17 Nisan 2021 Cumartesi

Akademisyenlerin Takibindeyim - Doç. Dr. Çimen Günay-Erkol

 

Doç. Dr. Çimen Günay-Erkol, ODTÜ Maden Mühendisliği bölümünden mezun olmuş. Bilkent Türk Edebiyatı bölümünde  Suat Derviş üzerine yazdığı tezle yüksek lisansını almış. Hollanda Laiden Üniversitesi'nde 12 Mart romanları üzerine olan teziyle doktorasını tamamlamış. Yaralı Erkeklikler !2 Mart Romanlarında Yalnızlık, Yabancılaşma ve Öfke adıyla tezinin kitaplaştırıldığını öğrendim. 

Toplumsal Cinsiyet kavramı ve eleştirel erkeklik çalışmaları son zamanlarda ilgimi çekince, bu konuların piri Çimen Günay- Erkol'a denk gelmemem mümkün değildi. Aşağıda bir kaçının linkini eklediğim videolarda tatlı tatlı anlatıyor. Dinlediklerim meraklandırdı. Hemen kitabını sipariş ettim. Hey!  İşte geldi.


Kitabı henüz okumadım. Arka sayfasında,  "Doç. Dr. Çimen Günay-Erkol, Yaralı Erkeklikler'de güce tapılan bir atmosferde, istikrarlı bir erkeklik arayan ama bunun ne demek olduğunu göremeyen erkeklerle dolu 12 Mart romanlarını erkek kimliklerine getirilen yeni ve güçlü bir eleştiriyle ele alıyor."  diye yazıyor. Acayip ilgimi çekti.

Kadın ve erkeklerin biyolojik olarak farklı olduğunu elbette kabul ediyorum. Lakin, kadınlar ile erkekler arasındaki güç ilişkilerini, eşitsizlikleri sorgulamaya nereden başlayabilirim? Bu eşitsizlikleri hangi kurumlar farkında olarak ya da olmayarak destekliyor? Biyolojik cinsiyetten farklı olarak, kadınla erkeğin sosyal ve kültürel açıdan tanımlarının kökenleri nerelere dayandığını çok merak ediyorum. Kadınlık ve erkeklik  kurgulanan bir şey midir mesela? Kadınlık ve erkeklik rollerini nasıl içselleştiriyoruz? O kadar çok soru var ki kafamda.

Elbette kadın olarak feministlere çok şey borçlu olduğumun farkındayım. Çok ilginç,  ilk kez  erkeklik üzerine kafa patlatanlar feministler değilmiş. Çimen hocanın bir videosunda dinlemiştim. Avustralya'da işçi hareketleri, sendikalar üzerinde çalışmalar yapan bir sosyolog, liselerdeki akran zorbalıklarını araştırırken cinsiyet rollerini incelemeye başlamış.  Kendinden zayıf olana zulum yapan erkeklik halleri. Erkeğin erkeğe zulmü. 

Erkekliğin oluşmasındaki mekanizmalar neler? Erkeklik belli ön kabullerle mi oluşuyor? Aile, okul, sokak, medya, devletin rolü ne? Cinsiyetçi sistemde  kadının da erkeğin de yara aldığı besbelli.  Dünyada, memleketimizde gördüğümüz eşitsizlikler,  kadın cinayetleri, erkeğin erkeğe yaptığı zorbalıklarlar hakkında erkekler neler düşünüyorlar mesela?  

Doç. Dr. Çimen Günay-Erkol memleketimin değerli bir akademisyeni. Anlattıkları, yazdıkları, dünyayı, hayatı, kitapları yepyeni bakışla okuma yapmama yardımcı oluyor. Gözümü ve zihnimi açıyor. Toplumal cinsiyet eşitliğinin gerçekleşmesi için kadınlık kadar  eleştirel erkeklik çalışmalarının farkındalığına dikkat çekiyor. Önemsiyorum. Doç. Dr. Çimen Günay-Erkol'u yakınen takip ediyorum.


15 Nisan 2021 Perşembe

Bazan Saçmalama Hakkımı Kullanırım:)

"Oğullar oğulluklarından sessizce çekilmesini bilmelidir abiler." 
Ece Ayhan/Mor Külhani

Hava  atmaksa atıyorum... Sosyoloji kitaplarımı aldım... Fotoğraf çekmek niyetiyle koltuğun üzerine sıraladım. Pandemi döneminde İstanbul Üniversitesi'nin  ikinci üniversite kapsamında Sosyoloji bölümüne kayıt oluverince... Off... Yeminle ben beni  tanıyamıyorum. Yepisyeni mecralara akıyorum. Dersler, konular, kitaplar uçuruyor beni...  Talebe, talep eden demekmiş.  Sosyoloji bölümünün talep edeniyim. Talepkârım...  Ve  çılgın gibi heveskârım.

Demem o ki;  evet... Talepkârım... Heveskârım... Hatta... İltifatkârım... Cefakârım... Azimkârım... Sebatkârım... Hahha...  Vallahi bambaşka yazı yazacaktım. Bu kelimeler aklımı aldı... Nasıl desem?  Efsunkârım... Zülfikârım... Hatta tehditkârım... Günahkârım. Tövbekârım. Hürmetkârım.  Du bi... Kürdilihicazkârım...  Sanatkârım...  Bestekârım...  Aşikârım. Üstüne üstlük  feci sakarım... Veee... Tutmayın beni... Bu kitaplara şimdi ben...  Şakır şakır akarım:)

NOT- 

Aslında, ne yazacaktım acaba? 

Du bi! Ece Ayhan'ın bir dizesiyle başladığıma göre,  Sosyoloji dersinde feci ilgimi çeken Toplumsal Cinsiyet kavramı,  Toplumsal Cinsiyet kavramında Kadın değil de  Erkek vaziyetleriyle ilgili muhabbet edecektim besbelli.  

İşte bu rotada  yol alacaktım ki, kelimelerin illüzyonuna kapıldım. 

Hımm... Galiba bu geçersiz bir çıkarım. Ölçüsüz aktarım. Ekolojik olmayan tarım. Hatta döngüsel tasarım.  Ve de içeriksel onarım. 

Uzatmayayım. Ayıptır söylemesi, bazan böyle saçmalarım:)


10 Nisan 2021 Cumartesi

Matematik Ödevim:)


Aşağıdaki soruyu çözmeliyim. 

Bilenlerden, çözümlü yardım rica edebilir miyim:)


52 kağıtlık iskambil destemiz var. Desteği ikiye ayırdık. 26'sı sağda. 26'sı solda. Sağdaki desteği soldakilerin birer altına koyacağız. Gene desteği ikiye ayıracağız. Gene sağdaki desteği soldakilerin birer altına koyacağız. Gene desteği ikiye ayıracağız... Gene....

Kaç defa karıştırdıktan sonra deste ilk haline gelir?



1 Nisan 2021 Perşembe

Akademisyenlerin Takibindeyim - Doç. Dr. Fatih Artvinli


Soldaki, 1884-1951 yılları arasında yaşamış, Türkiye'nin ilk modern ruh sağlığı hastanesini kuran,  ruh ve sinir hastalıkları uzmanı Prof. Dr. Mazhar Osman. Sağdaki, tıp ve psikiyatri tarihçisi, Acıbadem Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Fatih Artvinli. Memleketimin  iki bilim insanı. 

Fatih Artvinli'yi,  Medyascope'taki, "Doç. Dr. Fatih Artvinli ile söyleşi: "Bir yıl önce 30'uncu ölüme verdiğimiz tepkiyi bugün 30 bininci ölüm için vermiyoruz" başlıklı videosunu seyredince öğrendim.   

Durur muyum? Bilumum video ve podcastlerini dinlemeye, makalelerinin okumaya başladım. Türk Psikiyatri Dergisi, Fatih Artvinli'nin Bir İhtimal Daha Var: Uyku Hastalığı Salgını başlıklı yazısını yayınlamış. Bu yazıda, günümüz Covid-19 pandemisinin, hem klinik hem de tarihsel açıdan geçen yüzyılın İspanyol Gribi pandemisiyle karşılaştırıldığını yazıyor.

İspanyol  Gribi pandemisi, 1918 ile 1920 yılları arasında yaşanmış. O sırada 2 milyardan az olan dünya nüfusunun üçte birini hasta etmiş. Tahminen 20 ile 50 milyon kişinin ölümüne sebep olmuş. Aynı yıllarda devam eden 1. dünya savaşından daha çok can almış.  İlk antibiyotiğin 1928 yılında bulunduğunu, ilk grip aşısının 1940'larda kullanılmaya başlandığını hatırlamak lazım.  Doğrusu  yüz yıl önce bu denli vahim bir grip salgının yaşandığını, covid pandemisi sebebiyle öğrenmiştim.   

İspanyol Gribi pandemisi ve Covid 19 pandemisinin iki ortak özelliği;  "maske kullanımı" ve "sosyal mesafe kuralı"diyor Fatih Artvinli. Peki İspanyol Gribi pandemisinde yaşananlar tarihsel bellekte saklanmış mı? Hastalığın oluşma, etki mekanizması nasıl işlemiş biliniyor mu? Bunca yıl sonra hastalığın bedensel ve ruhsal etkileri hakkında bütünüyle bilgi sahibi miyiz? Tıp tarihçimiz, henüz bütünüyle bilgi sahibi olmadığımızı yazıyor. 

İspanyol Gribi pandemisi sürecinde ve sonrasında hatırı sayılır ölçüde bir başka tıbbi tartışma olduğunu yazmış Fatih Artvinli. "EL" (ensefalit letarjik) ya da Türkiye'de yaygın adlandırma ile "uyku hastalığı salgını". Baş ağrısı, keyifsizlik, huzursuzluk ve sürekli uyuklama hali hastalardaki tipik belirtilermiş. Bir iki gün sonra üç temel belirti görülüyormuş: uyku, çift görmek ve ateş. Hasta gece gündüz uyumaya başlıyor, bazısı ise uyuyamıyor,  gözkapakları kapalı şekilde yatıyormuş. Uyku hastalığına pandemi demişler, çünkü 1926 yılından 1930'lara kadar tüm dünyada yaklaşık 1 milyon kişinin hastalıktan etkilendiği tahmin ediliyormuş. 

Tıp  tarihçimiz Doç. Dr. Fatih Artvinli'nin yazısından öğrendim. 1920-1924 yılları arasında  Prof. Dr. Mazhar Osman Uyku Hastalığı hakkında 34 yazıdan oluşan tefrika kaleme almış. 1925 yılında ise bu yazıları içeren Uyku Hastalığı Salgını isimli kitabı yayımlamış. Bu kitabın dünyada bu hastalıkla ilgili yazılan ilk kitaplardan biri olduğunu söylüyor.  Mazhar Osman'ın  bu dönemde, uyku hastalığı salgınıyla  derininden ilgilendiğini hatta İspanyol Gribinin neredeyse uyku hastalığından ibaret olduğunu iddia ettiğini belirtiyor.

İspanyol Gribi ile nörolojik bozukluklar ve uyku hastalığı ilişkisi uzun yıllar tarih araştırmalarına konu olmadı, diyor Fatih Artvinli.  İspanyol Gribinden sağ kalan insanların beyanları incelenmiş. Akıl hastanelerine ilk defa yatırılan ve gribe atfedilen ruhsal bozukluklara sahip hastaların oranının pandemiyi takip eden 6 yıl boyunca yıllık ortalama 7,2 kat arttığı görülmüş. İspanyol Gribi pandemisinin ortaya çıkışından dört yıl sonra uyku hastalığı vakaları zirve yapmış. Yani aralarında eşzamanlılık olduğu gözlenmiş.

Covid 19 ile ilişkili sistematik derlemelerde temel nörolojik belirtiler ve bozukluklar; koklama duygusunun azalması, başağrısı, halsizlik, değişen bilinç durumları vs. olduğunu biliyoruz. Dünyadaki diğer tıp tarihçileri  de, Fatih Artvinli'nin  Türk Psikiyatri Dergisi'ne gönderdiği yazı  gibi bu  tarihsel olasılığa, virüsün uzun vadede yaratacağı potansiyel nörolojik belrtilerin hafife alınmaması gerektiğini belirtiyorlarmış.

Yazılacak o kadar çok şey var ki. Mesela, Fatih Artvinli'nin üç ay önce Aralık 2020 yılında yayımlanan makalesinin başlığına bakar mısınız? Türkiye'de Salgın Yönetimi: Kurumsallaşma ve Kurumsal hafıza Sorunu. Covid 19 pandemisi sebebiyle, 1928 yılında açılan,  83 yıllık kurumsal hafızaya sahipken, 2011 yılında kapatılan Hıfzısıhha Enstitümüzle'yle, günümüzde ülkelerine pandemide destek veren 130 yıllık Almanya'daki Robert Koch Enstitüsü ve 133 yıllık Fransa'daki Pasteur Enstitüsü'yle ilgili ibretlik bir mukayeseli  bilgilendirme yapmış. Önerilerilerini sıralamış.  Belli ki, tarihi ve bağımsız kurumların adının  sembolik  ağırlığının,  gerçek işlevinden bile çok daha güçlü olduğuna, varlığı ile yokluğunun farkına varılmasına dikkat çekmek istemiş. Academia'daki yazısının linkini aşağıya iliştirdim. Müthiş.

Doç. Dr. Fatih Artvinli'yle aynı memlekette, aynı zaman diliminde yaşadığım için içim umut doldu.  Kitap, video, makaleleriyle  birlikte memleketimin   şahane bir akademisyenini daha takibe aldım. Mutluyum.



"Soldaki, sipariş ettiğin Fatih Artvinli'nin kitabı, anladık. Peki sağdaki film afişinin burada işi ne," diye soracak olursanız, sevgili tıp tarihçimiz: "EL hastalığı(uyku hastalığı), aslında (ingiliz nörolog) Oliver Sacks'ın, 1973 yılında yayımlanan Awakenings (Uyanışlar) kitabına konu olmuş ve eser 1990 yılında Holywood'a uyarlanmıştı." diyor.  Durur muyum? Seyrettim. Tavsiye ederim.

Dergi yazısı - LINK
Medyascope - LINK
Academia-      LINK
İspanyol gribi-LINK
 

31 Mart 2021 Çarşamba

yaşamak bazen..

yaşamak bazen.. 
doğru yerde doğru zamanda olmak
ve fekat ama ancak
yanlış hayata ve eksik insanlara
toslamak


yaşamak bazen.. 
gömlek düğmelemek ve fekat ama ancak  
yanlış düğmelediğini son düğmeye kadar 
anlamamak


yaşamak bazen.. 
sorusuz okkalı bir cevabın d) hiçbiri
e) hepsi şıkları arasında çaresiz
kalakala durmak


yaşamak bazen.. 
burnundan nefes alırken
ne kadar zorlasan da bir türlü
konuşamamak


yaşamak bazen.. 
ömrünün gelişme ve sonuç bölümlerini
eveleye geveleye patinaj yaparak
giriş bölümünde harcamak




sözler - metin üstündağ/bir delinin mal beyanı kitabından
fotoğraflar - brooklyn'e son çıkış filminden 

28 Mart 2021 Pazar

Olmasa da Olur:)


Psikiyatr Gülcan Özer'in ilişkilere zarar veren 7 günahı anlattığı TEDXTALKS konuşmasına denk geldiniz mi bilmiyorum. Kendisine bayıldığım için bilumum söyleşilerini yakından takip ederim. İşte bu videoda, hocası anotomi profesörü Sami Zan'ın  dönemin ilk dersinde:

-Kızlarım sözüm size, koca terbiye edilmez, terbiyelisi alınır. Eğer ben bu adamla ilişkiye gireyim, beğenmediğim yönlerini  nasılsa zaman içinde değiştiririm diye düşünüyorsanız, sakın o ilişkiye girmeyin, dediğini söylüyordu.

Gülcan Özer konuşmasının devamında,  elbette insan değişir. Lakin proje haline getirip zorladığınızda, benlik ve bünye direnç koyacak ve kendini koruyacaktır, diyordu. Oysa Jung'un söylediği gibi bir adamın ve bir kadının ilişkisi kimyasal bir tepkimeye benzer.  Eğer tepkime gerçekleşirse her ikisi de kılık değiştirir. Bu şu demek diyor Gülcan Özer, gönül gönle değerse zaten o tepkime kendi seyri ve süreci içinde olur.  

Çok haklı, demiştim kendi kendime. Zorlama arkadaşım. Olmasa da olur:)



Kitapçıda adını daha önce hiç duymadığım Aslı T. Kızmaz'ın Olmasa Da Olur adlı kitabının arka sayfasını okuduğumda, psikiyatr Gülcan Özer'in işte bu söylediklerini hatırladım. Kitabın arka sayfa yazısı şöyleydi:

"Biz kadınlar bazan en başından olmayanı oldurmaya çalışıyoruz. El attığımız her şeyi düzelteceğimize o kadar inanaıyoruz ki  'onu da' düzelteceğimize emin oluyoruz. Ama eşek kadar adamlar değişmiyor, olmayandan da olmuyor.  Ve evet ne yazık ki bizim bunu anlamamız için iyice sarsılmamız  gerekiyor. Farkındayım çok zor; üzücü, gurur kırıcı, yorucu, sıfırlanmak... Ama emin olun şahane yanları da var..." 

Aslı T. Kızmaz ikinci romanında kendi ayakları üzerinde duran, hiç olmazsa buna çabalayan, sonunda "olmasa da olur" diyen deli dolu bir kadının ayrıksı hikayesine odaklanıyor." 

Yazarın ilk kitabının adı Benden Ne Olur'muş. Valla ben ikinci kitabı Olmasa da Olur'a denk geldim. Hiç düşünmedim. Hemencik satın alıverdim. 

Çünkü son zamanlarda, ayaklarımı altıma alıp,  tatlı tatlı muhabbet ediyormuşum gibi, bir kadın yazarın kadın hallerini kadın halimle okumayı çok seviyorum. 

Kitabı var ya, bir solukta okudum. Sahiden şen şakrak üslubuyla film gibi bir roman yazmış  Aslı T. Kızmaz.  Bu romanın filmi çekilir mi bilmem lakin  romanı bir film seyrediyormuşum gibi okuttuğu için yazara çok teşekkür ederim:)



Meraklısına Matematik Dersleri:)


Felsefe'nin içine dalabilmek için matematik öğrenmek şart diye belledim ya, aklım fikrim matematikte, Pisagoras'ta, geometride.  Felek vaziyetimi biliyor. Yüreğime tık diye düşeni tak diye karşıma çıkarıveriyor.  Baksanıza, nisan ayında meraklısına matematik dersleri başlıyor. Tam benlik. Deli gibi merak içindeyim.

Esasında, sigorta acentesiyim, yolumu çizmişim, işim gücüm var, di mi? Ne yalan söyleyeyim, matematik, felsefe öğrenmek benim ne işe yarar, demedim.  Altı haftalık tek program yüz elli lira. O mu bu mu derken, kıydım parama iki programa birden kayıt oluverdim.  İçim neşe dolu. İlk dersin başlamasını sabırsızlıkla beklemekteyim:)




 LINK (kayıt için)


19 Mart 2021 Cuma

Eğlenceli Matematik Bilmeceleri:)

 

-BİLMECE 1-

Bay Kahverengi, Bay Yeşil ve Bay Siyah öğle yemeğindedirler. Biri kahverengi, biri yeşil, biri siyah kravat takmaktadır. 

Yeşil kravatlı adam "Fark ettiniz mi, kravat renklerimiz soyadlarımızla uyumlu ama hiçbirimiz soyadımız olan renkte kravat takmamaışız" der.

Bay Kahverengi onaylar.

Her bir adam hangi renk kravat takıyordu?


-BİLMECE 2-

Aşağıdaki dokuz noktanın hepsinden geçecek şekilde kalemi kaldırmadan dört düz çizgi çizebilir misiniz?


-BİLMECE 3-

On kırmızı, on mavi çorap karışık olarak çekmecededir. Bu yirmi çorabın renkleri dışında bütün özellikleri aynıdır. Oda zifiri karanlıktır. Bu koşullarda çekmeceden bir çift aynı renk çorap almak istiyorsunuz. Çekmeceden en az kaç çorap aldıktan sonra kesinlikle aynı renk bir çift çorabınız olur?



1-ÇÖZÜM:Bay Kahverengi siyah, Bay Siyah yeşil, Bay Yeşil kahverengi kravat takıyor.

Kahverengi, kahverengi kravat takamaz çünkü öyle olsaydı soyadıyla aynı olacaktı. Yeşil kravatta takıyor olamaz çünkü bu renk kravat ona soru soran adamdaydı. Bu yüzden Bay Kahverengi'nin kravatı siyah olmalıdır.

Bu da Bay Siyah'ın yeşil, Bay Yeşil'in kahverengi kravat taktığını gösterir.

2-ÇÖZÜM:


3-ÇÖZÜM: İlk ikisi eşleşmediyse üçüncü çekilen mutlaka önce çekilen iki çoraptan biriyle eşleşecektir. Cevap üçtür.



Kasımpatı


Geçen hafta John Steinbeck'in Kasımpatları adlı öyküsünü tatlı tatlı okuyordum. Bir yandan, o kadar çiçek arasında yazar acaba neden kasımpatıyı seçti diye düşünüyordum.

Kitapta yazarın bir çok öyküsü vardı. Ne yalan söyleyeyim, okuduğum ilk öykünün sonuna sinir  oldum. Ah bu erkek yazarlar, dedim. Kapağını küt diye kapattım. Kitabı okumayı bıraktım.

Bu hafta bir kadın yazar tarafından ana dilimde yazılmış şahane bir polisiye roman okudum. Elçin Poyrazlar'ın Ecel Çiçekleri. 

Memleketimde her gün duyduğum  kadına yönelik şiddette inat,  kadınlar kurban değil bu kez. 

Ne bu abicim, kadın hep akıl çelen, hep fettan, hep kötüye teşvik eden, hep yasak elmayı yediren, hep zavallı,  hep dövülen, hep aciz, hep cinayet nesnesi,  hep kurban. Acaba kimler yazıyor, kimler doğruymuş gibi inandırıyor, kimler akıllara işliyor bunları? 

Elçin Poyraz da tamam, buraya kadar, demiş olmalı.

Ecel Çiçekleri'nde  başkahramanı Suat Zamir'i  kadın polis yapmış.

İstanbul'da seri  işlenen cinayetler var. Gerçek hayatta olduğu gibi kadın cinayetleri devam ediyor. Aynı süreçte erkekler, hadım edilerek ardı ardına öldürülmeye başlıyor. Öldürülmüş adamların yanına hep kasımpatı bırakılıyor. Niye kasımpatı peki?

Yoo... Benden de bu kadar...  Nasıl denir? Merak eden, kitabı alıp okur:)

Yeminle film gibi roman... Sürekliyici. Bence filmi yapılmalı. Ve illa bu romanın devamı olmalı. 

Bayıldım.  Kalemine kuvvet sevgili yazar.



16 Mart 2021 Salı

Vallahi Abartmıyorum. Felsefe, Geometri ve Ben Bahtiyarım:)


O kadar ballıyım ki anlatamam. Bu yıl İstanbul Üniversitesi'nin Sosyoloji bölüme başlayınca, bu zamana kadar bilmediğim, bilmediğim için ilgilenmediğim bambaşka bir mecrada, benzetmede hata olmasın, adeta Nazım Hikmet'in o güzelim şiirinin tadını hissediyorum.

Şair misali, beni ilk defa güneşe çıkardılar diyesim var. Ve ben ömrümde ilk defa felsefenin, matematiğin bu kadar benden uzak, bu kadar şahane, bu kadar geniş olduğuna şaşırarak kımıldamadan duruyorum. Sonra saygıyla ekran başına oturuyorum. Dayıyorum dirseklerimi masaya. Öğreniyorum. 

Bu anda ne düşmek dalgalara, bu anda ne iş güç, ne kovid, ne bloğa yazacağım yazım. Felsefe, geometri ve ben bahtiyarım!
  
Biliyorum, abarttım. Lakin... Sahiden bu hissiyattayım. 

İnanamıyorum, ne istesem küt ekranıma düşüyor. Hani Platon'un akademisinin kapısında "Geometri bilmeyen giremez" yazıyormuş, hani evhamlı, vesveseli insanlara geometri, matematik  eğitimi alması önerilirimiş ya...  Merak ettim. Nereden başlasam diye düşünmekteydim. 

İşte buyrunuz.  Geçen hafta Nesin Matematik Köyü'nün online eğitiminde dört haftalık Geometri Tarihi dersi başladı. Ballı değilim de neyim? Şahane!

Dersin hocası, Can Ozan Oğuz matematik kültürünü yaymayı seven bir matematikçi. "Dersi ücretsiz veriyorum, lakin Matematik köyünü destekleyin, bağış yapın," diyor. Çok haklı. Bağışımı yaptım. İkinci haftayı tamamladım. Önümüzdeki haftayı iple çekiyorum. Felsefe, geometri ve ben bahtiyarım.



Geometri Tarihi 1- Antik Dönem LİNK
Geometri Tarihi 2- Orta Çağ ve İslam Medeniyeti LİNK
Geometri Tarihi- Rönesans Avrupasın'nda Geometri LINK

Matematik Köyüne  bağış LİNK
Şiirin orijinalLİNK