi Ahmet Kaya'nın "Yorgun Demokrat" bakışlarını takındım. Savaş Ay'ın şiir tonlamasıyla "Kafama lazer sıkar giderim " filan demeye başladım. Yooo, ben bön şimdi.... Ekrana bön bön bakıyorum... Pause... Durdum. Bu akşamlık benden  bu kadar. Neden derseniz? Ne bileyim? Öyle işte... Pause!

23 Ekim 2011 Pazar

Yaralı Gövde, Yaralı Yurt, Yaralı Zaman



Ferit Edgü'nün Hakkari'de Bir Mevsim adlı kitabını geçen ay okumuştum. Akabinde hemen Hayal Kahvem'de hislerimi işte burada yazıya  dökmüştüm. Son günlerde yurdumun doğusunda yaralar alındıkça, Ferit Edgü'nün  Yaralı Zaman - Bir Doğu Yolculuğudan Notlar adlı  anlatı kitabını tekrar okumayı çok arzu ettim. Biliyordum ki bu  kitap beni o coğrafyalara götürecekti...

Kadın,
Neyin var, diyor.
Hiç, diyor Adam. Hiçbir şeyim.
Burdasın ama, sanki burda değilsin, diyor Kadın.
Yakında gidiyorum, diyor Adam.
Nereye, diye soruyor Kadın.
Doğuya. Dağlara.
Kadın elindeki çubukları bırakıyor.
Bunu bekliyordum, diyor.
Adam susuyor.
Kadın susuyor: Niçin?
Gazete gönderiyor.
Oraya gönderecek senden başkasını bulamadılar mı?
Ben istedim, diyor Adam.
Dünya gözüyle bir kez daha görmek için mi, diyor Kadın.
Gözlerinde acılı bir gülümseme.
Belki. 
Dağları özledin öyle mi?
Belki.
İnsanları da özlemiş olmalısın.
Susuyor Adam.
Soruyor Kadın:
Akan kanı durduracağını mı sanıyorsun?
Hayır, diyor Adam.
Öyleyse niçin?
Gitmek için, diyor adam.
Ama yıllar önce gitmiştin.
O çok önceydi.
Değişen bir şey yok, diyor kadın.
Göreceğiz........
 

Ferit Edgü Hakkari'de yedeksubaylığını yapmış. Ve yurdumuzun o coğrafyasını unutamamış. Oraların ikinci doğumunu yaşadığı yer olduğunu düşünüyor. Hakkari'den ayrıldıktan oniki yıl sonra 1976 yılında Hakkari'de Bir Mevsim'i yazmış. Ateş düştüğü yeri yakar, dense de, yurdun hangi coğrafyası yara alırsa tüm yurt yara alıyor aslında. Hakkari'deki terör, Van'daki deprem hepimizi yaralıyor. Seferis'in "yaralı gövde, yaralı yurt, yaralı zaman" sözleri  acımıza  denk düşüyor. Ferit Edgü'nün Yaralı Zaman adlı kitabını okuyorum. Beni oturduğum yerde gene  yolculuğa çıkarıyor. Sıcacık odamda kitap okuduğum halde, sanki o coğrafyalara yolculuk etmişim gibi, Hakkari'nin, Van'nın   ayazını, acısını yüreğimde hissettirip, titretiyor. Zaten Ferit Edgü  "her büyük edebiyat bir yolculuktur." diyor. 

Gece.
Bir türkü yükseliyor.
Bir kadın sesi.
Türküden çok bir inilti, bir yakınma.
Bu nerenin türküsü, diyorum.
Türkü değil bir ağıt, diyor Vahap.
Ne diyor?
Yeni yakmış olmalılar, bilmiyorum.
Susuyor. Gecenin içinden gelen bu ağıtı dinliyor.
Sonra, uzun bir susuştan sonra, Bu dağları bilirdim, gurbeti 
bilmezdim, diyor. Gece yüreğimde bir hançer, diyor. Kim sapladı 
bu hançeri, bilmem, diyor. Gel hançeri çıkar, diyor. Gel hançeri 
çıkar, diyor.
Akan kanım...
Devam etme, diyorum. Ben bu ağıtı daha önce dinlemiştim.
Hiç sanmam, diyor Vahap. Ben bile duymamışken...
Sizin ağıtlarınız birbirinin aynı, diyorum. Sesimi yükseltiyorum.
Tümü birbirinin aynı. Sonra rehberimin gönlünü almak 
istercesine,
Ölüm gibi, diyorum.

........................................
..................................................

Boşuna çabalama diyor Kadın. Orda gördüklerini, duyduklarını, yaşadıklarını yazamazsın.
Ben de düşlediklerimi yazarım, diyor Adam. Her zamanki gibi, diyor Kadın.
Her zamanki gibi, diyor Adam.
Öyleyse hiç durma yaz, diyor Kadın. İşte kağıt, işte kalem.

Ferit Edgü - Yaralı Zaman