- İyi ama insanlık tarihi boyunca bu hep böyle olmadı mı, diyorum sana. Sanat tarihiyle insanlık tarihi neredeyse paralel ilerlemedi mi? Mağara resimlerinden bugüne, insan ne yaşadıysa bir şekilde yeniden anlatmış, yeniden kurmuş, yeniden paylaşmış. Üstelik en zor zamanlarda, savaşta, salgında, yıkımda… Dünya iyi bir yer olmadığında bile. Hatta belki özellikle o zamanlarda. Diyeceksin ki, dünya ne zaman topyekün iyi bir yer oldu ki?
Hayal Kahvem
4 Şubat 2026 Çarşamba
Hasbihal
31 Ocak 2026 Cumartesi
Bir Fotoğraf Çekilebilir miyiz?
Kardeşim öğretmendir. Sadece okulda değil, hayatın içinde de öyledir. Dinibütün, olgun, sohbeti ballı bir kardeştir. Edebiyatı, tiyatroyu,sinemayı, müzeleri, sanatın her dalını dört bir koldan takip eder.
İki hafta okulu tatildi. Sadece bir sabah birlikte kalvaltı yapabildik, o kadar. Çıkma teklifini kabul etmez miyim? Çok özledim.
Bugün tiyatro öncesi buluşacağız. Kararlıyım, kardeşimin üzerine titreyeceğim. "Gel kardeş, sen böyle otur, arkandan soğuk gelmesin" diye ihtimam göstereceğim. "Yavrum sen yaş aldıkça daha da güzelleşiyorsun. Nedir sırrın? Ablana anlatsana" diyeceğim.
"Amaan abla, abartma!" diyecek. Gene de sözlerim hoşuma gidecek.
Gülecek. Güleceğim. Beraber güleceğiz
30 Ocak 2026 Cuma
Kasap Havası Nedir?
Akordiyonda siyah tuşlara parmaklarım alışsın diye kasap havası çalmaya çalışıyorum. Hani bilirsiniz özellikle düğünlerin baş müziğidir.
Kasap havası başlayınca, hevesli olanlar hemen sahneye fırlar. Kimi nazlanır oynamak istemez, zorla çekersin oturmak bilmez... Müzik güzeldir. Topyekün tatlıya bağlar hayatı.
Şimdi ben öğrenmeye çalışıyorum ya ağır ağır çalıyorum elbette. İyice öğrenince, yani durmaksızın hızlı hızlı çalmayı becerince, çağıracağım arkadaşlarımı ben çalacağım onlar oynayacak. Akordiyonla kasap havası çalarken hayal penceremin kepenklerini aralıyorum. Ne olacak yani? Hayalini kurarken bile seviniyorum.
Öğrendiğim bir diğer rivayet ise beni gerçekten duygulandırdı: Eskiden kasaplar, canını aldıkları hayvanların ruhuna saygı göstermek ve onlardan bir nevi özür dilemek için bu oyunu oynarlarmış. O yere sağlam basan, vakur adımlar aslında doğayla bir barışma ve helalleşme biçimiymiş. Mesleklerinin getirdiği o sert enerjiyi, müzikle ve dansla yumuşatıyorlarmış. Saftoriğin tekiyim. Bu son rivayete hemen inandım.
Başladım... Bırakamadım....
29 Ocak 2026 Perşembe
Nota Okuyamayanlar İçin Akordiyonla Hayatta Kalma Rehberi:)
Geçen ay elime ikinci el akordiyon düştü. Çok sevdim. Ve.... Niyetine girdim... Akordiyon çalmayı öğreneceğim. Üstelik tellerle falan uğraşmıyorsun. Ritim tut, tel kaçtı, parmak acıdı derdi yok. Direkt tuş. Bam. Oh! Telli sazlardan sonra ne kadar kolay geldi, anlatamam.
Ve fakat... Gene aynı duvara çarptım. Nota okumayı bilmiyorum. Çok ama çook denedim, olmadı. Şiir ezberleyen biri nota neden ezberleyemesin di mi? Bilmiyorum. Belki tıpta bunun bir karşılığı vardır. Araştırmak istemiyorum:)
Nota okuyamıyorsam nasıl çalışıyorum peki?
Mesela şu yukarıda gördüğünüz şarkının sadece giriş müziği... Kalbimi titretir. Acaba youtube'da öğreten var mıdır diye baktım. Bulamadım.
Neyse ki, Cevdet Koç şarkının notalarıyla birlikte altına okunuşlarını da yazmış. Minnettarım.
Akordiyonumun her bir tuşunun üstüne birden onaltıya kadar sıra sayılarını ve her tuşun hangi nota olduğunu yazdım. Notaları tuş sayılarına çevirdim. Deftere yazdım. Sayfayı ChatGPT’ye ekledim. Dururumu anlatıp hazırladığımı excel tablo yapmasını istedim. Nananoom! Hazırdı. Bir bu tabloya bir tuşlara baka baka çalıştım.
Zaten bir süre çaldıktan sonra adlarını ezberleyemediğim notaların tuş yerlerini ezberleyiverdim:)
Baktığınızda size anlamsız gelebilir. Ben anlıyorum:) Ve inanmazsınız akordiyonda bu şarkının girişini tuşlara bakmadan çalabiliyorum.😅
28 Ocak 2026 Çarşamba
Yara Kabuğu...
Rıfat- Gidiyorum. Asiye- Biliyorum.Rıfat- Beni bekleyeceksin di mi?Asiye- Bekleyecem.
Asiye- Yaranın kabuğu mu?Rıfat- Seninle ilk buluştuğum gün düşmüştüm hani, kanamıştı. Sonra yara kurudu, ben de kabuğunu sakladım. İkimizin yarasıdır diye. Esasen çok saçmadır değil mi? Ama olsun... Düşündüm ki fotoğraf vermekten iyidir. Fotoğrafa bakar bakar alışırsın. Ama yara öyle değildir. Etimden bir parçadır. Ne zaman baksan acırsın. Ne o? Yoksa taş kalpli Asiye ağlıyor mu?
Asiye- Yoo! Niye ağlayayım? Hem bence de saçma bişey...İnsan sevdiğine yarasını verir mi?
NOTBu muhabbet Vizontele filminde Rıfat’ın sevgilisi Asiye’ye, askerlik için köyden ayrılacağı sırada yaptığı vedalaşma konuşmasında geçiyor. Rıfat bir muskanın içine yarasından parça koymuş Asiye'nin boynuna asıyor.
27 Ocak 2026 Salı
Bu Bir Yemek Tarifidir!
25 Ocak 2026 Pazar
Bilbao Etkisi
Bazan bir şehrin kaderini değiştirmek için devasa fabrikalara veya karmaşık ekonomi paketlerine değil, sadece cesur bir hayale ve birkaç ton titanyuma ihtiyaç duyulabilir.
1990’ların başında Bilbao, emekli olmaya hazırlanan yorgun bir sanayi kenti gibiymiş. İşsizlik kol geziyor, limanlar eski canlılığını yitiriyornuş. Şehir sanki üzerine çöken o gri bulutlardan hiç kurtulamayacak gibiymiş.
Ancak tam o sırada, kimsenin beklemediği bir şey olmuş. Şehir yönetimi, cebindeki son kurşunu çok riskli ama bir o kadar da heyecan verici bir projeye, Frank Gehry adındaki çılgın bir mimara, nehir kenarında daha önce hiç görülmemiş bir müze tasarlatmaya karar vermiş.
Guggenheim Müzesi açıldığında, dünya şaşkınlıktan küçük dilini yutmuş. Nehir kenarında dev bir metalik çiçek gibi açan o titanyum yapı, sadece sanat eserlerini barındıran bir bina değil, adeta şehrin yeniden doğuşunun ilanıymış.
Güneş vurduğunda parlayan o kıvrımlı duvarlar, Bilbao’nun o meşhur gri havasını dağıtıvermiş. Birdenbire tüm dünya bu garip ama büyüleyici binayı görmek için biletlerini kesmeye başlamışlar. Milyonlarca turist şehre akmış. Oteller dolmuş, restoranlar şenlenmiş ve en önemlisi, Bilbao halkının yüzündeki o umutsuz ifade yerini gurura bırakmış.
İşte buna "Bilbao Etkisi" deniyormuş:)
Bir yapının, bir şehrin sadece silüetini değil, ruhunu ve ekonomisini de nasıl iyileştirebileceğinin en somut kanıtı olmuş bu. Ama işin sırrı sadece görkemli bir binada değil, o binanın etrafında şekillenen vizyondaymış elbette. Parklar temizlenmiş, ulaşım modernize edilmiş ve şehir, ben buradayım ve hala gencim demeye başlamış.
Tabii ki her şehre bir müze dikmek aynı etkiyi yaratmaz. Bu işin içinde tutku, doğru zamanlama ve biraz da delilik var. Ancak Bilbao şunu öğretmiş:
En umutsuz anlarda bile sanat ve vizyon, paslanmış bir şehri küresel bir yıldıza dönüştürebilir.
Bilbao’ya bilet aldım. Kalacak yer ayarladım. Bilbao'da Nervion nehri kenarında yürürken, o parıltılı titanyum panellere çarpan güneş ışığında sadece bir müzeyi değil, bir şehrin yeniden doğuş masalını izleyeceğimi hayal ediyorum.
MERAKLISINA NOT:
Guggenheim, servetini madencilikten kazanan ancak mirasını modern sanata adayan efsanevi bir ailenin soyadıymış. Bugün bu isim, New York (1959), Venedik (1951) ve Bilbao (1997) gibi şehirlerde bulunan, hem içindeki eserlerle hem de aykırı mimarileriyle dünyayı değiştiren müze imparatorluğunu temsil etmekteymiş.
Ç'ye Çengel Taktım:)
Murathan Mungan Hamamname adlı kitabında, Türkçede ç harfiyle başlayan kelimelerin ekseriyetinin Farsçadan geldiğini söylüyor.
Çeşme, çerağ, çadır, çoban, çıra, çırak, çare, haliyle biçare… Çile…
Dayanamadım, sözlüğe baktım... Meğer ç ile başlayan ne çok Farsça kelime varmış.
Çamaşır, çakal, çakı, çabuk, çarşaf, çarşamba, çorba, çengel vs...
Hey!... Çörek Türkçe:)
Şu çok ilginç...
Çile kelimesi Farsçada kırk gün demekmiş.
Çilenin anlamını öğrenince, kırk gün çile çekti derse biri, tamamı seksen ediyor diye düşünüp, gülesim gelmez mi, gelir elbette:)
24 Ocak 2026 Cumartesi
Kendimi Eylediğim Zamanlar...
20 Ocak 2026 Salı
Nergis'e Niyet, Kendi Duvarıma Kısmet:)
19 Ocak 2026 Pazartesi
Körler İçin Karikatür Betimleme
Karikatürde sahil kenarında geçen bir sahne görüntüsü, arka planda ise sakin bir deniz, ufukta açık mavi bir gökyüzü ve birkaç küçük bulut var. Ön planda, çıplak ayaklı, kısa beyaz bir tunik giymiş, antik Yunan’ı çağrıştıran bir erkek figürü yer alıyor. Bu figür Sisifos’tur.
Sisifos, eğimli bir kum tepesine doğru büyük bir plaj topunu itmektedir. Top, klasik Sisifos kayası yerine kullanılmıştır. Kırmızı, sarı, yeşil ve beyaz renkli, hafif ve eğlenceli bir nesnedir. Ancak eğim diktir ve Sisifos’un bedeni yine öne doğru eğilmiş, tüm gücünü harcadığı hissedilir.
Karikatürün üst kısmında, Sisyphus on vacation, yani Sisifos tatilde yazısı yer alır.
Albert Camus, Sisifos Söyleni isimli kitabında bu kayayı ve onu itme eylemini, insan hayatının saçma- absürt oluşunun en büyük sembolü olarak kullanır.
Her gün aynı rutine uyanmak, hep aynı şeyleri yapmak, ulaştığını sandığın hedeflerin yeniden başa sarması… Camus’ye göre trajedi, hayatın absürtlüğü değil, bu absürtlüğün farkında olmadan sürdürülmesidir.
Sisifos, kayayı itmekten vazgeçmeyerek aslında başkaldırır. Efsaneye göre tanrılar Sisifos'u bu ceza ile mutsuz etmeyi planlamışlardır. Ancak Sisifos bu durumu kabul edip işini sahiplenince ceza, bir yaşam biçimine dönüşür. Kaderi artık kendisine aittir, ceza verenlere değil.
Karikatüre dönersek ve Camus'un söylenine göre düşürsek, Sisifos tatilde deniz topunu iterek aslında şunu diyor olabilir:
"Hayat anlamsız bir döngü olabilir ama bu döngü benimdir ve ben bu oyunu kendi şartlarımda yani mesela tatil modunda oynamaya devam ediyorum."
Bu karikatürü seviyorum. Böyle düşünmek bana iyi geliyor:)
12 Ocak 2026 Pazartesi
Kendimi Eylediğim Zamanlar
Filmler seyrettim.