29 Mart 2015 Pazar
27 Mart 2015 Cuma
Tuhaf Bir Kadın
Leylâ Erbil adını duymaz olur muyum? Elbette
biliyordum. Evvel zaman içinde, Karanlığın Günü adlı romanını okuduğumu hatırlıyorum. O kadar. Sonra peşini bırakmışım. Ta ki, Süha Oğuzertem'in yayına hazırladığı Leylâ
Erbil'de Etik Ve Estetik kitabına denk gelene kadar.
Leylâ Erbil'de Etik Ve Estetik, Leylâ Erbil'in edebiyatta ellinci, yaşamdaki
75. yılını kutlamak amacıyla 2006 yılında yapılan bir sempozyumun derlemesiydi.
Satın aldım. Yooo... Okumadım. Önce yazarın bir kitabını daha okuyup, sonra
kendi düşüncelerimle sempozyuma katılan yazarların ve akademisyenlerin
düşündüklerini karşılaştırmak istiyorum.
Leyla Erbil'in 1971 yılında yazdığı ilk romanı
Tuhaf Bir Kadın'ı dün akşam okumaya başladım. Daha ilk sayfalardan içine çekti beni, cümleleri peşi sıra savruldum. Ve
ben Tuhaf Bir Kadın'ı çok sevdim. O kadar çok sevdim ki, kitabı elimden
bırakmak istemedim. Kucağımda uyuyup kalmışım.
Du bi... Bugün çok işim var. Çıkmalıyım. Sonra anlatacağım.
25 Mart 2015 Çarşamba
Seri Katil Takma Yazar
"Seri katillerin yakalanma isteğiyle, takma adla yazan yazarların keşfedilme istediği arasında bir benzerlik var mıdır?
Kemal Tahir, Peyami Safa, Romain Gary, Julian Barnes ve bir saymaya başlasak daha kim bilir kimler bu soruya nasıl yanıt verirlerdi?"
Murathan Mungan / 227 Sayfa
23 Mart 2015 Pazartesi
Kayıp Yazarın İzi... Ve Hayatın Bilinemeyen Gizi
Dün. Şahane bahar ikindisi vaktiydi. İstanbul’daydım.
Güneşin ılık temasına hiiç aldırmadım. Acele adımlarla kütüphaneye doğru yürümeye başladım. Süha Oğuzertem’in, biri 1992 yılının Defter dergisinde, diğeri ise 2005 yılının Kitap-lık dergisinde yayımlanan iki
yazısını bulmanın hayalini kuruyordum. Ve işte... Buldum.
Sonra… 2003 yılının Kitap-lık Dergilerini tararken, Süha Oğuzertem’in "Kayıp Yazar’ın İzi, Elias’ın Gizi" başlıklı bir yazısı gözüme çarptı. Acaba ne anlatmaktaydı? Okumaya başladım.
Yurt dışındayken, kütüphanenin az sayıdaki Türkçe kitapları arasında tesadüfen dikkatini çeken, arka kapağında 1991 yılında Haldun Taner Öykü Ödülü’nü kazandığı belirtilen, sonrasında tuhaf bir okuma serüveni yaşadığı bir kitaptan söz ediyordu. Kitabın adı Gizli Kalmış Bir İstanbul Masalı, yazarı ise Nurten Ay’dı.
Süha Oğuzertem, Karşılaştırmalı Edebiyat’ın en önemli hocalarından biri. İnceleme yazılarını tek tek topluyorum. Yazıları eski dergilerde olduğu için, genelde kütüphanede buluyorum. Bu yazısı gene çok etkileyiciydi. Sekiz sayfalık incelemesinde, kitapla ve yazarın anlatımıyla ilgili düşüncelerinden söz ederken, Gizli Kalmış Bir İstanbul Masalı’nın içinde edebi bir şaka sezdiğini yazıyordu. Sanki birisi kitabı yazmıştı. Başka biri o kitabın yazarıymış gibi rol yapmıştı. Belki de hiç hesapta olmayan bir üçüncü kişi yazmıştı ve belki yazar olabileceğini düşündüreceği kişinin profilini kitaba yerleştirmişti. Üstelik bu durum yıllardır edebiyatçıların gözünden kaçmıştı. Ayrıca bu kitap çok önemli bir ödül kazanmıştı. Olacak gibi değildi. Ama Süha Oğuzertem buna inanıyordu. Çünkü ona göre, resmen kitabın kendisi, gizli gizli yazarının başka biri olduğunu söylüyordu.
Kitap 1991 yılında ödül kazanmış. Süha Oğuzertem, titizlikle hazırladığı bu incelemeyi 12 yıl sonra 2003 yılında yazmış. Ve yazısını söyle bitirmiş: “Nurten Ay’ın Gizli Kalmış Bir İstanbul Masalı, 1991 yılında Simavi Yayınları tarafından yayımlandı. Adına bakılırsa, kitabın “gizli kalması” baştan planlanmıştı." Yazı merakımı çok kışkırttı. Acaba Süha Oğuzertem’in şüphe uyandıran bu yazısından sonra neler olmuştu?
Hemen bilgisayar başına oturdum. Konuyu araştırmaya başladım. Bu yazıdan sonra, edebiyat camiasında ortalık epey karışmış. Ödül kazandığında röportajlar veren Nurten Ay’ın bir daha hiç kitap yazmadığı, unutulduğu anlaşılmış. Cem Behar, Süha Oğuzertem, Enis Batur yazmış olabilir mi diye düşünülmüş. Kimseden ses çıkmamış.
Yıllar yıllar sonra… Uykuda Çocuk Ölümleri, Kırık Kalpler Terzihanesi, İnsansız Konağın İkonu, Karadelik Güncesi adlı kitapların yazarı Ali Teoman, Gizli Kalmış Bir İstanbul Masalı’nı kendisinin
yazdığını itiraf etmiş. Nanananooom! Hatırladım. Ali Teoman’ın bu
kitabını okumuştum. Hatta Hayal Kahvem’e bir yazı bile yazmıştım. Hemen yazımı
buldum. İşte burada... 2011 yılında yazmışım. Kitabı okuyup bu yazıyı yazdığımda,
kitabın ve yazarın bu gizem dolu hikayesini elbette bilmiyordum.
2003 yılının Kitap-lık Dergisi'ndeki yazıya tesadüfen denk gelmiştim. Ali Teoman'ın edebi oyunu, kitabın cümlelerinin izini sürerek bu tatlı edebi aldatmacayı Süha Oğuzertem'in keşfetmesi nasıl hoşuma gitmişti anlatamam. Hemen yazarı takibe almaya karar verdim. Araştırmaya başladım. Oturduğum yere çakıldım kaldım. Ali Teoman 23 Mart 2011 tarihinde 49 yaşında ölmüş. Yüreğim fena halde acıdı. Ve bugün 4. ölüm yıldönümü... Hayat, sahiden çok acayip... Bir varmış. Bir yokmuş. Yattığı yer nur dolsun... Benim bütün bunları şimdi öğrenmem bir tesadüf mü? Gerçekten bilmiyorum. Ama... Kitapları okundukça Ali Teoman'ın hiç ölmeyeceğini çok iyi biliyorum.
21 Mart 2015 Cumartesi
Bu Hafta Seyrettiğim Filmler
Etiketler:
anna magnani,
atları da vururlar,
bellisima,
bu hafta seyrettiğim filmler,
ethan hawke,
film,
gattaca,
ı origins,
jane fonda,
jude law,
pollack,
sinema,
they shoot horses don't they? uma thurman,
visconti
20 Mart 2015 Cuma
Mutluluk Neydi?
Şu minik minik toplar var ya hani...
İşte onları az önce ben yaptım. Bugün eve geldiğimde çay yanında tatlı bir şey
yemek istedim. Dolabı açtım. Pek bir şey kalmamış. Sert sert bakan iki
paket bisküvi, bir kaç parça çikolata... O kadar... Olsun. Çok şükür
dedim. Ama... Yoo, böyle yememeliyim. Yiyeceğimi itinayla hazırlayıp,
tabağımı renklendirmeliyim.
Kollarımı sıvadım. Bisküvileri yarım çay
bardağı sütle rondoya attım. Bisküviler ufalandılar... Sütle hemhal
olunca sertlikleri gitti, yumuşadılar. "Hah şöyle," dedim
bisküvilere... "Sizi ilk gördüğümde, neydi o gergin vaziyetiniz öyle?" Haftalardır yüzünüze bakmadım diye, depresyona girmiş olmayasınız. Aaa! Çok fena eğer öyleyse! Durun bi... Şimdi sizle ilgileniyorum işte... Öyle değiştireceğim ki
sizi, siz bile şaşacaksınız kendinize:)" dedim.
Sütle yumuşamış bisküvileri sevgiyle avucumun içine aldım. Her birini şefkatle top gibi yuvarladım. Aha! Şahane! Beyaz çikolata parçalarını sıcak su üstüne oturttuğum kapta erittim. Elimdeki topları beyaz çikolataya bulayıp, şekerlemeyle süsledim. Binlerce kasırga aşkına! Çok mutlu görünüyorlardı. İnanmayacaksınız biliyorum ama resmen gülümsüyorlardı. Durur muyum? Hemen çayı demledim.
Bu hafta sonu okumayı planladığım çizgi romanlarımı yanıma aldım. Koltuğa oturdum. Ayaklarımı altıma topladım. İlk çizgi romanın adı Y The Last Man. Konusu çok ilginç. Bir gün ansızın, saniyeler içinde dünya üzerindeki bütün erkek canlılar ölüyor. Tüm kadınlar ile sadece Yoric adında genç bir adam ve bir erkek şempanze hayatta kalıyor. Son Adam Y... İşte böyle bir hikaye başlangıcı olan bu kitabı uzun zamandır okumak istiyordum. Çayım ve tatlımla, Son Adam Y'nin çizgi romanını okumaya başladım. Bir yudum çaydan içtim. Missss! Bir parça çikolatalı top bisküviden ısırdım. Hımmm... Nefis! Mutluluk neydi ki? Gündelik keyiflerimizle şimdiki zamanı anlamlandırma gayreti... Di mi?
18 Mart 2015 Çarşamba
Gece Tanıklığı
".... Kim anlatabilir ki hüznün mesafesini
Dağ öyle durmuşsa, bir bildiği olmalı
Bir bildiği olmalı, deniz çıldırmışsa
Şu yalnızlık, şu aşk, şu ölüm
Geceyi deliyor kuşun soluğu, baksana."
Dağ öyle durmuşsa, bir bildiği olmalı
Bir bildiği olmalı, deniz çıldırmışsa
Şu yalnızlık, şu aşk, şu ölüm
Geceyi deliyor kuşun soluğu, baksana."
Salih Bolat /Gece Tanıklığı
17 Mart 2015 Salı
Mecmua...
Etiketler:
cemil meriç,
dergi,
hayat,
hayat 1973,
mecmua
16 Mart 2015 Pazartesi
OT Dergisinde, Ders: Edebiyat Köşesinde... Oooooo Ne?
Mart ayının OT dergisini çooktan satın almıştım almasına ama sayfalarını aralayıp karıştıramamış, yazılarının çizimlerinin arasında dolanamamıştım. Günlerdir ofisteki masamın kenarında, "maksat yeşillik olsun" gibisinden duruyordu. Bugün Pazartesi ya... Malûm... Haftanın ilk çalışma günü. İşlerim fena halde yoğundu. Telefon... Müşteri... Mail... Koştur babam koştur. Yorulmuşum. Bir ara nasılsa, sessizlik oldu. Ne telefon ne kapı zili... Ortalık süt liman... Oh! dedim. Odamda yarı gölgeli bir kuytu buldum. Ayaklarımı uzattım. OT'u elime aldım. Sayfalarını çevirmeye başladım.
OT Dergisi'nde, son üç aydır Şenol Bezci'nin Ders: Edebiyat adlı bir köşesi var. Çizimlerini çok seviyorum. Her defasında ilk iş olarak Edebiyat köşesine bakıyorum. Nanananooommm!... İşte gene o köşeyi bulmuştum. İyi ama... Aaa!.. Gözlerime inanamadım. Sayfadaki çizimi görür görmez nasıl kalakaldım anlatamam... Nerdeyse uzandığım koltuktan kayıp yere düşüyordum.
Niye biliyor musunuz? Şenol Bezci'nin bu çizimini, Hayal Kahvem'de yıllardır kendim için kullanıyorum. O kadar ben olarak kabullenmişim ki, resmen OT'ta fotoğrafım çıkmış duygusuna kapıldım. Dondum kaldım. Donup kalsam neyse... Üstüne öfkelendim bir de iyi mi? Az kalsın, mail adresini bulacam, Şenol Bezci'ye "Siz hangi hakla, benim fotoğrafımı dergiye koyarsınız!" diye hesap soracaktım. Bu çizimi o kadar benimsemişim, bu çizim o kadar ben olmuş yani öyle söyleyeyim.
Neyse ki aklım başıma çabuk geldi. Vazgeçtim. Aklım başıma gelmiş olabilir, aramızda kalsın, henüz kendime gelmediğimi itiraf etmeliyim. Şimdi bu yazıyı yazıyorum ama arada durup duvara boş boş bakıyorum. Tamam. Şaşkının tekiyim. Ne var? Kabul ediyorum:)
15 Mart 2015 Pazar
14 Mart 2015 Cumartesi
Şşşth Kimse Duymasın 18 - Puslu Kıtalar Atlası
İhsan Oktay Anar'ın şaheseri Puslu Kıtalar Atlası'nın bir çizgi romanının hazırlandığını duyduğumdan beri içim içime sığmıyordu.
Gırgır zamanından bildiğim değerli usta İlban Ertem çizimlerini hazırlıyordu.
Çizgi romanlarla ilgili araştırmalarının takipçisi olduğum Levent Cantek, editörlüğünü yapıyordu.
Şahane bir haberdi bu!
Binlerce kasırga aşkına!
Yazı ve çizim sanatından zerre kadar nasibi olmamasına rağmen,
yazı ve çizgilerin menzilinde dolanmaktan haz alan bencileyin biri
dün satışa çıkan çizgi romanın,
bugün Kadıköy Büyülü Dükkan'da İlban Ertem'le imza günü olduğunu duyuncaaa....
Ne yapar?
bugün Kadıköy Büyülü Dükkan'da İlban Ertem'le imza günü olduğunu duyuncaaa....
Ne yapar?
Hastalık, uzun yol filan falan dinlemez, kuş olur İstanbul'a gider.
Puslu Kıtalar Atlası'nın çizgi romanına, İlban Ertem bir imza çakınca,
etekleri zil çala çala eve döner:)
Gerçekten!
Etiketler:
büyülü dükkan,
çizgi roman,
edebiyat,
gırgır,
ihsan oktay anar,
ilban ertem,
karikatür,
levent cantek,
puslu kıtalar atlası,
roman,
Şşşth Kimse Duymasın 18
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
















.jpg)



















.jpg)


.jpg)





.jpg)

.jpg)