28 Haziran 2026 Pazar

İnsani Bir İhtiyaçtır ...

1960 yılında Alfred Hitchcock tarafından yönetilen Psycho adlı filmin,  Amerikan sinemasında tuvaletin açıkça gösterildiği ve sifon sesinin duyulduğu ilk film olduğu söyleniyor.

 

The Big Lebowski / Jeff Bridges


Pulp Fiction /John Travolta


Appropriate Behavior/ Desiree Akhavan 

Full Metal Jacket / Vincent D'Onofrio 

Trainspotting / Ewan McGregor

Dumb and Dumber/ Jeff Daniels

The Conversation Gene Hackman

The Godfather / Al Pacino

Parazit / Park So-dam / Choi Woo-shik

The Shining / Jack Nicholson

Jurassic Park / Martin Ferrero

Joker / Joaquin Phoenix

Testere(Saw) / Leigh Whannell

The Belly of the Whale / Pat Shortt

Amerikan Pastası / Eddie Kave Thomas

 Yalancı Yalancı / Jim Carrey

Cehennem Siahı / Samuel L. Jackson

Kibar Feyzo / Kemal Sunal

25 Haziran 2026 Perşembe

"Var Olmayan Çocuklar"

 

Fotoğraf: Kiana Hayeri /   Yer:  Kenya- Afrika

Fotoğrafta, Kenya'ya döndükten sonra evlerinde görüntülenen Edith Magomere Ingasiani ile dokuz yaşındaki kızı Blessings Iminza yer alıyor. 

 Edith,  on binlerce Kenyalı kadın gibi ev işçisi olarak çalışmak üzere  Suudi Arabistan'a göç etmiş. Edith  ülkedeki  evlilik dışı ilişkilere yönelik katı yasalar nedeniyle hamileliğini gizlemek zorunda kalmış.     2016 yılında kızını tek başına dünyaya getirmiş. 

Evli olmayan annelerin çocuklarına doğum belgesi verilmemesi nedeniyle Blessings resmî kimlik kazanamamış. Bu yüzden okula gidememiş, sağlık ve vatandaşlık gibi temel haklardan yararlanamamış, hatta annesiyle birlikte ülkeyi terk etmesine bile izin verilmemiş. Edith, yıllarca bürokratik engellerle mücadele etmiş. Anne ve kızı, sekiz yıl süren çabanın ardından ancak 2024 yılında Kenya'ya dönebilmişler.

Fotoğraf, Körfez ülkelerine çalışmaya giden göçmen ev işçilerinin yaşadığı sömürüyü ve resmî kimliği olmadığı için en temel haklarından mahrum bırakılan çocukların görünmeyen dramını gözler önüne serdiği için ödüle değer görülmüş. 

***************

2026 World Press Photo Sergisi'ndeki bu fotoğraf bana Aziz Nesin'in 1977 yılında yayımlanan Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz romanını hatırlattı. Yazar, Osmanlı'nın son döneminden Cumhuriyet'in ilk yıllarına uzanan süreçte, nüfus kayıtlarındaki bir hata nedeniyle resmî kayıtlarda  bir ölü  bir diri görünen Yaşar Yaşamaz'ın trajikomik hikâyesini anlatır.



Yaşar, nüfus kayıtlarındaki çelişkiler nedeniyle resmî kayıtlarda "ölü" kabul edilir. Yaşadığını kanıtlamaya çalıştıkça bürokrasi onu yeni çıkmazlara sürükler. Okula gidemez, iş bulamaz, evlenemez, mirasını alamaz ve en temel haklarını kullanamaz. Devlet, yükümlülük söz konusu olduğunda onu "var",  haklarını kullanacağı zaman ise "yok" sayar. Aziz Nesin, mizahın diliyle aslında çok ciddi bir gerçeği anlatır: Kimliği resmen tanınmayan bir insan, haklarını da kullanamaz.

Kiana Hayeri'nin fotoğrafındaki Blessings'in hikâyesi, beni bu yüzden Yaşar'a götürdü. Annesi Edith, Suudi Arabistan'da çalışırken onu dünyaya getirmiş. Ancak evlilik dışı doğduğu için Blessings'e doğum belgesi çıkaramamış. Resmî kayıtlarda var olmayan bir çocuk olarak büyümüş. Okula gidememiş, ülkeyi terk edememiş ve en temel haklardan mahrum bırakılmış.

Aziz Nesin'in romanının yayımlanmasının üzerinden yaklaşık elli yıl geçmiş. Onun hiciv yoluyla anlattığı sorun, bu kez günümüzde dünyanın başka bir köşesinde, gerçek bir yaşam öyküsü olarak karşıma çıktı.

Bu benzerlik beni küçük bir okuma yolculuğuna çıkardı. İnternette dolaşırken, Avukat Sezen Malik Abuy'un "Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz Romanı Ekseninde Türkiye'de Devlet-Vatandaş İlişkileri" başlıklı makalesine rastladım. Bir edebiyat eserini hukuk penceresinden okuyabilen insanların varlığını fark etmek bana iyi geldi. Bazan bir roman, hukuk kitaplarının anlatamadığını anlatabiliyor, bazan da hukuk, bir romanın satır aralarındaki gerçeği görünür kılıyor.

Abuy, Aziz Nesin'in romanını yalnızca bir bürokrasi hicvi olarak değil, devletin vatandaşını doğru biçimde tanıma yükümlülüğü ve temel haklar açısından değerlendiriyor. Kimlik kaydındaki tek bir hata, Yaşar'ın eğitimden mirasa, çalışmadan adalete erişime kadar bütün yaşamını etkiliyor. Makalenin en güçlü mesajı ise şu: Devletin en temel görevlerinden biri, vatandaşın kimliğini doğru biçimde tanımak ve haklarını güvence altına almaktır.

Kiana Hayeri'nin fotoğrafı da tam olarak bunu anlatmıyor mu? Bakınca anne ve kızını görüyoruz, gerçekte ise kimliği tanınmadığı için eğitim, sağlık ve vatandaşlık gibi en temel haklardan mahrum bırakılan bir çocuğun hikâyesine tanıklık ediyoruz. Fotoğrafın gücü, istatistiklere dönüşmüş bir sorunu tek bir insan hikâyesi üzerinden görünür kılmasında yatıyor.

Sanırım Kiana Hayeri'nin bu fotoğrafı bu yüzden ödüle değer görüldü. Çünkü bize, bir insanın görünmez olmasının her zaman gözle ilgili olmadığını,  bazan tek bir resmî kaydın yokluğunun bile bir insanı toplumun dışında bırakabildiğini hatırlatıyor.

Bir Dünya Basın Fotoğrafı beni yarım yüzyıl önce yazılmış bir romana, o roman ise bir hukuk makalesine götürdü. 

Sanatın en güzel yanı da bu galiba... Tek bir kare, bazan benim gibi bir fani için uzun bir düşünce yolculuğunun başlangıcı olabiliyor.



FOTOĞRAFÇI - Kiana Hayeri -  1988 doğumlu.  İran'ın Tahran şehrinde büyümüş. Genç yaşta Kanada'nın Toronto şehrine taşınmış. Kültürel ve dilsel engelleri aşmak için fotoğrafçılığa yönelen Hayeri'nin çalışmaları, savaşın harap ettiği ülkelerde göç, ergenlik, kimlik ve cinsellik gibi konuları sıklıkla ele alıyormuş ve şu anda Saraybosna'da yaşıyormuş.

AVUKAT - Sezen Malik Abuy- 1978 Kırklareli doğumlu. 13 yıl serbest avukat olarak çalıştıktan sonra, 2013 yılında kamuda çalışmaya başlamış. 2020 yılında yazdığı makalenin altındaki bilgilere göre 1Kırklareli İl Özel İdaresinde Hukuk Müşaviri pozisyonunda çalışmaya devam ediyor.  Kırklareli Üniversitesi Hukuk Fakültesi Kamu Hukuku dalında yüksek lisansa devam etmekteymiş. 

Acaba şimdi ne yapıyor:) Acaba memleketinin bir yerinde makalesinden nasiplenen birinin olduğunu biliyor mu:)    makale

2026 World Press Photo Sergisini Gezdim.


2026 World Press Photo sergisi, 2025 yılında dünyanın farklı köşelerinde çekilen ödüllü fotoğrafları bir araya getiriyor. 2025 yılına gelmiş olmamıza rağmen insanların hâlâ savaşlar, göçler, yoksulluk ve felaketler nedeniyle büyük acılar yaşıyor olması düşündürücü. 

Bu olaylara çoğu zaman telefon ekranlarımızdan ya da haber akışları arasında birkaç saniyeliğine tanıklık ediyoruz. Oysa bu fotoğraflar, hızla tüketilen görüntüler olmaktan çıkıp bizi durmaya, bakmaya ve düşünmeye davet ediyor. Her kare, dünyanın bir yerinde yaşanmış gerçek bir hayatın sessiz tanıklığını taşıyor.

Fotoğraf: Alex Kent
Yer: New York, ABD

"Columbia Üniversitesi Filistin'e Destek Protestoları"
 Filistin yanlısı protestolar nedeniyle gözaltına alınan bir öğrenci. 
Columbia Üniversitesi'ndeki bir mezuniyet gününde yaşanan bu olay, kampüslerdeki ifade özgürlüğü tartışmalarının sembollerinden biri hâline gelmiş.


Fotoğraf: Zohra Bensemra
Yer: Kandahar, Afganistan

Dünyanın en zor coğrafyalarından birinde, 
bir kara tahtanın önünde sessizce kurulan gelecekler.


Fotoğraf: Omar Al-Qattaa
Yer: Gazze, Filistin

Yardım malzemelerine ulaşmaya çalışan binlerce insanın yaşadığı kaotik anlardan biri. 
Açlık, yoksunluk ve hayatta kalma mücadelesinin yarattığı çaresizlik, kalabalığın hareketlerinde ve beden dilinde açıkça görülüyor.

Fotoğraf: Carol Guzy
Yer: New York, ABD

 Göçmen bir ailenin babasının, göçmenlik duruşmasının ardından ICE tarafından gözaltına alınmasından hemen sonra çekilmiş bir kare. Çocukların ve annenin yaşadığı çaresizlik, göç politikalarının insan hayatındaki etkisini çarpıcı biçimde gözler önüne seriyor.

Fotoğraf: Chantal Pinzi
Yer: Sidi Rahal, Fas

 UNESCO tarafından tanınan geleneksel Tbourida gösterilerinde yer alan kadın biniciler.
 Bu kare, yalnızca bir gösteriyi değil, kadınların kültürel bir geleneğin içinde görünür olma mücadelesini de belgeliyor.

Fotoğraf: Victor J. Blue
Eser: The Trials of the Achi Women
Yer: Guatemala

 Guatemala İç Savaşı sırasında cinsel şiddete maruz kalan Maya Achi kadınları, 
onlarca yıl süren sessizliğin ardından adalet mücadelesi vermiş.
 Fotoğraf, insanlığa karşı işlenen suçlardan hüküm giyen failler karşısında elde edilen tarihi bir hukuk zaferini ve kadınların direncini belgeliyor.

Fotoğraf: Nanna Heitmann
Yer: Kiev, Ukrayna

Rus füze saldırısının ardından yaralanan bir kadın, ağır hasar gören evinin yakınında oturuyor. Fotoğraf, savaşın cephe hattından çok uzakta bile sivillerin hayatında bıraktığı fiziksel ve psikolojik yıkımı gözler önüne seriyor.

Fotoğraf: Brais Lorenzo
Yer: Galiçya, İspanya

Kontrolden çıkan orman yangınları yolları kapatırken 
bir sivil muhafız aracı ilerleyen alevlerden geri çekiliyor. 
Fotoğraf, iklim krizinin etkileriyle giderek daha sık ve yıkıcı hale gelen yangınların yarattığı tehdidi gözler önüne seriyor.

Fotoğraf: Paula Hornickel
Eser: Sosyal Robot Emma
Yer: Almanya

 Karşı karşıya duran iki yalnızlık; biri insan, diğeri makine. 
Fotoğraf, geleceğin bakım anlayışına dair sessiz ama güçlü sorular soruyor.

Fotoğraf: İhsaan Haffejee

Yer: Soweto, Güney Afrika

Yıl sonu gösterisi öncesinde Soweto Tiyatrosu'nun kulisinde sahneye çıkmayı bekleyen genç bale öğrencileri.

Apartheid (1948–1994 yılları arasında Güney Afrika'da uygulanan ırk ayrımcılığı rejimi) döneminde bale eğitimi büyük ölçüde yalnızca beyazların erişebildiği bir sanat dalıymış. Bugün ise Joburg Bale Okulu, Soweto gibi tarihsel olarak dezavantajlı bölgelerde yaşayan çocuklara bale eğitimi sunarak bu eşitsizliği değiştirmeye çalışıyormuş.

Fotoğraf, yalnızca çocukların sahneye çıkışını değil, sanatın fırsat eşitliği yaratma gücünü, umut ve toplumsal dönüşümü görünür kıldığı için ödüle değer görülmüş.


23 Haziran 2026 Salı

Hayat - Tık... Tık... Tık...

Dehşetli yoğun bir gündü.

Ekranımda sigorta teklifleri, revizeler, mukayeseli tablolar...

Telefon aramalarıyla yapılan hasar ihbarları, telaşlı insan sesleri, durmaksızın akan mesajlar, e-postalar... Görüşmeler... Konuşmalar...

Bir yandan yenileme teklifleri, diğer yandan fiyat pazarlıkları. Eksik evraklar, yetişmesi gereken poliçeler, cevap bekleyen müşteriler, dönüş yapılacak telefonlar...

Daha bir işi bitiremeden başka bir işin içinde buldum kendimi. Bir dosyadan çıkıp diğerine girdim. Bir ekranı kapatmadan başka bir ekran açıldı. Telefon sustuğunda e-posta düştü, e-posta bittiğinde mesaj geldi, mesajı yanıtlarken telefon yeniden çaldı.

Gün boyunca zihnim onlarca farklı konunun arasında mekik dokudu. Rakamlar, tarihler, teminatlar, primler, hasarlar, talepler...

İş çıkışı kendimi sokağa attım. Elimde liste var. Evin eksiklerini tamamlayacağım. .Her köşe başında olan o bilindik mağaza zincirlerinden  birine daldım.  İçeride benden başka kimsecikler yoktu. 

Salına salına dolandım. Raflardan şampuan, duş jeli, diş macunu, askı, deterjan, yumuşatıcı, saç tokası, temizlik ürünleri, sıvı sabun, klozet kokusu, ıslak temizlik bezleri, tuvalet kâğıdı, kâğıt havlu, bitki çayları, kırtasiye gereçleri, daha şu anda aklıma gelmeyen epeyce bir şey toparladım. Üstelik taşımak için sepet bulamadım.  Gücüm yoktu. "Sepet nerede?" diye soramadım. Usul usul gittim geldim, aldıklarımı kasaya bıraktım.

Elimdekileri kasanın önüne parça parça taşıdıktan sonra, arkalardan bir kasiyer geldi. Benim durduğum kasaya değil, üç kasa ileridekine geçti. 

"Buradan alayım," dedi.

"Bu kadar şeyi sepet olmadan oraya taşımam zor olacak..." dedim.

Sağ elinin işaret parmağıyla önünde duran tezgâha üç kere vurdu. Tık... Tık... Tık...

"Buraya," dedi.

........................................

Her şeyi olduğu gibi bıraktım.

Mağazadan çıktım.

En sakin ritmimde yürümeye başladım.


21 Haziran 2026 Pazar

Çizgi Roman Deneme:)

 


NOT- 2011 yılında yazdığım küçük bir öykü deneme  yazısını, hiç düzeltme yapmadan,  chatcpt ile çizgi romana çevirmeyi denedim:)

15 Haziran 2026 Pazartesi

Bugün Kendimle İlgili Bir Şey Öğrendim.


Bugün yeni bir kelime öğrendim: Glossofobi.

Topluluk önünde konuşma korkusu.

Kelimeyi okuduğum anda gülümsedim. Çünkü yıllardır tanıdığım bir korkunun adıyla ilk kez karşılaşıyordum.

Kalabalığın önüne çıkacağımı düşündüğüm anda kalbimin hızlanması, söyleyeceklerimi unutmaktan korkmam, herkesin gözünün üzerimde olduğunu hissetme hâlim... 


Bu kelimeyle bugün, Can Gedik'in "Korku Değil, Cesaret: Özgüven ve Temel Konuşma Yapısı" başlıklı eğitiminde tanıştım.

Kelimeyi duyar duymaz dikkat kesildim. Çünkü anlatılanlar bana hiç yabancı gelmedi. O an fark ettim ki yeni bir korku öğrenmiyordum. Yıllardır benimle olan bir korkunun adını öğreniyordum.

Can Gedik'in eğlenceli eğitiminde konuşulan bir başka konu daha hoşuma gitti. Mesele korkusuz olmak değildi. Asıl mesele, korku oradayken de adım atabilmekti.

Belki  konuşurken hâlâ heyecanlanacağım. Belki sesim bazan titreyecek. Belki bazı cümleleri karıştıracağım. Ama artık biliyorum ki cesaret, korkunun yokluğu değil, korku oradayken devam edebilmek:)

Evet... Bugün yeni bir kelime öğrendim. Ve galiba o kelime bana, kendim hakkında da yeni bir şey öğretti. 

Glossofobi.

Yıllardır tanıdığım, ama adını bilmediğim bir yol arkadaşım:)

14 Haziran 2026 Pazar

Tentürdiyot

 
zaman aksın
ömrümüzün 
önünden 
efendi efendi
tentürdiyod misali
yetişir

"ben mutlu muyum"
cümlesi hangi zaman
formundadır
-"şimdiki zaman"
- hayır
-"gelecek zaman"
- hayır
-"geniş zaman"
- hayır
- "zaman zaman" 
- belki

şu an'ı bir daha
yaşayamayacağız
aynı hiç

şu an'ı da şu an'ı da
şu an'ı da şu an'ı da
şu an'ı da şu an'ı da
şu an'ı da şu an'ı da
şu an'ı da şu an'ı da

şu an'ı da şu an'ı da
yaşayamayacağız aynı hiç

dün dündür bugün bugündür
ya sev ya terk et

sen gittin ya
vakitsiz bir vakitte
bende kalan fotoğraflarına
bıyık yaptım

NOT
yazılar - metin üstündağ/tentürdiyot
film kareleri - frankie ve johnny

13 Haziran 2026 Cumartesi

Düş Yapımı

 

"Düşlerin yapıldığı maddeden yapılmayız biz ve uykuyla çevrilidir küçücük hayatımız."


Söz - William Shakespeare - The Tempest (Fırtına)

Film Kareleri - Paprica