12 Ocak 2015 Pazartesi

Okurun Biri İzafi Dergisini Aramaya Çıktı...





Bir kitabı veya dergiyi kabını görüp sevenlerden misiniz? 

Yalan söyleyecek değilim. Tıpkısının aynısı böyle biriyim. Kitap veya dergiyi kaplarını gördüğüm anda sevip sevmeyeceğimi sezebilirim.  Şimdiye kadar yanılmadım. Ve fakat, kimi zaman  beşer şaşar  elbette… Kendimi yine yeni yeniden denemeye karar verdim. 

İşte "İZAFİ" adlı dergi... 2 Aylık Edebiyat ve Kültür Dergisi'ymiş.  Hay canına sayın seyirciler!.. Şimdiye kadar 14 sayı yayımlanmış.  Ömrümde ismini işitmemiştim. Sanal alemde bir kaç kapak resmine denk geldim. Bayıldım yani öyle söyleyeyim. Dedim ki kendi kendime "Eğer ben bu dergiyi okursam, öyle hissediyorum ki çok seveceğim. "

İşte buyrunuz, üşenmedim tüm kapak görüntülerini toparladım. Peki... Derginin kendisine nasıl ulaşacağım? Her zaman olduğu gibi "Hayal et, olur elbet" diyeceğim... Du bakalım:)


 














11 Ocak 2015 Pazar

Bu Hafta Seyrettiğim Filmler - 1 -




Not- 2015 yılında seyrettiğim filmleri her hafta yazmaya karar vermiştim. Bir nevi haftalık film günlüğü olacak yani... Yılbaşından bu yana 10 gün geçti ya... Az önce, bu hafta  neleri seyrettim diye düşünmeye başladım. İnanamadım kendime... 10 günde, taam 10 film seyretmişim. Yok artık! Napıyorum ben kuzum? 

Yemeyip, içmeyip, çalışmayıp film mi seyrediyorum? Yooo... Yeminle sadece yiyip içmekle kalmıyorum, yemek de pişiriyorum. Hele bu hafta denediğim ebruli kek nasıl şahane oldu anlatamam... Kendim yaptım diye söylemiyorum,  hem tadı enfesti hem şekli harikuladeydi. Öyle böyle değil yani...

Peki... Ya  benim kardeşten öğrendiğim unlu börek'e ne demeli? Bu hafta kaç kere yaptım kimbilir? Denk gelen parmaklarını yedi inanın... Diğer pişirdiklerimi yazmayayım.

Peki, çalışmadım mı? Ohooo!.. Vallahi deli gibi çalıştım. Yıl sonu ya... Aralık ve Ocak  en debdebeli aylarım! Abicim, ne zaman seyrettim bu kadar filmi diyeceğim demesine ama... Misal... Dün... İstanbul Modern'de... Oskar'a Aday Yabancı Filmlerden  İki Gün Bir Gece, Anne ve İnsan Kapitali'ni, yani üç filmi,  arka arkaya  soluk almadan seyrettim:)

Binlerce kasırga aşkına!  Yoksa ben... Hep mi böyleyim? Du bakalım... Önümüzdeki hafta vaziyetimi göreceğim! Allahım! Yoksa ben deli miyim? Ben neyim?

7 Ocak 2015 Çarşamba

Ve Kar Ve Kısa Masal



“…….
Size bir olay anlatayım, çok kısa
Bir kış günüydü, kar yağıyordu
Gök sapından boşalmış papatya yaprakları gibi duruyordu.
…….”

Edip Cansever


6 Ocak 2015 Salı

Şşşth! Kimse Duymasın!.. - 16 -,


Uyuyordum.
"Hayırdır inşallah," deyiverin lütfen.
Kendimi tuhaf bir  rüyanın içinde buldum.
 

Edip Cansever, 
"İnsanın duası bile kendine benzer.
"Rüyaları da öyle." der ya hani...
Elimde değil,
 Şairlerin sözünü hakikat sanıyorum.


Yoo... Sormayın!  
Rüyamı anlatmam... 
Çok  gülersiniz diye korkuyorum!


 Gerçekten!

1 Ocak 2015 Perşembe

Ve Yazgı Ve Başkaları


"….  Sen neye benziyorsun biliyor musun?"
Epeydir aradığın bir şeyi bulmuş olmanın hem sevinç,
hem keder veren gizli bir an için bulandırmıştı yüzündeki tedirginliği, kırgınlığı.
Sis ışığa çıkmıştı.
Sonra yavaşça çevirip başını yüzüme baktın kuyuya düşmeye benzeyen derin bir korkuyla.

"Neye?" dedim, yan yanayken yaşadığımız ayrılığın adını sorar gibi, "Neye?"

"Bilardo toplarına."

"Neden?" dedim.

"Yazgını hep başkalarının ıstakalarının insafına bırakıyorsun da ondan..."  
 
 

(Murathan Mungan'ın Bilardo Topları adlı şiirinden)
 
 
 
 

 

24 Aralık 2014 Çarşamba

Şşşth! Kimse Duymasın!.. - 15 -

 

 
Kitap okumakta, niyet mi önemlidir, kısmet mi?
Kısmet elbette, öyle değil mi?
 
Orhan Pamuk’un son kitabını,
 dahaaaa  fırından kitapçı tezgahına  çıkar çıkmaaaz,
dumanı tüttüğünü hayal ede edeee,
hem deee…
bir değiiiill…
tam  iki tane...
 Biri bana, biri kardeşime niyetiyle  satın aldım.
 
Kardeşim çoktan başladı okumaya...
Az kalmış... Bitirdi bitiriyor... 
 
Ahh!
Ben ise...
Her gece,  sokaktan  bozacının geçmesini bekliyorum.
 
Geçmeyince,
 Bana  henüz kısmet olmadı…
İlk sayfasını  bile  aralayıp bakmıyorum.
 
Kafamda bir tuhaflık var…
Boza içerek  okumaya başlamazsam,
Kitap bana gücenir diye çok korkuyorum.
 
 
Gerçekten!





21 Aralık 2014 Pazar

İnsanlık Ve Dinler Tarihine Tepeden Giriş Yaptım...


 
Yeminle yeni  öğrendim. Öğrenir öğrenmez, çılgın gibi sanal ansiklopediye saldırdım. Bulduğum her haberi, her yazıyı tüm merakımla okudum. Her videoyu izledim.  Nasıl  heyecanlandım anlatamam! Şahane bir bilgi bu!..  Dile kolay... Mısır Piramitleri’nden 7.500 yıl, İngiltere’deki Stonehenge Anıtları’ndan 7.000 yıl... Mezopotamya’daki ilk şehirlerden 5.000 yıl daha eski... Ve...  Dünya tarihinde keşfedilmiş en eski tapınak öyle mi? Üstelik, bizim memlekette…  Urfa’da… Göbeklitepe’de!

Atalarımın bütün eli hamurluları  ve bıyıklıları adına!
 
Günümüzden yaklaşık  12.000 yıl önce, henüz yerleşik hayata geçmemiş son avcı- göçebe gruplar tarafından inşaa edildiği anlaşılan bu anıtsal yapılarda, ortada iki büyük, etrafına yuvarlak örülmüş çeperlerin içine oturtulmuş  bazılarının boyu yedi metreyi bulan 12 dikilitaş mevcut...  Dikilitaşların üzerlerinde, hayvan, bitki, insan kolu ve eli kabartmaları ve işlemeleri var. Veee... 20 tapınak tespit edilmiş  henüz  6 tapınak gün yüzüne  çıkarılabilmiş.  Düşünebiliyor musunuz,  sadece dünyanın tespit edilmiş ilk tapınağı olmakla  kalmıyor, dünyadaki heykeltraş ve plastik sanatların  ilk örneklerini de barındırıyor...  Keşke gidip görebilsem... Müthiş!  Göbeklitepe'ye, ilk kez 1963 yılında denk gelinmiş. 1995 yılında,  Prof. Dr. Klaus Schmidt'in  başkanlığında  yüzey araştırmasından sonra kazılara başlanmış.

Bu yapıların her birinin açık hava tapınağı olarak inşaa edildiği anlaşılmış. Kazılarda, tapınakların yapımında kullanıldığı düşünülen kireç taşları, çakmaktaşları, taş aletler, öğütme taşları, kırık hayvan boynuzları, kemikleri bulunmuş.  İlginç olan, konut olabilecek herhangi bir yapı kalıntısına ulaşılamamış. Avcı-toplayıcı- göçebe insanlar bunlar... Nasıl organize olmuşlar, nasıl planlamışlar, nasıl taşımışlar, mimari ve sanatsal yeteneklerini nasıl geliştirmişler? 
 
Tarıma ve yerleşik düzene geçmeden önce, henüz kendilerine ev yapmadan tapınakların yapılmış olması bütün arkeoloji aleminin düşünce sistemini alt üst etmiş. Yoksa göçebe toplumlar bilinenin tersine, tarımı öğrendikten sonra yerleşik hayata geçmediler de, ibadet merkezine yakın olmak için mi yerleşik hayata geçip tarım yapmaya, hayvanlarını evcilleştirmeye başladılar acaba?  İnsan denilen  anlaşılmaz canlı türü, neleri düşünerek, neyi amaçlayarak  bu tapınakları yapmışlar oraya? Neyi anlatmaya çalışmışlar?  Niye ortada iki, etraflarında on iki dikili taş var? Semboller neolotik çağdan önce de var mıydı yoksa?  Allahım! Bilmediğim ve merak ettiğim ne çok şey var!  Keşke o zamanlara ışınlanabileceğimiz bir makine icat edilebilse! Keşke günümüzden 12.000 yıl önce yaşayan biriyle karşılaşsak, bize olup biteni anlatabilse... Keşke!

 

İşte bütün bunları merak içinde hayal ederken, 14.000 yıl önceden beri yaşadığını söyleyen biri aklıma geldi. 2007 yapımı The Man From  Earth'teki baş kahraman Profesör John Oldman. Film boyunca alanlarında uzman profesör arkadaşlarına,  mağara zamanlarından bugüne yaşadığını, 35 yaşından sonra hiç yaşlanmadığını, avcı- toplayıcılıktan yerleşik hayata, Sümerlerden Buda'ya,  Babil Hükümdarı Hamurabi zamanından  İsa Peygamber dönemine, Kristof Kolomb'dan Van Gogh zamanlarına,  şimdi aklıma gelmeyen pek çok hayatın içinden geldiğini anlatıyordu.  Yahudilik veya İslamiyetin başlangıç dönemleriyle ilgili tek kelam etmediğini  hatırladım şimdi. Neyse... Gene de aynı mekanda, yedi sekiz kişilik kadrosuyla,, tarihin içinde  pek çok yönüyle insanı sorgulatan muhabbetleriyle ilginç bir filmdi. Seyrettikten sonra etrafımızda böyle insanlar var mıdır diye tuhaf hayallere daldığımı hatırladım şimdi:)
 
 
Göbeklitepe, tarih, arkeoloji, astronomi, din  hakkındaki yanılgılarımızı ortaya çıkarmaya başladığına göre, insanlık tarihinde bilmediğimiz, keşfedilecek, öğrenilecek, şaşırtıcı, heyecan verici daha neler var kim bilir?
 
Ahmet Turgut Yazman,  Göbeklitepe üzerinde dört yıl çalışarak,  yurtiçi ve yurtdışı festivallerde gösterilen  bir belgesel film yapmış.  Mutlaka  bulmalıyım.  İnsanın öyküsünü 12.000 yaşında birinden dinlemem mümkün olmasa bile, bu belgesel  o çağlarda yaşayan insanların,   dünyayı, hayatı manalandırma çabalarını anlamama yardım edecektir diye düşünüyorum. Doğrusunu söylemeliyim, benim çabalarımı da elbette:)


 

Neden Sigortacı Oldum?



Bu soruya havalı bir cevap verebilirim. Mesela şöyle söyleyebilirim:

“Kitap seven biriyim. Hele 1883 doğumlu, modern dünya edebiyatının en önemli yazarlarından Franz Kafka’nın kitaplarına deliririm. Kafkaesk bir ruha sahip bencileyin biri, olsa olsa aynen Franz Kafka gibi sigortacı olarak işe başlar diye düşünmüştüm. Sahiden Kafka gibi sigortacı oldum. Laf aramızda, belki ben de Kafka gibi kitap yazabilirim hayali kurmuştum kurmasına amaaa… Yaza yaza ancak blog  yazısı yazabildim:)”

18 Aralık 2014 Perşembe

İçinden Sigortacı Geçen Filmler -2 - ÇİFTE TAZMİNAT

 
Selam, kahve milleti insanları!

Şu yukarıda afişini gördüğünüz  Çifte Tazminat adlı film var ya… Fennin ilk harikası,   Amerikan mucizesi, bütün meşhurların sevdiği bir filmdir.

Çifte Tazminat’ı,  öyle laga luga  sanıp, sakın ola küçümseme gafletine düşmeyiniz.  Kendisi:

-  l7 dalda Oscar’a aday olmuş,
- 100 yılın en şahane  filmlerinden biri olarak değerlendirilmiş,
- Sinema dünyasının gelmiş geçmiş en önemli yazar yönetmenlerinden Billy Wilder’ın büyülü başyapıtıdır.
- Akabinde ve detayında,   kara film tarzının tüm klişelerine sahip bir filmdir...

Hangi klişeler mi?  Hangileri olacak…  Ayıptır söylemesi…
 
 - Güzel, güçlü, fettan kadın… .
- Yakışıklı, zeki, dilbaz adam...
- Siyah beyaz, tekinsiz atmosfer....
- Elden düşmeyen içkiler, sigaralar…
- Suç...
- Ölüm...
- Ve elbette… Nanananooom… Tutkulu bir aşk.

Filmin konusuna merak sarkıtan veya  pike yapıp seyirtenler varsa, hemen özet attırıvereyim: 
 
Mutsuz evliliği olan kadın, sigortacı adamı etkiler.
Kaza süsü verecekleri bir cinayeti beraberce planlarlar.
Sigortacı  adam, önce kadının kocasına Hayat Sigortası  yapar.  
Sonra Kaza Sigortası'nı da poliçeye ilave eder.
Bu tip poliçelerde, ecelle değil kazayla ölüm olursa çifte tazminat ödenmektedir.
 
Sonra ne mi olur? Yooo. Anlatmam.  Valla benden  bu kadar arkadaşım.  Merak eden oturur seyreder:)