2 Kasım 2019 Cumartesi

Bu Hafta Neler Yaptım?

Son günlerde elimdeki kitaplarım ve ukulele çalmayı geliştirme çabalarım...



 San Sabastian usulü Cheesecake yapmayı becerdim. 



  Bilmediğim yollardan geçtim.



 Sevdiğim sokaklarda  gezindim.



 Mimar Sinan Üniversitesi'ndeki  Bienal sergisini inceledim.




 Pera Müzesi'ndeki Bienal sergisini gezdim.



Yedinci Kıta adlı 16. İstanbul Bienali için atladım ada vapuruna 
veee Büyükada'ya bile  gittim. 




 Şişli Bomontiada'da  Erdil Yaşaroğlu'nun  ilk kişisel sergisi olan ve 
heykellerinden oluşan "Oyun"u  gezdim.
(binların üstündeki heykeller sanatçıya ait)



Sinemaya gittim.  


 İki dizi seyrettim.


21 Ekim 2019 Pazartesi

Kitapla Direniş'ten Özel Bir Gün'e


Elimde Tomris Uyar'ın Kitapla Direniş adlı kitabı var.  Handan İnci hazırlamış. Sunuşun ilk cümlesi, "Sevdiğiniz bir yazarın kaleminden ne çıkmışsa okumak istersiniz." Haklı değil mi? Bu kitabın macerası da böyle başlamış. Handan İnci, Tomris Uyar'ın  kitaplaşmamış yazılarını toparlarken, yazarın öyküleri kadar etkileyici olan hayatını ve iç dünyasını ortaya çıkaracak  bir biyografi yazmaya niyetlenmiş. Bu çabayla elindeki yazıların giderek biriktiğini görünce, derleme kitap yapmaya karar vermiş. Ne  iyi etmiş.

Kitapla Direniş, yazılar, söyleşiler ve  soruşturmalar diye üç bölüme ayrılmış. Her bölümde onlarca  şahane yazı var. Müthiş. Bu kitap yıllardır kitaplığımda demleniyor. Ara sıra elime alıyorum. Sayfalarını dalgalandırıyorum. O esnada ilgimi çeken bir başlığın  devamına dalıp gidiyorum.  Tomris Uyar'la muhabbet ediyormuşum hissi veriyor.  Hayranlıkla cümlelerinin peşi sıra  sürükleniyorum. 

İki yüz kırk altıncı sayfadayım. Başlık... İstanbul'la Aram Bozuk Bu Aralar... Hemen yazıya atladım.  İlk cümleden başlamadım da alt satırlara doğru  "Özel Bir Gün" filmindeki Sophia Loren  kelimelerine odaklandım.  Cümle şöyleydi:

"Ev kadını konumundaysa ola ki "Özel Bir Gün" filmindeki Sophia Loren gibi çok çocuk doğurup rejime hizmet ettiği için ideal anne ödülünü kazanan, Mussolini hayranı İtalyan anası gibi şöyle mırıldanır kendi kendine: "Şu yatakları toplayacak bir başka anne gerek, bir anne de bulaşıkları yıkamalı, bir de yorulacak bir anne gerek." 

Kitabı elimden bıraktım. Bilgisayarda filmi aradım. Buldum. Filmi seyredeceğim. Nihayetinde Kitapla Direniş'e  geri döneceğim.


16 Ekim 2019 Çarşamba

Filmekimi Ve Cüneyt Cebenoyan


Cüneyt Cebenoyan kimdir diye sanal ansiklopediye sorsanız, gazeteci, sinema yazarı, film eleştirmeni diye yazan cümleler okuyabilirsiniz. 

Ben,  Nüket Esen'in Kara Kitap Üzerine Yazılar adlı kitabını okurken ilk kez adına denk gelmiştim.  Cüneyt Cebenoyan, Orhan Pamuk'un Kara Kitap adlı romanının içinde geçen mekanların izini sürmüş, fotoğraflamış, her fotoğrafın altına kitaptaki ilgili cümleleri alıntılamıştı. Ne imrenmiştim anlatamam. 

Hayal Kahvem'e bu rastlaşmayı yazmıştım. LİNK

Sonra, kimdir diye dört koldan araştırdım elbette.  Trajik hayat hikayesi çarpmıştı beni.  Resmen Nazım Hikmet şiirinin bir timsali gibiydi. Hani der ya şair... "Yok öyle umutları yitirip karanlıkta savrulmak /Unutma aynı gökyüzü altında bir direniştir yaşamak." 

Akabinde  sinema yazılarının sıkı takipçisi oldum. LİNK

İstanbul Film Festivali'nde ekseriyetle denk gelirdim. O beni tanımıyordu. Ben onu biliyordum. Memleketimin, hiç tanışmadığım halde sevdiğim  güzel insanlarından biriydi. İyi ki vardı. 

Cüneyt Cebenoyan 3 Ağustos 2019 günü bir trafik kazası neticesinde dünyamızı terk etti.  

Geçen hafta Filmekimi'i için Beyoğlu'na gittiğimde, oradaydı. Öyle hissettim.

12 Ekim 2019 Cumartesi

Seyrettim... Gene Seyredeceğim...


Geçen hafta Joker'e gittim.  
Eleştirileri dinliyorum.
Beğenen de var,  beğenmeyen de...

Oyunculuğu, karanlığı, ürkünçlüğü, sertliği,  görüntüleri,  
müzikleri, göndermeleri, kurgusuyla... 
Dansları... İsyanlarıyla...
Çok  beğendim.

Vakit buldukça filmin hatırlattığı iki filmi seyrettim.
Geçmiş Batman'leri tekrar seyretmeye başladım. 
Batman çizgi romanlarına selam çaktım.  

Niyetine girdim.
 Joker'i beyaz perdede gene  seyredeceğim.



29 Eylül 2019 Pazar

Bu Hafta Neler Yaptım?

Rambo'ya gitmesem olmazdı.


 Keçe sabun yapmayı öğrendim.


Belgesel seyrettim.


Arabamı bilmediğim yollara sürdüm.


Abime  çok eski Tarkan fasiküllerini hediye ettim.


Tiyatro bileti aldım. (Kasım ayına:)


Ukulelelemle Reggae çalışmaya başladım.


Valizimi hazırladım. Gene yol göründü gurbete... 
Bu kez.... Okyanus ötesine:)


28 Eylül 2019 Cumartesi

İz Sürmek...

 

Bu hafta sonu Killing Eve'e başladım. İki sezon toplam on altı bölümlük dizinin, ilk sezonunun dördüncü bölümüne geldim. Yazarı gene Phoebe Mary-Bridge. Fleabag  adlı diziyle tanıdım kendisini. İzini sürmeye devam ediyorum. Vee... Gene hevesle ve merakla seyrediyorum.

 


27 Eylül 2019 Cuma

Akademisyenlerin Takibindeyim- Dr. Senem Timuroğlu


Öğretim görevlisi Dr. Senem Timuroğlu, Mimar Sinan Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünü bitirdikten sonra, Bilken'te Doğu Dilleri ve Kültürleri'nde yüksek lisansını, Sorbonne'da  ise doktorasını tamamlamış. 

Feminist Aktivizm ve Edebiyat dersine katıldığımda hayran kaldığım Senem  Timuroğlu'nun takibindeyim. Edebiyat metinlerinin hangi sistemlerden geçtiğini, o süreçte nasıl cinsiyet ayıklaması yapıldığını, Antik Yunan'dan günümüze kadının  kamusal alandan  nasıl uzaklaştırıldığını, kadının nasıl imge olarak kurulduğunu, nasıl üremeye  indirgendirildiğini, erkeklerin yazdığı edebi metinlerden  erkeklerin kurduğu kadınlık ve erkeklik temsiliyetini öğrenip  nasıl içselleştirdiğimizi  harikulade anlatır. Kadın okur çok fazla... Erkekler erkek diliyle edebi eserleri yazıyorlar. Erkeklerin  tahayyülleri bizim tahayyüllerimiz oluyor. Kadın kendi bedenini, kendi arzularını, kendi aşkını, kendini yazmaya başladığında hem kendini keşfediyor hem de yeni bir dünya kurgulamaya başlıyor, diyor.  O nedenle kadın edebiyatı ile kadın yazarların çok önemli olduğunu vurguluyor.  Mutlaka anlattıkları dinlenmelidir. 
"Erkek egemen dile hizmet eden kalemlerle neden vakit kaybedelim ki:)

"Kız kardeşlik ruhunun ütopya ya da teori  olarak kalmaması, acilen pratiğe dökülmesi gerekiyor." diye bir cümlesi vardır ki oya gibi zihnime işlenmiştir. 

Dr. Senem Timuroğlu'nun,  daha çok bilinmesini, videolarının izlenmesini çok isterim.  Keşke kitabı olsa...  Nasıl denir? Hayal et, olur elbet:)  Du bakalım. Sabırsızlıkla beklemekteyim.:)


Yeni Sevdiklerim Yeni İzlediklerim



Buyrunuz. Son günlerde izini sürdüğüm taptaze bir oyuncu... Phoebe Mary-Bridge. 1985 Londra doğumlu. Oyuncu, yapımcı, yazar. 

Önce Fleabag dizisiyle tanıdım. Dizinin hem başrol oyuncusu hem yazarı.  Tek sezon, her biri  yirmi beş dakikadan oluşan altı bölümlük bir dizi.  Bir oturuşta tekmilini seyrettim.  İçli bir veda busesi tadında bitiverdi. Öylece kalıverdim. 

Az önce gene   Phoebe Mary-Bridge'in oyuncusu olduğu   Crashing adlı diziyi seyretmeye başladım. Hey! Üstelik bu dizide ukulele çalıyor. Bayıldım:) 

 




26 Eylül 2019 Perşembe

Biz Kadınlar Birbirimize Hem Hemdemiz Hem Hemderdiz.


Hiç hilafım yok... Memleketimin sinemasını desteklemeye her daim özen  gösteririm. 

Bağlılık ASLI'nın hiperaktif bünyeme ağır akışlı geleceğini bile bile sinemaya gittim. Beğeniyle seyrettim

Film hakkında pek çok eleştiri  okudum. Nedense, bu film  çalışan kadınları eleştiriyor,  modern kadınlar çalışmasınlar, evlerinde oturup bebeklerine baksınlar tadında bir mesaj  vermek  istiyor gibisinden düşünceler, zinhar  benim aklımın köşesinden geçmedi. 

Filmden çıkınca dedim ki kendi kendime...  Erkek egemen düzen,  biz kadınları evlere kapatmaya, ufalamaya, yok etmeye  çalışsa da, kadınlar arasında görünmez, doğal, güçlü  bir bağlılık var. 

Son tahlilde bir kez daha şunu düşündüm.  Biz kadınlar birbirimize hem hemdemiz, hem hemderdiz. Kadın kadının şifasıdır.


20 Eylül 2019 Cuma

Göz'lü Deyimlerle Deneme Yazısı - Hangi Tarkan?


Abim,  haftada beş gün spor salonuna gittiğini söyleyince çok sevindim. Yeminle, mahcubiyet hissetmesem sevinçten göz yaşı dökebilirdim. "Harika bir karar vermişsin abim. Bilirsin seni gözüm gibi severim. Hep çalış çalış, nereye kadar, di mi? Bak çalışmaktan gözlerinin feri gitti. Biliyorsun çok üzülüyordum senin için.  Gözünü seveyim, bu kez fikrini değiştirmeyesin" dedim.

Lakırtılarımı duyunca, gözleri dolu dolu oluverdi. Sadece gözlerimin içine değil, yüreğimin o mütena semtine en abi tavrıyla bakıverdi. "Bir kere daha gözüme girdin kardeş. İyi ki varsın. Nasıl da sever gözetirsin abini" dedi.  "Hiiçç merak etmeyesin. Bu kez kararım karar! Yeminle,  gözümden uyku aksa bile, mümkünatı yok vazgeçmiyorum, illa ki spor yapmaya gidiyorum." diye sözlerine devam etti. 

Abim... Ah! Abim...  
Gözüm daldı, geçmiş günlere gittim. Evet abim...  Zaman zaman...  Tıpkı şimdi olduğu gibi...  Hep aynı iştahla spora başlar... Tez sıkılır...  Muntazaman devam etmeyi  gözü yemez... Nafile çaba der...  Bırakıverir. 

Oysa kaç kez konuştuk.  Çoktan elli yaşını deviren bir adamın fabrika ayarlarına dönmesi için ilk kural neydi? Kendisi söylüyor... Spor yapmak tabii. 

Buraya kadar abi-kardeş  muhabbetimiz  pek bi iyiydi.  Lakin mühendistir kendisi. Gözünden bişeycik kaçmaz. Zihnimde horon tepen şüphe tohumlarını şıppadanak fark etti.  "Yoo,  dert etme kardeşcim, gözüm açıldı. Bu kez Tarkan'ın vücudu gibi olana kadar sporu es geçemeyeceğim. Bak göreceksin, göz yumup açana kadar Tarkan gibi olmayı  becereceğim." dedi.

Gözlerim tepsi kadar açıldı. "Tarkan mı? Hangi Tarkan?" diye inledim. Abimi omuzlarını titreterek  "Oynama şıkıdım şıkıdım" şarkısını söylerken hayal ettim.  Aman Allahım! Yoksa abim erkeklerin girdiği.. Neydi adı... Hah Tamam... Antropoz döneminde miydi?

Endişemi anladı. Sol kaşını kaldırdı. Gözünü gözüme dikti. Vee... Gözümü kaçırmayayım diye, beni resmen göz hapsine aldı. 

"Gönderdiğin  Tarkan dergileri  aklımı başıma getirdi. Şarkıcı Tarkan olmaya niyetim yok  matmazel.  Elbette Sezgin Burak'ın Tarkan'ı:) dedi.