20 Eylül 2018 Perşembe

Seveceğim. Gezeceğim. Seyredeceğim. Okuyacağım. Acaba Daha Neler Yapacağım:)

Film seyrettim. Hep seyredeceğim.



Ukulele çalışmaya  yeniden başladım.  Şahane çalacağım. Let it be:) 



Hamlet-Collage performansına  gideceğim.
 Danzon'dan özendim:) Kasım  ayına bilet aldım.  




 Filmekimi biletleri 29 Eylül'de satışa çıkacakmış. Önce filmlere göz atacağım.





Denemediğim okumalar yapacağım.





16 Eylül 2018 Pazar

Öpücük


Muhabbet ediyoruz. Durgun biraz. Canını sıkan bir şey olmalı. Sormayacağım. Paylaşmak isterse nasılsa anlatacaktır. Oturduğumuzdan beri  bıdı bıdı bıdı  hep ben konuşuyorum. Abartarak  heyecanlı heyecanlı lafladığımın farkındayım.  Yoo... Göz ucuyla   her mimiğinin  takibindeyim.  Dudak kenarlarında  hafif bir tebessüm belirtisi görsem var ya... Yeminle kanatlanıp uçacağım.  Ve sanırım işte o anda susacağım.  O ise sessizce nasıl güzel dinliyor anlatamam.  Bazan koluna sevgiyle dokunuyorum.  Bazan  elini usul usul okşuyorum. Kalktım oturduğum yerden, uzandım: 
-Du bi, öpecem seni, dedim. Öptüm.
-Hopplala, şimdi niye öptün  beni, diyor. Aldırmıyorum. Pişkiniğe vurup:
-Aaa! Ne var? İçimden geldi. Öpmeden önce izin mi alacağım yani, diyorum.
Gözlerini koca koca açıyor.  Durur muyum:
-Biliyor musun, sen böyle  şaşkınlıkla bana  bakınca gözlerinin rengi değişiyor, deyiveriyorum.  Heyy!... Du bakayım... Ne renk oluyor biliyor musun? 
Dayanamıyor:
-Ne renkmiş, diye merakla  soruyor. 
En sevdiği şairle onu faka bastırmaya niyetleniyorum. Zihnimde yer eden Attila İlhan'ın şiirlerinde kullandığı renkleri sıralamaya başlıyorum:
-Hımmm, zakkum pembesine çalan havai eflatun  mu desem... Yok, yok... Boru çiçeğine çalan morumsu lacivert...
-Hopplala! Ne alaka, diyor. 
Ağırbaşlı  sigortacı edası takınıyorum:
-Haklısın diyorum. Nerden geldi bu renkler aklıma? Oysa lale ezmesi kırmızı, ördek başı yeşili demeliyidim. Hey, kederli külrengi mi desem yoksa bonbon pembesi mi? Hayır! Buldum, diyorum.  Örümcek kızılı... Yangın kızılı... Vahşi yeşil...  Hayır... Hayır...  Şehvet kırmızısı... Nasıl desem? Delimsirek renkler:)
O en sevdiğim kızkardeş kahkahasıyla  oda çınlıyor:
-Delisin, diyor. 
Durur muyum? Hemen  Attila İlhan'dan dizeleri sıralamaya başlıyorum:

"Ellerin de titriyor, bir şeyin mi eksik?
Böyle kız değildin sen eskiden
Sana ne yaptılar, sana ne yaptılar?
Kirpiklerin ıslanıyor durup dururken
O sabah mı çıkmıştın, bir gün önce mi?
Çok değişmişsin birden tanıyamadım."

Güldü, güldüm, güldük biz:)

1 Eylül 2018 Cumartesi

Bu Hafta Seyrettiğim Filmler

reprisal ile ilgili görsel sonucu
 


Geçmiş Eylül Yazılarımı Hatırladım...


"Bir gün aklına gelecek olursam, bana şiir ısmarla. Eylül'ü konuşalım."

Cemal Süreya



"Ağustos, gidip dönen bir ad takvimde, 
daha doğrusu, sabahları gelip akşamları gider,
 ve hep Eylül'e ulaşır nedense."

turgut uyar



Ey!Sonbahar!
Ey!İstanbul!
Hoş geldin hüzün...



 Aylardır bu zamanı bekliyorum.
İşte Eylül geldi!
Leyleklerin göçme vakti...
Günlerdir gözüm gökyüzünde dolanıyorum.
  
Çünkü...
Leylekleri havada görürsem eğer,
Bütün yıl esintili bir kadın olup, dünyanın yollarının tozunu attıracağıma inanıyorum.
  
Bu yıl, yine yeni yeniden leyleklerin göçünü görmeye niyetlendim ya, 
Kısmetse göreceğim.
Ah, benim deli gönlüm! 
Sırtıma çantamı atıvereceğim...
Hemencik yolculuğa heves edeceğim!!!

Yoksa ben özenti biri miyim?
Tamam, söyleme biliyorum.
Az bile...

Feciyim!




"dedim, deniz de bendim, düşleyen de denizi"
edip cansever


Eylül'dü. İstanbul’da, Kabataş iskelesindeydim. Sanırım gene avare günlerimden birindeydim. Beklediğim Kadıköy vapuruna binmedim de iskelenin ucunda dikilip, uzun uzun denizi seyrettim. 

Bilirsin... Geçmişi görmüş, şimdiyi yaşamış, geleceği bilir eski insanlar, balıkların boğaza akın mevsimi  sonbahardır, derler ya hani…  Hah işte…  Bu söz aklıma düşünce... O an... Balıkların boğaza akınını görmeyi, tüm merakımla hayal ettim. Yüreğim nasıl heyecanla pırpırlandı anlatamam. Ak tolgalı beylerbeyi “ilerleee!” dedi sanki. O ne? Bir baktım, denizdeki teknelerden birinde değil miyim? 

Motör, boğazın sularında pıtıpıtı yol alıyor... Hay canına!..  Orhan Veli'nin  o güzelim dizeleri, hafızama birer birer diziliyor.  "ne hoş ey güzel tanrım ne hoş, maviliklerde sefer etmek, bir sahilden çözülüp gitmek, düşünceler gibi başıboş" diye seslenmek içimden geliyor. Bu şehre olan sevdam,  İstanbul’un siluetini bozan dik gökdelenlere inat, deniz yüzeyine yayılarak katlanıyor.

İstanbul 2.600 yıllık deniz kenti. İstanbul Boğaz’ı, Asya ile Avrupa’yı birbirinden ayırırken, Marmara Denizi ile Karadeniz’i birbirine bağlıyor. Tamam, mesela Bangkok, Venedik,  Amsterdam da, aynı İstanbul misali su etrafında kentleşmişler. Ama İstanbul gibi, var olan su dokusunda değil,  insanların doğaya yardım ederek oluşturdukları, yapay kanallar üzerinde kentleşmişler. İstanbul emsalsiz bir şehir... İçinden deniz geçen şahane bir su şehri…  

Ağlamaklı İstanbul'un betonlaşmasını seyrediyorum. Yüreğim sızım sızım sızlıyor... İstanbul ise eziyet içinde görünse bile, baş eğmeyen hüzünlü endamıyla gururla salınıyor.  Hay Allah!... Ne hoş bir sonbahar ikindisi vakti, diye düşünüyorum. Rüzgar ne tatlı esiyor... Deniz ne kadar mavi... Gök ne kadar berrak! Yüreğimin kuytusunda bir sevinç ellerini çırpıştırıyor.

İstanbul'un kıyı beldelerinden birinde motörden iniyorum. Daha önce buraya hiç gelmediğimi aklımdan geçiriyorum. İskeledeki çay bahçesinde mis gibi çayımı içiyorum. Sonra çantamı omuzuma atıyorum. Mahalle içlerine dalıyorum. Sağlı sollu eski binalar arasından  sessizce tepeye doğru yürüyorum. Sırtımı döndüm diye deniz onu unuttuğumu düşünecek diye korkuyorum. Arada mola verip, heyecanla denize bakıyorum. "Aaa!...Unutmak mı, delisin" diye fısıldıyorum. Hissediyorum. Beni işitiyor.  Dalgalı dalgalı gülümsüyor.

Hey! Telefon çaldı gitmeliyim.  Du bakalım... Boğazdaki balık akınını anlatmaya, sonra belki devam ederim.

16 Ağustos 2018 Perşembe

Ve Seyahat Ve Vampir Ve Aptal


Yeminle yarın  iki haftada tam  beşinci kez uçağa bineceğim. Evliya Çelebi misali şefaat  diyeceğime seyahat  dilemiş olabilirim. İşte buyurunuz... Yanıma bu üç kitabı almaya niyetlendim. 

Kitapları yan yana koyunca ilginç bir üçlü oldular. Üç kitap kapağında kırmızı var.  Kırmızı renge bayılırım. Ve seyahat ve vampir ve aptal. Aaaa... Bu üçlü adeta beni tarif ediyor. Seyahati anladık, haydi aptallığını da anladık vampiri nerden çıkardın derseniz... Şöyle buyrunuz. Ve benden korkunuz:)




Gizli Not - O değil de, Hayal Kahvem'e pintiricik de olsa  yazılar yazmaya başladığım için sevinçliyim. 


Öyle İşte...


Hava sıcak mı sıcak... Ellerim yüreğimde... Bir türkü tutturmuşum... Duyuyorsun değil mi?

"Kalbimi atacağum. Kalbimi atacağum. Denizin ortasına... Denizin ortasına... Yarim baluk tutarken... Yarim baluk tutarken. Takilsun oltasina... Takilsin oltasınaaaa..."

Aaaa! Allahım yarabbim ne çok olmuş yazmayalı. Garanti yazmayı unutmuşumdur. 

"Nasıl anlatsam, nerden başlasam, mmmmm... Duygu, biraz duygu. Biraz deniz, biraz uyku... Bütün isteğim buydu... Bir zamanlar aşık olmuştum... Ama şimdi ismi neydi unuttum..."  

Hayal Kahvem'de iki kelam edeyim dedim.  Bakar mısınız  parmaklarımdan neler döküldü... Du bi...

"Uzanıp Kanlıca'nın orta yerinde bi taşa... Gözümün yaşını yüzdürdüm Hisar'a doğru... Bi lodos lazım şimdi bana, bi kürek, bi kayık... Zulada bir kaç şişe yakut yer gök kırmızı... Söverim gelmişine geçmişine ayıpsa ayıp... Düşer üstüme akşamdan kalma sabah yıldızı...

Ah İstanbuuul İstanbul olalııııı...." 

Öyle işte:)


28 Temmuz 2018 Cumartesi

Öykülerin Trenle Başlayan İlk Cümleleri


"Dumanlara, sislere, hortumlara, ıslıklara boğulmuş güvercin grisi bir tren garın ortasında bekliyordu."
Murathan Mungan/ Makas



"Beni Malatya'ya götürecek Van Gölü Ekspresi on dakika geç kalktı."
İsmet Tokgöz/Bir Kadırga İçin Yaz Resmi



"Ülkenin büyük şehirlere uzak bir dağ başı kasabasında, bir demiryolu istasyonunda çalışan üç hikâyeciydik." 
Oğuz Atay/Demiryolu Hikayecileri-Bir Rüya



"Vagonun içindeki altı kişiden bir tanesi dayanamadı ve yanındakine: "Gideceğim yol uzak,"dedi." 
Sait Faik/Üçüncü Mevki



"Benim çocukluğumu, toza bulanmış, sağanaklarla yıkanmış kurşuni akşamüstü trenleri yarıp geçti." 
Hüsnü Arkan/Nisa


Fotoğraflar/ Madam Tutli-Putli


17 Temmuz 2018 Salı

Ve Kitap Ve Fizik Ve Film

Michio Kaku, Geleceğin Fiziği adlı kitabının, Tıbbın Geleceği adlı bölümüne, Yunan ve Roman mitolojilerinde  geçen, şafak tanrıçası güzel Eos'un öyküsüyle başlamış. Eos bir tanrıça olduğu için mükemmel bir bedene sahipmiş, elbette ölümsüzmüş.  Eos, bir ölümlü olan yakışıklı Tithonus'a sırılsıklam aşık olunca, sevdiğinin yaşlanıp ölmesine razı olamamış. Tanrıların babası Zeus'a yalvarıp, Tithonus'u ölümsüz yapmasını, sonsuza kadar beraber yaşamalarını sağlamasını istemiş.  Zeus, Eos'un bu duasını kabul etmiş. Sevgilisi aynı Eos gibi ölümsüz oluvermiş.

Buraya kadar tamam... Tithonus  artık ölmeyecek. Şahane... İki sevgili sonsuza kadar mutlu, mesut yaşayacaklar. Ne güzel...  İyi ama  Tithonus'un bedeni gün be gün yaşlanmaya devam ediyormuş. Ah! İşte Eos birden,   Zeus'tan sevgilisi için ölümsüzlük isterken, sonsuz gençlik istemeyi unuttuğunu anlamış.  Bu durumda Tithonus ölemiyor, gün geçtikçe bedeni çürüyor, kuvvetten düşüyor veee maalesef ızdırap dolu sonsuzluğu yaşamaya devam ediyormuş. 

Michio Kaku kitabında bu hikayeyi  21. yüzyıl biliminin yüz yüze kaldığı sorunlara benzetiyor. Bilim insanları şimdi, uzun yaşama konusunda mucizevi ilerlemeler yapıyorlar, diyor.  "Ancak, hayatın sağlık ve kuvvet olmadan uzaması, Tithonus'un trajik bir şekilde öğrendiği gibi, ebedi bir ceza olabilir." diye devam ediyor.

Sonra bu yüzyılın sonuna kadar, hayat ve ölüm üzerine kontrolü ele alan güce sahip olacağımızı, hatta bu gücün sadece hastalıkları iyileştirmeyle sınırlı olmayacağını, insan bedenini daha iyiye götüreceğini ve hatta yeni yaşam formları kurmakta kullanılacağını söylüyor. 

Yazının devamında, Robert Lanza adlı hayatın gizemlerinin sırlarını açan bir bilim insanından bahsederken,  Good Will Hunting  filmindeki Matt Damon'un canlandırdığı karakterden söz ediyor.  Aynı o filmdeki karakter gibi, Robert Lanza'nın  "bu filmde pejmürde kılıklı, şehir yaşamına uyum sağlamış işçi sınıfından bir delikanlı, matematik dehasıyla MIT'deki profesörleri şaşkına çevirdiğini",  DNA lar üzerinde çalıştığını,  kim bilir belki bir gün doku mühendisliği üzerinde çalışırken,  hastalıklı ya da eskimiş organları değiştirmek üzere, insanların kendi hücrelerinden üretilecek yeni organlar sipariş verebileceği bir insan beden mağazası ortaya çıkarabileceğini anlatıyor. 


Bu enteresan anlatılar üzerine  zeka parlatacağıma, ne yaptım bilin bakalım? Elbette kitaba mola verdim.  Yıllar önce seyrettiğim o güzeller güzeli filmi buldum, yine yeni yeniden seyrettim. Müthişti. Robin Williams'ın intiharından bu yana seyrettiğim ilk filmiydi. Yüreğimin acıdığını hissettim. 

14 Temmuz 2018 Cumartesi

Cumartesi Planım

                             Bugün  niyetine girdim, sinemaya gideceğim.  Bu iki filmi  ardı ardına seyredeceğim:)

13 Temmuz 2018 Cuma

yolüstü eziyetleri

yolda karşılaşılır.. sinema'ya, tiyatro'ya, randevu'ya, bir yerlere gecikilmiştir.. ille de ayaküstü şu diyaloglar yapılır "n'aaber", "iyidir.. senden n'aaber", "nasıl gidiyo.." "sen hâlâ orda mısın" "yo.. artık ben burdayım", "bir ara, beni bir ara ya" "olur.. numaramı vereyim", "yoo, verme.. ben bulurum".. nerden bulucan.. nasıl bulucan.. işte adam karşında ne konuşacaksan, konuşsana ya.. yok olmaz.. ille de yapılacak bu yolüstü eziyetleri


yolda karşılaşılır.. bir türlü mevzu çıkmaz.. tıkanılıp kalınır, yol ortasında.. birinin "haydi eyvallah" diyesi beklenilir.. o biri "haydi eyvallah"ı demez.. "vaay be, demek öyle ha", "ya", "allah, allah", "cık cık", "eee", "hadi ya" gibi manasız, anlamsız, can sıkıntısı, geyik efektler salgılanır, gözler orada burada gezinirken.. biri, "işim var.. eyvallah" dese, ötekinin nazarında k.ç tempra olacak, denmez, denilemez, bu nedenle de bu eziyet hep sürer


yolda karşılaşılır.. birikmiş kesişmeler mevcuttur.. karşılıklı hoşlantılar tedavülde rezerve.. ancak birinin ilk adımı atması olmamıştır.. ve fakat biri o, ilk adımı hiç atmaz.. kaz gibi geçersiniz birbirinizin  önünden ve ömründen.. "velhasılı pır pır ederken yüreği, ellerim bak boş kaldı" olur.. bir güzel ukte, bir güzel başka tesadüfe kalır.. hayırlısı..

metin üstündağ/denemeyenler


6 Temmuz 2018 Cuma

Şşşth Kimse Duymasın -33-

Son günlerde neler yaptım?
2005 yapımı, Golden Globe, Emmy ödüllerine aday gösterilen Rome adlı diziyi soluksuz seyredip bitirdim. Bayıldım. Allahım Yarabbim... İyi ki o devirlerde doğmamışım... Şükrettim. 
Günümüz Roma'sına gitmeyi hayal ettim:)


                      Ocean's Eleven'e tekrar seyrettim. Ocean's Eleven'ın kadın versiyonunu yapmışlar.                                                                                            Nanananoom...  Ocean's 8
         Sinemada  seyrettim.  Keşke erkek versiyonunun tekrarı olmayaydı da yeni bir senaryo olaydı.
                                                          Kadınlar daha başarılıydı çünkü:)


                 
                                                
                                                   Evde/Sinemada filmler seyrettim. Hepsini çok beğendim.


                                                                        Yeniden ukulele çalışmaya başladım.



                                                         Daldan dala okumalar yaptım.

Başka ne mi yaptım?

Feci bir vaziyette çalıştım...
Çalıştım... Çalıştım... Çalıştıııım.

Gerçekteeen!..