Haftanın ilk çalışma gününe, ofis işlerinin hengamesine kapılmadan önce kısa bir yürüyüş yaptım.
Cam mozaik yapmaya başladığımdan beri doğaya bakışım tamamen değişti. Eskiden yanından geçip gittiğim yapraklar, şimdi zihnimde birer geometri dersine ve renk paletine dönüşüyor.
Meğer ne çok çeşit yaprak varmış etrafımda... Kimi yüreksi, kimi mızrak gibi keskin, kimi bir akçaağacın parmakları gibi parçalı... Kenarları kimi zaman bir testere gibi dişli, kimi zaman dalgalı ve yumuşak.
Işığa tuttuğumda aralarından süzülen damar ağları, adeta cam mozaikteki derz hatları gibi yaprağın haritasını çıkarıyor.
Yaprağın üzerindeki o mumsu doku, üzerindeki hafif tüyler, sarının, kızılın ve yeşilin sonsuz tonları her bitkiyi bambaşka bir sanat eserine dönüştürüyor.
Bu sabah bitkilerden sessizce özür dileyerek yanımda birkaç küçük yaprak ve dal getirdim. Masama koyup etraftaki renkli cam parçalarının arasına yerleştirdiğimde zihnime o soru takıldı...
Doğanın gerçeği, mükemmeli tam karşımda dururken, neden camı kesip biçerek onun bir benzerini yapmaya çabalıyorum ki?
Belki de meselem sadece benzerini yapmak ya da taklit etmek değildir. Belki niyetim doğanın bir yaprakta sakladığı o gizli güzelliği daha yakından fark etmektir. Belki onu kendi gözümden yeniden görmek, başka bir malzemeyle, mesela camın sert ama ışıklı diliyle yeniden anlatmaktır.
Sanat, doğada zaten var olanı aynen kopyalamak değil ki... Ona bakarken bizde uyanan o hissi, o büyülenmeyi görünür kılma çabası değil mi?
Aaa! İnanın pazartesi koşturmacasına geçmeden önce, bir cam parçasıyla bir yaprağın damarlarında aynı güzelliği aramak güne başlamanın en ilham verici yoluymuş:)
Marş marş ofise... İşe güce!.. Pazartesi sendromu mu? O ne:))









































