20 Eylül 2019 Cuma

Göz'lü Deyimlerle Deneme Yazısı - Hangi Tarkan?


Abim,  haftada beş gün spor salonuna gittiğini söyleyince çok sevindim. Yeminle, mahcubiyet hissetmesem sevinçten göz yaşı dökebilirdim. "Harika bir karar vermişsin abim. Bilirsin seni gözüm gibi severim. Hep çalış çalış, nereye kadar, di mi? Bak çalışmaktan gözlerinin feri gitti. Biliyorsun çok üzülüyordum senin için.  Gözünü seveyim, bu kez fikrini değiştirmeyesin" dedim.

Lakırtılarımı duyunca, gözleri dolu dolu oluverdi. Sadece gözlerimin içine değil, yüreğimin o mütena semtine en abi tavrıyla bakıverdi. "Bir kere daha gözüme girdin kardeş. İyi ki varsın. Nasıl da sever gözetirsin abini" dedi.  "Hiiçç merak etmeyesin. Bu kez kararım karar! Yeminle,  gözümden uyku aksa bile, mümkünatı yok vazgeçmiyorum, illa ki spor yapmaya gidiyorum." diye sözlerine devam etti. 

Abim... Ah! Abim...  
Gözüm daldı, geçmiş günlere gittim. Evet abim...  Zaman zaman...  Tıpkı şimdi olduğu gibi...  Hep aynı iştahla spora başlar... Tez sıkılır...  Muntazaman devam etmeyi  gözü yemez... Nafile çaba der...  Bırakıverir. 

Oysa kaç kez konuştuk.  Çoktan elli yaşını deviren bir adamın fabrika ayarlarına dönmesi için ilk kural neydi? Kendisi söylüyor... Spor yapmak tabii. 

Buraya kadar abi-kardeş  muhabbetimiz  pek bi iyiydi.  Lakin mühendistir kendisi. Gözünden bişeycik kaçmaz. Zihnimde horon tepen şüphe tohumlarını şıppadanak fark etti.  "Yoo,  dert etme kardeşcim, gözüm açıldı. Bu kez Tarkan'ın vücudu gibi olana kadar sporu es geçemeyeceğim. Bak göreceksin, göz yumup açana kadar Tarkan gibi olmayı  becereceğim." dedi.

Gözlerim tepsi kadar açıldı. "Tarkan mı? Hangi Tarkan?" diye inledim. Abimi omuzlarını titreterek  "Oynama şıkıdım şıkıdım" şarkısını söylerken hayal ettim.  Aman Allahım! Yoksa abim erkeklerin girdiği.. Neydi adı... Hah Tamam... Antropoz döneminde miydi?

Endişemi anladı. Sol kaşını kaldırdı. Gözünü gözüme dikti. Vee... Gözümü kaçırmayayım diye, beni resmen göz hapsine aldı. 

"Gönderdiğin  Tarkan dergileri  aklımı başıma getirdi. Şarkıcı Tarkan olmaya niyetim yok  matmazel.  Elbette Sezgin Burak'ın Tarkan'ı:) dedi. 



Filmekimi Rüzgarı Esmeye Başladı...


17 Eylül 2019 Salı

Bu Hafta Seyrettiğim Filmler

 

İki şahane film seyrettim. 
İki bambaşka coğrafya... 
Biri Artvin'in köyü. Diğeri Newyork'un  merkezi.
Hayranlık veren, büyüleyen görüntüler...
Sahici oyunculuklar...
Harika müzikler.
Sinama hayatı eşsiz kılar, dedirtecek iki film.
İkisini de çok sevdim.
Tavsiye ederim.




16 Eylül 2019 Pazartesi

Tanıştığımıza Sevindim Silver Surfer


- BAŞARILI OLUP OLMAYACAĞIMIZI BİLEMEYİZ. BAŞARISIZLIKTA UTANILACAK  BİR ŞEY YOK. SADECE TEK BİR AYIP OLABİLİR... O DA DENEMEMİŞ OLMANIN KORKAKLIĞI.

- KİMSİN... NESİN SEN? 

- BENİM ADIM SILVER SURFER.

S.19

“Bir Acı Biber Bile Yanındaki Bibere Sarılıyordu”


Şu anda İspanya'nın kırsalında, düğün hazırlıklarının tam ortasındayım. Bu kez İspanya'ya ulaşım vasıtam bir kitap. Kanlı Düğün'deyim. İspanyolca ve Türkçe hazırlanmış olan kitabın satırlarında merakla dolanıyorum. Okudukça feodal toplum yaşantısı içindeki dayatmaları, kadınlığı, erkekliği, aşkı, çaresizlikleri, ölümü sorguluyorum.  

Her daim yoksuldan, ötekiden taraf olan, faşizme karşı mücadele veren Kanlı Düğün'ün yazarı Federico Garcia Lorca, İspanya iç savaşında 38 yaşında milliyetçiler tarafından öldürülmüş. 

Kitabın çevirisi çok başarılı. Roza Hakmen'in çevirilerini okumayı seviyorum. 

                               Roza Hakmen                                                      Federico Garcia Lorca


not- başlık birhan keskin dizesi

14 Eylül 2019 Cumartesi

hasar tespit çalışmaları..

 
"kalp ne 
hissedeceğini
nereden
nasıl akıl
ediyor"
(s.14)


"hiçkimse
hissetmiyorsa
içlenmemin
manası ne"
(s.20)


"biz kimi
unutmak için
sevmemiştik
ya"
(s.41)


"öyle bir zamanda
gel ki.. zaman
bizi unutsun
zaman bizi
boş geçsin"
(s.68)



-film kareleri-
eternal sunshine of the spotless mind  adlı filmden 
-tespitler-
metin üstündağ/hasar tespit çalışmaları adlı kitabından

10 Eylül 2019 Salı

Taraftar Ruhlu Olmak Ne Demek?


Üzerinize afiyet, taraftar ruhlu biriyim. Sevdimse, ebbedi kusur görmem. 

Misal, Quentin Tarantino'nun fanatik taraftarıyım. Kendisine muhabbetim, merhametim gırla... Son filmi Bir Zamanlar Hollywood'da yı,  epeydir sabırsızlıkla bekliyordum. Film gösterime girdi. Sinemada seyrettim. 

Hilafım yok... ÇOK SEVDİM:)


5 Eylül 2019 Perşembe

İrtibat Şart, Rabıta Mühim, İhtimam Esas...


Son günlerde mütemadiyen yollardayım. Kâh araba kullanıyorum, kâh uçağa biniyorum. Arabamı kullanırken video, podcast dinliyorum. Uçaktaysa  kitap okumak istiyorum. 

Bu arada yeni  bir yazar keşfettim.  Adı Nermin Yıldırım. Meğer yazarın altı tane romanı varmış.  İlkini 2011 senesinde yazmış. Hiç duymamıştım. Tesadüfen yazarın Misafir adlı son kitabını okumaya başlamışım.  Resmen çakıldım kaldım. Kelimelerinin lezzetine vara vara, cümlelerinin peşinden koşa koşa, elimden bırakmadan biteviye okudum... Okudum...  Dokunmadan'a geçtim. Okudum... Okudum... Dokundu... Okudukça kalbimdeki kavimler yer değiştirdi.

Az sonra hava alanına doğru yola çıkacağım. Uzaklara uçacağım. Gözlerim keskin, burnum hassas, kulaklarım açık. İrili ufaklı tekmil kusurum ve bünyemin serkeş ritmiyle bu kez  Nermin Yıldırım'ın  Saklı Bahçeler Haritası'nı okumaya başlayacağım. 

"Edebiyat akrabalıkları, hiçbir zaman buluşup bir kahve içemeyeceğiniz insanların yeryüzüne dağılmış varlığını hatırlatır size. Gene de asıl buluşmanın edebiyat olduğunu bilirsiniz." der Murathan Mungan.  

Velhasıl, Nermin Yıldırım yoldaşım oldu.  Artık edebiyat akrabalarımdan biri. Minnettarım. 


4 Eylül 2019 Çarşamba

Ay! Nazlı Ay! Neredesin?

 

Dün gece hilal vardı da... Dolunaya dönüşmesini takip ediyorum. 
Bu gece ansızın aklıma geldi. Yalın ayak sokağa fırladım...  Aramaya başladım. 
Karanlığın içinden genç bir kadın çıkıverdi. Tahminim yürüyüşteydi. 
- Heyy! Ay'ı gördünüz mü?" diye seslendim.
Durdu. 
Hakveririsiniz ki şaşkın şaşkın; "Ay mııı?" deyiverdi. 
- Evet, ay! dedim. "Ay'ı arıyorum da..." 
Müstehzi nazarla  meraklı yüzüme, manidar tebessümle  çıplak ayaklarıma baktı. 
Aldırmadım. 
Bilakis, Ay'ı  niye görmedi diye öfkelendim. 
-Hep önünüze bakmayın matmazel... Bazan gökyüzüne bakın" deyiverdim.
Kadını olduğu yerde bıraktım... Evin arkasına geçtim.
Ay  yoktu.
Acaba  ay neredeydi ki?

Eğer görürseniz, münasip dille söyleyin e mi? 
Beni merakta komasın... 
Bizim köye de uğrasın.


18 Ağustos 2019 Pazar

Tarantino Ve Ben 2


"Hastasıyım. Filmlerini sadece kendi keyfi için çevirdiğini hayal ediyorum.  Coşkusu, ışıltısı, sevinci, samimiyeti bana geçiyor. Büyüleniyorum.  Muhabbet, hareket, müzik, heyecan, eğlence ve mizahla oyun ihtiyacımı karşılıyor. Tekrar tekrar seyretmeye doyamıyorum.  Veee....  2019 Ağustos ayında vizyona gireceği söylenen yeni filminin yolunu gözlüyoruum!"  

19 Ekim 2018 tarihinde yukarıdaki cümleleri Hayal Kahvem'e yazmışım. Bakar mısınız, nasıl da geçmiş günler, haftalar, aylar, mevsimler... Aynı o Türk Sanat Müziği şarkı sözlerinde  olduğu gibi değil mi sevgili okur? Zaman sanki bir rüzgarrr ve bir su gibi akıp gitmiş.  İşte buyrunuz... 2019 yılındayız. Ağustos ayındayız. Tamaaamm... Eli kulağında. 

Binlerce kasırga aşkına! Haftaya şehre bir film gelecek. Veee gözüm gönlüm şenlenecek:)


Metin Süre Ve İlişki Testi

Metin Süre İle İlişki Testi'nin uzun zamandır müdavimiyim. Seyrederken gerçekten çok eğleniyorum. Hele bazı bölümlerde  "Hahha! Saçma sapan!" diye bağırıyorum... Ardından  kocaman kahkaha patlatıyorum. Eğer seyretmediyseniz, deneyin derim. 

Şeeyyy! Birazcık ağzım bozuldu  bozulmasına lakin... Valla programın suçu değil. Dışardan hanım hanımcık endam sergilesem de... Biliyorum... Göğsümde... Yani tam şuramda... Kirli saçıyla küfürbaz bir  kadın gezinmekte:)



17 Ağustos 2019 Cumartesi

Var Olmak Ve Kızılcık


Pazarda kızılcığı gördüm ya! Aman ne sevindim...  Durur muyum? Hemen satın  aldım. Eve gelir gelmez,  kallavi bir tabağa doldurup yıkadım. Marş marş  kitaplık! Okuma sırası bekleyen kitaplarıma  aceleyle göz attım. İçlerinden birini çektim çıkardım.  Balkona çıktım. Kızılcık kasesini kitapla yan yana masaya bıraktım.  Kızılcığın rengi gözümü aldı.  "Otların yeşil olması, denizin mavi olması, gökyüzünün bulutsuz olması, pekala bir meseledir." der ya Sait Faik. Kızılcığın kırmızı olması da meseledir bana göre tadında düşünceler zihnimde dolanırken, kitabın kapağına bakakaldım. O ne? Kitabın adı... Keşke Hiç Olmasaydık. Var Olmanın Kötülüğü.   Hay canına sayın seyirciler, dedim kendi kendime... Nasıl yani?

Acaba nereden duyup sipariş ettim? Kitapçıda  gözüme takılıp aldığım kitaplardan olmadığına, kargoyla geldiğine eminim. Derhal gözümü kapadım. Kitaptan bir sayfa araladım.  İlk denk geldiğim cümleleri okumaya başladım:

"Kişinin hayatından zevk alması,  var olmanın var olmamaktan daha iyi olduğu anlamına gelmez; çünkü eğer kişi dünyaya gelmeseydi, o hayattan alınan zevklerden  mahrum kalan kimse olmayacaktı ve hazzın yokluğu kötü olarak nitelendirilmeyecekti. Diğer taraftan eğer kişi  hayattan zevk almıyorsa varoluşuna hayıflanması da doğaldır. Bu durumda, kişi dünyaya gelmemiş olsaydı, yaşadığı hayatı sürdüren  ve acı çeken bir varlık da olmayacaktı. Bu, hazzı tecrübe edecek kimsenin yokluğunda bile "iyi"dir."

Durdum.  Olgun bir kızılcık tanesini elime aldım.  Mücevher  gibi.   Nasıl güzel anlatamam. Hayran kaldım. Dayanamadım,  "Cahildim dünyanın rengine kandım" diyerekten, bir Neşet Ertaş türküsü mırıldanmaya başladım. 

Hızlı Ve Öfkeli Ve Tek Başıma


Hızlı ve Öfkeli'ye gidecek bir  tane bile kız arkadaş bulamıyorum. Bu filme şööyle kız kıza gitsek. Sinemadan çıkışta kız kıza oturup  film üzerine dedikodu etsek. Fena mı olur? Mahallede bu filme gittiğimi aslaaa söylemiyorum, iyi mi? "Yok artık, içine abartma tozu kaçmış senin" diyorlar çünkü.

İşte buyrun... Serinin sonuncusunu seyretmek için, sinemaya yine yeni yeniden tek başıma  gittim. Bayıldım ne yalan söyleyeyim.

Eve dönmek için araba kullanırken, Sertap Erener şarkısını avaz avaz  söyledim.  Bu film ve bu şarkı ruh iklimime iyi geldi. Eminim.

"Hatalarım da oldu günahlarım da
Zaferlerim de oldu bozgunlarım da
Ne yaptıysam tek başıma.... Tek başıma...
Terk ettiğim oldu sevdiklerimden
Üzdüğüm oldu  değer verdiklerimden
Azaldım bu yüzden hep bu yüzden
Çok kırılsam da eğilmedim
Yeni sabahlara doğmayı da bilirim
Tek başıma... Tek başıma.
Tek başımaaa... Tek başıma.
Teeek baaaşıııımaaaaa!!"

BUYRUNUUZ! Hep birlikte... Tek başımaaaa:)

28 Temmuz 2019 Pazar

Okuduğum Kitaplar Ve Olasılıksız Görünenin Etkisi


Bu hafta Elif Şafak'ın On Dakika Otuz Sekiz Saniye'si ile  Jerry Kosinski'nin Şeytan Ağacı adlı romanlarını kolaycacık, seve isteye okudum bitirdim. 

Az önce ise  Nassim  Nicholas Taleb'in olasılıksız görünenin etkisi başlıklı, Siyah Kuğu  adlı  kitabını seve isteye okumaya giriştim. Du bi...  Peki... Bencileyin merakları muhtelif, ilgisi dağınık, bilgisi yarım yamalak biri, bu  beş yüz sayfalık felsefe kitabını kolaycacık bitirebilir mi dersiniz?  Ne o? Olasılıksız mı görünüyor?  Pratik olarak imkansız mı diyorsunuz? Olağan beklentinin dışında yani öyle mi? 

Valla, yazar, kitabın daha ilk sayfalarında diyor ki... "Doğduğunuzdan beri dünyamızda gerçekleşen önemli olayları, teknolojik değişimleri, icatları düşünün ve bunları ortaya çıkışından önce beklenenlerle kıyaslayın. Kaç tanesi bir program dahilinde gerçekleşmiş? Özel yaşamınızı ele alın; örneğin iş seçiminiz, eşinizle tanışmanız, memleketten sürgün edilişiniz, karşılaştığınız ihanetler, birdenbire zenginleşmeniz ya da fakirleşmeniz... Bunların hangileri bir plan halinde gerçekleşti.  Siyah Kuğu mantığı, bilmediklerinizi bildiklerinizden çok daha önemli kılar. Düşünün ki pek çok Siyah Kuğu beklenmedik olmalarından dolayı ortaya çıkmış ve etkileri şiddetli olmuştur."

Yani,  diyeceğim odur ki bu kitabı seve isteye, kolaycacık okuyup bitirebilmem bir Siyah Kuğu benim için. 

Görüyorsunuz, daha 11. sayfadayım. Felsefe yapmaya başladım. Hay canına  sayın seyirciler, bu "olasılıksız  görünenin etkisi" olmalı. Şaşırdım:)

26 Temmuz 2019 Cuma

Akademisyenlerin Takibindeyim- Prof. Dr. Seval Şahin


Fotoğraftaki bu hoş kadın, Prof. Dr. Seval Şahin.  "Merhaba, 94.9 Açık Radyo'dasınız. Günün ve Güncelin Edebiyatı'nda bugün konuğumuz..." diye başlayan  söyleşilerini hiç dinlemediyseniz acırım size:)

Peki, videolarını da izlemediniz mi yoksa? Yapmayııın! 

Mimar Sinan Üniversitesi'nde yapılacağını öğrendiğim bilumum edebiyat sempozyumlarına, işten kaçıp  giderim. Her seferinde mutlaka Seval Şahin'i arar gözlerim. Memleketimin çalışkan, üretken bilim insanlarından biri olduğunu öğrendiğimden beri, gizli hayranıyım. Peki bencileyin bibliomaniac biri Seval Şahin'in araştırma ve  deneme kitaplarını almadan durabilir mi? Mümkün değil... İşte buyrun... İkisi elimin altında... Takibindeyim.   http://sevalsahin.com/


25 Temmuz 2019 Perşembe

Akademisyenlerin Takibindeyim- Prof. Dr. İsmail Gezgin


Prof. Dr. İsmail Gezgin...  
Bizans'la ilgili araştırma yaparken yazılarına  denk geldim. Sonra kimdir diye gugılladım. Vee... İşte bu ve benzeri videolardaki muhabbetlerini keşfettim. Resmen hazine! Bayıldım. Dün bir bugün iki... Kulaklığımı takıp yürüyüş yaparken,  anlattıklarını keyifle dinlemeye başladım.  

3 Kasım'da  yapılacak olan 41. İstanbul Maratonu'na bu yıl ilk kez katılmaya niyetlendim. Başvurumu yaptım. Eğer maratonu tam zamanında bitirirsem,  kesinlikle Prof. Dr. İsmail Gezgin sayesinde bitireceğim. Sakın, ne ilgisi var demeyin. Antreman için uzun yürüyüşler yaparken, videoda anlattıklarını  kesmeye  asla kıyamıyorum. Yürüyorum... Dinliyorum...  Koşuyorum... Dinliyorum... Yürüyorum... Dinliyorum...  Benim uzun yürüyüşler oluyor mu size upppuzun yürüyüşler:)  Müthiş! Hararetle tavsiye ederim. Kitapları henüz elime ulaşmadı. Sabırsızlıkla beklemekteyim.



24 Temmuz 2019 Çarşamba

Akademisyenlerin Takibindeyim- Doç. Dr. Emrah Safa Gürkan


Son zamanlarda, Doç. Dr. Emrah Safa Gürkan'ın youtube'daki Olmaz Öyle Saçma Tarih adlı videolarını keyifle takip ediyorum. Dayanamadım. İki kitabını aldım.  Bakar mısınız?Osmanlı'da casuslar ve korsanlar... Hiç aklınıza gelir miydi? Çok cezbedici, tarihe ilgi kışkırtıcı harika konular, değil mi? Ne yalan söyleyeyim, ben bayıldım... Bayıldım. Ah! Vakit bulsam... Kitapları hakkında  iki satır  bir şeyler karalasam keşke... Keşke! 


NOT- Podcasti atlamayayım:)




12 Temmuz 2019 Cuma

Gerçekten:)




Önce ilk ikisini 
peş peşe, 
ve  usanmadan  ve bıkmadan
ve yine  ve yeni  ve yeniden seyrettim. 
Anladım ki beğeni duyarlılığım hiç değişmemiş.
Tıpkısının aynısı! 
Üçüncüsü  sinemada,  
diri gözlerle seyrettim.  

GERÇEKTEENN:)



10 Temmuz 2019 Çarşamba

Nereden Başlasam?


Hayal Kahvem'e yazmayalı  o kadar uzun zaman oldu ki, bir türlü  dikkatimi diriltemiyorum. İçimde benden habersiz birikmiş; konuşulmayı, tartışılmayı, paylaşılmayı bekleyen onca şeyi usulca, yumuşacık yazmaya başlayabilsem keşke.

Du bi!.. İnceden inceden kıpırtılar başladı. 

İyi ama, yüreğimde pintiricik bir korkunun gezindiğini hissediyorum.

Gece evde yalnızken  duyduğumu sandığım  koridordan  gelen ayak sesinin uyandırdığı duyguya benziyor........



Fotoğraf- Madame Tutli Putli

20 Ocak 2019 Pazar

Kuzey Kalesi'nden Çizgiroman Diyarına Efkarlı Yolculuk


Kuzey Kalesi'ndeki, o konu başlığına ilk denk geldiğimde, tekrar tekrar okuduğumu hatırlıyorum. Küçük Kırgınlıkların Büyük Hüznü.... Küçük Kırgınlıkların Büyük Hüznü... Acayip etkilemiştim. Kelimelerin büyülü olduğuna  bir kez daha aklım yatmıştı. Adeta illüzyondaymışım gibi tıpış tıpış cümlelerin peşi sıra gitmiştim. Okudukça anlamıştım ki, Küçük Kırgınlıkların Büyük Hüznü, Chistophe Chaboute'nin bir çizgi roman albümünün ismiydi. Daha doğrusu Kuzey Kalesi'nin komutanı Rusenski'nin Fransızca'dan yaptığı çeviriydi.

Akabinde, Rusenski'nin  kitap hakkında yazdıklarını okuyunca, bu albümü almam şart olmuştu. Diyordu ki,  "Chaboute'nin bu albümünde hayatın içinde ufak tefek gözüken,  ya da önemsizmiş gibi geçiştirme eğiliminde olduğumuz ama kalbimizi kıran, gönlümüzü yoran, biriktikçe ruhumuzu yaralayan, yani üzerimizde sandığımızdan çok derin etkisi olan, küçük kırgınlıklarla bezenmiş fragmanlarla karşılaşıyoruz. ÇR'a uyarlanmış bir kısa film derlemesine de benzetiyorum bu albümü." Feci merak etmiştim. İyi ama çizgiroman Fransızca'ydı. Ne gam! Oldum bittim çizgilerin menzilinde dolanmayı severim. 

"Eskiden Anadolu'da depresyona "gönül yorgunluğu" derlermiş. Ne güzel bir tanım. Albümde 11 tane kısa hikaye var. Çok farklı konularda ve ortamlarda yaşadığımız burukluklara şahitlik ediyoruz. Gönül yorgunluğuna götüren ön yargılar, düşüncesizlikler, kabalıklar, sorgulamalar ve gücenikliklerimiz, bir bir karelere taşınmış. Modern yaşamın insanı makineleşmeye zorlayan, hızına ayak uydurmaya çalışırken yavaş yavaş ikinci plana atılan insani inceliklerin altı çizilmiş. Metni az ama, kolay okunan fakat uçup gitmeyen bir çalışma. Okudukça kendi yaşamınızdan eş anlamlı sahneler birikiyor zihninizde. Katilimiz olmuş kanıksanmışlıklar sanık oluveriyor sayfalarda. Ardında iz bırakan ama hiç yormayan bir akış."

Rusenski, yukarıdaki yorumlarından sonra ÇR içindeki tüm hikayeleri Kuzey Kalesi'nde özetlemişti. Daha ne olsundu ki... Anlayabilirdim. O vakitler memlekette bulamadığım bu albümü, dayanamamış yurt dışından sipariş etmiştim.  Rusenski haklıydı. İç sızlatan, yüreği uf eden  hikayelerin çizimleri müthiş etkileyiciydi. Zaman içinde Chaboute'nin diğer albümlerini birer birer edindim.  

Şimdi niye yazdım bütün bunları biliyor musunuz? Az önce kitaplarımı düzenliyordum. Chaboute'nin güzelim albümlerini kitaplığımda dizim dizim görünce, aklıma Kuzey Kalesi ve Rusenski geldi. İçimi derin bir efkâr kapladı. Hayat kısa, kitaplar sonsuz... Eğer Küçük Kırgınlıkların Büyük Hüznü başlıklı yazıya denk gelmeseydim, Chaboute'yi belki de hiç bilmeyecektim.  Hasan Ali Toptaş'ın dediği gibi, "Ey hayat, bana kör noktamı aydınlatacak bol ışıklı dostlar ver." 
TIKLAYINIZ



19 Ocak 2019 Cumartesi

Türkiye'de Kızlar İçin Hazırlanmış İlk Çizgi Roman Dergisi - Tina

Levent Cantek'in Türkiye'de Çizgi Roman adlı inceleme kitabını, çizgi roman sevdalısı araştırmacı okur merakıyla karıştırırken Tina'ya denk geldim. Tina, memleketimizin kızlar için hazırlanmış ilk çizgi roman dergisiymiş. İngiliz kaynaklıymış. Ünlü Eagle dergisinin izlerini taşıyormuş. Yıl deseniz 1967'li yıllar...  Durur muyum hemen gugılladım. İşte buyrunuz,  artık 1968 yılına ait iki adet Tina dergisiyle arkadaşım. Adeta iki mücevher gibiler... Bahtiyarım.  Tina'nın bütün kahramanları kızlar. Hele Dünya Emniyet Teşkilatı gizli ajanı var ki,  ismi Jane Bond.  Hastasıyım:)


Tina'nın kapak iç sayfasında Tina'ya sorunuz diye bir bölüm var. Demek ki, günümüzden 51 yıl önce bazı gençlerin sosyal medyada  arkadaş bulma mecrası Tina dergisiymiş. Baksanıza gelen mektupların şekerliğine..

"18 yaşında, hafif batı müziğine meraklı, org, bateri, akordion ve melodica çalan, müzik dans ve partilerden hoşlanan bu okuyucumuz 16-18 yaşlarındaki Tina'nın kız okurlarıyla mektuplaşmak istemektedir." (Kemal Açıkalın-Erenköy/İstanbul)

"15 yaşında, batı müziğine, kart postal ve pul kolleksiyonuna meraklı, kitap okumasını ve yüzmesini seven bu okuyucumuz Tina okurlarıyla Türkçe ve İngilizce mektuplaşmak istemektedir." (Tunç Ögel-Güzelyalı-İzmir)

"İngiliz Amerikan ve Türk olmak üzere altı arkadaş, kurdukları klübe okuyucularımızın üye olmalarını istemektedirler." (Erdoğan Genel/Bandırma)

" 12 yaşında, Timur Selçuk, Ajda Pekkan, Mireille Mathieu hayranı olan bu okuyucumuz da yaşıtlarıyla mektuplaşmak istemektedir." (Esin Demirkan-Laleli/İstanbul)

Günümüzdeki  internet ağları üzerinden mesajlaşmanın, arkadaş bulmanın, sosyalleşmenin 51 yıl önceki hali. Nereden nereye değil mi:)