24 Eylül 2010 Cuma

Türkçe Özlenir Mi Sence?


Bugün İstanbul'a yolum düşünce, kitapçıya uğramadan geçemedim gene. Bu kez ne aklıma düşen bir kitap ismi vardı ne de elimde bir liste... Öyle avare aşık gibi kitapların arasında dolandım durdum. İlgimi çekeceğini düşündüğüm kitapları elime aldım. Kimini fırından yeni çıkmış ekmek misali mis gibi kokladım, kiminin sayfalarının satırları arasında dolandım. Sonra birdenbire kitapların birinde bir öyküye rastladım. Yıllardır okumamıştım. Resmen varlığını unutmuşum. Nasıl utandım! Öyküler benim için eski dostlar gibidirler. Hele çocukluğumda ya da ilk gençlik günlerimde okuduğum öyküler... Hele okuduğumda çarpmışsa beni... Hele iz bırakmışsa benliğimde... Öyle küllenip dururlar hafızamın bir yerinde... Sonra rastlayınca ummadığım bir yerde şaşırtırlar, hayrete düşürürler beni böyle...


Bu öykü Refik Halit Karay'ın Eskici adlı öyküsü. Mutlaka bilirsin. Çünkü Edebiyat derslerinde okutulurdu. Oturdum kitapçıdaki sandalyeye... Önce bir göğsüme bastırdım kitabın Eskici yazan sayfasını... Nasıl özlemişim! Hasretle kucakladım. Sonra usul usul okumaya başladım. Okumayan varsa mutlaka orijinalinden okumalıdır. Kısaca konusu şöyle: 



Zaten babadan yetim kalan Hasan annesi de ölünce, akrabaları tarafından Filistin'in ücra kasabasındaki halasının yanına vapurla gönderilir. Hasan daha çok küçüktür. Yolculuk sırasında vapurda epeyce eğlenir. Pek çok limana uğranmış, yolcular değişmiştir. Artık "Hasan gel! Hasan git!" denmemektedir de "Taal hun ya Hassen" Ruh ya Hassen!" denmektedir. Daha sonra çocuğu trene bindirirler. Sonunda Hasan anadilini büsbütün işitmez olduğu yerlere gelecektir. Bu durum küçük çocuğu suspus eder. Halası sevgiyle karşılar Hasan'ı "ya habibi!ya ayni!" diyerekten. Öperler, severler gittiği memlekette. Hasan durgundur, hep inatla susmaktadır. Haftalarca, aylarca konuşmaz Hasan. Bir gün evin bahçesine bir ayakkabı tamircisi çağrılır. Hasan hayranlıkla eski ayakkabıları onaran eskiciyi seyreder. Bir aralık sanıyorum nerede olduğunu unutur ve dalgınlıkla "Çiviler ağzına batmaz mı senin?" diye sorar. Eskici hayretle "Türk çocuğu musun be?" der. Hasan İstanbul'dan geldiğini söyler. Eskici de bizim buradan İzmit'tendir. Bir kabahat işleyip oralara kaçmıştır. Ve öyküde kana kana Türkçe muhabbet ederler. Altı aydan beri hiç konuşmayan Hasan çoşar. Anadilinde, Türkçe anlatır da anlatır eskiciye... Eskici de "ha! ya? öyle mi?" gibi dinlediğini bildiren sözlerle hem Hasan'ı konuşturur hem de yazarın kelimeleri ile "artık erişemeyeceği yurdunun bir deresini, bir rüzgarını, bir türküsünü dinliyormuş gibi hem zevkli hem yaslı" dinler de dinler Hasan'ı. İşini ağırdan alır almasına ama sonunda işi biter. Aheste aheste toplar tasını tarağını... Hasan'ın içi gider. "Gidiyor musun?" diye sorar. Gidiyorum deyince eskici, sessizce, titreye titreye ağlamaya başlar Hasan. Eskici "Ağlama be!Ağlama be!" deyince Hasan bu kez hıçkıra hıçkıra, katıla katıla ağlayacaktır. Bilmektedir ki bir daha Türkçe konuşacak adam bulamayacaktır. "Ağlama diyorum sana!" diyen eskicinin de nasırlanmış yüreği dayanamaz bu duruma, tutamaz kendini ve eskici de ağlamaya başlar öykünün sonunda.


Bu öyküyü ilk okuduğumda çok küçüktüm. O kadar etkilemişti ki bu öykü beni, ben de iki damla göz yaşı dökmüştüm. Şimdi bugün tekrar okudum ya Refik Halit Karay'ın Eskici adlı öyküsünü, gene boğazıma bir yumru oturdu... Gene genzimde bir yanma oluştu... Gene gözlerim doldu. Öyküler insanlık hallerini anlatıyorlar ya, hayret edilecek şekilde okuyanı nasıl etkiliyorlar. Edebiyat büyük bir sanat. Peki anadilimiz Türkçe? Ece Temelkuran bir yazısından hatırlıyorum. Beyaz peyniri değil, şunu bunu değil en çok Türkçe'yi özlüyor giden diye yazıyordu. O nedenle muhtemelen her giden er yada geç geri dönüyor. Efkar, Türkçe bir duygu çünkü ve bu ülkede doğanlar efkarlanmadan yapamıyor!

9 yorum:

  1. Efkar fikir kelimesinin çoğulu. Efkar-ı umumiyye de kamuoyu anlamına gelir. Bütün toplumun fikirleri ve görüşleri. Düşünebilmek için türkçeyi iyi belmek gerek. çünkü düşünceyi ifade etmek önemlidir. O da iyi bir türkçeyle olacaktır. Bir milleti yok etmek istiyorsanız önce dilini yok edin demişlerdir. Ne yazı ki türkçeyi gitgide unutuyoruz.

    YanıtlayınSil
  2. Şu anda Zeki Müren'den "Böyle Bir Kara Sevda Kara Toprakla Biter"i dinliyorum. Kederin de bir zevki var ve biz bunu seviyoruz nedense dediğiniz gibi efkarlanmadan yapamıyoruz...

    YanıtlayınSil
  3. Efkar üzerine nacizane bir şiirim:

    MELANKOLİ

    Efkarlı olmak geliyor içimden bu gece.
    Talihsizliklerden dem vurmak
    Umutsuz hikayeler anlatmak
    acıklı şiirler okumak..

    Çilingir sofrasında demlenmek.
    Bilirmişim gibi...
    Son kadehi dikivermek son damlasına.
    İçermişim gibi...

    Amaçsız..serseri..yürümek kaldırımlarda
    Gece ayazında üşüdügümü bilmeden.
    Islak..ama tenha yollarda..sessiz.
    Herşeyi unutmak, sonra kaybolmak..

    Beş parasız,amaçsız,kimsesiz ve sensiz.

    YanıtlayınSil
  4. Haklısınız Profösör, Türkçe'ye sahip çıkmamız lazım. Teşekkürler.

    YanıtlayınSil
  5. Burcu, vay canına... Zeki Müren'den "Böyle bir kara sevda kara toprakta biter" i dinliyorsunuz öyle mi? Tam damardan yani:) Efkarlanmak şahane bir duygudur Burcu... Hakkını vermeli:)) Sevgiler.

    YanıtlayınSil
  6. Dilek, sahiden bu senin şiirin mi? Yoksa yazıyı okuyunca mı bu şiiri yazmak içinden geldi?
    Canımsın...Ellerine, yüreğine sağlık!
    Şeyy! Ben bugün göreyim seni bi.. İyisin di mi:))
    Hasretle öpüldün.

    YanıtlayınSil
  7. Eskiden yazmıştım ama sadece kelimelerle oynamak için..yoksa allaha şükür hiç böyle hissetmedim. Yazını okuyunca aklıma geldi.
    Kedere kapılmamak insanın çok elinde bunu öğrendim.Duygu seli yaşamak, hüzne kapılmak vs..bir de bunlara dur diyebilmeyi geliştirdiğimiz radikal tarafımız var. Herkesin ne kadar geliştirebildiğinin yada salgitsin dediğinin durumuna göre değişiyor yaşananlar tabi. Her türlüsü insan hallerini yansıtıyor. Her türlüsü yaşanılası.
    :) ben iyiyim diyecektim lafın kısası :)
    Sevgiler sevgili arkadaşım. Görüşürüz.

    YanıtlayınSil
  8. Yazdığı şiir ve yazılar üzerine, yaşadıklarını tam itiraf etmeyenleri severim aslında Dilek... Bırakın okuyan istediği yöne çeksin öyle değil mi? Her şey yaşanarak mı yazılacak yani? Keşke sen de nasıl istersen öyle düşün deseydin bana da ağzımın payını alaydım:)) Hatta seni merak edeydim de sana geleydim... Şimdi iyisin diye ne arayacağım hem de geleceğim sana.. Olur mu ama:))

    YanıtlayınSil
  9. Yani..ama..hık..mık.
    Tüh..şimdi..oldumu.
    Ne yapsam..ne etsem.
    Yukarısı bıyık..aşağısı sakal.
    İtiraf da edemem..
    Serde dik durmak var.
    Eyvahhh..
    Ateşim çıktı bak.
    Boğazlarımda ağrımaya başladı.
    Hastayım galiba..
    Yaşayacakmıyım acaba :(((((

    YanıtlayınSil