louis Armstrong etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
louis Armstrong etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Haziran 2025 Pazar

"Ne Harika Bir Dünya!"

 


"20. yüzyıl insanının yaşama sevincini de simgeliyor Louis Armstrong"

"Dünya halkı hiçbir yüzyılda 20. yüzyıl kadar acı çekmedi; ilk yarısında yaşadığı iki uzun dünya savaşının yol açtığı sarsıntılar, ikinci yarısı boyunca da dinmedi. Ama dünya nüfusu bir yandan da 20. yüzyıldaki kadar yaşamın tadını çıkarmadı." (jazz koleksiyonu- cilt1-s4

Zaman akıyor, bazı şeyler aynı kalıyor. 21. yüzyıldayız. Dünya insanı barışı tam anlamıyla sağlamayı beceremiyor. Savaşlar, acılar, haksızlıklar bir gölge gibi peşimizi bırakmıyor. 

Yine de nefes almaya, hayal kurmaya, umut etmeye devam ediyoruz. Çünkü içimizde bir şey var—bizi her defasında ayağa kaldıran, yaralarımıza görünmez pansumanlar yapan bir şey: sanat.

Sanat sihirli bir şey. Ruhun terapisi... 

Yüreğinin ve aklının olan bitenlere anlam veremediği süreçlerde;  fırçaya sarılmak, bir melodiye tutunmak, kelimelere dökülmek, cam şekillendirmek ya da ellerini çamura daldırmak, ilmek ilmek kilim dokumak... Biliyoruz ki tüm bunlar sadece sanat değil, aynı zamanda kendine yeniden dokunma, acıları onarma  biçimi.

Bugün ben de öyle yaptım. Oturdum, üstünde çiçekler olan bir ayna yapmaya başladım. Ellerimle çamura şekil verirken, sanki içimdeki keder de şekil buldu. Her çiçeği oluştururken  içimden "buradayım, iyileşiyorum" dedim. Bu zamanda bunu söyleyebilmek bile başlı başına bir mucize.


Sanat bizi kurtarıyor...  Bazan rengarenk bir mozaik, bazan çatlak bir seramik, bazan içimizi titreten bir şiirle... ama hep kalbimize dokunarak.

Belki de dünya, sadece sanatın hatırına dönmeye devam ediyor. 

Louis Armstrong'u dinleyelim mi? Şarkı, 1967 yılında özellikle Amerika’daki ırkçılık ve savaş gibi karanlık gündemlere karşı, umut dolu ve barışçıl bir mesaj vermek için yazılmış:

Ne Harika Bir Dünya

Yeşil ağaçlar görüyorum, kırmızı güller de
Açtıklarını görüyorum, benim ve senin için
Ve içimden diyorum ki:
Ne harika bir dünya!

Mavi gökyüzü ve beyaz bulutlar görüyorum
Parlak, kutsanmış gündüzü; karanlık, kutsal geceyi
Ve kendi kendime düşünüyorum:
Ne harika bir dünya!

Gökkuşağının renkleri ne kadar güzel gökyüzünde
Yoldan geçen insanların yüzlerinde de aynı renkler var
Arkadaşlar tokalaşıyor, “Nasılsın?” diyorlar
Aslında dedikleri şey, “Seni seviyorum”

Bebeklerin ağladığını duyuyorum, büyüdüklerini izliyorum
Benden çok daha fazlasını öğrenecekler
Ve kendi kendime diyorum ki:
Ne harika bir dünya!

Evet, içimden diyorum ki:
Ne harika bir dünya!



18 Eylül 2012 Salı

Ve Rüzgâr Yön Değiştirecek.. Hüznü Üfleyip Götürecek..

"Dünyalılar hiçbir yüzyılda 20.yüzyılda çektiği kadar acı çekmedi." derler ya... Bu söz doğru mudur sahi? Gerçekten, neredeyse 20. yüzyılın ilk yarısı tamamen iki büyük dünya savaşıyla geçmiş.  Bakıyoruz ikinci yarısında ise bu savaşların sarsıntıları devam etmiş gitmiş.  İlginç olan ne biliyor musun, 20. yüzyıl aynı zamanda dünyalıların en fazla hayattan keyif aldıkları bir yüzyıl olmuş. New Orleans'ta, tam 1900 yılında doğmuş olan Louis Armstrong, caz'a sadece 20. yüzyıla damga vurmakla kalmamiş, 21. yüzyılda da halen caz deyince aklımıza ilk gelen isim. Caz tarihinin en büyük ismi ve en ünlü solisti Louis Armstrong. Şu fotoğraflara bakar mısın lütfen? Fotoğraflarına baktiğimizda sadece yüzyıllara damgasını vurmuş bir caz ustasını görmüyoruz. Bana göre bu fotoğraflarla Louis Armstrong, 20. yüzyıl insanının tüm acılarına rağmen yaşama sevincini de simgeliyor.             
İyi ama insan, yapılan kötülükleri nasıl unutuyor?  Oktay Akbal, bir yazısında 13 Mayıs 1835 günü New Orleans gazetesinde yer alan bir ilândan söz ediyor: “Aşağıda adları bulunan değerli kölelerin sahibi Avrupa’ya gideceğinden 16 Mayıs günü kölelerini satışa çıkaracaktır.”  İlânın devamında ise köleler tek tek tanıtılıyor... Misal, "Serah, melez, 45 yaşında, iyi aşçı, ev işlerine alışkın, hasta bakımı için mükemmel bir hemşire. Fenny, kızı, 16 yaşında, Fransızca ve İngilizce bilir, mükemmel bir kuaför, iyi bir terzi." Düşünebiliyor musun, satılan her kölenin adları ve özellikleri tek tek yazıyormuş. Bununla kalsa iyi, köle sahibi,  adı geçen kölelerin uyumlu ve mükemmel uyruklu olduklarından söz ediyor, her türlü hastalığa ve kötülüğe garanti verdiğini söylüyormuş. Satış şartlarında da kolaylık sağlıyormuş. Nasıl mı? Yarısı nakit, geri kalanını satıcısına altı aylık senet.  Dikkatini çekerim ödeme sonuna kadar ise  köleler üzerine özel ipotek. Satışlar  noter huzunda yapılıyormuş üstelik.  Yooo, insanın insana ettiği zalimliği anlatmaya daha fazla dayanamayacağım. Pes!           
 
Demek ki 177 yıl önce insanlar böyle alınıp satılıyormuş. Afrika’dan sürüler halinde gemilere bindiriliyorlar...  Amerika’ya götürlüyorlar...  Yarısı yolda ölüyor...  Geri kalanları da pazarda açık arttırmada satıyorlar tabii...  Üstelik özellikle baba, ana, kız, oğul, kardeş farklı farklı yerlere dağıtılıyorlarmış. Bir daha yaşam boyu birbirlerini hiç göremiyorlarmış. Of! Ne merhametsizlik ne vicdansızlık öyle değil mi? Sonra karın tokluğuna evde, tarlada, her kötü işte çalıştırılma... Feci! İnsan denilen canlı, nasıl dayanmış bunca kötülüklere, bunca zalimliklere peki? Hımm...  Şarkı söylemiş. Hüzünlü şarkılar… Bir nevi ağıt… Caz… Hüznün müziği…        
 
1863 yılında Abraham Lincoln tarafından kaldırılan kölelik, yasalar önünde karaderiliyi eşit gösterse de, dünyanın pek çok yerinde,  karaderililerin yaşadığı horlanma ve yoksulluğun halen devam ettiği ortada...  Demek ki karaderili acısını ve yalnızlığını bu şarkılarla dile getirmiş. Son günlerde  oturduğumuz yerde sanki gerçek değil de film seyreder gibi, dünyadaki insanların insanlara ettiklerini seyrettikçe...  Hüzünlü bir müzik dinlemek istedim. Hafıza tuhaf bir kutu. Ne bileyim? Aklıma bunları getirdi. Bak, karaderili bir şarkısında hislerini şöyle dile getirmiş, "Güneş bir gün parlayacak arka kapımda- Ve rüzgar yön değiştirecek - Hüznü üfleyip götürecek."  Evet... Ve rüzgâr yön değiştirecek... Dünyadan hüznü üfleyip götürecek.  Mutlaka. 
                                   

3 Nisan 2012 Salı

Barbra Haftası!



Hello, Dolly
Walter Matthau
Aşka Vakit Yok
Ryan O'Neal
 Bulunduğumuz Yol
Robert Redford
 Komik Kız
James Caan
 Bir Yıldız Doğuyor
Kris Kristofferson
 The Main Event
Ryan O'Neal
Yentl
Mandy Patinkin
 Nuts
Richard Dreyfuss
   
 Dalgaların Prensi
Nick Nolte
   
 Aşkın İki Yüzü
Jeff Bridges
 Jeff Bridges
Zor Baba Ve Dünür
Dustin Hoffman

20 Ağustos 2011 Cumartesi

Ve Rüzgâr Yön Değiştirecek.. Hüznü Üfleyip Götürecek..

 


"Dünyalılar hiçbir yüzyılda 20.yüzyılda çektiği kadar acı çekmedi." Bu söz çok doğru değil midir? Gerçekten, neredeyse 20. yüzyılın ilk yarısı tamamen iki büyük dünya savaşıyla geçmiş.. Bakıyoruz ikinci yarısında ise bu savaşların sarsıntıları devam etmiş gitmiş.. İlginç olan ne biliyor musun, 20. yüzyıl aynı zamanda dünyalıların en fazla hayattan keyif aldıkları bir yüzyıl olmuş.. New Orleans'ta, tam 1900 yılında doğmuş olan Louis Armstrong, caz'a sadece 20. yüzyıla damga vurmakla kalmamiş 21. yüzyılda da halen caz deyince aklımıza ilk gelen isim.. Caz tarihinin en büyük ismi ve en ünlü solisti Louis Armstrong.. Şu fotoğraflara bakar mısın lütfen? Fotoğraflarına baktiğimizda sadece yüzyıllara damgasını vurmuş bir caz ustasını görmüyoruz. Bana göre bu fotoğraflarla Louis Armstrong, 20. yüzyıl insanının tüm acılarına rağmen yaşama sevincini de simgeliyor.  



İyi ama insan, yapılan kötülükleri nasıl unutuyor?  Oktay Akbal, bir yazısında 13 Mayıs 1835 günü New Orleans gazetesinde yer alan bir ilândan söz ediyor: “Aşağıda adları bulunan değerli kölelerin sahibi Avrupa’ya gideceğinden 16 Mayıs günü kölelerini satışa çıkaracaktır.”  İlânın devamında ise köleler tek tek tanıtılıyor... Misal, "Serah, melez, 45 yaşında, iyi aşçı, ev işlerine alışkın, hasta bakımı için mükemmel bir hemşire. Fenny, kızı, 16 yaşında, Fransızca ve İngilizce bilir, mükemmel bir kuaför, iyi bir terzi." Düşünebiliyor musun, satılan her kölenin adları ve özellikleri tek tek yazıyormuş. Bununla kalsa iyi, köle sahibi,  adı geçen kölelerin uyumlu ve mükemmel uyruklu olduklarından söz ediyor, her türlü hastalığa ve kötülüğe garanti verdiğini söylüyormuş. Satış şartlarında da kolaylık sağlıyormuş. Nasıl mı? Yarısı nakit, geri kalanını satıcısına altı aylık senet.  Dikkatini çekerim ödeme sonuna kadar ise  köleler üzerine özel ipotek. Satışlar  noter huzunda yapılıyormuş üstelik.  Yok artık dayanamayacağım. Pes! 

Demek ki 175 yıl önce zenciler böyle alınıp satılıyormuş. Afrika’dan sürüler halinde gemilere bindiriliyorlar...  Amerika’ya götürlüyorlar... Hayvanlar gibi… Yarısı yolda ölüyor...  Geri kalanları da pazarda açık arttırmada satıyorlar tabii...  Üstelik özellikle baba, ana, kız, oğul, kardeş farklı farklı yerlere dağıtılıyorlarmış... Bir daha yaşam boyu birbirlerini hiç göremiyorlarmış. Of! Ne merhametsizlik ne vicdansızlık öyle değil mi? Sonra karın tokluğuna evde, tarlada, her kötü işte çalıştırılma... Feci! İnsan denilen yaratık nasıl dayanmış bunca kötülüklere, bunca zalimliklere peki? Hımm...  Şarkı söylemiş. Hüzünlü şarkılar… Bir nevi ağıt… Caz… Hüznün müziği…

 
1863 yılında Abraham Lincoln tarafından kaldırılan kölelik, yasalar önünde karaderiliyi eşit gösterse de, dünyanın pek çok yerinde,  karaderililerin yaşadığı horlanma ve yoksulluğun halen devam ettiği ortada...  Demek ki karaderili acısını ve yalnızlığını bu şarkılarla dile getirmiş. Son günlerde  oturduğumuz yerde sanki gerçek değil de film seyreder gibi, Afrika'daki  karaderili insanların fakirliklerini, açlıklıklarını, yoksulluklarını seyredip duruyoruz ya.. İşte o insanların atalarının yaşadıkları acılar geldi aklıma.  Hüzünlü bir müzik dinlemek istedim. Karaderili acısını şöyle dile getirmiş şarkısında... " Güneş bir gün parlayacak arka kapımda - Bir gün arka kapımda - Ve rüzgar yön değiştirecek - Hüznü üfleyip götürecek." Gönlüm Afrika'da.

                                   
bolat'ın önerisiyle ali farka toure'nin müziğini ekledim.


9 Şubat 2010 Salı

Louis Armstrong - Caz Ve Yaşama Sevinci

"Dünyalılar hiçbir yüzyılda 20.yüzyılda çektiği kadar acı çekmedi." derler. Bu söz sence de doğru değil mi? Gerçekten, 20. yüzyılın ilk yarısı, neredeyse iki uzun dünya savaşıyla geçmiş. Bakıyoruz ikinci yarısında ise, bu savaşların sarsıntıları devam edip gitmiş. İlginç olan ne biliyor musun? 20.yüzyıl dünyalıların en fazla hayattan keyif aldıkları bir yüzyıl aynı zamanda. New Orleans'ta, tam 1900 yılında doğmuş olan Louis Armstrong , caz'da sadece 20. yüzyıla damga vurmakla kalmamış, 21. yüzyılda da halen caz deyince aklımıza ilk gelen isim oluyor. Louis Armstrong caz tarihinin en büyük ismi... En ünlü solisti... Şu fotoğrafların sevimliliğine bakar mısın lütfen? Ben bu fotoğraflara baktığımda sadece yüzyıllara damgasını vurmuş bir caz ustasını görmüyorum ki! Bana göre bu fotoğraflarla Louis Armstrong , 20. yüzyıl insanının tüm acılarına rağmen yaşama sevincini de simgeleyen biri! Sence de öyle değil mi?