Dün sabah çok erken saatlerde yürürken, yıllardır görmediğim bir arkadaşımla karşılaştım. Hasretle kucaklaştıktan sonra başladık yan yana yürümeye. Yol boyunca daha çok ben sordum, o cevapladı... Çünkü hikâyesi büyüleyiciydi.
Uzun yıllar yurt dışında genetik mühendisi olarak çalıştıktan sonra, yaşadığı ülkede yepyeni bir sayfa açmış, ikinci üniversitesine başlayıp ergoterapi okumaya karar vermişti.
"Şahane bir cesaret!" dedim. "Peki tam olarak nedir bu ergoterapi?"
Adımlarını yavaşlatıp anlatmaya başladı:
"Diyelim ki bir kazada kolunu kaybeden biri var. Tıp bu insanı yaşatır, yarasını iyileştirir. Ama ertesi sabah tek elle gömleğinin düğmelerini nasıl ilikleyeceğini ya da ayakkabısını nasıl giyeceğini öğretmez.
Bir de işin görünmeyen tarafı var. Buna hayalet uzuv sendromu deriz. Artık orada olmayan kolunu hâlâ hissedebilir, parmaklarını oynattığını sanabilir, kaşındığını ya da sızladığını söyleyebilir. İşte ergoterapi, insanın hem bu yeni bedene hem de yeni hayata uyum sağlamasına eşlik eder."
Arkadaşım, "olmayan kolun varlığı ve sızısı"ndan söz ettiği anda zihnimde bir şimşek çaktı.
"Attilâ İlhan'ın Sisler Bulvarı'ndaki o dize gibi..." dedim.
Merakla bana döndü.
"Hangi dize?" diye sordu.
"'Kesik birer kol gibi yalnızdık...'"
"Çok ilginç! Merak ettim şiiri." dedi.
"sisler bulvarı'na akşam çökmüştü / omuzlarımıza çoktan çökmüştü / kesik birer kol gibi yalnızdık / dağlarda ateşler yanmıyordu / deniz fenerleri sönmüştü / birbirimizin gözlerini arıyorduk"
Bir süre sessizce yürüdük.
Sonra dedim ki: "Keşke bu şiiri bir ergoterapist yorumlasa...
Bu dize çok çarpar beni. Neden "kesik bir kol"? Neden başka bir benzetme değil de tam olarak bu?"
Sonra ekledim:
"Sen bunu bilimin diliyle anlatıyorsun. Attilâ İlhan ise şiirin diliyle anlatıyor. Fiziksel ya da ruhsal... İnsanın hayatından kopan bir parçanın yokluğu bazan varlığından daha ağır gelebiliyor.
Belki bir ergoterapist, o imgenin neden bu kadar sarsıcı olduğunu bizden daha iyi anlatabilir. Bazı kayıplar yalnızca gittikleri yerde kalmıyor... İnsanda yaşamaya devam ediyor. Tıpkı artık orada olmayan bir uzvun bazan hâlâ hissedilmesi gibi..."
Sanırım Attilâ İlhan'ın o tek dizesi, bir şiir olmanın ötesinde, insanın eksilme hâline yazılmış en güçlü imgelerden biri... Üstelik iki taraf için de...
"Kesik birer kol gibi yalnızdık..."
Müthiş!