Yooo... Esasında yeminle kavga müptelası
biri değilim. Tamam. Kill Bill film afişlerini ofisimin duvarına asacak
kadar ya da ne bileyim Bruce Lee, Kolsuz Kahraman Wang You filmlerini cd
kolleksiyonuma katacak kadar dövüş sporlarını severim. Ve fakat
durduk yerde kimsenin canını acıtmak istemem. Öyle öğretildi.
Argo konuşamam. Küfür söyleyemem.
Bugün ise... Karşımdaki muhataplarımı eni konu pataklamak istedim. Her birinin meymenetsiz suratlarını göz ucumla seyrettim. Bu denli çözümsüzlükten yana, bu
denli duyarsız, bu denli densiz, bu denli gıcık adamlar nasıl bir araya
gelmiş, şaştım kaldım. Kafam pazar yeri gibi dolu ve kalabalıktı.
Konuşmama devam etmemin tesiri olmayacağını anladım. Haydi bana eyvallah
diyerek toplantıdan çıktım.
En etkili rehabilityasyon merkezi.... Marş marş en yakın kitapçıya girdim. Çizgi
romanları epeydir ihmal etmiştim. Çektim tabureyi, gözüme değen ilk çizgi
romanı kaptım. Ghost World. Hayalet Dünya öyle mi? Hiç duymamıştım. Şööölee...
Sayfalarını dalgandırdım. Arka kapağına tüm merakımla baktım. Harikulade, melankolik
bir çizgi romanmış. Bir klasikmiş. Elleri belinde iki kız çizimi. Çizgi romanın
kahramanı kızlar belli. Oh ya! dedim. Dosdoğru kasaya gittim.
Kendime kahve ısmarladım. Çizgi romanı
okumaya başladım. Çizgiler hoş, renkler yumuşacık. Kızların
muhabbetleri ise nasıl huysuz, nasıl eleştiri dolu, nasıl argo anlatamam.
Ağlamalar, dibe vurmalar, küfürler gani... İki ergenin bunalımlı
sohbeti, ruh halime ilaç gibi geldi. Çizgi romanı, her karenin
tadını ala ala bir solukta okuyup bitirdim.