14 Kasım 2012 Çarşamba

Acı Tatlı Ne Varsa Hazinemdir.

 "Bazen daha fazladır her şey
Bi eşikten atlar insan
Yüzüne bakmak istemez yaşamın
O kadar azalmıştır ki anlam
O zaman git hemen radyoyu aç bi şarkı tut
Ya da bi kitap oku mutlaka iyi geliyor
Ya da balkona çık bağır bağırabildiğin kadar
Zehir dışarı akmadan yürek yıkanmıyor
Ama fazlada üzülme hayat bitiyor bir gün
Öyle de böyle de ayrılıktan kaçılmıyor
Hem çok zor hem de çok kısa bir macera ömür
Ömür imtihanla geçiyor.
 Sezen Aksu

Son on gündür hemen her gün  gittiğim Tıp Fakültesinin kampüsü, bana farklı bir galaksiye giriyormuşum izlenimi veriyor. Sanki arabam bir uzay gemisiymiş... Biteviye yokuş yukarıya, sisli dağların eteğinden dolana dolana hastahaneye çıkan yol ise uzay yoluymuş... Varmak istediğim gezegene ulaştığımda uzay gemimi hep aynı yere park ediyorum. Dünyaya değil de, sadece o gezegene ait olduklarını düşündüğüm insanların arasından sakince  yürüyerek hastahaneye giriyorum. Asansörü bekliyorum. Hep bi yukarıya çıkma telaşı...  Gözgöze geldiğim herkese "Geçmiş olsun." diyorum. Kimi şaşırıyor, kimi "sağolasın" diyor. "İyi günler" diyerek üçüncü katta iniyorum. Uzay kampüsünün koridorunda duvarlardaki resimlere baka baka yürüyorum. İşte geldim. Kapının önünde derin bir nefes alıyorum. Önce orta parmağımla kapıya üç kere vuruyorum. Sonra hışımla içeriye giriyorum: "Nanananoooom! Ben geldim!" diyorum. Babam pencerenin önündeki koltukta oturuyor. Bembeyaz sakallarının arasından mahsun mahsun gülümsüyor. Anlıyorum beni gördüğüne seviniyor. Onu sıkıca kucaklıyorum. Ceketimi çıkartıp yatağın üstüne atıyorum. Sehpanın üzerinden bir muz kapıyorum. Karşısındaki koltuğa oturuyorum. Bir yandan muzun kabuğunu soyarken, diğer yandan gecesinin nasıl geçtiğini soruyorum. Dün gece ilk olarak uykusunun kaçtığını söylüyor. Muzu ortadan bölüyorum. Yarısını babama veriyorum. Alıyor.  Karşılıklı muz yiyoruz. Neden uyuyamadığını soruyorum. Önce susuyor. Sonra günahlarını affettirmeden ölmekten korktuğunu söylüyor. Bu kez ben susuyorum. Sonra aklıma gelen şeyi söylüyorum. "Bak babam, bir oyun oynayalım mı seninle? İyilikleri hatırlama oyunu." diyorum. "Hep anlattığın bir hikaye vardı. Adamın biri bir mağarada sıkışmış kalmış hani. Çünkü içine girdiği mağaranın ağzına bir kaya yuvarlanmış. Adam ne kadar çabalasa kayayı hareket ettiremiyormuş. Öylece karanlık içinde kalakalmış. Sonra yaşamı boyunca yaptığı iyilikleri aklına getirmeye başlamış. O iyilikleri hatırladıkça kaya yerinden hareket etmiş hani hatırladın mı? Karanlık mağaradan çıkmış kurtulmuş. Şimdi sen günahlarından korkuyorsun ya, bana göre şahane birisisin ama olsun, madem sen kendini günahkar görüyorsun, şimdi  ömrün boyunca yaptığın iyilikleri bir düşünelim ne dersin? Belki yaptığın iyilikleri düşünürsen, günahlarını düşünmekten vaz geçersin." En baba bakışıyla baktı. Güldü. Gülünce, şuramda, tam yüreğimde, sevinç tohumları yeşillendi. "Bak şimdi, ne geldi aklıma. Mustafa amcayı anlatsana gene bana." Babam "Sahi!" dedi. "Ne çok dua ederdi bana Mustafa Abi." "Nasıl tanımıştın sen Mustafa Amca'yı?" "Bir gün camiden çıkıyordum." diye anlatmaya başladı babam...  "Çok yaşlı, kılığı kıyafeti dökük, saçı sakalı karışmış meczup bir adam  caminin bahçesinde hem sallana sallana yürüyor, hem de "Allah aşkına, bana verecek bir odası olan yok mu?" diye bağırıyordu. Memetalipaşa'daki küçük evden kiracım çıkmıştı. Kiraya verecektim. Aklıma o ev geldi önce. Adama baktım. Sonra tanımadığım bu adama evi verirsem kira alamam, kirasız kalırım diye düşündüm, vazgeçtim. Sırtımı döndüm. Bizim eve doğru yürüdüm. Evin kapısına geldiğimde adamın Allah aşkına dediği aklıma geldi. Pişman oldum yaptığıma. Geri döndüm. Caminin bahçesinde aradım, taradım, yoktu. Çok üzülmüştüm yaptığıma. Dokunsan ağlayacaktım. Yollara bakınmaya devam ettim. Karakolun önünde denk geldim. Kolundan tuttuğum gibi ona ev vereceğimi söyledim. Nasıl sevindi anlatamam. Evine gittik beraber. Her yer kir pas içindeydi. Evsahibi atmış evden. Bir kaç parça eşyasını yükledik arabaya, bir kaç parça eşya da ben aldım. Üç yıl kaldı benim evde. Önceleri cami önünde ufak tefek bir şeyler satıyordu. Günlüğünü çıkarıyordu. Son yıl iyice yaşlandı. Elden ayaktan düştü. Annen yemek hazırlardı. Hergün götürürdüm. Yıkardım. Elbiselerini değiştirirdim. Hey gidi Mustafa Abi." dedi. "Ne çok dua etmiştir kimbilir sana." dedim. "Çoook duasını aldım sahiden. Hele ölümünden önce iyice yataktan çıkamaz oldu. İki ay altını bezledim. Bebek gibi yedirdim, içirdim. Öylece öldü gitti. Belediyeye haber verdim. Öldüğü anons edildi. Bir kişi bile benim tanıdığımdır diye çıkıp gelmedi. Camide yıkattım. Asri mezarlığa gömdük. Allah rahmet eylesin." dedi. "Çoluğu çocuğu, kimi kimsesi  yok muydu ki?" "Varmış aslında. Zamanında çok zengin bir esnaf olduğunu söylerdi. Sonra iflas etmiş. Öfkeli bir adamdı Mustafa Abi. Kızmış ailesine. Uzun yıllar görüşmemiş. Onlar da arayıp sormamışlar. Kaybolup gitmiş."  Ne hayatlar var değil mi baba, dedim. Bu yaptığın büyük bir iyilik değil mi?  Hiç karşılık beklemeden, sadece Allah rızası için, hiç tanımadığın birine, evini verdin, ihtiyaçlarını giderdin. Müthiş bir şey değil mi bu? Bak, şimdilik  diğer iyiliklerini hatırlamamıza bile gerek yok aslında. Sırf bu iyiliğin karanlıktan kurtarmaya yetmez mi sence? Hani esirgeyen ve bağışlayan Allah'a inanıyoruz ya biz, ne dersin?" Sevindi babam. Yıllar önce yaptığı bu iyiliği çoktan unutmuştu çünkü. Biraz daha sohbet ettik. Kucaklaştık. Babam hastanenin mescidine namaza indi. Ben uzay gemime bindim.  Dünyaya  indim. 

19 yorum:

  1. geçmiş olsun, umarım babacığın tez zamanda iyileşir. senin gibi bir kızı olan adamın eminim sevabı da çoktur. öyle şeylere hiç kafa yormasın. ben bile uzaklardan senin dünyaya gelmene vesile olduğu için kendisine teşekkür ediyorum, öyle söyle ve çok geçmiş olsun dediğimi ilet.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kara Kitap, söyledim babama. Selamı var:) Teşekkürler.

      Sil
  2. Hem çok hafif, hem çok ağır !...
    ...söz kâr etmiyor

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sezer, herşey bugün daha güzel:) Teşekkürler.

      Sil
  3. geçmiş olsun canım Allah şifa kolaylık versin feraha çıkarsın sizi

    YanıtlaSil
  4. ah hayalkahvem,
    böylesine iyi, düşünceli , duyarlı insanlar -baban- bile günahlarım ne olacak diye düşünürse biz ne yapalım??
    senin gibi bir evlat yetiştrmiş olması zaten yeter. artı çektiği hastalık bence herşeye kefaret , daha ne olsun. Allah içine huzur versin, şifasını eksik etmesin. dediğin gibi orası apayrı bir dünya :(

    YanıtlaSil
  5. Bu nasıl güzel bir davranış..of..of..of.
    Pes mi desem..sözün bittiği yermi desem.
    Bir tek cennete yollamadığı kalmış. O da bilinmez belki oradadır.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Dostça, neden olmasın? İnşallah:)

      Sil
  6. Geçmiş olsun...bu arada güzel bir oyun bulmuşsunuz ;)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim Damla Naz, oyun benim ikinci adım:)

      Sil
  7. böyle insanlar varmış ya hala içim ısındı çok şükür bi ümit dedim dünya yaşanabilir bi yer olur bu insanların sayısı artarsa....

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Olmaz mı Yolcu? Elbette varlar. Ve onlar yaptıkları iyilikleri hep unuturlar:)

      Sil
  8. Tam da Fürüzan'ın Parasız Yatılısının arka kapağını tekrar okuduğum gün bu hayat hikayesini okuyorum. Şöyle bitiriyor Fürüzan: İnsanlar yalnız değildirler,yeter ki elele vermesini bilsinler...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Selam N. Narda, off, nasıl severim biliyor musunuz Füruzan'ın Parasız Yatılısı'nı! Böyle damardan tesir eden cinstendir. Çok severim.
      Elbette N.Narda, hayatın anlamı paylaşmaktır. Biz babamızdan öyle öğrendik:) Sevgiler.

      Sil
  9. unutunca daha da iyi insan olmuş olurlar maşallah:) ama iyilik unutulmaz ben şimdiden iki insana anlattım ve az sonra iki arakadaşımla konuşup onlarada böyle insanlarda var diyecem... Ellerine sağlık süper bi mola oldu sayenizde Sana ve babana çoook teşekkürler

    YanıtlaSil
  10. Ey Yolcu:) Ne güzel şeyler yazmışsınız.

    İyi ama, acaba babam yazdığımı bilse, yaşadıklarının kulaktan kulağa gittiğini bilse bana ne der:) Yaşanılanların da paylaşılması güzel der elbet. Sevgiler.

    YanıtlaSil