16 Eylül 2021 Perşembe

Mutluluk Neydi Ki?


Odadan çıktık. Yan yana yürüyoruz. İlk hangimiz konuşmaya başlayacağız diye birbirimizi gözlüyoruz.

Gözlerim yerde. Adımlarımızı sayıyorum. Önce sağ ayak sonra sol ayak... Aynı ritimde yürüyoruz. Asansörün önüne geldik. Benden atik davrandı. Asansörün düğmesine bastı. İki yabancı gibi konuşmadan öylece duruyoruz. Asansörün gelmesini bekliyoruz. Geldi. Bindik. 

Hemen uzandım. Otopark düşmesine bastım. Beş- Dört-Üç-İki-Bir-Giriş-Otopark. 
Kapı açıldı. İndik. Arabamın yanına geldik. 

Uzaktan kumandayla kapıları açtım. Oturdu. Ben tam başımı eğdim arabaya girecektim ki vazgeçtim. Önce mahcup mahcup etrafıma baktım.  İn cin top oynuyordu. Sonra dayanamadım.  Aile Arasında'ki Solmaz gibi oynamaya başladım. 

Arabadan fırladı:
-Ablam, napıyorsun, dedi.
Dedim:
- Doktor  iyi olduğunu söylediğinden beri içim aynen böyleydi.
Kardeşim en kardeş bakışıyla baktı, ağız dolusu kahkaha attı.
-  Atla arabaya, yeminle delisin,  dedi. 
Hemen arabaya bindim.  Kardeş sözü dinlerim:)

Mutluluk neydi ki? Mutluluk, insanın kardeşinin sağlıklı olduğunu bilmesiydi.

14 Eylül 2021 Salı

Başlangıç Olarak Ne Alırdınız Acaba?

başlangıç olarak

ne alırdınız acaba?

-neler var menünüzde…

masum bir ilk aşk

var mı mesela



NOT

film karesi/rezervuar köpekleri'nden

cümleler/metin üstündağ'ın bir delinin beyanı'ndan


12 Eylül 2021 Pazar

Veba Geceleri ve Bazan



"Bazan karısı onun elini avucunun içine alır, hareketsiz dururlardı."

"Bazan da yatakta hiç konuşmadan yan yana yatarlardı."

"Bazan Komutan karısının güzel kokulu tenindeki bir noktaya mesela göbeğinin üzerine burnunu dayar, toprağın içinde gömülü bir hazineyi gagasıyla kazarak çıkarmak isteyen bir kuş gibi hareketler yapardı." 


"Bazan  bir ağacın gölgesi, bazan solmuş bir renk yanından sessizce akıp gidiyordu."

"Bazan dar bir sokağa giriyor, bir yokuşu inerken denizden gelen  yosun kokusunu alıyor ve martıların çığlıklarını işitiyor, sonra içgüdüleriyle sağa dönüp gül kokuları arasında başka bir yokuşu çıkıyordu."

"Bazan araba sessiz ve boş sokaklarda hiç fark edilmezdi." 

"Bazan geniz yakacak kadar kesifleşirdi. Bazan da yerine gül kokusu gelirdi insanın burnuna." 

NOT
Cümleler / Veba Geceleri'nden 
Fotoğraflar / Yeryüzündeki Son Aşk'tan



11 Eylül 2021 Cumartesi

İçinden Sigortacı Geçen Film - Enemy Territory.

 

Bir sigortacı,  toplu konut benzeri bir apartmanda yaşayan emekli öğretmene poliçe imzalatmaya gider. Sigortacının Vampirler isimli sokak çetesi tarafından kontrol ve terörize edilen bu binada kapana kıstırılması, mahsur kalması, kurtulmaya çalışmasını konu alan bir film Enemy Territory.

Kuzey Kalesi'nin youtube kanalında, Şeker Adamın Laneti adlı filmin incelemesini dinliyordum ki, bu filmden söz etti. 

İçinden sigorta/sigortacı geçen film ve kitapları arıyorum ya, çok sevindim.

Bu vesileyle Kuzey Kalesi'ne mahsus selam ederim.

https://www.youtube.com/watch?v=pn532-9udAQ

26 Ağustos 2021 Perşembe

Ve Kitap ve Sigorta ve Uçmak...


Raymond Carver adını ilk kez benim öğretmen kardeşten duydum.  "Oku illa. Seveceksin" demişti. Hem kardeşim hem öğretmen ya...  Derhal dinledim. 

İlk kez 1989 yılında basılan, Ayça Sabuncuoğlu tarafından İngilizce aslından çevrilen Katedral'i dün gece okumaya başladım. Raymond Carver, 1938 Amerika doğumluymuş. Kısa öykü yazarıymış. Oldum bittim öykücüyüm. Elbette şiir, roman, deneme kitaplarını da çok severim. Lakin öykünün yeri ayrı. Halis öykü uçurur beni. Nitekim, kitaba adını veren  211. sayfadaki Katedral'le okumaya başladım.  Sahiden uçtum.

O değil de, bu yazıyı asıl yazma sebebim nedir biliyor musunuz? Epeydir içinde sigorta- sigortacı cümleleri olan kitapları arıyorum. İşte buyrunuz. Biri Katedral'de çıktı. 

"Robert'a küçük bir sigorta poliçesi ve madeni yirmi Meksika pezosunun yarısı kalmış. "

Bu cümleyi gördüm ya. Bir daha uçtum:)


NOT- İçinde sigorta ya da sigortacı geçen cümleler olan kitaplar veya filmler biliyorsanız yazar mısınız bana? Uçarım:)


21 Ağustos 2021 Cumartesi

Gerçeeekktenn!

Hay canına sayın seyirciler! 

Hayal Kahvem'e bir aydır bir cümle yazmamışım! 

Zaman  bir rüzgar ve bir su gibi mi aktı? 

Akmış...

Gerçekten...



22 Temmuz 2021 Perşembe

Kardeşle Mesajlaşma: YA Melankoli YA DA Kaygı:)



"Geniş çevremdeki tanıdıklarım dışında samimi bir dostum daha var: Melankolim. Eğlencemin tam ortasında, işimin gücümün tam ortasında el edip beni kenara çeker, bedenen bulunduğum yerde değilimdir artık. Melankolim, şimdiye kadar tanıdığım en vefalı sevgili, pek tabii ki ben de onu çok seviyorum."

Kitabın   sayfasında, bu cümleleri okuyunca, hemen telefonumu elime aldım, benim öğretmen kardeşe;
- Melankoli şarkısını bu kitabı okuduktan sonra yazmış olabilir mi Ali Kocatepe, diye mesaj yazdım.
Kardeşim hemencik  görüverdi. Anladım. Mesajdaki tik renklendi. 
Baktım, sesli mesaj gönderdi. En  sevimli öğretmen sesiyle;
- Melankoli'nin sözleri Sabahattin Ali'nin, dedi.
- Aaa! Sahi, haklısın, diye yazdım. Beste mi Ali Kocatepe'nindi peki?
- Evet.
Ne tatlı kardeş. Bayılıyorum kendisine. Öğretmenim de olsaydı keşke:)

- Bu gönderdiğin cümleler hangi kitaptan, diye sordu.
Kitabın fotoğrafını gönderdim. Madem bilmiyor, hava atmaya heveslendim;
- Danimarkalı felsefeci Soren Kierkegaard'ın Ya Ya da adlı kitabından, dedim. 42 yaşında ölmüş biliyor musun? Melankoli ve kaygı Kierkegaard'ın en belirgin  özelliğiymiş. Bu cümlelerini okuyunca Melankoli şarkısını hatırlayıverdim, dedim.
- Senin Kierkegaad'la ilgili bir yazın yok muydu, dedi. 
- Yoo... deyiverdim.
Aşağıdaki yazıyı gönderdi. 2013 yılında yazmışım. Yazıyı ilk kez görüyormuşum gibi, merakla bir solukta okudum.  Yalanım yok, çok sevdim. Aldım buraya koydum. Nanananoom:)

29 Nisan 2013 Pazartesi

Sadece İnsanlar Mı Kaygı Duyar Sizce?


Tanıdığım bir ağaç var. Yeni Cuma Camii'nin hemen alt köşesinde...  Ukala mı ukala... Afralı tafralı duruşuyla, diğerlerinden farklı bir ağaç bu... Arabamla geçerken... Tam ağaç kalabalıklığının olduğu yerde... Trafik sıkışınca bir süre... Gözüm hemen o ağaca takılır. Nasıl burnu havada bir ağaçtır anlatamam. Yüzde binbeş yüz eminim şehrin ilk tomurcuklanan ağacı olduğuna. Aziz Nesin der ya hani... "Bir ılman hava esmeye görsün." Hopp!  Patır patır açıverir çiçeklerini... Hemencik kendini o güzel havalara vuruverir. Daha ne oluyoruz demeden en güzel renklere bürünüverir. Gene becerdi... İlkin o çiçek açıverdi. Baktım. Of! Gene bir kibirli hâl… Bir şımarma… Nasıl herkesi küçümseyen küstah bir havası var anlatamam. Resmen gözlerimin içine bakarak diyor ki… "İster bak! İster bakma!"... Aaa!.. Umrunda değil dünya!.. Anlatılacak gibi değil!   Kalıbımı basarım… Mümkünü yok,  ağaçların aptalı değildir. Gözlerimle şahidim. Ne ilkbahar yağmurları, ne kocakarı soğukları, ne de kiremit uçuran fırtınalar sallayıp silkeleyebildi  dallarını...  Bana mısın, demedi! Nasıl beceriyorsa beceriyor. Sırlarını gizlediği tomurcuklarına hiç bir şeycik olmuyor. Hayır. Kaç kere utanarak "nasılsın?" diye soruverdim. Allahım! Beni hiiç kaale almıyor. Cevap vermeye tenezzül etmiyor.

Of! Biliyorum, şaşkının tekiyim. Bana yaptıklarını bile bile, her defasında ilgimi çekmeyi beceriyor. Abartmıyorum… Arabayı yolun ortasına bırakıveresim, koşup sarılıveresim, kulağımı gövdesine dayayıveresim, şımarık iç kahkahasını duyuveresim gelir. Öyle baştan çıkarıcı hâli vardır ki anlatamam. Başka bir şeyi gözüm görmez, o an  yüreğimin  merkezine oturuverir.

Şimdi neden yazdım bunları biliyor musunuz? Az önce içimi kurcalan bir merak sebebiyle sanal ansiklopedide bir şeyler arıyordum. Kierkegaard'ın kaygılı olmanın,  insanı diğer canlılardan ayıran şey olduğu tadında bir yazısına denk geldim. Ünlü Danimarkalı filozofa göre, insan dışındaki diğer canlılar kaygı duymazlarmış. İnsanın ise yitip gitmeden, boyun eğmeden kaygıyla yaşamasını öğrenmesi lâzımmış. 

İşte tam bu yazıyı okuduğumda... Kafama dank etti. Anlattığım bu hoş ağacın hemen yanındaki zavallı ağaç ansızın gözümün önüne geliverdi. Deminden beri o deli dolu, kendini beğenmiş  ağacı anlatıyorum ya hani... Hah işte… O ağacın hemencik yanındaki ağaç ise bizimkinin tersine... Dalları nasıl kara kuru... Nasıl cılız... Nasıl süklüm püklüm... Nasıl acınacak haldedir anlatamam. Şimdi anladım. Beriki  etrafına aldırmadan havalı havalı renklendikçe... Bu ise,  kederinden eriyor olmalı günden güne... Hey!.. Ne demek kaygı duymamak, kaygılı olmamak… Kierkegaard görebilseydi keşke! Bu ağaç var ya, baştan aşağıya kaygı… Tepeden tırnağa tasa… Kökünden dallarına mutsuzluk…Gerginlik… Endişe. Ay, düşündükçe yüreğim daraldı yeminle... 

Acaba yanındaki ağaç, çevresine yüz vermeden gerim gerim gerindikçe, bu kendini hepten aciz, eksik mi hissediyor? Acaba hep diğeriyle ilgilenince, bu ağaç hayatta bir kıymeti yokmuş gibi mi düşünüyor? Ne fena! Yooo... Var! Bak aklıma geldi işte. Ben onu önemsiyorum. Ne diyorum biliyor musunuz? Çıkıp oraya gitmeliyim. Evet, gitmeliyim inan ki. Gözünün önünde olan biteni göremeyip "dünyanın en şahane ağacı benim" havasıyla salım salım salınan o kendini beğenmişi değil, bilakis günden güne eriyen kaygılı ağaca kulağımı dayayıp ilgiyle dinlemeliyim. Ne bileyim? Aziz Nesin'in dediği gibi... "Bir güler yüz, bir tatlı söz..."  Havasını bulur da önce aydınlatır kararan yüreğini... Çırpıştırır dallarını şööyle... Yanındaki şımarık ağacı şaşırtmanın sevinciyle içinde kalmış çiçeklerini patır patır  açıverir belki. Şaşkın ya! Şimdi anladım. Enayi gibi  hep  o şımarık ağacın havasına kapılmışım! Tamam. Kararlıyım. Kaygılı ağacın yanına hemen gideceğim. Biliyorum. Benim öğretebileceğim bir şey yok, hiç kimseye ya da hiçbir şeye. Hey!.. Ağacın kulağına sadece... "Kimi zaman ben de senin gibi hissediyorum. Olur böyle haller." diyerekten  gönül alma kıvamında bir kaç lakırtı edeceğim. O kadar! 

Ah! Ben insanların aptalı. Bunu daha önce nasıl akıl edemedim?! Bari siz kaygılanmayın e mi? Merak etmeyin. O kaygılı ağacı teselli edeceğim.

17 Temmuz 2021 Cumartesi

"Hangi Zamanlarda Dersen, İşte O zamanlarda..."

 

"Hangi zamanlarda dersen, işte o zamanlarda. Hangi zamanlarda? Buğdayın taş dibeklerde tahta tokmaklarla öğütüldüğü zamanlarda. Hangi zamanlarda dersen, işte o zamanlarda. Suyun hafızasının uzak olduğu zamanlarda. 

Günlerden bir gün yaşlı bir adam, üzgün bir çocuk görmüş. Yanına yanaşmış. Adını sormuş.  Çocuk adının Abdulkadir olduğunu söylemiş. Yaşlı adam, çocuğun neden arkadaşlarıyla oynamadığını sormuş. Çocuk, "Biz saklambaç oynuyoruz. Ben saklandığım zaman beni kimse bulamıyor," demiş.

-Peki, gel birlikte oynayalım, demiş yaşlı adam. Önce ben gözlerimi kapatıyorum ve sen saklanıyorsun. 

Yaşlı adam gözlerin kapatmış. Abdulkadir, yedi kat yerin altında bir yere saklanmış. Yaşlı adam gözlerini açmış, Abdulkadir'i yedi kat yerin altından çıkarmış ve sobe etmiş.

- Şimdi sıra bende, demiş yaşlı adam. Sen gözlerini kapa, ben saklanayım. Abdulkadir gözlerin kapatmış ve yaşlı adam bir anda ortadan yok olmuş. 

Abdulkadir gözlerini açmış. Yedi kat yerin altına bakmış. Yok. Yedi kat yerin üstüne bakmış. Gene yok. Yıldızların arkasına bakmış bulamamış. Yaprakların arkasına bakmış bulamamış. Dolanmış. Dolanmış. Dolanmış. Sonunda dayanamamış. Alnını Mezopotamya'nın topraklarına dayamış. Yeri göğü yaratana niyaz etmiş. 

-Ya bana bu adamın nerede olduğunu söylersin ya da ben alımı bu secdeden kaldırmam, demiş. Yeri göğü yaratan mucizesini göndermiş.

-Mezopotamya'ya gideceksin. Mezopotamya'nın kuzeyinde bir şehir var. O şehrin üzerinde bir kale var. O kalenin altında sessiz bambaşka bir şehir daha var. En alt katında da bir bahçe var.  O bahçenin içinde bir kümes... O kümesin içinde bir güvercin... O güvercinin içinde bir yumurta. Aradığın şey orda, demiş.

Abdulkadir bir adımda denen yere gitmiş ve güvercini tam yumurtlamak üzereyken görmüş. Avucunu açmış. Yumurta Abdulkadir'in avucuna düşmüş. Abdulkadir büyük bir sevinçle bakmış yumurtaya ve:

-Buldum seni, demiş. Sobe."

Gizli Not- Bu masalı Ebuburak'tan dinledim. Çok sevdim. Burada dursun, okunsun, dilden dile anlatılsın istedim.

15 Temmuz 2021 Perşembe

Tek Paragrafına Bile Hastayım...

"Albay Aureliano Buendia, yıllar sonra idam mangasının karşısına dikildiğinde, babasının onu buzu keşfetmeye götürdüğü o çok uzaklarda kalmış ikindi vaktini anımsayacaktı. 

O zamanlar Mozondo, tarihöncesi kuşların yumurtaları kadar ak ve kocaman, parlak çakıllarla örtülü yatağı boyunca dupduru akan bir ırmağın kıyısında kurulmuş, yirmi hanelik bir köydü.

Dünya öylesine çiçeği burnundaydı ki, pek çok şeyin adı yoktu daha ve bundan söz ederken parmakla işaret edip göstermek gerekti." 

Gabriel Garcia Marquez- Yüzyıllık Yalnızlık'tan...


29 Haziran 2021 Salı

Hayal Et Olur Elbet...


Hem adına, hem afişine,  hem oyuncularına... Hele hele senaryoyu filmin  yönetmeni  Tufan Taştan ile  birlikte Barış Bıçakç'nın yazmış olmasına bayıldım. Uniq Açık Hava Sineması'nda gösterimi yapılacakmış. Diyorum ki, bilet alsam. Bir yıldır sinema gitmedim. Çocukluğumun açık hava sinemasındaymışım gibi, sinemaya giriş yapsam.

Hayal et, olur elbet:)


18 Haziran 2021 Cuma

Sevdiğim Adamlar...

               
Ahmet Hamdi Tanpınar, 
1901 tarihinde doğmuş, 1962 yılında 61 yaşında ölmüş. 
 
Nazım Hikmet Ran, 
1902 yılında doğmuş,  1963 yılında 61 yaşında  ölmüş. 

Sevdiğim adamlar,
bir yıl arayla doğmuşlar, 
bir yıl arayla 
 61 yaşında ölmüşler.
İlginç...



4 Haziran 2021 Cuma

Aşkın Tuhaf Halleri...

"İlk aşkların derin acısında, hayattan habersiz olmanın da payı vardır."


"Bir aşkta binlerce an yaşansa da bir tek an doruk deneyimidir. 
Diğer anların tümünü önemsiz kılacak  kadar onu dibine kadar tanıdığınız, 
gördüğünüz bir andır bu. 
İyi ya da kötü. 
Bu, odur.
Tam o an karşınızda duran.
Sevdiğiniz kadın ya da sevdiğiniz adam."


"Bu çağda aşkın yeniden icat edilmesi gerekiyor. 
Bu çağın gereklerine göre değil, bu çağa rağmen."


"Bazı Avrupa dillerinde "Aşık olma" sözü yoktur. Aşık "olma" hali yoktur.  
"Aşka düşme" denilir.
Türkçedeyse aşık olunur, aşka düşülür, vurgun yenilir, sevdalanılır, tutuldum denir. 
Türkçede say say bitmez."


"En çok felsefeciler bilir:
Dilsizliği arayan dil, mutlaka aşka uğrar."


not
Film kareleri/ Scott Pilgrim Dünyaya Karşı
Cümleler / Murathan Mungan-Aşkın Cep Defteri

2 Haziran 2021 Çarşamba

İstemek ve Düşünmek

 

"Olmak istediğim her şeyi olmam, yaşamak istediğim bütün hayatları yaşamam mümkün değil. İstediğim bütün yetenekleri geliştirmem mümkün değil. İstememin nedeni ne peki? 

Hayatımda bütün olası zihinsel ve fiziksel deneyimlerin her bir rengini, tonunu ve her çeşidini yaşamak istiyorum."

Slyvia Plath / Günlükler


28 Mayıs 2021 Cuma

Kızkardeşlik Gücü Adına:)

2007 yılından itibaren verilen Duygu Asena - Kadının Hâlâ Adı Yok  Roman Ödülü'nün 
2021 yılı sahibi, 
Ev adlı romanıyla Nermin Yıldırım  oldu. 


1964 yılından itibaren verilen Sait Faik Hikaye Armağanı'nın 
2021 yılı sahibi, 
Deli Tarla  adlı öykü kitabıyla Şermin Yaşar oldu. 


Memleketimin her iki kadın yazarına bayılırım. 
Çok sevindim. Sevindiğimi paylaşmak istedim:)



 

23 Mayıs 2021 Pazar

Bir Film / Beş Kitap

 "-Hasta mısın?

- Hayır

- Yaralı mısın?

- Sanırım..."

Refik Halit Karay / Gurbet Hikayeleri

"Bana, bütün hayata dargın bir sesle:
"Ne istiyorsunuz?" diye sordu."

    Ahmet Hamdi Taşpınar/Sahnenin Dışındakiler


"O gün ve ondan sonra, günlerce,
hep o rüya hali devam etti."

    Sabahattin Ali / Kuyucaklı Yusuf


"Kendimizi kaybetmiştik, sen ikimizi de buldun."

     Peyami Safa/ Bir Tereddüdün Romanı


"Ben / Çizilmiş bir yaşama atanmışım gibi.
Peki ama
Kim çizebilir senden başka senin yaşamını?"

    Cahit Zarifoğlu / Yedi Güzel Adam


-NOT- 
Film kareleri / İngiliz Hasta


8 Mayıs 2021 Cumartesi

Aşk ve Başka Söze Gerek Yok


Sizce aşk nedir?

       Hayatın bezdirici, yıldırıcı demirbaş sorularından biri olarak ne çok sorulmuştur hepimize. Bir dönem ortaokul, lise öğrencilerinin düzenlemeye pek meraklı olduğu "anket defteri"nden, popüler magazin dergilerinin, söyleşi, soruşturma ya da anket köşelerine dek birçok yerde karşımıza çıkan, neredeyse bütün yaşamımız boyunca ısrarla karşılaştığımız ve bunca yinelendiği halde, verilen hiçbir yanıtın doyurucu olmadığı, hiçbir tanımın kimseye yetmediği; hiçbir sözün kimseyi ikna etmediği, inandırmadığı bir başka soru var mıdır hayatın sorular dünyasında bilmiyorum!

Karşıdaki sorar;
-Ne düşünüyorsun?
-Hiç.
-Hiç konuşmuyorsun?
-Ne söyleyeyim?
-Bilmem.
-Bir çay daha?
-Olur.
Aşk saklanır.


Aşkın mutlulukla ya da mutsuzlukla bir ilgisi yoktur. Aşk, aşktır. Varsa da gelip geçici bir haldir bu, kendi varlığı gibi. Zamanın size gülümsemesi gibidir aşk. Tadının çıkarılması, keyfinin sürülmesi, ardından yasının tutulması neyinize yetmiyor?


Paragraflar/Murathan Mungan - Aşkın Cep Defteri'nden.
Resimler/ Başka Söze Gerek Yok filminden.