19 Mayıs 2009 Salı
İnsanın İçi Üşür mü?
16 Mayıs 2009 Cumartesi
Emine Işınsu ve Küçük Dünya
1938 doğumlu Türk Edebiyatının değerli yazarı Emine Işınsu, Ankara Dil Tarih Cografya Fakültesi İngiliz Dili ve Edebiyatı ve aynı okulun Felsefe bölümünü bitirmiş. Okurken bir dönem AFS bursuyla Amerika'ya gitmiş. 17 yaşındayken ilk şiir kitabı İki Nokta basılmış. 1963 senesinde en tanınmış romanı Küçük Dünya yayımlanınca artık romana yönelmeye başlamış. Romanlarında insan psikolojini öne çıkaran yazar, romanlarını daha çok kadının tutsaklığı ve Türklerin tutsaklığı konularında yazacaktır. Son dönem yazdıklarında ise tasavvufun ünlü simaları Yunus Emre, Hacı Bayram Veli, Niyazi Misri'yi ele almış.
En sevilen kitabı Küçük Dünya'da; kendi küçük dünyasında , annesinin baskısını üzerinde fazlaca hissederek yaşamaya çalışan Nur, üniversiteyi bitirir bitirmez kendisini çok seven Ferit ile evlenir ve Şanlıurfa'ya gelin gider. Şehrin otantik ve mistik havası Nur'u çok etkiler. Örf ve adetlerin fazlaca hayata tesir ettiği bu şehirde gene daralmaktadır. Kocasının arkadaşı Murat'la iyi bir arkadaşlık kurar. Bu arkadaşlık zamanla aşka dönüşür. Ancak hiçbir zaman kelimelere dökülmeden yaşanan bir aştır bu. Bu kitap Türk Edebiyatının en güzel romanlarından biridir. Kitabın arkasında şöyle bir not yazmaktadır:
15 Mayıs 2009 Cuma
Yağmursever
14 Mayıs 2009 Perşembe
Ey Yaz!
Aylin Sökmen - Salt Okunur
Arka kapağı çevirdim. Yazarın küçük bir fotoğrafı konmuş. Güzel bir genç kadın belli. Fotoğrafın yanına şöyle bir yazı eklenmiş: "Salt Okunur, zekice kurgulanmış bir oyun alanı. Anlatıcının sürekli devrede kalarak varlığını hissettirmesi sözü edilen oyunun alanını genişletiyor. Kitabın sonuna kadar ipleri elinden bırakmayan Aylin Sökmen, metinlerin arasında soluk alıp veren, düş ve arzularla hareket eden kahramanlarıyla gerçekleri sağaltırken,gerçek yaşamda olmayan bir bütünsellik yaratıyor." Hımm! Yok, bu yazı beni çok etkilemedi. Kitabın başına dönmeliyim. "Annem'e, Babam'a ve kardeşim Ali'ye," Aylin Sökmen bu kitabını ailesine ithaf etmek istemiş. Demek ki aile bağları kuvvetli bir genç yazar modeli.
13 Mayıs 2009 Çarşamba
Sarı Kız Salatası
Memlekette Kadın Vaziyetleri
Can Dündar bu konuyu irdelemiş. Diyor ki: “Cehalet, töre, gelenek, erkek kültürü, kan davası, korucu sistemi, silahlanma, toprak reformu, nüfus planlaması... Sayısız melanet bir araya toplaşıp bu trajik sonucu hazırlamışa benziyor.Hepsini uzun süredir tartışıyoruz; daha da yıllarca tartışacağa benziyoruz. Ama hiçbiri konusunda ciddi bir şey yapmadığımız da ortada...Bu başlıklar içinde bir tanesinin giderek özel önem taşımaya başladığını düşünüyorum: “Kız meselesi...”
Özellikle son zamanlarda kadınların özgürlük taleplerinin artması, geleneksel yapıların çökmeye başlaması,eğitimlerinin artması, ek gelir ihtiyacı ve televizyonun insanlara yeni hayatlar göstermesi,kadının esaretten kurtulmasına neden oluyor. Erkekler bu durumdan rahatsız. Egemenlik tahtları sallanıyor. Artık itiraz edebilen, okuyan,çalışan, olmayınca evden kaçan, intihar eden yeni bir kadın modeli çıkıyor ortaya. Erkekler bunu hazmedemiyor. Yazar bu tip cinayetlerin altında yatan nedenlerin bunlar olabileceğini düşünüyor. Aslında bunun bir “erkek sorunu” olduğunu söylüyor.
Can Dündar yazısını şu cümlelerle bitirmiş:
“Ne olursa olsun; tarihsel süreç kaçınılmaz bir şekilde işliyor.Kadının özgürleşme talebini durdurmak mümkün değil.Lakin geçiş sürecinde erkek tutuculuğunun direnişi giderek vahşileşen bir şekilde sürecektir.Neyse ki, yenilgiye mahkûm bir direniş bu...Bize çok çektirecek, çok kan dökecek, ama sonunda mecburen boyun eğecek bir mukavemet...Bu direniş bitip de erkek, “töre” dediği savaş baltasını toprağa gömdüğünde, harp alanında yen içinde kalmış milyonlarca kırık kol bulacağız; Yol kenarında kurşunlanmış genç kız bedenleri...Yatak odalarında saklanmış aile içi tecavüz sırları...Başlık paraları... Namus cinayetleri... Kuma düzeni...Kanlı bir hükümranlığın berbat anıları olarak, tarihin çöplüğünü boylayacaklar.”
Sinema Hayatı Eşsiz Kılar!
Bu yıl 12.düzenlenen Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali'nin ana konusunu zorla çocuk yaşta evlendirilen kızların dramı oluşturuyormuş. Özellikle dört film bu drama odaklanan filmlerden seçilmiş. Bu filmlerden biri Yemenli kadın yönetmen Hatice El Selami'nin 11 yaşında evlendirilen bir kız çocuğun gerçek hayatını anlattığı Amina'ymış. Ülkesinin ilk kadın yönetmeni olan Yemenli Hatice El Selami, bir gazete haberi sayesinde haberdar olduğu Amina’nın öyküsünü anlatıyormuş bu filmde.
Sabah TRT1 de Hatice El Selami ile yapılan bir haber röportajı seyrettim.11 yaşındayken zorla evlendirilen, kocasını öldürmek suçundan ölüm cezası ile yargılanan Amina'nın yaşadıklarını etkili bir dille ve büyük bir cesaretle filme aktarınca, bu filmin hükümetin gözünü açtığını ve ilgili bakanlığın böyle kadınların sorunlarına eğilmelerine yol açtığını anlatıyordu. Ayrıca film sebebi ile gazeteciler konuyu gündeme getirip, dillendirince aynı örnekten ne çok kadın olduğu farkedilmiş. Bu film sayesinde Amina'nın cezası kaldırılmış.
Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Film Festivali yöneticilerini de, bu festivali yıllardır sürdürdükleri için kutlamak lazım. Ayrıca bu örnek sinemanın gücünün ve hayatı eşsiz kıldığının en önemli bir örneklerinden biri değil mi?
12 Mayıs 2009 Salı
Her Şey Daha İyi Bir Dünya İçin!
Arasıra bloğumda İl Kadın Girişimciler Kurulu olarak yaptıklarımızı yazmak istiyorum. Hatta kadınların durumlarını tekrar tekrar hatırlatmanın faydalı olacağı düşüncesindeyim. Feministlik derdinde hiç değilim inanın. Dileğim ülkemizdeki kadınların erkeklerle aynı seviyeye gelmesi okadar! Bakın,
Memleketimizde 100 kadından sadece 7'si girişimci yani kendi işini yapıyor ve tarım dahil 100 kadından 24'ü çalışıyor. Türkiye’de her 3 kadından 1’inin şiddet mağduru ve her 5 kadından 1’inin okuma yazma bilmediğini öğrenmek, sizi de hem hayrete hem de dehşete düşürmüyor mu?
11 Mayıs 2009 Pazartesi
Berezilya.com En İyi 10 Futbol Bloğundan Biri

"Goal dergisinin mayıs sayısında yer alan En İyi 10 Futbol Blogu listesinin yedinci sırasında Berezilya.com var. Tanıtım yazısı şöyle: Berezilya,com Ege Görgün tarafından kurulan bir futbol blogu. Ayrıca Cem Toq, Yetkin Paker, Abdullah Malçok, Aysun Başaran gibi isimlerde yazılarıyla blogu zenginleştiriyorlar. Berezilya.com’un içeriğini genel olarak Türkiye futbolu oluşturuyor. Blogda haberler ve değerlendirmelerin yanı sıra ilgi çekici röportajlarda yer alıyor. Berezilya.com’un en önemli özelliği ziyaretçilerine de açık olması. Blogun “Başlama Vuruşu” adlı bölümünde yer alan şu sözler aslında her şeyi açıklıyor: Bu blog, futbolun asla sadece futbol olmadığını bilenler ama işin içine rant, kavga, entrika, iktidar ve kazanma hırsı girdikçe “futbol sadece futbol olarak kalsa daha mı iyiydi acaba” diye de düşünenler için kuruldu. Ve bu blog onlar okuduğu, daha da önemlisi yazdıkları sürece yaşayacak."
10 Mayıs 2009 Pazar
Size Anne Diyebilir miyim?
9 Mayıs 2009 Cumartesi
Eskiden Kafe
Eskiden Kafe çok özenle hazırlanmış ve belli bir özelliği var. Herşey 1980 li yıllara ait. Mesela bugün kardeşle kafeye girdiğimizde Modern Talking çalıyordu. Bu 80 li yıllar insan kaç yaşında olursa olsun neden güzel duygular uyandıyor insanda anlamıyorum ki? Duvarda "1980 li Yıllarda Yaşamak" diye bir başlık atılmış. Altta şunlar sıralanmış:
- Fon müziği Laura Brannigan'dan Self Control olan günler demek
-Şehirlerarası yolculuğa çıkarken otobüsün 302S olması için dua etmek demek
-Çavuşesku ve karısının kurşuna dizilişini TV den seyretmek demek
-Gorbaçov'un kafasındaki lekenin ne olduğunu anlamaya çalışmak demek
Her Şeye Rağmen Temiz El Değmemiş Bir Hayat Demek
-Breyk,breyk arkadaş arıyorum demek
-Videocudan American Ninja, Kan Sporu ve Karete Kid filmlerini kiralamak demek
-İcraatın İçinden izleyip, Özal'ın kalemine bakıp hipnotize olmak demek
-Gazoz kapağı, misket oynamak demek
8 Mayıs 2009 Cuma
Ege Görgün ve Gelecek Öyküler
"Oturma odamızda "ailecek" naklen savaş izlediğimiz, ileriyi göremediğimiz,kendimizi güvensiz hissettiğimiz bu günlerde,gelecekle ilgili hayal kurmak belki de zor... Gelin hep beraber bu öykülerle zamanda yolculuk edelim ve şimdiden - iki yüz yıl beklemeye gerek kalmadan - boyut değiştirelim!"
Ayrıca geçmişe yapılan yolculuklar sadece turistik amaçlı değildir. Teknolojik ve tıbbi araştırmalarda kullanılmak üzere canlı denek sağlamak üzere geçmiş zamanlardan insanlar kaçırılmaktadır. Kurulan bir polis şubesi, eski zamandaki kaçırılma olaylarının zaman ötesi suç olup olmadığını araştırmaktadır. Okudukça "Olabilir mi?" diye düşünmeden duramıyorsunuz. Dünyada her yıl kaybolup bulunamayan okadar çok insan var ki! Gelecek yüzyıldan dünyamıza gelip kaçırmış olabilirler mi? Kim bilebilir?
Ege Görgün, genelde geçmiş yada gelecekle ilgili fantastik öyküler yazsa da, ben iyi bir takipçisi olarak nedense Ege Görgün ile gene tüm kitaplarını ilgiyle okuduğum ünlü İngiliz romancı Nick Hornby arasında bir paralellik sezerim. Ege Görgün, iyi bir sinema, müzik ve futbol yazarı olması sebebiyle, memleketimizde hiç türüne rastlamadığım, Nick Hornby tarzı romanlar yazabileceği kanaatindeyim. Umalım ki yakın zamanda Ege Görgün'ün, fantastik yada kendine özgü öykülerini yada romanını yazdığı bir kitabını elimize alıp okuyabilelim. Ne diyelim? Okur hayal ettiği müddetçe yaşar!
4 Mayıs 2009 Pazartesi
"Yeniçeri" Diye Bir Çizgi Roman Kahramanımız Varmış!
"Topkapı'da hologram Yeniçeler dolaşacak" diye bir haber okuyunca, hayalperest ruhum depreşti. Bir elimi koydum yanağıma ve kendimi ışınladım Topkapı Sarayı'na. Konu daha ihale aşamasında olmasına rağmen, ben çoktan Saray'daydım ve Yeniçerilerle Topkapı Sarayı'nı dolaşmaya başlamıştım bile. Keşke Yeniçerilerle ilgili bir çizgi romanımız olsa, kahramanlık filmleri çevrilse mesela, diye düşünerek konuyla ilgili yazıları sanl ansiklopedide araştırıyordum ki, gözlerime inanamadım. Çizgiroman.genç.tr diye bir sitede 2004 tarihli "Özel Dosya-Amerikan Çizgi Romanı, Türk Politik Hayatının Aynasıdır! : Yeniçeri" başlıklı bir yazı gördüm. Bir araştırma yazısıydı ve yazarı ÇROP ve TERSNİNJA'dan tanıdığım, Sarp bebeğin babası Ümit Kireççi'ydi.
Neticede anladım ki:
3 Mayıs 2009 Pazar
Bana Dokunmayan Yılan Bin Yıl Yaşasın Deme!
2 Mayıs 2009 Cumartesi
Kendini Hep Ihlamur Ağacı Gibi Hissetmek!...
"Bir ıhlamur ağacını kesmekle, kendimi yazı yazmaktan alıkoymak aynı şey. Yada ıhlamur ağacının olmasıyla benim olmam anlam bakımından farklı değil. Bundan sonrası ayrıntılar..." Böyle diyordu ya Edip Cansever. "Yazmazsam çıldıracaktım." diyordu Sait Faik de bir yazısında. İnsan duyguları müşterek."Yazmak" böyle bir sevda işte galiba. Çılgınca. Bugünlerde kendimi tam manasıyla bir ıhlamur ağacı olarak hissetttiğimden olsa gerek, hep yazmak istiyorum. Hep yazmak. Biteviye hem de...Tüm günün koşturma aralarında, masada açık duran bilgisayarıma oturup yazdım durmadan. Abartma sanatında üstüme yoktur da, bugün o günlerden biri demek!
Ben kendimi "Ihlamur Ağacı" gibi hissediyorum hala..... Teşekkürler Oya!
Elveda Mrs.Robinson
Bugün evde, "Simon&Garfunkel"'in söylediği unutulmaz "Mrs.Robinson" şarkısını dinleyince, "Dustin Hofman"'ın "The Gradute" yada Türkçe ismiyle, "Mezuniyet" yerine "Aşk Mevsimi "diye çevrilmiş filmi aklıma geldi. İnterneti karıştırınca, gördüm ki üniversiteden yeni mezun Ben’i (Dustin Hoffman’ı) baştan çıkartan ve güzel kızı Elaine'den (Katharine Ross'dan) koparmaya çalışan , unutulmaz "Mrs. Robinson" karakterini canlandıran büyük aktrist "Anny Bancroft" uzun zaman önce vefat etmiş. Bu filmde Dustin Hofman'ın "Mrs. Robinson beni baştan çıkarmaya çalışıyorsunuz. Öyle değil mi?` cümlesi bizim kuşak sinema severlerin hafızasında yeretmiştir. Ne diyelim "Toprağı bol olsun!" Oscar sahibi aktrist, filmlerinde canlandırdığı karakterlerle, sevenlerin gönüllerinde!
Berezilya.com'dan Bir Yazı Aşırdım:)
ÜÇ BÜYÜKLER Mİ? MEMLEKET TAKIMI MI?
Geçtiğimiz hafta sonu memleket havası almanın zamanı geldi dedik ve rotamızı Körfez’e çevirdik. İzmit İsmetpaşa Stadı’nın yanından geçerken Kocaelispor’un üst sıraları zorladığı günlerindeki maçlarından kareler geçti gözümün önünden. Hemşehrilerle Kocaelispor muhabbeti yapmak da kaçınılmazdı elbette…
İzmitliyseniz eğer ya Kocaelisporlusunuzdur ya da ikinci takımınız Kocaelispor’dur. Ben İzmitli olup da futbolseverler arasında bana ne Kocaelispor’dan diyenine pek rastlamadım. Ancak has Kocaelisporlular, benim gibi ikinci takımım Kocaelispor, diyenleri pek haz etmezler. Aslında haksız da sayılmazlar. Ancak biz, üç büyüklerin büyülü dünyasına(!) kapılmış taraftarlar için de, “ne yardan vazgeçerim ne serden” misali hem onu desteklerim hem de diğerini tavrı en basit çözümdür.
Kocaelispor’un yıldızının parladığı günler, benim lisede olduğum yıllardı. Ondan önce hangi takımı tutuyorsun denklemini çözmek kolaydı. 2. Lig’de Kocaelispor’u, 1. Lig’de Beşiktaş’ı tutuyordum. Ancak Kocaelispor, 1. Lig’e yükselince hem Beşiktaşlı hem Kocaelisporlu oldum. Bu sefer de iş Kocaelispor-Beşiktaş maçlarında karmaşıklaşmaya başladı. 1994-1995 sezonunda Kocaelispor-Beşiktaş maçını İsmetpaşa’da izliyorum ve elbette Kocaelisporlular arasındayım. Bir ara Beşiktaş’ın bir atağında kaptırmışım kendimi, yanımdaki arkadaşım, kızım şaşırdın mı sen, diye uyarıyor da öyle kendime geliyorum. Ne yapayım, iki tarafı da destekleyince bir o tarafa kayıyorsun, bir bu tarafa. Maç beraberlikle sonuçlanıyor da ben huzurla stattan ayrılıyorum. Ne şiş yandı ne kebap (:
Bugün de hala ne Beşiktaş’tan vazgeçebildim ne Kocaelispor’dan. Kocaelispor-Beşiktaş maçları en objektif izleyebildiğim maçlardır. Zaman zaman hangisinin daha çok puana ihtiyacı varsa gönlüm ondan yana olur. Sonuç ne olursa olsun üzülmem, iki durumda da tuttuğum takım kazanmış olduğundan, benim için gerilimi en az maçlardır.Merak ettim tüm İzmitliler acaba benim gibi mi düşünüyor, benim gibi mi hissediyor diye, sordum birkaçına. İkinci takımım Kocaelispor diyenler, hangisi kazansa üzülmem diye yaklaşıyor genel olarak bu duruma. Bununla birlikte, önce Kocaelispor, diyenlerin sayısı da hiç azımsanmayacak büyüklükte. Üç büyüklerin mahalle futbolu oynamalarından sıkılmış olmalılar ki memleket takımını desteklemeyi çok daha samimi, çok daha futbola yakışır buluyorlar. Arada kendini üç büyük takımdan birinin fanatizmine kaptırmış bir iki kişi de var elbette. Ancak görünen o ki İzmitlilerin tamamına yakını Kocaelispor’u tutuyor, destekliyor, başarılılarını görmek istiyor.
Kocaelispor’un kümede kalma savaşı verdiği bugünlerde işi çok çok zor gözükse de yine de umutlar tükenmiş değil. Taraftarı Kocaeli’den bu mucizeyi gerçekleştirmesini istiyor.
Yazan- Aysun Başaran
Öğretmenler Anılarıyla Bile Ders Verebilir!
Her bayram annelere mutlaka hediye almak benim için bir şenlikti. Hem benim hem eşimin annesine, özenle seçer alır, itinayla paketlerdim hediyeleri. Onlar layıktı hediyelerin en güzeline. Sonra arka arkaya uğurladık her ikisini de Hakkın rahmetine. Alışkanlık var bir kere, annelere yapmalıyız gene bir hediye ama ölene dua etmekten başka ne yapabilirdik ki? Düşündük eşimle. Mezarlarını süsleyebiliriz dedik. Bu şahane bir fikirdi. Hem istiyoruz ki kabristanlar üzüntü ve sıkıntı vermesin ziyaretçilerine. Evlatlar, torunlar hem dua okusunlar, hem de yaşadıkları anıları hatırlasınlar hepbirlikte. Ve her bayram arefesinde, mezarlarına çiçek ekmeye başladık. Ancak sıkıntılı bir durum vardı. Biz ekiyorduk, bayram sabahı geliyorduk ki kabristana, çiçeklerin bir çoğu yerinde yoktu. Nasıl sinirlenip öfkeleniyordum. Diyordum ki "Mezardan da çiçek çalınır mı? Bu insanlarda vicdan, insaf kalmamış. Ne utanmaz insanlar bunlar, pes artık!"Bu böyle devam etti gitti. Ben öfkelendim her seferinde. Ta ki bir öğretmen anısıyla bana ders verene kadar...
1 Mayıs 2009 Cuma
Bir Sigortacı Filmini Kim Çevirmiş? John Carpenter
Zorla Kitap Yazdırma Sanatı
‘’Oh, Paul! Sanmıyorum. Biliyorum!’’
Kathy Bates,bu filmdeki Annie performansıyla 1990’da hem Altın Küre’de hem de Oscar’da En İyi Kadın Oyuncu ödülünün sahibi oldu.
Yönetmen: Rob Reiner / Senaryo: Stephen King (Kitap)








































