
Attila İlhan 11 Ekim günü İstanbul'daki evinde geçirdiği ikinci
kalp krizi sonucu hayata veda ettiğinde 80 yaşındaydı ve takvim 2005
yılını gösteriyordu. Bir varmış bir yokmuş olacaktı elbette. Ölüm
herkesin başınaydı. Çok üzülmüştüm sevdiğim şairin öldüğüne. Yüreğim
üşümüştü. Öte yandan felek bir şaire yakışacak en kıyak ölümü armağan
etmişti ya Attila İlhan'a, ne yalan söyleyeyim inandığım Tanrı'ya
gülücük göndermiştim. Mevsimlerden sonbahardı. An
gelmişti. Paldır küldür yıkılmıştı bulutlar. Gökyüzünde anlaşılmaz bir
heybet. O eski heyecan ölür ya hani... An gelir biter muhabbet. Çalgılar susar heves kalmaz hani....
Görünmez bir mezarlıktır zaman. Şairler dolaşır saf saf tenhalarında
şiirler söyleyerek. Kim duyarsa korkudan ölür. Tahrip gücü yüksek.
Saatli bir bombadır patlar. An gelir. Attila İlhan ölür demişti şiirinde. Sicilinde
bir enfarktüs sabıkası vardı. Şair kalbî sebeple ölüme yenik düşmüştü.
Attila İlhan ölmüştü. Önümüzdeki bir kaç günü Attila İlhan'a ayırmaya
karar verdim. Şairin ruhuna rahmet gönderip, Sisler Bulvarı'ndan giriş
yapmak istedim.


Attila İlhan'ın Sisler Bulvarı adlı şiirini bilirsin değil mi? Of, ben çok severim. Aslında Sisler Bulvarı'nı kasım ayında okumak çok iyi gider. Çünkü ilk iki dize "Elinin arkasında güneş duruyordu... Aylardan kasımdı biz üşüyorduk" diye
başlar. Sonra hüzün ve elem dolu dizeleriyle devam eder. Of!
Binlerce kez okusam her seferinde... İnan her bir dizesini binlerce
kez okusam tek tek... Yüreğime yine, yeni, yeniden tesir eder. Şair
şiirinin bir yerinde şöyle söyler: "Sisler Bulvarı'na akşam çökmüştü... Omuzlarımıza çoktan çökmüştü... Kesik birer kol gibi yalnızdık." Bu nasıl benzetmedir? Şair bir yalnızlık tarifi yapmaktadır yapmasına ama bu yalnızlığı "kesik birer kol gibi" diye örnekliyor ya... İyice çarpıyor bu dize beni biliyor musun? Acaba "kesik bir kol gibi yalnızlık" la Attila İlhan ne demek istemişti? Nasıl bir yalnızlık hissini anlatmak istemişti? Anlayamıyordum.
Sonra günlerden bir gün gazetelerden birinde
"hayalet uzuv sendromu"
diye bir habere denk gelmiştim. Uzuvlarını kaybedenlerin sanki o
uzuvları yerindeymiş gibi acı çekmelerine neden olan rahatsızlığa
"hayalet uzuv sendromu" deniliyormuş.. Şöyle.. Deprem, savaş veya kaza
sonucunda uzuvlarını yeni kaybedenler, sanki kolu, bacağı ya da eli
halen yerindeymiş gibi hissediyorlar ve acı çekiyorlarmış.. Bu ağrının
şiddetinden intiharı düşünenler bile oluyormuş.. Allah vermesin
kimseye.. Düşünsene.. Ne feci bir histir kimbilir?
Attila İlhan'ın
Sisler Bulvarı'nda
"kesik bir kol gibi yalnızdık" dediği böyle bir duygu olmalı.. Öyle
bir yalnızlık hissi ki sanki bir uzvun, kolun kesilmiş gibi
sözgelimi.. O halde tam burada İtalyan yazar
Cesare Pavese'nin günlük yazılarından oluşan
Yaşama Uğraşı
kitabındaki o ünlü cümlesini yadetmenin tam zamanı değil mi? Der ya
hani... Of! Yazmak bile içimi acıtıyor inan ki.. "Yalnız kalmamak
için tüm akşam aynanın karşısında oturdum." Bu sözlerin yazarının
sonu ne olmuş biliyor musun? 42 yaşında bir otel odasında, hem de çok
meşhur bir yazarken üstelik, uyku hapı içerek intihar etmiş..
Şimdi
Pavese'nin aynalı cümlesinden bak nereye geçeceğim..
Kaliforniya Üniversitesi'nde, son derece basit bir yöntemle "hayalet
uzuv sendromu"nu tedavi etmeyi başarmışlar.. Hani uzvunu kaybeden
kişiler, kayıp henüz yeniyken, kesilmiş ellerini veya ayaklarını
hissetmeye devam ediyorlarmış ya.. Bu beynin bir organı yitirmeye
direnişiymiş aslında.. Artık olmayan bir elin karıncalanması, olmayan
bir ayağın uyuşması, omuzun kesik yerinin yumrusuna dokunduğunda
elinin parmaklarını tutuyormuş hissi vermesi gibi yani.. İşte bu
nedenle Hayalet uzuv deniyormuş.. Bilim dünyası
Ayna Tedavisi diye
bir yöntem geliştirmiş.. Uzvunu kaybeden kişi ayna karşısına
geçiriliyormuş. Misal kolunu mu kaybetmiş.. Sağlam kolunu aynanın önüne
koyup kaldırıp indirmesi isteniyormuş.. Beyin kol kesik değilmiş
gibi algılıyormuş ve bu durumda hastanın aslında var olmayan ama
ağrıyan kolunun ağrısı yok oluyormuş.. Bir nevi görsel aldatmaca
yani.. Ve bu yöntem uzuvlarını kaybeden hastaların ağrılarının
giderilmesinde çok başarılı bir yöntem olmuş. Ne güzel!
İyi de, İtalyanın yalnız yazarı
Cesare Pavese, yalnız kalmamak için tüm akşam aynanın karşısında oturup, yalnızlık sızısını dindiremeyip intihar ettiğine göre demek ki
Ayna Tedavisi yalnızlığın
ilacı değil öyle değil mi? Ya da şöyle mi düşünmeli. Eğer yalnızlık
acısı varsa, insan aynayı belki de kendi içine çevirmeli. Yalnızlığın
hayali ağrısını dindirmek için belki içindeki
Sisler Bulvarı'na ayna tutmalı. Ne diyor büyük şair: "
eğer
sisler bulvarı olmasa.. eğer bu şehirde bu bulvar olmasa.. sabah
ezanında yağmur yağmasa.. şüphesiz bir delilik yapardım.. " Gördün
mü halimi? Neyle başladım yazıma... Nerelere gittim? Sonunda
toparladım mevzuyu da, çok şükür nihayetinde başladığım yere döndüm..
Neyse... Böyleyken böyle...
2012