- Gözlerimi
kapatıyorum. Kara Kitap 25 Yaşında adlı kitabın rastgele bir sayfasını açıyorum.
Onuncu Bölüm. Başlık: Kahramanı Benmişim. Tahir-ül Mevlevi’den bir alıntıyla
başlıyor. "Üslûpta şahsiyyet: Yazı yazmak, mutlaka yazılmış yazıları
taklît etmekle başlar. Bu tabii bir hâldir. Çocuklar da başkalarını taklîd ile
söze başlamazlar mı?" Kısmetime bu cümlelerin denk gelmesi hoşuma
gidiyor. Muzurca gülümsüyorum. Feleğe çok teşekkür ediyorum.
-
Buzdolabından soğuk sütü çıkarıyorum. Bir su bardağı sütün içine bir
çay kaşığı dolusu türk kahvesi ile çekirdeklerini çıkardığım iki
hurmayı usulca atıyorum. On dakika sonra yumuşamış hurmaları çıkarıp biraz
sütle rondoda çeviriyorum. Boza kıvamına geliyor. Bardaktaki kahveli sütün
içine geri boşaltıyorum. Süt+Kahve+Hurma... Resmen üç ahbap çavuş! Bir araya gelince, nasıl hoş kokulu, nasıl leziz, nasıl hafif tatlı içecek oluyor anlatamam. Müthiş! Ramazan ayından beri
bunu ben hep yapıyorum.
- Çok soğuk,
dondurucu, kışın en şiddetli zamanı için kullanılan bir kelime var. Zemheri.
Peki, çok sıcak, bunaltıcı, şimdiki gibi yazın en cayır cayır zamanı için hangi kelime
kullanılıyor? Çöl sıcakları demeyin. Zemheri gibi afilli bir kelime bulmak
istiyorum.
- Ofisteyiz. Özlem klavyeden ayırdığı ellerini birleştiriyor, avuç içlerine üst üste bir kaç kez üflüyor. Hayırdır, diye soruyorum. Sıcaktan avuçlarının alev alev yandığını söylüyor. Üfleyerek soğutuyormuş. Du bi... Yoksa... Sahiden... Üüff deyince soğuk, hoohh deyince sıcak hava mı geliyor. Şaşırıyorum.
- Hah işte.
Çok güzel... Şimdi gene aklıma takıldı... 2 neden üç, 3 neden iki harflidir?
Haklısınız. Saçmalamaya devam ediyorum.
- Hurma
ağacının tıpkı insanlar gibi yavrulayarak çoğaldığını, eğer yavrusu yakınına
ekilmezse, küsüp kuruduğunu öğrendim. Elbette hemen inandım. Kim ne düşünürse
düşünsün, ağaçlarla konuşmaya devam etmeye karar verdim.
Devam edecek...






