1960 yılında Alfred Hitchcock tarafından yönetilen Psycho adlı filmin, Amerikan sinemasında tuvaletin açıkça gösterildiği ve sifon sesinin duyulduğu ilk film olduğu söyleniyor.
Hayal Kahvem
28 Haziran 2026 Pazar
İnsani Bir İhtiyaçtır ...
25 Haziran 2026 Perşembe
"Var Olmayan Çocuklar"
Edith, on binlerce Kenyalı kadın gibi ev işçisi olarak çalışmak üzere Suudi Arabistan'a göç etmiş. Edith ülkedeki evlilik dışı ilişkilere yönelik katı yasalar nedeniyle hamileliğini gizlemek zorunda kalmış. 2016 yılında kızını tek başına dünyaya getirmiş.
Evli olmayan annelerin çocuklarına doğum belgesi verilmemesi nedeniyle Blessings resmî kimlik kazanamamış. Bu yüzden okula gidememiş, sağlık ve vatandaşlık gibi temel haklardan yararlanamamış, hatta annesiyle birlikte ülkeyi terk etmesine bile izin verilmemiş. Edith, yıllarca bürokratik engellerle mücadele etmiş. Anne ve kızı, sekiz yıl süren çabanın ardından ancak 2024 yılında Kenya'ya dönebilmişler.
Fotoğraf, Körfez ülkelerine çalışmaya giden göçmen ev işçilerinin yaşadığı sömürüyü ve resmî kimliği olmadığı için en temel haklarından mahrum bırakılan çocukların görünmeyen dramını gözler önüne serdiği için ödüle değer görülmüş.
***************
Bu benzerlik beni küçük bir okuma yolculuğuna çıkardı. İnternette dolaşırken, Avukat Sezen Malik Abuy'un "Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz Romanı Ekseninde Türkiye'de Devlet-Vatandaş İlişkileri" başlıklı makalesine rastladım. Bir edebiyat eserini hukuk penceresinden okuyabilen insanların varlığını fark etmek bana iyi geldi. Bazan bir roman, hukuk kitaplarının anlatamadığını anlatabiliyor, bazan da hukuk, bir romanın satır aralarındaki gerçeği görünür kılıyor.
Abuy, Aziz Nesin'in romanını yalnızca bir bürokrasi hicvi olarak değil, devletin vatandaşını doğru biçimde tanıma yükümlülüğü ve temel haklar açısından değerlendiriyor. Kimlik kaydındaki tek bir hata, Yaşar'ın eğitimden mirasa, çalışmadan adalete erişime kadar bütün yaşamını etkiliyor. Makalenin en güçlü mesajı ise şu: Devletin en temel görevlerinden biri, vatandaşın kimliğini doğru biçimde tanımak ve haklarını güvence altına almaktır.
Kiana Hayeri'nin fotoğrafı da tam olarak bunu anlatmıyor mu? Bakınca anne ve kızını görüyoruz, gerçekte ise kimliği tanınmadığı için eğitim, sağlık ve vatandaşlık gibi en temel haklardan mahrum bırakılan bir çocuğun hikâyesine tanıklık ediyoruz. Fotoğrafın gücü, istatistiklere dönüşmüş bir sorunu tek bir insan hikâyesi üzerinden görünür kılmasında yatıyor.
Sanırım Kiana Hayeri'nin bu fotoğrafı bu yüzden ödüle değer görüldü. Çünkü bize, bir insanın görünmez olmasının her zaman gözle ilgili olmadığını, bazan tek bir resmî kaydın yokluğunun bile bir insanı toplumun dışında bırakabildiğini hatırlatıyor.
Bir Dünya Basın Fotoğrafı beni yarım yüzyıl önce yazılmış bir romana, o roman ise bir hukuk makalesine götürdü.
Sanatın en güzel yanı da bu galiba... Tek bir kare, bazan benim gibi bir fani için uzun bir düşünce yolculuğunun başlangıcı olabiliyor.
2026 World Press Photo Sergisini Gezdim.
Filistin yanlısı protestolar nedeniyle gözaltına alınan bir öğrenci.
Yer: Kandahar, Afganistan
Dünyanın en zor coğrafyalarından birinde,
Yer: Gazze, Filistin
Yardım malzemelerine ulaşmaya çalışan binlerce insanın yaşadığı kaotik anlardan biri.
Göçmen bir ailenin babasının, göçmenlik duruşmasının ardından ICE tarafından gözaltına alınmasından hemen sonra çekilmiş bir kare. Çocukların ve annenin yaşadığı çaresizlik, göç politikalarının insan hayatındaki etkisini çarpıcı biçimde gözler önüne seriyor.
Yer: Guatemala
Guatemala İç Savaşı sırasında cinsel şiddete maruz kalan Maya Achi kadınları,
Kontrolden çıkan orman yangınları yolları kapatırken
Yer: Soweto, Güney Afrika
Yıl sonu gösterisi öncesinde Soweto Tiyatrosu'nun kulisinde sahneye çıkmayı bekleyen genç bale öğrencileri.
Apartheid (1948–1994 yılları arasında Güney Afrika'da uygulanan ırk ayrımcılığı rejimi) döneminde bale eğitimi büyük ölçüde yalnızca beyazların erişebildiği bir sanat dalıymış. Bugün ise Joburg Bale Okulu, Soweto gibi tarihsel olarak dezavantajlı bölgelerde yaşayan çocuklara bale eğitimi sunarak bu eşitsizliği değiştirmeye çalışıyormuş.
Fotoğraf, yalnızca çocukların sahneye çıkışını değil, sanatın fırsat eşitliği yaratma gücünü, umut ve toplumsal dönüşümü görünür kıldığı için ödüle değer görülmüş.
23 Haziran 2026 Salı
Hayat - Tık... Tık... Tık...
Dehşetli yoğun bir gündü.
Ekranımda sigorta teklifleri, revizeler, mukayeseli tablolar...
Telefon aramalarıyla yapılan hasar ihbarları, telaşlı insan sesleri, durmaksızın akan mesajlar, e-postalar... Görüşmeler... Konuşmalar...
Bir yandan yenileme teklifleri, diğer yandan fiyat pazarlıkları. Eksik evraklar, yetişmesi gereken poliçeler, cevap bekleyen müşteriler, dönüş yapılacak telefonlar...
Daha bir işi bitiremeden başka bir işin içinde buldum kendimi. Bir dosyadan çıkıp diğerine girdim. Bir ekranı kapatmadan başka bir ekran açıldı. Telefon sustuğunda e-posta düştü, e-posta bittiğinde mesaj geldi, mesajı yanıtlarken telefon yeniden çaldı.
Gün boyunca zihnim onlarca farklı konunun arasında mekik dokudu. Rakamlar, tarihler, teminatlar, primler, hasarlar, talepler...
İş çıkışı kendimi sokağa attım. Elimde liste var. Evin eksiklerini tamamlayacağım. .Her köşe başında olan o bilindik mağaza zincirlerinden birine daldım. İçeride benden başka kimsecikler yoktu.
Salına salına dolandım. Raflardan şampuan, duş jeli, diş macunu, askı, deterjan, yumuşatıcı, saç tokası, temizlik ürünleri, sıvı sabun, klozet kokusu, ıslak temizlik bezleri, tuvalet kâğıdı, kâğıt havlu, bitki çayları, kırtasiye gereçleri, daha şu anda aklıma gelmeyen epeyce bir şey toparladım. Üstelik taşımak için sepet bulamadım. Gücüm yoktu. "Sepet nerede?" diye soramadım. Usul usul gittim geldim, aldıklarımı kasaya bıraktım.
Elimdekileri kasanın önüne parça parça taşıdıktan sonra, arkalardan bir kasiyer geldi. Benim durduğum kasaya değil, üç kasa ileridekine geçti.
"Buradan alayım," dedi.
"Bu kadar şeyi sepet olmadan oraya taşımam zor olacak..." dedim.
Sağ elinin işaret parmağıyla önünde duran tezgâha üç kere vurdu. Tık... Tık... Tık...
"Buraya," dedi.
........................................
Her şeyi olduğu gibi bıraktım.
Mağazadan çıktım.
En sakin ritmimde yürümeye başladım.
22 Haziran 2026 Pazartesi
21 Haziran 2026 Pazar
Çizgi Roman Deneme:)
NOT- 2011 yılında yazdığım küçük bir öykü deneme yazısını, hiç düzeltme yapmadan, chatcpt ile çizgi romana çevirmeyi denedim:)
15 Haziran 2026 Pazartesi
Bugün Kendimle İlgili Bir Şey Öğrendim.
Topluluk önünde konuşma korkusu.
Kelimeyi okuduğum anda gülümsedim. Çünkü yıllardır tanıdığım bir korkunun adıyla ilk kez karşılaşıyordum.
Kalabalığın önüne çıkacağımı düşündüğüm anda kalbimin hızlanması, söyleyeceklerimi unutmaktan korkmam, herkesin gözünün üzerimde olduğunu hissetme hâlim...
Bu kelimeyle bugün, Can Gedik'in "Korku Değil, Cesaret: Özgüven ve Temel Konuşma Yapısı" başlıklı eğitiminde tanıştım.
Kelimeyi duyar duymaz dikkat kesildim. Çünkü anlatılanlar bana hiç yabancı gelmedi. O an fark ettim ki yeni bir korku öğrenmiyordum. Yıllardır benimle olan bir korkunun adını öğreniyordum.
Can Gedik'in eğlenceli eğitiminde konuşulan bir başka konu daha hoşuma gitti. Mesele korkusuz olmak değildi. Asıl mesele, korku oradayken de adım atabilmekti.
Belki konuşurken hâlâ heyecanlanacağım. Belki sesim bazan titreyecek. Belki bazı cümleleri karıştıracağım. Ama artık biliyorum ki cesaret, korkunun yokluğu değil, korku oradayken devam edebilmek:)
Evet... Bugün yeni bir kelime öğrendim. Ve galiba o kelime bana, kendim hakkında da yeni bir şey öğretti.
Glossofobi.
Yıllardır tanıdığım, ama adını bilmediğim bir yol arkadaşım:)
14 Haziran 2026 Pazar
Tentürdiyot
13 Haziran 2026 Cumartesi
Düş Yapımı
"Düşlerin yapıldığı maddeden yapılmayız biz ve uykuyla çevrilidir küçücük hayatımız."
Film Kareleri - Paprica