8 Mayıs 2021 Cumartesi

Aşk ve Başka Söze Gerek Yok


Sizce aşk nedir?

       Hayatın bezdirici, yıldırıcı demirbaş sorularından biri olarak ne çok sorulmuştur hepimize. Bir dönem ortaokul, lise öğrencilerinin düzenlemeye pek meraklı olduğu "anket defteri"nden, popüler magazin dergilerinin, söyleşi, soruşturma ya da anket köşelerine dek birçok yerde karşımıza çıkan, neredeyse bütün yaşamımız boyunca ısrarla karşılaştığımız ve bunca yinelendiği halde, verilen hiçbir yanıtın doyurucu olmadığı, hiçbir tanımın kimseye yetmediği; hiçbir sözün kimseyi ikna etmediği, inandırmadığı bir başka soru var mıdır hayatın sorular dünyasında bilmiyorum!

Karşıdaki sorar;
-Ne düşünüyorsun?
-Hiç.
-Hiç konuşmuyorsun?
-Ne söyleyeyim?
-Bilmem.
-Bir çay daha?
-Olur.
Aşk saklanır.


Aşkın mutlulukla ya da mutsuzlukla bir ilgisi yoktur. Aşk, aşktır. Varsa da gelip geçici bir haldir bu, kendi varlığı gibi. Zamanın size gülümsemesi gibidir aşk. Tadının çıkarılması, keyfinin sürülmesi, ardından yasının tutulması neyinize yetmiyor?


Paragraflar/Murathan Mungan - Aşkın Cep Defteri'nden.
Resimler/ Başka Söze Gerek Yok filminden.

29 Nisan 2021 Perşembe

ve Matematik ve Felsefe ve Mantık.... ve Elbette Ben:)


Yılların çizgi roman sevdalısıyken, felsefe, matematik, mantık okumaları yolunda emekleyen bir meraklı olarak Logicomix'i okumasam olmazdı. Aldım. Okudum.

Maceranın en başında kitabın  anlatıcısı matematikçi Apostolos,  arkadaşı Hristos ile buluşuyor.

Apostolos'un amacı çizgi roman yoluyla 1872-1970 yılları arasında yaşamış, İngiliz filozof, matematikçi, tarihçi, mantıkçı Bertrand Russell'ın yaşam öyküsünü anlatmak... Hatta öyle bir çizgi roman hazırlayacak ki, romanda adı geçen kahramanların hepsi mantıkçı olacak. 

Anlatıcımız Apostolos, iki arkadaşıyla hikayeyi toparlıyor. Şimdi bilgisayar kuramı, matematiksel mantık uzmanı olan bilim adamı  arkadaşı Hristos'a öyküyü anlatmak ve fikrini almak istiyor. 

İşte hikaye böyle bir niyetle başlıyor. 

Nanananoom... Çizgi roman... Ve  matematik... Ve mantık...  Veee... Ben.

Valla enseyi hiiç karartmadım. En cahil cesaretli edamı takınıverdim.  Kitaba cup diye atlayıverdim. Elbette kitapta adı geçenlerin hepsi ağır abiler...  Elbette mevzu  ağır... Elbette  güzergah zorlu...  Lakin kitabın öyle bilgiçlik taslayan, öğretmek maksatlı anlatımı hiç yok.  Hikaye su gibi akıyor. Yalanım yok, bayıldım. 

Öyle sanıyorum ki, matematik, mantık okumalarına yeni başlayan benim gibi meraklılar için hikayeyi kolaylaştırarak, şirinleştirerek anlatmışlar. 😀


O değil de, Akıl Oyunları filminde Nobel ödüllü matematikçi John Nash'in hayatını seyrettiğim için duruma bir nebze aşina olsam bile, Logicomix'de denk geldiğim matematik, mantık, felsefeye kafa yoran abilerin delilikle dahilik sınırında dolaşmaları şaşırtıcı olduğu kadar düşündürücü geldi bana.

Bertrand Russell da Bertrand Russell ama...  Russell altı yaşındayken, kardeşi, annesi, babası, difteriden ölüyor. Virüs hep var! Ne fena. Tuhaf büyükannesinin katı kuralları içinde büyüyor. Eğitimi,  iki savaş dönemi yaşantısı, hapis, binlerce makale, atmıştan fazla kitap, öğrencileri, dört evlilik, pek çok ilişki, Nobel Ödülü, korkular, aile sırları, aşk, nefret, barış, savaş....  Otuz iki kısım tekmili birden anlatılası bir hayat... 

Son tahlilde, kitabın sonunda dendiği gibi "Kahramanlarımızın çoğu gerçek kişiler olsa da, Logicomix kesinlikle bir tarih çalışması değildir; böyle bir amacı yoktur. Logicomix bir çizgi romandır." 

Böyleyken böyle işte😅

25 Nisan 2021 Pazar

ve Matematik ve Ömer Hayyam ve An Hesabı

Ömer Hayyam'ı, sadece İranlı şair diye bilirdim. 

Oysa, yaklaşık 1000 yıl önce yaşamış,

astronom, matematikçi, felsefeciymiş. 

Şaşırdım.

Aşağıdaki mısralar Ömer Hayyam'a aitmiş. 

"Bir çember çizilse merkezinde sen, kenarında ben. 

Sen döndükçe beni, ben döndükçe seni görsem. 

Öyle bir an gelse ki, yarıçap sıfır olsa."

Çember çiziyorum. 

İşte bu, çap. Bu da yarıçap. 

Merkez'e sen. Kenar'a ben, diyorum. 

Yarıçapın sıfır geleceği an, ne zaman?

Hesaplayamadım.

Problemi çözmeye uğraşıyorum.

Bulamadım.

Gerçeeekteen!


22 Nisan 2021 Perşembe

Matematik ve Korsanlar

Adları 1, 2, 3, 4, 5 olan beş akıllı korsan 100 altın bulmuş. Bu 100 altını korsanlar şu yöntemle paylaşacaklar:

En küçük numaralı korsandan başlayarak, her korsan sırası geldiğinde bir paylaşım önerecek.

Öbür korsanlar paylaşımı kabul edip etmediklerine dair oy kullanacaklar. 

(%50-%50 oylama da öneri kabul edilecek.)

Eğer paylaşım oyçokluğuyla kabul edilirse oyun bitecek.

Eğer paylaşım kabul edilmezse paylaşımı öneren korsan denize atılacak ve paylaşım önerme sırası bir sonraki korsana geçecek.  

Birinci korsan nasıl paylaşım önermelidir?

-NOT- 

Felsefe okumaları yapmak, matematiğe rota kırmamı sağladı.  Prof.Dr. Ali Nesin'in Matematik ve Sanat, Matematik ve Oyun adlı kitaplarına dokunmasam, göz gezdirmesem olmazdı. Ali hoca matematik ve Oyun'un önsözünde diyor ki: "Çoğu kişi matematiksel araştırma yapmak için çok bilmek gerektiğini sanır.  Bu doğru değildir. Özgün bir çalışma yapmak için biraz bilmek gerekiyorsa da, amatör bir matematikçinin matematikten zevk almak ve araştırma yapmak için fazla matematik bilmesine gerek yoktur." Hoş değil mi? Tam benlik!

Matematiksel araştırmadan zevk alabilmek için ilkokul bilgisi bile yeterlidir diyor, Ali Nesin.  Önemli olan düşünmek, çalışmak ve inatçı olmaktır, diyor. Üstelik matematik yapmak illa bir soruyu çözmek demek değildir. Yanıtlamadan, sorunun güçlüğünü kavramak da matematik yapmak demektir. Soruyu kavramak, soruyu değişik açıdan ele almak, değişik bir bakış açısıyla bakarak sorgulamak mühim demek ki. Şahane!

Yukarıda bir örneğini yazdığım matematik problemleriyle cebelleşmeyi sevdim. Ben sevdim belki okuyan birileri de problemi sever, soruyu kavrar, değişik bir bakış açısıyla sorgular diye Matematik ve Sanat kitabının 43. sayfasından baka baka buraya yazdım:)

Ben bu problemi okuyunca, Karayip Korsanları gözümün önünde canlandı. Film afişindeki beş korsan 100 altın bulmuş olsalar, acaba yukarıdaki probleme göre 100 altını nasıl paylaşırlar diye hayal ettim. Elbette hayal ettiğim paylaşım, bu sorunun cevabı değildi:)

Sonra aldım elime kağıt kalem. Problemi yazdım, çizdim. Çözüme göz gezdirdim. 1. korsanın nasıl paylaşım önereceğini  buluverdim. Sevindim:)



17 Nisan 2021 Cumartesi

Akademisyenlerin Takibindeyim - Doç. Dr. Çimen Günay-Erkol

 

Doç. Dr. Çimen Günay-Erkol, ODTÜ Maden Mühendisliği bölümünden mezun olmuş. Bilkent Türk Edebiyatı bölümünde  Suat Derviş üzerine yazdığı tezle yüksek lisansını almış. Hollanda Laiden Üniversitesi'nde 12 Mart romanları üzerine olan teziyle doktorasını tamamlamış. Yaralı Erkeklikler !2 Mart Romanlarında Yalnızlık, Yabancılaşma ve Öfke adıyla tezinin kitaplaştırıldığını öğrendim. 

Toplumsal Cinsiyet kavramı ve eleştirel erkeklik çalışmaları son zamanlarda ilgimi çekince, bu konuların piri Çimen Günay- Erkol'a denk gelmemem mümkün değildi. Aşağıda bir kaçının linkini eklediğim videolarda tatlı tatlı anlatıyor. Dinlediklerim meraklandırdı. Hemen kitabını sipariş ettim. Hey!  İşte geldi.


Kitabı henüz okumadım. Arka sayfasında,  "Doç. Dr. Çimen Günay-Erkol, Yaralı Erkeklikler'de güce tapılan bir atmosferde, istikrarlı bir erkeklik arayan ama bunun ne demek olduğunu göremeyen erkeklerle dolu 12 Mart romanlarını erkek kimliklerine getirilen yeni ve güçlü bir eleştiriyle ele alıyor."  diye yazıyor. Acayip ilgimi çekti.

Çok ilginç,  ilk kez  erkeklik üzerine kafa patlatanlar feminist kuramcılar değilmiş. Çimen hocanın bir videosunda dinlemiştim. Avustralya'da işçi hareketleri, sendikalar üzerinde çalışmalar yapan bir sosyolog, liselerdeki akran zorbalıklarını araştırırken cinsiyet rollerini incelemeye başlamış.  Kendinden zayıf olana zulum yapan erkeklik halleri. Erkeğin erkeğe zulmü. 

Erkekliğin oluşmasındaki mekanizmalar neler? Erkeklik belli ön kabullerle mi oluşuyor? Aile, okul, sokak, medya, devletin rolü ne? Cinsiyetçi sistemde  kadının da erkeğin de yara aldığı besbelli.  Dünyada, memleketimizde gördüğümüz eşitsizlikler,  kadın cinayetleri, erkeğin erkeğe yaptığı zorbalıklarlar hakkında erkekler neler düşünüyorlar mesela?  

Doç. Dr. Çimen Günay-Erkol memleketimin değerli bir akademisyeni. Anlattıkları, yazdıkları, dünyayı, hayatı, kitapları yepyeni bakışla okuma yapmama yardımcı oluyor. Gözümü ve zihnimi açıyor. Toplumal cinsiyet eşitliğinin gerçekleşmesi için kadınlık kadar  eleştirel erkeklik çalışmalarının farkındalığına dikkat çekiyor. Önemsiyorum. Doç. Dr. Çimen Günay-Erkol'u yakınen takip ediyorum.


15 Nisan 2021 Perşembe

Bazan Saçmalama Hakkımı Kullanırım:)

"Oğullar oğulluklarından sessizce çekilmesini bilmelidir abiler." 
Ece Ayhan/Mor Külhani

Hava  atmaksa atıyorum... Sosyoloji kitaplarımı aldım... Fotoğraf çekmek niyetiyle koltuğun üzerine sıraladım. Pandemi döneminde İstanbul Üniversitesi'nin  ikinci üniversite kapsamında Sosyoloji bölümüne kayıt oluverince... Off... Yeminle ben beni  tanıyamıyorum. Yepisyeni mecralara akıyorum. Dersler, konular, kitaplar uçuruyor beni...  Talebe, talep eden demekmiş.  Sosyoloji bölümünün talep edeniyim. Talepkârım...  Ve  çılgın gibi heveskârım.

Demem o ki;  evet... Talepkârım... Heveskârım... Hatta... İltifatkârım... Cefakârım... Azimkârım... Sebatkârım... Hahha...  Vallahi bambaşka yazı yazacaktım. Bu kelimeler aklımı aldı... Nasıl desem?  Efsunkârım... Zülfikârım... Hatta tehditkârım... Günahkârım. Tövbekârım. Hürmetkârım.  Du bi... Kürdilihicazkârım...  Sanatkârım...  Bestekârım...  Aşikârım. Üstüne üstlük  feci sakarım... Veee... Tutmayın beni... Bu kitaplara şimdi ben...  Şakır şakır akarım:)

NOT- 

Aslında, ne yazacaktım acaba? 

Du bi! Ece Ayhan'ın bir dizesiyle başladığıma göre,  Sosyoloji dersinde feci ilgimi çeken Toplumsal Cinsiyet kavramı,  Toplumsal Cinsiyet kavramında Kadın değil de  Erkek vaziyetleriyle ilgili muhabbet edecektim besbelli.  

İşte bu rotada  yol alacaktım ki, kelimelerin illüzyonuna kapıldım. 

Hımm... Galiba bu geçersiz bir çıkarım. Ölçüsüz aktarım. Ekolojik olmayan tarım. Hatta döngüsel tasarım.  Ve de içeriksel onarım. 

Uzatmayayım. Ayıptır söylemesi, bazan böyle saçmalarım:)


10 Nisan 2021 Cumartesi

Matematik Ödevim:)


Aşağıdaki soruyu çözmeliyim. 

Bilenlerden, çözümlü yardım rica edebilir miyim:)


52 kağıtlık iskambil destemiz var. Desteği ikiye ayırdık. 26'sı sağda. 26'sı solda. Sağdaki desteği soldakilerin birer altına koyacağız. Gene desteği ikiye ayıracağız. Gene sağdaki desteği soldakilerin birer altına koyacağız. Gene desteği ikiye ayıracağız... Gene....

Kaç defa karıştırdıktan sonra deste ilk haline gelir?



1 Nisan 2021 Perşembe

Akademisyenlerin Takibindeyim - Doç. Dr. Fatih Artvinli


Soldaki, 1884-1951 yılları arasında yaşamış, Türkiye'nin ilk modern ruh sağlığı hastanesini kuran,  ruh ve sinir hastalıkları uzmanı Prof. Dr. Mazhar Osman. Sağdaki, tıp ve psikiyatri tarihçisi, Acıbadem Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Fatih Artvinli. Memleketimin  iki bilim insanı. 

Fatih Artvinli'yi,  Medyascope'taki, "Doç. Dr. Fatih Artvinli ile söyleşi: "Bir yıl önce 30'uncu ölüme verdiğimiz tepkiyi bugün 30 bininci ölüm için vermiyoruz" başlıklı videosunu seyredince öğrendim.   

Durur muyum? Bilumum video ve podcastlerini dinlemeye, makalelerinin okumaya başladım. Türk Psikiyatri Dergisi, Fatih Artvinli'nin Bir İhtimal Daha Var: Uyku Hastalığı Salgını başlıklı yazısını yayınlamış. Bu yazıda, günümüz Covid-19 pandemisinin, hem klinik hem de tarihsel açıdan geçen yüzyılın İspanyol Gribi pandemisiyle karşılaştırıldığını yazıyor.

İspanyol  Gribi pandemisi, 1918 ile 1920 yılları arasında yaşanmış. O sırada 2 milyardan az olan dünya nüfusunun üçte birini hasta etmiş. Tahminen 20 ile 50 milyon kişinin ölümüne sebep olmuş. Aynı yıllarda devam eden 1. dünya savaşından daha çok can almış.  İlk antibiyotiğin 1928 yılında bulunduğunu, ilk grip aşısının 1940'larda kullanılmaya başlandığını hatırlamak lazım.  Doğrusu  yüz yıl önce bu denli vahim bir grip salgının yaşandığını, covid pandemisi sebebiyle öğrenmiştim.   

İspanyol Gribi pandemisi ve Covid 19 pandemisinin iki ortak özelliği;  "maske kullanımı" ve "sosyal mesafe kuralı"diyor Fatih Artvinli. Peki İspanyol Gribi pandemisinde yaşananlar tarihsel bellekte saklanmış mı? Hastalığın oluşma, etki mekanizması nasıl işlemiş biliniyor mu? Bunca yıl sonra hastalığın bedensel ve ruhsal etkileri hakkında bütünüyle bilgi sahibi miyiz? Tıp tarihçimiz, henüz bütünüyle bilgi sahibi olmadığımızı yazıyor. 

İspanyol Gribi pandemisi sürecinde ve sonrasında hatırı sayılır ölçüde bir başka tıbbi tartışma olduğunu yazmış Fatih Artvinli. "EL" (ensefalit letarjik) ya da Türkiye'de yaygın adlandırma ile "uyku hastalığı salgını". Baş ağrısı, keyifsizlik, huzursuzluk ve sürekli uyuklama hali hastalardaki tipik belirtilermiş. Bir iki gün sonra üç temel belirti görülüyormuş: uyku, çift görmek ve ateş. Hasta gece gündüz uyumaya başlıyor, bazısı ise uyuyamıyor,  gözkapakları kapalı şekilde yatıyormuş. Uyku hastalığına pandemi demişler, çünkü 1926 yılından 1930'lara kadar tüm dünyada yaklaşık 1 milyon kişinin hastalıktan etkilendiği tahmin ediliyormuş. 

Tıp  tarihçimiz Doç. Dr. Fatih Artvinli'nin yazısından öğrendim. 1920-1924 yılları arasında  Prof. Dr. Mazhar Osman Uyku Hastalığı hakkında 34 yazıdan oluşan tefrika kaleme almış. 1925 yılında ise bu yazıları içeren Uyku Hastalığı Salgını isimli kitabı yayımlamış. Bu kitabın dünyada bu hastalıkla ilgili yazılan ilk kitaplardan biri olduğunu söylüyor.  Mazhar Osman'ın  bu dönemde, uyku hastalığı salgınıyla  derininden ilgilendiğini hatta İspanyol Gribinin neredeyse uyku hastalığından ibaret olduğunu iddia ettiğini belirtiyor.

İspanyol Gribi ile nörolojik bozukluklar ve uyku hastalığı ilişkisi uzun yıllar tarih araştırmalarına konu olmadı, diyor Fatih Artvinli.  İspanyol Gribinden sağ kalan insanların beyanları incelenmiş. Akıl hastanelerine ilk defa yatırılan ve gribe atfedilen ruhsal bozukluklara sahip hastaların oranının pandemiyi takip eden 6 yıl boyunca yıllık ortalama 7,2 kat arttığı görülmüş. İspanyol Gribi pandemisinin ortaya çıkışından dört yıl sonra uyku hastalığı vakaları zirve yapmış. Yani aralarında eşzamanlılık olduğu gözlenmiş.

Covid 19 ile ilişkili sistematik derlemelerde temel nörolojik belirtiler ve bozukluklar; koklama duygusunun azalması, başağrısı, halsizlik, değişen bilinç durumları vs. olduğunu biliyoruz. Dünyadaki diğer tıp tarihçileri  de, Fatih Artvinli'nin  Türk Psikiyatri Dergisi'ne gönderdiği yazı  gibi bu  tarihsel olasılığa, virüsün uzun vadede yaratacağı potansiyel nörolojik belrtilerin hafife alınmaması gerektiğini belirtiyorlarmış.

Yazılacak o kadar çok şey var ki. Mesela, Fatih Artvinli'nin üç ay önce Aralık 2020 yılında yayımlanan makalesinin başlığına bakar mısınız? Türkiye'de Salgın Yönetimi: Kurumsallaşma ve Kurumsal hafıza Sorunu. Covid 19 pandemisi sebebiyle, 1928 yılında açılan,  83 yıllık kurumsal hafızaya sahipken, 2011 yılında kapatılan Hıfzısıhha Enstitümüzle'yle, günümüzde ülkelerine pandemide destek veren 130 yıllık Almanya'daki Robert Koch Enstitüsü ve 133 yıllık Fransa'daki Pasteur Enstitüsü'yle ilgili ibretlik bir mukayeseli  bilgilendirme yapmış. Önerilerilerini sıralamış.  Belli ki, tarihi ve bağımsız kurumların adının  sembolik  ağırlığının,  gerçek işlevinden bile çok daha güçlü olduğuna, varlığı ile yokluğunun farkına varılmasına dikkat çekmek istemiş. Academia'daki yazısının linkini aşağıya iliştirdim. Müthiş.

Doç. Dr. Fatih Artvinli'yle aynı memlekette, aynı zaman diliminde yaşadığım için içim umut doldu.  Kitap, video, makaleleriyle  birlikte memleketimin   şahane bir akademisyenini daha takibe aldım. Mutluyum.



"Soldaki, sipariş ettiğin Fatih Artvinli'nin kitabı, anladık. Peki sağdaki film afişinin burada işi ne," diye soracak olursanız, sevgili tıp tarihçimiz: "EL hastalığı(uyku hastalığı), aslında (ingiliz nörolog) Oliver Sacks'ın, 1973 yılında yayımlanan Awakenings (Uyanışlar) kitabına konu olmuş ve eser 1990 yılında Holywood'a uyarlanmıştı." diyor.  Durur muyum? Seyrettim. Tavsiye ederim.

Dergi yazısı - LINK
Medyascope - LINK
Academia-      LINK
İspanyol gribi-LINK
 

31 Mart 2021 Çarşamba

yaşamak bazen..

yaşamak bazen.. 
doğru yerde doğru zamanda olmak
ve fekat ama ancak
yanlış hayata ve eksik insanlara
toslamak


yaşamak bazen.. 
gömlek düğmelemek ve fekat ama ancak  
yanlış düğmelediğini son düğmeye kadar 
anlamamak


yaşamak bazen.. 
sorusuz okkalı bir cevabın d) hiçbiri
e) hepsi şıkları arasında çaresiz
kalakala durmak


yaşamak bazen.. 
burnundan nefes alırken
ne kadar zorlasan da bir türlü
konuşamamak


yaşamak bazen.. 
ömrünün gelişme ve sonuç bölümlerini
eveleye geveleye patinaj yaparak
giriş bölümünde harcamak




sözler - metin üstündağ/bir delinin mal beyanı kitabından
fotoğraflar - brooklyn'e son çıkış filminden