2 Kasım 2017 Perşembe

Uyku Büyüsü Yapayım Derken...


Gece. Uykum kaçtı...   Her aklına estikçe kaçıveren uykumun peşinden bu kez  gitmeyeceğim. Kararlıyım. Uykumu kendi ayaklarıyla tıpış tıpış geri getireceğim. Evet. Yapabilirim bunu. Becereceğim.

Yatmadan önce okumaya başladığım Haydar Akın'ın  Ortaçağ Avrupa'sında Cadılar ve Cadı Avı adlı kitabının  büyü ve büyü teknikleri bölümünden derdimin anlam ve önemine uygun bir büyüyü hatırlamaya karar verdim. Düşündüm... Taşındım...  Şu hafıza ne tuhaf bir kutu. Bir tane bile büyü  yapacağım kelimeyi, aklımın ucuna getiremedim. Binlerce kasırga aşkına...  Onun yerine ne yaptım bilin bakalım?  Bir şiirin  en şahane dizelerini, hafızamın tılsımlı dolabından cımbız cımbız çekiverdim... Diyor ki...

"Gittin. Şimdi bir mevsim değil, koca bir hayat girdi aramıza." 
(koca bir ömür mü? yok artık!) yeminle yeni gitti!)

"Biliyorum ne sen dönebilirsin artık, ne de ben kapıyı açabilirim sana." 
(hoppala! yoo! sakın ha! yooo! )

"Şimdi biz neyiz biliyor musun?
Akıp giden zamana göz kırpan yorgun yıldızlar gibiyiz.
Birbirine uzanamayan
Boşlukta iki yalnız yıldız gibi
Acı çekiyor ve kendimize gömülüyoruz."
(Murathan Mungan'ın Yalnız Bir Operası'ndan bu dizeler... Allahım yarabbim...  Nasıl büyülü sözler... Ve  ne zaman aklıma gelse, bu şiir beni duvara çiviler!  Tamamını ezbere bilmiyorum ki... Hem şimdi meselemle ne ilgisi var di mi? Du bi... Nasıldı?)

"Gittin. Şimdi bir mevsim değil, koca bir hayat girdi aramıza." 
(yooo! hayır!)

Biliyorum  cadılık yapıp seni ayaklarıma kapatmaya niyet etmiştim. Aklım sıra büyü yapıp seni tıpış tıpış geri getirecektim.  Şiirin dizeleri feci çarptı beni.... Feci... Büyülendim. 

Uykum, lütfen  kendiliğinden dön geriii!