8 Ekim 2021 Cuma

Sözcüklerle Resmetmeyi Öğrenmek...

 

Sahaflarda gezinirken, Ahmet Hamdi Tanpınar'ın Yahya Kemal için yazdığı kitap elime geldi. Yahya Kemal Beyatlı  Ahmet Hamdi Tanpınar'ın hocası. Ne güzel, di mi?

Durur muyum?  Elbette hemen satın alıyorum. Cümlelerinin içinde atlaya zıplaya  dolanmaya başlıyorum.

Ahmet Hamdi Tanpınar, "Mahkum bir neslin çocuklarıydık." diyor mesela. "Bununla beraber gençtik, şiiri seviyorduk." diyor. "Çok zalim ışıklar arasında olsa bile istikbale ait büyük ümitlerimiz vardı." diyor. 

Okurum bu kitabı.  Dalarım hemen... İlla okurum. Hey... Durun bi... Hoca sınıfa giriyor. Şşşıııthh!

"Birdenbire kapı açıldı. Orta boylu, toplu, yuvarlak çehreli, güzel, derin bakışlı bir adam içeriye girdi. Herhangi bir mesleği namus ve haysiyetiyle kabul edecek genç bir adamdı bu. İyi ve otoriteli bir memur olabileceği gibi, sekiz asır cemaatimizin bel kemiği olan, o temiz işçi ve rahat vicdanlı zanaatkarlardan biri de olabilirdi. Hususi hiçbir istisnası yoktu. Temiz traş olmuş, temiz giyinmişti. İlk işi fesini çıkarıp masaya koymak oldu.  Saçları sonuna kadar, olduğu gibi ikiye taranmıştı. Güzel tombul işçi elleri vardı."

Yahya Kemal Beyatlı'nın görüntüsünü gugılladım.   Ahmet Hamdi Tanpınar'ın, hocasının görüntüsünü  sözcüklerle ne şahane resmettiğini anladım.


25 Eylül 2021 Cumartesi

"Yalnız Evler Avcısı" Olmaya Niyetlenmek:)

Şu ev fotoğraflarının tatlılığına bakar mısınız lütfen? Resim değil. Gerçek evlerin fotoğrafları bunlar. 

Manuel Pita, Lizbon'da yaşayan, yapay zeka, bilişsel sistemler ve ağlar üzerine çalışan bir bilim insanıymış. 2012 yılından itibaren fotoğraf sanatçılığına merak sarmış, çektiği fotoğrafları Japonca'da samimi çocuk anlamına gelen Seijkko  rumuzuyla sosyal medyada paylaşmaya başlamış.

Manuel Pita'nın ailesi Portekiz'in bir kasabasında yaşıyormuş.  Bir yaz ailesine doğru yola çıkmış.  Çocukluğundan beri gördüğü, yaşlı bir doktorun yaşadığı bir ev o gün çok farklı görünmüş. O gün eve baktığında kendine dışarıdan bakıyormuş gibi hissetmiş. Kendini koskocaman mavi gökyüzü altında yalnız evler çizen bir çocuk gibi görmüş. Yanlız evlerin duygularını yansıtan fotoğraflar çekmeye niyetlenmiş. Dünyanın her yerinde denk geldiği bu tip evlerin izini sürmeye başlamış. Bu fotoğraf serisine  "Yalnız Evler Avcısı" adını vermiş.

Bayıldım ne yalan söyleyeyim. Acaba bizim memlekette bulabilir miyim ki? Çünkü kollarımı sıvadım. Durur muyum? Ben de yalnız evler avcısı olmaya niyetlendim:)

Ayağında Paralansın, Derler Ya Hani:)


Vay arkadaş. Nasıl paralamışım seni. Vah sana  yazık sana canım ya...  Hiç esirgemeden dağ tepe  nasıl da kullanmışım. Heey! Seninle kaç yıldır beraberiz kim bilir? Bileklerimi keserim, en az on  yılı çoktaaan devirmişizdir.  

Beraber yürüdük biz bu yollardaaa, beraber ıslandık yağan yağmurdaaa, diyerek kucaklayasım var ayakkabılarımı, desem abartıyorsun,  demeyeceğinizi bilmeliyim ey okur.

Gönül rahatlığıyla, utanmadan, göğsümü gere gere benimle yıllanan her şeyi çok seviyorum demeyi becermeliyim.  Eşyalarımı yıllarca kullanıp vakti gelince vedalaşmayı bildiğimi söylemeliyim.

Bu parçalanmış ayakkabılarım benim nazarımda, yürüdüğüm yolların simgesidir mesela...  Asıl mesele, o yollarda yürürken nasibimi  almayı becerebildim mi?  Birilerine yeterince değebildim mi, güldürebilmeyi, paylaşmayı, sevmeyi öğrenebildim mi? Ne bileyim, cesareti bulaştırabildim mi, umudu çoğaltabildim mi?  

Ayakkabılar yolun hakkını vermiş besbelli.  Ya ben, haybeye yol almamışımdır di mi? Eğer boşa adım attıysam var ya,  ayakkabılara değil, vah bana yazık bana vallahi.

Aaa!  Şimdi yüreğimi dinledim.  Yok öyle  darlanmak. Elbette yolun, ayakkabılarımın hakkını vermişimdir. En azından elimden gelenin gayretinde olmuşumdur  illa ki.

Tamam. Du bi... Size  Riff Cohen'i dinleleteceğim. Şarkının sözlerinin çevirisi videonun altında. Okumanızı rica edeceğim. 

Hah. Tamam... İyi aklıma geldi. Şimdi Riff Cohen'in J'aime'i eşliğinde, emektar ayakkabılarımla dans ederek kendisine  veda edeceğim.



22 Eylül 2021 Çarşamba

Fiskos

 


Abim ve  kardeşimle haberleştiğimiz bir vatsap  grubumuz var.   Bazan birbirimizden aynı anda  haber almayı seviyorum. İyi oluyor. Bir kaç dakika laflayıp sonra hayatlarımıza dönüyoruz. Bugün gruba şunları yazdım:

"merhaba fıstıklar. az önce zihnimde çocukluğumdan kalma bir hayal belirdi.  unutmuşum...  her ayın 21'i annemin günüydü. arkadaşları bizim eve gelirdi. annemin  her daim değişik boy ve renklerde fiskos sehpaları olurdu. servis yapılırken o sehpalar  tek tek çıkarılır teyzelerin yanlarına konurdu.  teyzeler hem sehpaların üstündeki çayları içer, annemin özenle hazırladığı yiyeceklerden yerler, hem fiskos fiskos muhabbet ederlerdi:) 

sonra  tabaklar, bardaklar toplanınca, sehpalar tekrar iç içe geçirilerek yerlerine konurdu. fiskos sehpası denmesi ne hoş di mi? hem o günleri hem annemin fiskos sehpalarını  hatırlamak hoşuma gitti."

Önce ne abimden ne kardeşimden cevap gelmedi.  Boş durmadım. Fiskosun tam anlamı neydi, diye gugılladım.  "İki ya da daha çok kişi arasında geçen, başkalarının yanında ama onların duymayacağı biçimde, gizli ve alçak  sesle konuşma." 

"Fiskos ne hoş kelime" dedim kendi kendime

Annemin:

-Fiskosu çekiver Saime  teyzenin yanına kızım, diye sesi  kulağımda çınladı. 

O esnada abimden bir mesaj geldi:

- Ona fiskos demezler güzelim, zigon derler.

Ardından kardeşim:

- Ne günlerdi... Annemin hem zigon hem fiskos sehpaları vardı, diye yazıverdi. 

"hoppala. sahi mi?"

Meğer iç içe geçen sehpalara zigon, tekli yuvarlak sehpalara fiskos deniyormuş, iyi mi? 

"evet ya... haklısınız... unutmuşum. hatırladım şimdi." diye yazdım.

Annemin ruhuna rahmet, abimle kardeşime kalp gönderdim. Onlar da bana iki kalp gönderdiler.  Bizim fiskos buracıkta bitti. Herkes işine gücüne döndü.

Yerimden kalktım. Pencereden dışarıya baktım.  Ağaçtan iki yaprak düştü. Bir kedi uzun uzun gerindi. Bulut kaydı.  Güneş ortaya çıktı. Sıcağı bal gibi yanağıma damladı. Bunu kendime bir işaret saydım.  

Abim ve kardeşimle fiskoslaşmam  annemi sevindirdi, annem  beni öpüp  gitti diye hayal ettim. Yanağıma usulca elledim.  Hey! Sıcaktı. 

20 Eylül 2021 Pazartesi

Hazine Buldum...



https://unsalunlu.com.tr/category/klasikler/

Bugün Ünsal Ünlü'nün   Nazım  adlı youtube videosunu dinledim. Araba kullanıyordum. Yeminle yolun nasıl bittiğini anlayamadım. 

Büyük bir özen ve emekle hazırlanılmış, Nazım Hikmet'in her yönüyle anlatıldığı harikulade bir programdı.  Yaklaşık iki saat sürdü. Dinlemeye doyamadım.  Hararetle tavsiye ederim.  

Sonra bir baktım, Ünsal Ünlü'nün Klasikler başlığı altında hazırladığı buna benzer pek çok videosu var. Heyy! Dedim, bu bana feleğin bir kıyağı olmalı. Yüreğim nasıl kanatlandı anlatamam. Kendimi dünyanın en mutlu insanı gibi hissettim.

Dostlar, arkadaşlar, yoldaşlar... Kaçırmayın derim. Sahiden müthişti.  Henüz kendimde değilim.   Bir süre Nazım anlatımının  keyfini süreceğim. Sonra hazinenin içine gömüleceğim. 

Şu dar zamanlarda, hayatımı tatlandırdığı ve  eşsiz kıldığı için  Ünsal Ünlü'ye  çok teşekkür ederim. 

19 Eylül 2021 Pazar

Raymond Carver'ın Öykülerinden İlk Cümleler

 

Raymond Carver'ı, Katedral adlı kitabında yer alan öyküleriyle tanıdım. Halis öykü bulmanın çok zor olduğunu iyi bilirim. Bu öykülere  var ya, tek kelimeyle bayıldım.  En kısa zamanda anlatmalıyım. Geç oldu.  Yarın pazartesi.  İyisi mi, bu kitabındaki öykülerinin ilk cümlelerini yazmakla işe başlayayım...

"İşten arkadaşım Bud, Fran'le beni akşam yemeğine çağırdı." - TÜYLER

"Wes o yaz Şef adında, tedavi görmüş bir alkolikten, Eureka'nın kuzeyinde mobilyalı bir ev kiraladı." ŞEF'İN EVİ

"Sandy'nin kocası üç ay önce işten çıkarıldığından beri kanepeden kalkmamıştı." MUHAFAZA

"Strazbourg'da üniversitede okuyan oğlunu ziyaret etmek için yola düşen Myers, birinci sınıf vagonda Fransa'yı kat ediyordu." KOMPARTIMAN

"Kadın cumartesi öğleden sonra arabayla alışveriş merkezinden pastaneye gitti." KÜÇÜK, İYİ BİR ŞEY

"Benim bir işim vardı, Patti'ninse yoktu." VİTAMİNLER

"J.P ile ben, Frank Martin'in içkiyi bırakma tesisindeki ön varandadayız."  NEREDEN ARADIĞIM

"Kadının adı Miss Dent'ti ve o akşamın ilk saatlerinde bir adama silah doğrultmuştu." TREN

"Caryle zor durumdaydı." ATEŞ

"Minnesota plakalı eski bir steyşın vagon, pencerenin önündeki boş park yerine giriyor." AT BAŞLIĞI

"Şu kör adam, karısının eski bir arkadaşı, geceyi bizde geçirecekti. " KATEDRAL


17 Eylül 2021 Cuma

İnsan Yürek Acılarını Sevmeli.

 


"Çölde

Bir yaratık gördüm, çıplak vahşi.
Çömelmiş oturuyor
Yüreğini ellerinde tutuyor
Yiyordu.
Dedim ki: “tadı güzel mi dostum?”
“Acı, acı,” diye karşılık verdi;
“Ama seviyorum
Çünkü acı
Ve benim kalbim.”

H.Crane

Müzik 

Bu gün hep arazide koşturup durunca, eve gitmeden önce kahve molası vermek istedim.   Yumuşak adımlarla  köşedeki kafeye doğru ilerledim. İlk güz rüzgarı tatlı tatlı esmekteydi. Rüzgârın tenimi üşütmesi hoşuma gitti.  Bu esinti, daha bir kaç hafta önce nasıl değişik  tat veriyordu. Sıcaktı. Yakıyordu. Şimdi… Sonbaharda farklı.  Artık serin esiyor. Diriltici. Önümüz kış. Kimi zaman dondurucu olacak. Sertleşecek.  Bazan önünde ne varsa peşi sıra sürükleyecek. 

Mevsimler, hayatlar gibi kendi mecralarında akıp gidiyor, diye düşünerek yürümeyi sürdürdüm. Omuzlarıma uzadığından beri saçlarımı artık hiç toplamıyorum. Yürürken esintinin ritminde saçlarımın dans etmesini, kimi zaman yüzüme doğru uçuşan saçlarımı tek elimi enseme sokarak arkaya ittirmeyi, mutlulukla alınan her nefesi, sağlıkla atılan her adımı, özgürce dolaşmayı,  bilmediğim yepisyeni duygularımın varlığını keşfetmeyi seviyorum.  Bir zamanlar böyle miydim? Bana hüzün veren her durumda dünyanın sonu geldi diye düşünürdüm.  Gene olmuyor mu? Oluyor elbette. Ama o eski  günleri iyi ki yaşamışım diye düşünüyorum. Size bir şey söyleyeyim mi? Anılar acı bile olsa beyaz tülbentlere sarılıp saklanmalılar. Sonra ömrün farklı mevsimlerinde çıkarılıp merhem niyetine hayata sıvanmalılar.

Bakın şimdi… O yıl liseye başlamıştım.  Vee... İlk kez aşık olmuştum.  

Yo, o benim  hiiiçç farkımda değildi. Güzel değildim. Ya da, o vakitler "aslında her kadın güzeldir"’i henüz öğrenmemiştim. Sivilceliydim. Okul giysim üzerimden dökülürdü. Saçlarım erkek çocuk gibi kısacık kesilmişti. Gözlerim bozuktu. Tam beş numara. Kara çerçeveli, kalın camlı gözlüklerim vardı. Dikkat çekecek hiç bir özelliğim yoktu öyle söyleyeyim.  O ise çok yakışıklıydı. Okulun güzel kızları onunla çıkmak için yarışırlardı.  

Bizim eve yakın otururlardı. Her sabah balkonda gizlice beklerdim. Onun uzaktan geldiğini görür görmez hemen kapının önüne inerdim. O farkında olmazdı. Okula giderken aynı kaldırımdan yürürdük. Çok çocuktum. Çocukluk ne güzeldi. Arkasından onun yürümesini izlemeyi severdim. Adımlarımı onunkilerle eşleştirirdim. O sağ adım atardı. Ben sağ adım atardım. O sol adım atardı. Ben sol adım atardım. Böylece sanki birlikte yürüyormuşuz gibi hissederdim.  

Güz hemencecik geliverirdi. Bazan şehrimin asırlık çınarları  yapraklarını konfeti gibi onun omuzlarına dökerdi.  Bazan yapraklar  kuzguni siyah saçlarına asılı kalırdı. Elini kaldırır, saçlarındaki yaprakları teker teker alırdı. 

Kimi günler daha keyifli olur, yürürken Gipsy Kings’in  o vakitler çok meşhur olan No Volvere şarkısını ıslıkla  çalardı. İşte o an.. O’nun ıslıkla şarkının ezgisini mırıldandığını işitirdim ya… Yüreğim sevinçle kanatlanırdı sanki. “Aşık olmak ne güzel şey!” diye düşünürdüm.  Okulun kapısına gelirdik. Bahçe kalabalık olurdu. O arkadaşlarıyla şakalaşır, sınıfına doğru giderdi.  Ben sınıfıma giderdim. Bütün gün hülyalara dalardım.  Neden aşk üzerine hep fena öyküler anlatılırdı ki? Şarkılar neden hep aşk acısından bahsederdi? Bence onlar aşkı bilmiyorlardı. Çünkü aşık olmak insanın içini sevinçle dolduran tatlı bir histi. 

O sabah… O sabah gene adım adım peşinden gitmiştim.  O sabah var ya beni ilk kez fark etmişti.  Hatta ilk kez bana gülüp “Günaydın” demişti. Düşünebiliyor musunuz halimi? Tepeden tırnağa pespembe kesilmiştim. Olduğum yerde kalakalmış, ıslık çalarak yürümesini  şaşkınlıkla izlemiştim. Sonra hızlı adımlarla arkasından yetişmiştim. Eteklerim zil çalmıştı. Görüyordum... Yüreğim o gün okula benden önce varmıştı.

Okulun kapısına geldiğimizde  bir kız ona doğru geldi. Sanırım o kız çok güzeldi. Gördüm. Birbirlerine güldüler. Ve o… O…  O… Güzel kızı öptü. Sonra o güzel kızın elini tuttu.... Ve... Güzel kızın elini tutarak gitti....  İlk kalp acısını o gün hissettim işte... Ve o gece bir rüya gördüm. Rüyamda çömelmiş oturuyordum. Elimde yüreğimi tutuyordum.  Ter içinde uyandığımı çok iyi hatırlıyorum. Elimi korkarak yüreğimin üzerine koymuştum. Hissediyordum. Kalbim fena halde acıyordu. Feci bir histi. Tuhaf... Benim kalbim… Benim acımdı ya… Bu acıyı sevmiştim. 

Şimdi oturduğum kafede Gipsy Kings No Volvare’yi söylüyor.  Elimi yüreğime koydum. İnsan yürek acılarını sevmeli diye düşünüyorum. Kahvemin son yudumunu aldım. Az sonra kafeden çıkacağım.  Sonbahar rüzgarında  dalgalanarak yüzüme dökülen saçlarımı elimi enseme sokarak arkaya doğru attıracağım. Gipsy Kings’in  melodisini ıslıkla çala çala hayata dalacağım.


16 Eylül 2021 Perşembe

Mutluluk Neydi Ki?


Odadan çıktık. Yan yana yürüyoruz. İlk hangimiz konuşmaya başlayacağız diye birbirimizi gözlüyoruz.

Gözlerim yerde. Adımlarımızı sayıyorum. Önce sağ ayak sonra sol ayak... Aynı ritimde yürüyoruz. Asansörün önüne geldik. Benden atik davrandı. Asansörün düğmesine bastı. İki yabancı gibi konuşmadan öylece duruyoruz. Asansörün gelmesini bekliyoruz. Geldi. Bindik. 

Hemen uzandım. Otopark düşmesine bastım. Beş- Dört-Üç-İki-Bir-Giriş-Otopark. 
Kapı açıldı. İndik. Arabamın yanına geldik. 

Kumandayla kapıları açtım. İçeri girdi. Oturdu. Tam başımı eğdim arabaya girecektim ki, durdum. Önce mahcup mahcup etrafıma bakındım.  İn cin top oynuyordu. Sonra dayanamadım.  Tıpkı Aile Arasında'ki Solmaz gibi oynamaya başladım. 

Arabadan fırladı:
-Ablam, napıyorsun, dedi.
Dedim:
- Doktor  iyi olduğunu söylediğinden beri içim aynen böyleydi.

Kardeşim en kardeş bakışıyla baktı, ağız dolusu kahkaha attı.
-  Aaa! Arabaya bin! Yeminle delisin,  dedi. 
Hemen arabaya bindim.  Kardeş sözü dinlerim:)

Mutluluk neydi ki? Mutluluk, insanın kardeşinin sağlıklı olduğunu bilmesiydi.

14 Eylül 2021 Salı

Başlangıç Olarak Ne Alırdınız Acaba?

başlangıç olarak

ne alırdınız acaba?

-neler var menünüzde…

masum bir ilk aşk

var mı mesela



NOT

film karesi/rezervuar köpekleri'nden

cümleler/metin üstündağ'ın bir delinin beyanı'ndan


12 Eylül 2021 Pazar

Veba Geceleri ve Bazan



"Bazan karısı onun elini avucunun içine alır, hareketsiz dururlardı."

"Bazan da yatakta hiç konuşmadan yan yana yatarlardı."

"Bazan Komutan karısının güzel kokulu tenindeki bir noktaya mesela göbeğinin üzerine burnunu dayar, toprağın içinde gömülü bir hazineyi gagasıyla kazarak çıkarmak isteyen bir kuş gibi hareketler yapardı." 


"Bazan  bir ağacın gölgesi, bazan solmuş bir renk yanından sessizce akıp gidiyordu."

"Bazan dar bir sokağa giriyor, bir yokuşu inerken denizden gelen  yosun kokusunu alıyor ve martıların çığlıklarını işitiyor, sonra içgüdüleriyle sağa dönüp gül kokuları arasında başka bir yokuşu çıkıyordu."

"Bazan araba sessiz ve boş sokaklarda hiç fark edilmezdi." 

"Bazan geniz yakacak kadar kesifleşirdi. Bazan da yerine gül kokusu gelirdi insanın burnuna." 

NOT
Cümleler / Veba Geceleri'nden 
Fotoğraflar / Yeryüzündeki Son Aşk'tan



11 Eylül 2021 Cumartesi

İçinden Sigortacı Geçen Film - Enemy Territory.

 

Bir sigortacı,  toplu konut benzeri bir apartmanda yaşayan emekli öğretmene poliçe imzalatmaya gider. Sigortacının Vampirler isimli sokak çetesi tarafından kontrol ve terörize edilen bu binada kapana kıstırılması, mahsur kalması, kurtulmaya çalışmasını konu alan bir film Enemy Territory.

Kuzey Kalesi'nin youtube kanalında, Şeker Adamın Laneti adlı filmin incelemesini dinliyordum ki, bu filmden söz etti. 

İçinden sigorta/sigortacı geçen film ve kitapları arıyorum ya, çok sevindim.

Bu vesileyle Kuzey Kalesi'ne mahsus selam ederim.

https://www.youtube.com/watch?v=pn532-9udAQ

26 Ağustos 2021 Perşembe

Ve Kitap ve Sigorta ve Uçmak...


Raymond Carver adını ilk kez benim öğretmen kardeşten duydum.  "Oku illa. Seveceksin" demişti. Hem kardeşim hem öğretmen ya...  Derhal dinledim. 

İlk kez 1989 yılında basılan, Ayça Sabuncuoğlu tarafından İngilizce aslından çevrilen Katedral'i dün gece okumaya başladım. Raymond Carver, 1938 Amerika doğumluymuş. Kısa öykü yazarıymış. Oldum bittim öykücüyüm. Elbette şiir, roman, deneme kitaplarını da çok severim. Lakin öykünün yeri ayrı. Halis öykü uçurur beni. Nitekim, kitaba adını veren  211. sayfadaki Katedral'le okumaya başladım.  Sahiden uçtum.

O değil de, bu yazıyı asıl yazma sebebim nedir biliyor musunuz? Epeydir içinde sigorta- sigortacı cümleleri olan kitapları arıyorum. İşte buyrunuz. Biri Katedral'de çıktı. 

"Robert'a küçük bir sigorta poliçesi ve madeni yirmi Meksika pezosunun yarısı kalmış. "

Bu cümleyi gördüm ya. Bir daha uçtum:)


NOT- İçinde sigorta ya da sigortacı geçen cümleler olan kitaplar veya filmler biliyorsanız yazar mısınız bana? Uçarım:)


21 Ağustos 2021 Cumartesi

Gerçeeekktenn!

Hay canına sayın seyirciler! 

Hayal Kahvem'e bir aydır bir cümle yazmamışım! 

Zaman  bir rüzgar ve bir su gibi mi aktı? 

Akmış...

Gerçekten...



22 Temmuz 2021 Perşembe

Kardeşle Mesajlaşma: YA Melankoli YA DA Kaygı:)



"Geniş çevremdeki tanıdıklarım dışında samimi bir dostum daha var: Melankolim. Eğlencemin tam ortasında, işimin gücümün tam ortasında el edip beni kenara çeker, bedenen bulunduğum yerde değilimdir artık. Melankolim, şimdiye kadar tanıdığım en vefalı sevgili, pek tabii ki ben de onu çok seviyorum."

Kitabın   sayfasında, bu cümleleri okuyunca, hemen telefonumu elime aldım, benim öğretmen kardeşe;
- Melankoli şarkısını bu kitabı okuduktan sonra yazmış olabilir mi Ali Kocatepe, diye mesaj yazdım.
Kardeşim hemencik  görüverdi. Anladım. Mesajdaki tik renklendi. 
Baktım, sesli mesaj gönderdi. En  sevimli öğretmen sesiyle;
- Melankoli'nin sözleri Sabahattin Ali'nin, dedi.
- Aaa! Sahi, haklısın, diye yazdım. Beste mi Ali Kocatepe'nindi peki?
- Evet.
Ne tatlı kardeş. Bayılıyorum kendisine. Öğretmenim de olsaydı keşke:)

- Bu gönderdiğin cümleler hangi kitaptan, diye sordu.
Kitabın fotoğrafını gönderdim. Madem bilmiyor, hava atmaya heveslendim;
- Danimarkalı felsefeci Soren Kierkegaard'ın Ya Ya da adlı kitabından, dedim. 42 yaşında ölmüş biliyor musun? Melankoli ve kaygı Kierkegaard'ın en belirgin  özelliğiymiş. Bu cümlelerini okuyunca Melankoli şarkısını hatırlayıverdim, dedim.
- Senin Kierkegaad'la ilgili bir yazın yok muydu, dedi. 
- Yoo... deyiverdim.
Aşağıdaki yazıyı gönderdi. 2013 yılında yazmışım. Yazıyı ilk kez görüyormuşum gibi, merakla bir solukta okudum.  Yalanım yok, çok sevdim. Aldım buraya koydum. Nanananoom:)

29 Nisan 2013 Pazartesi

Sadece İnsanlar Mı Kaygı Duyar Sizce?


Tanıdığım bir ağaç var. Yeni Cuma Camii'nin hemen alt köşesinde...  Ukala mı ukala... Afralı tafralı duruşuyla, diğerlerinden farklı bir ağaç bu... Arabamla geçerken... Tam ağaç kalabalıklığının olduğu yerde... Trafik sıkışınca bir süre... Gözüm hemen o ağaca takılır. Nasıl burnu havada bir ağaçtır anlatamam. Yüzde binbeş yüz eminim şehrin ilk tomurcuklanan ağacı olduğuna. Aziz Nesin der ya hani... "Bir ılman hava esmeye görsün." Hopp!  Patır patır açıverir çiçeklerini... Hemencik kendini o güzel havalara vuruverir. Daha ne oluyoruz demeden en güzel renklere bürünüverir. Gene becerdi... İlkin o çiçek açıverdi. Baktım. Of! Gene bir kibirli hâl… Bir şımarma… Nasıl herkesi küçümseyen küstah bir havası var anlatamam. Resmen gözlerimin içine bakarak diyor ki… "İster bak! İster bakma!"... Aaa!.. Umrunda değil dünya!.. Anlatılacak gibi değil!   Kalıbımı basarım… Mümkünü yok,  ağaçların aptalı değildir. Gözlerimle şahidim. Ne ilkbahar yağmurları, ne kocakarı soğukları, ne de kiremit uçuran fırtınalar sallayıp silkeleyebildi  dallarını...  Bana mısın, demedi! Nasıl beceriyorsa beceriyor. Sırlarını gizlediği tomurcuklarına hiç bir şeycik olmuyor. Hayır. Kaç kere utanarak "nasılsın?" diye soruverdim. Allahım! Beni hiiç kaale almıyor. Cevap vermeye tenezzül etmiyor.

Of! Biliyorum, şaşkının tekiyim. Bana yaptıklarını bile bile, her defasında ilgimi çekmeyi beceriyor. Abartmıyorum… Arabayı yolun ortasına bırakıveresim, koşup sarılıveresim, kulağımı gövdesine dayayıveresim, şımarık iç kahkahasını duyuveresim gelir. Öyle baştan çıkarıcı hâli vardır ki anlatamam. Başka bir şeyi gözüm görmez, o an  yüreğimin  merkezine oturuverir.

Şimdi neden yazdım bunları biliyor musunuz? Az önce içimi kurcalan bir merak sebebiyle sanal ansiklopedide bir şeyler arıyordum. Kierkegaard'ın kaygılı olmanın,  insanı diğer canlılardan ayıran şey olduğu tadında bir yazısına denk geldim. Ünlü Danimarkalı filozofa göre, insan dışındaki diğer canlılar kaygı duymazlarmış. İnsanın ise yitip gitmeden, boyun eğmeden kaygıyla yaşamasını öğrenmesi lâzımmış. 

İşte tam bu yazıyı okuduğumda... Kafama dank etti. Anlattığım bu hoş ağacın hemen yanındaki zavallı ağaç ansızın gözümün önüne geliverdi. Deminden beri o deli dolu, kendini beğenmiş  ağacı anlatıyorum ya hani... Hah işte… O ağacın hemencik yanındaki ağaç ise bizimkinin tersine... Dalları nasıl kara kuru... Nasıl cılız... Nasıl süklüm püklüm... Nasıl acınacak haldedir anlatamam. Şimdi anladım. Beriki  etrafına aldırmadan havalı havalı renklendikçe... Bu ise,  kederinden eriyor olmalı günden güne... Hey!.. Ne demek kaygı duymamak, kaygılı olmamak… Kierkegaard görebilseydi keşke! Bu ağaç var ya, baştan aşağıya kaygı… Tepeden tırnağa tasa… Kökünden dallarına mutsuzluk…Gerginlik… Endişe. Ay, düşündükçe yüreğim daraldı yeminle... 

Acaba yanındaki ağaç, çevresine yüz vermeden gerim gerim gerindikçe, bu kendini hepten aciz, eksik mi hissediyor? Acaba hep diğeriyle ilgilenince, bu ağaç hayatta bir kıymeti yokmuş gibi mi düşünüyor? Ne fena! Yooo... Var! Bak aklıma geldi işte. Ben onu önemsiyorum. Ne diyorum biliyor musunuz? Çıkıp oraya gitmeliyim. Evet, gitmeliyim inan ki. Gözünün önünde olan biteni göremeyip "dünyanın en şahane ağacı benim" havasıyla salım salım salınan o kendini beğenmişi değil, bilakis günden güne eriyen kaygılı ağaca kulağımı dayayıp ilgiyle dinlemeliyim. Ne bileyim? Aziz Nesin'in dediği gibi... "Bir güler yüz, bir tatlı söz..."  Havasını bulur da önce aydınlatır kararan yüreğini... Çırpıştırır dallarını şööyle... Yanındaki şımarık ağacı şaşırtmanın sevinciyle içinde kalmış çiçeklerini patır patır  açıverir belki. Şaşkın ya! Şimdi anladım. Enayi gibi  hep  o şımarık ağacın havasına kapılmışım! Tamam. Kararlıyım. Kaygılı ağacın yanına hemen gideceğim. Biliyorum. Benim öğretebileceğim bir şey yok, hiç kimseye ya da hiçbir şeye. Hey!.. Ağacın kulağına sadece... "Kimi zaman ben de senin gibi hissediyorum. Olur böyle haller." diyerekten  gönül alma kıvamında bir kaç lakırtı edeceğim. O kadar! 

Ah! Ben insanların aptalı. Bunu daha önce nasıl akıl edemedim?! Bari siz kaygılanmayın e mi? Merak etmeyin. O kaygılı ağacı teselli edeceğim.

17 Temmuz 2021 Cumartesi

"Hangi Zamanlarda Dersen, İşte O zamanlarda..."

 

"Hangi zamanlarda dersen, işte o zamanlarda. Hangi zamanlarda? Buğdayın taş dibeklerde tahta tokmaklarla öğütüldüğü zamanlarda. Hangi zamanlarda dersen, işte o zamanlarda. Suyun hafızasının uzak olduğu zamanlarda. 

Günlerden bir gün yaşlı bir adam, üzgün bir çocuk görmüş. Yanına yanaşmış. Adını sormuş.  Çocuk adının Abdulkadir olduğunu söylemiş. Yaşlı adam, çocuğun neden arkadaşlarıyla oynamadığını sormuş. Çocuk, "Biz saklambaç oynuyoruz. Ben saklandığım zaman beni kimse bulamıyor," demiş.

-Peki, gel birlikte oynayalım, demiş yaşlı adam. Önce ben gözlerimi kapatıyorum ve sen saklanıyorsun. 

Yaşlı adam gözlerin kapatmış. Abdulkadir, yedi kat yerin altında bir yere saklanmış. Yaşlı adam gözlerini açmış, Abdulkadir'i yedi kat yerin altından çıkarmış ve sobe etmiş.

- Şimdi sıra bende, demiş yaşlı adam. Sen gözlerini kapa, ben saklanayım. Abdulkadir gözlerin kapatmış ve yaşlı adam bir anda ortadan yok olmuş. 

Abdulkadir gözlerini açmış. Yedi kat yerin altına bakmış. Yok. Yedi kat yerin üstüne bakmış. Gene yok. Yıldızların arkasına bakmış bulamamış. Yaprakların arkasına bakmış bulamamış. Dolanmış. Dolanmış. Dolanmış. Sonunda dayanamamış. Alnını Mezopotamya'nın topraklarına dayamış. Yeri göğü yaratana niyaz etmiş. 

-Ya bana bu adamın nerede olduğunu söylersin ya da ben alımı bu secdeden kaldırmam, demiş. Yeri göğü yaratan mucizesini göndermiş.

-Mezopotamya'ya gideceksin. Mezopotamya'nın kuzeyinde bir şehir var. O şehrin üzerinde bir kale var. O kalenin altında sessiz bambaşka bir şehir daha var. En alt katında da bir bahçe var.  O bahçenin içinde bir kümes... O kümesin içinde bir güvercin... O güvercinin içinde bir yumurta. Aradığın şey orda, demiş.

Abdulkadir bir adımda denen yere gitmiş ve güvercini tam yumurtlamak üzereyken görmüş. Avucunu açmış. Yumurta Abdulkadir'in avucuna düşmüş. Abdulkadir büyük bir sevinçle bakmış yumurtaya ve:

-Buldum seni, demiş. Sobe."

Gizli Not- Bu masalı Ebuburak'tan dinledim. Çok sevdim. Burada dursun, okunsun, dilden dile anlatılsın istedim.

15 Temmuz 2021 Perşembe

Tek Paragrafına Bile Hastayım...

"Albay Aureliano Buendia, yıllar sonra idam mangasının karşısına dikildiğinde, babasının onu buzu keşfetmeye götürdüğü o çok uzaklarda kalmış ikindi vaktini anımsayacaktı. 

O zamanlar Mozondo, tarihöncesi kuşların yumurtaları kadar ak ve kocaman, parlak çakıllarla örtülü yatağı boyunca dupduru akan bir ırmağın kıyısında kurulmuş, yirmi hanelik bir köydü.

Dünya öylesine çiçeği burnundaydı ki, pek çok şeyin adı yoktu daha ve bundan söz ederken parmakla işaret edip göstermek gerekti." 

Gabriel Garcia Marquez- Yüzyıllık Yalnızlık'tan...


29 Haziran 2021 Salı

Hayal Et Olur Elbet...


Hem adına, hem afişine,  hem oyuncularına... Hele hele senaryoyu filmin  yönetmeni  Tufan Taştan ile  birlikte Barış Bıçakç'nın yazmış olmasına bayıldım. Uniq Açık Hava Sineması'nda gösterimi yapılacakmış. Diyorum ki, bilet alsam. Bir yıldır sinema gitmedim. Çocukluğumun açık hava sinemasındaymışım gibi, sinemaya giriş yapsam.

Hayal et, olur elbet:)


18 Haziran 2021 Cuma

Sevdiğim Adamlar...

               
Ahmet Hamdi Tanpınar, 
1901 tarihinde doğmuş, 1962 yılında 61 yaşında ölmüş. 
 
Nazım Hikmet Ran, 
1902 yılında doğmuş,  1963 yılında 61 yaşında  ölmüş. 

Sevdiğim adamlar,
bir yıl arayla doğmuşlar, 
bir yıl arayla 
 61 yaşında ölmüşler.
İlginç...



4 Haziran 2021 Cuma

Aşkın Tuhaf Halleri...

"İlk aşkların derin acısında, hayattan habersiz olmanın da payı vardır."


"Bir aşkta binlerce an yaşansa da bir tek an doruk deneyimidir. 
Diğer anların tümünü önemsiz kılacak  kadar onu dibine kadar tanıdığınız, 
gördüğünüz bir andır bu. 
İyi ya da kötü. 
Bu, odur.
Tam o an karşınızda duran.
Sevdiğiniz kadın ya da sevdiğiniz adam."


"Bu çağda aşkın yeniden icat edilmesi gerekiyor. 
Bu çağın gereklerine göre değil, bu çağa rağmen."


"Bazı Avrupa dillerinde "Aşık olma" sözü yoktur. Aşık "olma" hali yoktur.  
"Aşka düşme" denilir.
Türkçedeyse aşık olunur, aşka düşülür, vurgun yenilir, sevdalanılır, tutuldum denir. 
Türkçede say say bitmez."


"En çok felsefeciler bilir:
Dilsizliği arayan dil, mutlaka aşka uğrar."


not
Film kareleri/ Scott Pilgrim Dünyaya Karşı
Cümleler / Murathan Mungan-Aşkın Cep Defteri