uzun hikaye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
uzun hikaye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Ekim 2012 Pazar

Bazı Kitaplarla Nasıl Mı Denk Geliyorum? Uzun Hikaye!


Doğrusunu söylemek gerekirse, okuduğum kitapların sinema uyarlamalarını seyretmeyi çok ama çook severim. Hatta okuduğum kitapları, farklı yönetmenlerin  çekimleriyle seyredebilsem keşke derim. Bazan  tersi olur. Okumadığım bir öyküye sinemada denk gelirim. Aynen cumartesi günü, Mustafa Kutlu'nun hikayesinden sinemaya uyarlandığını filmi seyrederken öğrendiğim, Uzun Hikaye adlı film gibi. Yalanım yok. Uzun Hikaye'yi severek seyrettim. Şahane bir dönem filmiydi. Memleketim insanlarının acı, tatlı halleri. Çekimler, oyunculuklar, mekan seçimleri, müzikler, sevdiğim insan halleri ve muhabbetleri... Hele bir tren yolu hikayesi olması var ya... Her bir tren sahnesi... İçime lıkır lıkır portakal şurubu gibi bir şey akıttı sanki. Sinema  hayatı eşsiz hissettirir ya hani... Sinemadan çıkınca yüreğimde tatlı bir hoşluk hissettim. Sırf bu güzel sinema hazzı sebebiyle, filmin yönetmeni Osman Sınav'a  helal olsun dedim. Dedim demesine ama... Yüreğimdeki o acayip suçluluk duygusu neydi peki?  Resmen içim içimi yiyiyordu sanki. Aslında yüreğimi kemiren bu duygunun nedeni bal gibi biliyordum. Beğeniyle seyrettiğim filmin, Mustafa Kutlu'nun Uzun Hikaye adlı öyküsünden senaryolaştığını öğrenmiştim ya, hemen eve gelince küçük bir araştırma yapmıştım. 1945 Erzincan doğumlu olan Mustafa Kutlu'nun 22 öykü, 5 deneme- inceleme kitabı vardı. Yuf olsun bana! Ben birini bile okumamıştım. Ne fena! "Neyse, iyi ki bu filmi seyretmişim," dedim kendi kendime. Çünkü Uzun Hikaye adlı film, bende Mustafa Kutlu öyküleri okuma hevesi verdi. Ne güzel!.. Hemen yazarın kitaplarına baktım.  Kitapları kapaklarına göre seçmem elbette ama güzel kapaklı kitapları sevdiğimi itiraf etmeliyim. Mustafa Kutlu'nun kitap kapakları ve hatta kitap isimleri hoşuma gidince, çok sevindim. Çünkü öykülerini de seveceğimi hissettim.  Bazan bazı kitaplarla nasıl denk geliyorsun diye soruyorsun ya hani... Şeyy...  Ne desem? Uzun hikaye diyebilirim belki:)






 







Trene Binip Gideceğim İşte!.. İyi de Nereye?


Nasıl anlatsam bilmiyorum? Bak şimdi... Dün arkadaşlarım Oya ve Hülya'yla birlikte kahve içmeye gitmiştik tamam mı? Kahveden çıkışımız sinema saatine denk gelince, Uzun Hikaye adlı filme girdik. Film fonda ağız mızıkasından çıkan ezgiler eşliğinde, bir kara trenin olağanüstü güzelliğiyle dumanı tüte tüte gelişiyle başlıyordu. Atilla Atalay öyküsünde der ya hani; "Kimisi vapurları daha çok sever. Denizotobüsüne şiir yazanına, hafif metro görünce içlenenine henüz rastlamadım. Ama ben, belki de asla bir daha aynı vagona binemeyeceğini bildiğimden, cama burnunu yapıştırmış çocukluğumla hiçbir imdat frenine aldırış etmeden akıp giden trenlere, öküzlerinki gibi karşılıksız bir aşkla bağlıyım..." Yazarla aynı fikirdeyim. Trenleri oldum bittim karşılıksız  aşkla sevdim. Uzun Hikaye'yi seyredince, film başından sonuna trende, tren yolu çevresinde geçince, trenle yolcuğa gene nasıl heves ettim anlatamam. Of!  Tamam.. Tak etti canıma. Çantamı takacağım sırtıma… Trenle yolculuğa çıkacağım mutlaka… Evet… Evet… Çıkacağım. Hem de tek başıma. Fazla eşya almayacağım yanıma. Kitapsız olmaz ama.. Bu kez cimri olmayacağım kitap konusunda. Okuduğum kitabı, oturduğum koltuğa bırakacağım. Hatta içine bir not bırakacağım. “Ben okudum. Çok sevdim. Okumanızı tavsiye ederim.” diyeceğim mesela… Ne dersin? Şahane bir hayal değil mi bu? Peki nereye mi gideceğim? Tren istasyonuna gideceğim. O sırada gelen tren nereye gidiyorsa oraya gideceğim. Mesela çok uzaktaki ıssız bir kasabaya…


Eyvah.. Ben böyle hayal kepenklerimi açarsam gene sonuna kadar, trenle seyahat etmek niyetiyle gidersem bir kasabaya… Ya Anayurt Oteli gibi bir otele denk gelirsem? Hatırlasana Yusuf Atılgan’ın Anayurt Oteli adlı kitabından sinemaya uyarlanan, Ömer Kavur’un yönettiği aynı isimli filmi… Amaaann, Allah Korusun!.. Ya karşıma bu filmde Macit Koper’in canlandırdığı Zebercet adlı karakter gibi biri çıkarsa? Hani anne babası ölmüştür de Zebercet’in, otele çevrilmiş eski bir konakta neredeyse hiç çıkmadan günlerini geçirmektedir. Sadece otele günübirlik gidip gelenler vardır. Bir de uzun kalan bir yaşlı müşteri ile otel hizmetçisi o kadar. Galiba konusu böyle bir şeydi... Hani günübirlik otelde kalan bir kadının ardından, kadının her an tekrar geri döneceğini ümit eder. Of!.. Ne güzel trenle seyahat edeceğim derken, şimdi Anayurt Oteli nerden aklıma geldi birden? Hele Zebercet gibi bir otel işletmecisi... Hımm… Ece Temelkuran’ın Kasaba Otelleri adlı bir yazısı vardır. Okumuş muydun bilmem? Belki de hep oradan gitmek istemiş, gitmeyi beceremeyince de bari gidenlere tanıklık edeyim diyenlerin kasaba otellerini işlettiğini söyler. Hayata küsmüş insanlardır belki. Çünkü konukları hep kazara, hep mecburiyettendir ya... Hep şüpheci ve sinirli olmaları da belki de bu yüzdendir kasaba oteli sahiplerinin der. Büyük, lüks oteller insanı şımartır, mühim bir şahsiyet olduğunuzu tekrar edip durur mütemadiyen. Oysa kasaba otelleri yüz vermez insana. Ne kadarsan o kadar. O nedenle kendini pek önemsemeyenlerin merakı kasaba otelleridir der Ece Temelkuran.


Severim ben kasaba otellerini ve kalacaksam eğer bir kasaba otelinde kalırım her şeye rağmen. Günübirlik bir müşteri olurum… Arkamdan neler olur biter bilemem... Kim bilir? Ben yola devam ederim...Yeni bir kasabaya giderim belki. Öyle bir yer ki, oraya varınca karların yolu kapatacağı tepe bir kasaba olabilir sözgelimi… Off! Bu kez Kubrick’in, Stephen King’in romanından uyarladığı Cinnet adlı film aklıma geldi iyi mi? Hani Jack, eşi ve oğlu ile birlikte bir dağ otelinin kış bakıcısı olamayı kabul eder. Otelde bazı kötü ruhların varlığını hissetmeye başlar. Yooo…. Hiç anlatmayayım korku filmlerinin baş yapıtı sayılan bu filmi... Yooo... Ama... Ya yolum böyle bir otele düşerse? Yok artık… Nedir bu? Nerden geldim ben bu dağ kasabasındaki otele Allahaşkına? Ne güzel atmıştım çantamı sırtıma.. Çıkacaktım trenle yola… Olmaz ama… Yoo.. Şimdi oturduğum yerde böyle hayaller kuruyorum ama... Trenle nereye gidebilirim ki? Hızlı tren çalışmaları başladı ya hani... Bizim şehirdeki tren seferleri kaç aydır iptal edildi. Hımm. Du bi... Enseyi karartmamalıyım.   "Hayal et, olur elbet" demekten vazgeçmemeliyim. Evet. Hayali de olsa...Takacağım çantamı sırtıma. Ben anlamam! Trenle yolculuğa çıkacağım mutlaka! Hem de tek başına! İlla!

13 Ekim 2012 Cumartesi

"Nasılsın" - Uzun Hikaye


"- nasılsın?"

- anladığın ve algıladığın kadarım işte.. ne bir eksik ne bir fazla.. nasıl hissettiriyorsan öyle'yim.. nasıl hissettiriyorsam öyle'yim..  biraz'ım, galiba'yım, sanki'yim, belki'yim, acaba'yım.. gibi'yim.. herhangi bir insan teki'yim.. her hangi bir ruh hâliyim.. nefis manzaralı, bir hayat eti'yim, eki'yim.. nasıl olsak, hoş olur




"- nasılsın?"

-  gerçekten mi, soruyorsun.. iş olsun diye mi.. kaç kişi, birisinin, gerçekten iyi olup olamadığını merak ediyor ki.. önyargı ve dedikodu varken.. kim kimin iyiliğini istiyor ki.. kim kimin kötülüğü üzerine, iyilik bina etmiyor ki.. şimdi'yim ve burada'yım.. öyleyse nasıl'ım.. ölümden önce, doğumdan sonra'yım.. ölmeyecek kadar iyi, yaşamayacak kadar kötü'yüm.. kendi kendim bir yere kadar gittim, kendim gelene kadar, kendimin yerine bakıyorum.. kinetik enerji'yim, potansiyel iyiyim.. bir işaret bekliyorum




"- nasılsın?."

- "nasılsın" kelimesi, güzel türkçemizde bir soru olup, "nasılsın" diye soran dost ve müşteri şahıslara, duruma uygun, doğru ve yanlış cevaplar verilir.. bu cevaplar da kendi aralarında bir kaça ayrılabilirler..... nasıl olsam hoş olur.. bezgin, mutlu, göçebe, vurdum duymaz, kumral, sıska, bir düzine, dul, yaşlı, sosyalist, kel, laz, yeşil, karamsar, atletik, vesaire.. nasıl olsak hoş olur







"-nasılsın?"

- tahmin edemeyeceğin kadar iyi'yim.. bundan iyisi, şam'da kayısım.. dar geldi bu yaş bana.. alışamadım, şığışamadım.. sağlığınıza duacıyım..... herkes iyi olmadan ben hiç iyi olamıyım.. peki ben ne yapıyım





"nasılsın?"

- boş ver şimdi.. ne sen, sormuş ol, ne de ben cevap vermiş olayım.. gel, hiç tanışmıyormuş gibi yapalım.. den dan'ım, dan dun'um.. vakit dolduruyorum





"-nasılsın?"

-  ne bu, yahu.. yeni bir tarikat mi kurdunuz.. niye her rastladığınıza bu soru'yu soruyorsunuz.. nasılsın olay'ına karşı'yım ağa.. gıcık yapıyor, allerji kapıyorum.. dur kaçma.. 






NOT: Bugün beğeniyle  seyrettiğim  Uzun Hikaye adlı filmle ilgili bazı karelerle, Metin Üstündağ'ın  Ömür Törpüsü adlı kitabının "-nasılsın?." adlı bölümünün bazı paragraflarını eşleştirdim. Heey, bana "nasılsın?." mı diyorsun? Yok artık:)



28 Mayıs 2012 Pazartesi

Uzun Hikâye...



Uzun zamandır dalgın bakıyordun dünyaya.
Anlat, dediler.
Anlatamam, uzun hikâye, dedin.

Murat Özyaşar / Ayna Çarpması