Hayal Kahvem
5 Temmuz 2026 Pazar
"-son bir söyleyeceğin var mı?"
3 Temmuz 2026 Cuma
Küçük İskender'le Dört Cumartesi
Geçenlerde eski bir afiş çıktı karşıma: "Şiir, Simge, Sinema Üçgeni." Tarih: 20 Şubat – 12 Mart 2016.
Afişi görür görmez, zaman bir anda büküldü ve kendimi tam on yıl öncesinde buldum. O dönem hiç düşünmeden kayıt olmuştum bu atölyeye. Her cumartesi büyük bir heyecanla İstanbul Bilgi Üniversitesi’nin yolunu tutuyor, Küçük İskender’i dinliyordum. Toplasanız dört hafta süren, epi topu dört cumartesilik bir zaman dilimi...
Bugün geriye dönüp baktığımda, hafızamda parıldayan şey atölyenin kendisinden çok başka bir anı.
Her dersin sonunda, Küçük İskender’i arabamla Beşiktaş İskelesi’ne bırakıyordum.
Şimdi düşününce insan bir tuhaf oluyor.
Türk edebiyatının en kendine özgü, en sıradışı şairlerinden biri, yan koltuğumda oturuyordu. Biz şiir dışındaki her şeyi konuşuyorduk... Trafikten, havadan, sudan, günlük hayatın o en sıradan ayrıntılarından...
Ben direksiyon başındayken onun "Küçük İskender" olduğunu unutuyordum. O da sanırım benim sıradan bir atölye katılımcısı olduğumu unutuyordu. Sadece iki insan... İstanbul trafiğinde, Beşiktaş'a doğru gittiğimiz o kısa yolculuk boyunca sohbet ediyorduk.
İnsan bazı anların büyüklüğünü ve değerini yaşarken tam anlayamıyor. Aradan koca bir on yıl geçmiş. Bugün o afişe baktığımda, ders notlarından çok, yan koltuğumda oturan bir şairle Beşiktaş'a doğru yaptığımız o kısa yolculuklar aklıma geliyor.
Ne büyük armağanmış!
Şair nur içinde uyusun.
Bazan bir eğitimin en unutulmaz, en iz bırakan kısmı, ders bittikten sonra başlıyormuş meğer.
Ve bazı yolculuklar, indikten sonra bile insanın içinde ömür boyu sürüyormuş.
30 Haziran 2026 Salı
Gibi
"Bazen düşünür müsün, başka birşeymiş gibi kendini?
Şimdi bilmiyorum yaşımı, kaç boğumluydu kuyruğum, zehirim ne kadar keskindi... Çevremde kızıl bir ateş çemberi, kaldırıp kuyruğumu bir gün, sokmayı düşündüm kendimi.
29 Haziran 2026 Pazartesi
Kendimi Eylediğim Zamanlar
28 Haziran 2026 Pazar
İnsani Bir İhtiyaçtır ...
1960 yılında Alfred Hitchcock tarafından yönetilen Psycho adlı filmin, Amerikan sinemasında tuvaletin açıkça gösterildiği ve sifon sesinin duyulduğu ilk film olduğu söyleniyor.
25 Haziran 2026 Perşembe
"Var Olmayan Çocuklar"
Edith, on binlerce Kenyalı kadın gibi ev işçisi olarak çalışmak üzere Suudi Arabistan'a göç etmiş. Edith ülkedeki evlilik dışı ilişkilere yönelik katı yasalar nedeniyle hamileliğini gizlemek zorunda kalmış. 2016 yılında kızını tek başına dünyaya getirmiş.
Evli olmayan annelerin çocuklarına doğum belgesi verilmemesi nedeniyle Blessings resmî kimlik kazanamamış. Bu yüzden okula gidememiş, sağlık ve vatandaşlık gibi temel haklardan yararlanamamış, hatta annesiyle birlikte ülkeyi terk etmesine bile izin verilmemiş. Edith, yıllarca bürokratik engellerle mücadele etmiş. Anne ve kızı, sekiz yıl süren çabanın ardından ancak 2024 yılında Kenya'ya dönebilmişler.
Fotoğraf, Körfez ülkelerine çalışmaya giden göçmen ev işçilerinin yaşadığı sömürüyü ve resmî kimliği olmadığı için en temel haklarından mahrum bırakılan çocukların görünmeyen dramını gözler önüne serdiği için ödüle değer görülmüş.
***************
Bu benzerlik beni küçük bir okuma yolculuğuna çıkardı. İnternette dolaşırken, Avukat Sezen Malik Abuy'un "Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz Romanı Ekseninde Türkiye'de Devlet-Vatandaş İlişkileri" başlıklı makalesine rastladım. Bir edebiyat eserini hukuk penceresinden okuyabilen insanların varlığını fark etmek bana iyi geldi. Bazan bir roman, hukuk kitaplarının anlatamadığını anlatabiliyor, bazan da hukuk, bir romanın satır aralarındaki gerçeği görünür kılıyor.
Abuy, Aziz Nesin'in romanını yalnızca bir bürokrasi hicvi olarak değil, devletin vatandaşını doğru biçimde tanıma yükümlülüğü ve temel haklar açısından değerlendiriyor. Kimlik kaydındaki tek bir hata, Yaşar'ın eğitimden mirasa, çalışmadan adalete erişime kadar bütün yaşamını etkiliyor. Makalenin en güçlü mesajı ise şu: Devletin en temel görevlerinden biri, vatandaşın kimliğini doğru biçimde tanımak ve haklarını güvence altına almaktır.
Kiana Hayeri'nin fotoğrafı da tam olarak bunu anlatmıyor mu? Bakınca anne ve kızını görüyoruz, gerçekte ise kimliği tanınmadığı için eğitim, sağlık ve vatandaşlık gibi en temel haklardan mahrum bırakılan bir çocuğun hikâyesine tanıklık ediyoruz. Fotoğrafın gücü, istatistiklere dönüşmüş bir sorunu tek bir insan hikâyesi üzerinden görünür kılmasında yatıyor.
Sanırım Kiana Hayeri'nin bu fotoğrafı bu yüzden ödüle değer görüldü. Çünkü bize, bir insanın görünmez olmasının her zaman gözle ilgili olmadığını, bazan tek bir resmî kaydın yokluğunun bile bir insanı toplumun dışında bırakabildiğini hatırlatıyor.
Bir Dünya Basın Fotoğrafı beni yarım yüzyıl önce yazılmış bir romana, o roman ise bir hukuk makalesine götürdü.
Sanatın en güzel yanı da bu galiba... Tek bir kare, bazan benim gibi bir fani için uzun bir düşünce yolculuğunun başlangıcı olabiliyor.
2026 World Press Photo Sergisini Gezdim.
Filistin yanlısı protestolar nedeniyle gözaltına alınan bir öğrenci.
Yer: Kandahar, Afganistan
Dünyanın en zor coğrafyalarından birinde,
Yer: Gazze, Filistin
Yardım malzemelerine ulaşmaya çalışan binlerce insanın yaşadığı kaotik anlardan biri.
Göçmen bir ailenin babasının, göçmenlik duruşmasının ardından ICE tarafından gözaltına alınmasından hemen sonra çekilmiş bir kare. Çocukların ve annenin yaşadığı çaresizlik, göç politikalarının insan hayatındaki etkisini çarpıcı biçimde gözler önüne seriyor.
Yer: Guatemala
Guatemala İç Savaşı sırasında cinsel şiddete maruz kalan Maya Achi kadınları,
Kontrolden çıkan orman yangınları yolları kapatırken
Yer: Soweto, Güney Afrika
Yıl sonu gösterisi öncesinde Soweto Tiyatrosu'nun kulisinde sahneye çıkmayı bekleyen genç bale öğrencileri.
Apartheid (1948–1994 yılları arasında Güney Afrika'da uygulanan ırk ayrımcılığı rejimi) döneminde bale eğitimi büyük ölçüde yalnızca beyazların erişebildiği bir sanat dalıymış. Bugün ise Joburg Bale Okulu, Soweto gibi tarihsel olarak dezavantajlı bölgelerde yaşayan çocuklara bale eğitimi sunarak bu eşitsizliği değiştirmeye çalışıyormuş.
Fotoğraf, yalnızca çocukların sahneye çıkışını değil, sanatın fırsat eşitliği yaratma gücünü, umut ve toplumsal dönüşümü görünür kıldığı için ödüle değer görülmüş.