ne tuhaf.. sanki daha çocukmuşuz, top oynayıp acıkmışız, aç karnına üç kilo kiraz yemişiz, rehavet çökmüş, şöyle bir kestirmişiz, uyumuşuz, uyanmışız, büyümüşüz, ölmüşüz.. kahkaha kelimesinin harfleri kadar gülmüşüz.. yeryüzü hayatı, ışık hızı'na göre, az ve daha ağır çekim miymiş, neymiş.. tortunun, tortusu kadar düşünmüşüz.. tuhaf ne
ne tuhaf, adolf hitler.. gençliğinde en çok ressam olmak istiyormuş.. iki kere güzel sanatlar akademisi sınavlarına girmiş, kazanamamış.. öpülmüş hayatın davası olmaz amma adolf hitler, dünyaya, tarihe, insanlığa düştüğü, o kara, o zifir süreyi ve macerayı resim olarak yapsaydı.. 'vışş, ne baba bir ressam', demiyecek miydik acaba.. tuhaf ne
ne tuhaf, yukio mişima.. bir nevi suret olarak hisli, duyarlı, japon cüneyt arkın'ı sanki.. batılı bir hayatı pek sevmesine ve benimsemesine rağmen, japon halkının batılaşmasına ve sonra silahsızlanmasına uyuz kaparak, kendini hara-kiri marifetiyle intihar etmiş.. fırsatı, umarı, olanağı olsaydı.. yani yazar, sanatçı olmasaydı.. yukio mişima acaba, adolf hitler'i bile mumla aratır mıydı.. tuhaf ne
ne tuhaf, franz kafka.. hayatına esas olarak üç kadın girmiş galiba.. bunlardan felice ve milana'ya acılı mektuplar yazmış.. ömrünün son demlerinde ise kendinden çok yaş küçük dora diamant isimli bir kızla mutlu mu, çok mutlu olmuş.. dora diamant, felice ve milana kadar bilinmez mi ne olmuş sonra.. veya, veya.. kafka ve mutluluk, yan yana, yakışık almaz mı ne sayılmış.. ve dora diamant unutulmuş.. tuhaf ne
ne tuhaf, orson welles.. yirmi beş yaşında çektiği, yurttaş kane isimli filmiyle, bütün zamanların en iyi filmleri sıralamasında hep başı tutmuş.. ve fakat sonra da kafasındaki nice güzel filmi çekmeye de yapımcı bulamamış.. "o vakit ben de berbat filmlerde oynarım, topladığım paralarla da istediğim gibi şahane filmler çekerim." diye düşünmüş.. lakin evdeki orson, çarşıdaki welles'e uymamış.. ne çok para toparlayabilmiş, ne de o eski enerjisi kalmış.. mutsuzlukla beraber, fazlasıyla yemeye-içmeye meyletmiş.. tıpkı marlon brando gibi olmuş ve en sonra birgünde şişko patates, yarım kilo domates bir deha olarak dünyadan çekip gitmiş.. "ömrümün yüzde doksan dokuzu'nu dangalaklara laf anlatmaya, yüzde birini sinemaya harcıyarak geçirdim," ve "sinemaya en tepede başladım, çalışarak en aşağılara indim" gibi can eriği burukluğunda çivi sözler bırakmış ardında.. tuhaf ne
Metin Üstündağ'ın Denemeyenler adlı kitabından - sayfa 131




