6 Eylül 2010 Pazartesi

Hayatları Film Olacak Yazarlar...

Bu fotoğraftaki güzel, ünlü aktrist Jean Seberg. Beni ilgilendiren ne bu farklı güzelliği, ne de giysileri ve kısacık saçlarıyla yaşadığı dönemin modacılarıyla birlikte, FBI’ın bile dikkatini celbeden aykırı bir karakter olması değil. Jean Paul Belmondo’nun o meşhur filmi Serseri Aşıklar’daki gazeteci kadın olması hiç değil. Sık sık intihara teşebbüs etmesi ilgimi çekmiş olabilir ama, intihara yatkın hali de bu yazımın konusu değil. Hatta sonunda arabasında, yanında bir kutu uyku ilacıyla ölü bulunmasıyla hiç mi hiç ilgilenmedim. Çok denemiş intihar etmeyi, demek ki sonunda istediğini elde etmiş, dedim.

Yazık çok genç ve güzelmiş demeyi de ihmal etmedim tabi. Kendini yok eden bir yıldız örneği daha. Başka ne diyebilirim? Sinema dünyasında bunun pek çok örneği yok mu? Dolu. Yooo.. Şimdi intihar eden artistlere hiç girmeyeyim. Benim anlatmak istediğim konu başka. Tabi ki bir kitap ve bir yazar. Jean Seberg’le ne ilgisi mi var? Olmaz olur mu? Bak şimdi…

Bu hafta kitaplığımda eski bir kitabıma rastladım. Elime hasretle aldım. Sayfalarını ayaküstü şöyle bir dalgalandırdım. Allahım… Cümlelerinin altını ne kadar çok çizmişim. Kitabın adı Şafakta Verilmiş Sözüm Vardı. Can yayınlarından çıkmış. Bendeki kitabın 2. baskısı. Alev Er Fransızca aslından Türkçe'ye çevirmiş. İşte şimdi geliyorum sadede. Kitabın yazarı yaşamındaki iniş çıkışları, kara mizaha yatkın mükemmel zekasıyla her daim ilgimi çeken Romain Gary. Şafakta Verilmiş Sözüm Vardı, bildiğim en iyi otobiyografik romanlardan biridir. 2. dünya savaşı zamanları. Küçük bir çocukla, ona delicesine bağlı olan annesinin öyküsüdür. Annesi oğluna karşı o denli sevgisiyle donanmıştır ki, hayat daha çocukluğunun şafağında, küçük çocuğa, bazı şeyler üzerine yemin ettirecek ve belki ilerleyen zamanlarda bu yemini tutamadığını görecektir. Sonunda hiçbir şeyi umursamayan, hiçbir şeyden tat almayan bir adam durumuna geliverecektir belki. Belki bir yandan eli kolu bağlanacak, öte yandan büyük bir vicdan azabına kapılacaktır. Sonra sokağa atılmış bir köpek yavrusu gibi, gidip annesinin mezarına kapanacaktır belki. " Bir daha yapmayacağım, bir daha asla yapmayacağım, kesinlikle bir daha yapmayacağım…" diyecektir belki kimbilir? Aslında Romain Gary yazılarında‘Annesinin anlattığı masallara bunca yılın ardından bağlı kalabilmiş, yeryüzündeki az bulunur insanlardan biri herhalde benim.’ der. Sonra gerçeği anlar. Bu gencecik özlemin yalnızca ona, annesine yönelik olmadığını anlar düşündükçe… Uğrunda yemin ettiği, gerçekleştirmek için söz verdiği şey, sevdiği tek bir kadının talihini değil, tüm bir insanlığın alın yazısını değiştirmeye çalışmaktır aslında. "Onu yengi dolu bir ışıltıya ulaştırmaktır." der.

Gelelim güzel aktrist Jean Seberg ile dünya edebiyatının ünlü yazarı Romain Gary ya da takma ismi ile Emile Ajar'ın ilgisine. 1914 doğumlu Fransız yazar, yönetmen, senarist, 2. dünya savaşı pilotu, diplomat ve Fransa'da her yazara ancak bir kez verilen Goncourt Edebiyat Ödülü'nü bir kez kendi adıyla, bir kez de takma adıyla alan Romain Gary, kendisinden 24 yaş küçük aktrist Jean Seberg ile evlenir. Bu evliliklerinden bir oğulları olur. Karısının başka bir adamla ilişkisi olunca ayrılırlar. Jean Seberg'in 1979 yılındaki şüpheli intiharından bir yıl sonra 1980 yılında, ünlü yazar Paris'te kendisini tabancayla vurarark intihar eder. Geride bıraktığı mektubunda hem Emile Ajar'ın kendisinin takma adı olduğunu açıklar. Hem de mektubun son iki cümlesi çok ses getirecektir: "Çok eğlendim, teşekkür ederim. Hoşçakalın."

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme