animasyon etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
animasyon etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Haziran 2026 Cumartesi

Hüzün Deli Dalgalar Gibi Gelir...


Uzun zamandır kitaplarımın arasında beni bekleyen Georgi Gospodinov'un Hüznün Fiziği adlı romanına bugün nihayet başladım. Sayfalar ilerledikçe "Ben bu yazarı niye daha önce okumadım?" diye hayıflandım.

İnsanın zihninde dönüp duran o bitmek bizmez düşünceler, geçmiş, gelecek, hatıralar, melankoli...  Gospodinov,  güzel ve sürükleyici anlatıyor.

Ben postmodern romanı seviyorum. Hani dümdüz hikâye anlatmak yerine, biraz oyun oynayan romanlar vardır ya... Zamanın ileri geri sıçradığı, anlatıcının bazan güven vermediği, gerçeklerle hayallerin birbirine karıştığı kitaplar. Okurken bazan kayboluyorum belki ama o kaybolmanın emsalsiz lezzeti vardır.

Jorge Luis Borges'in gizemli labirentlerinde dolaşırken, Italo Calvino'nun hayal gücünün sınırlarında gezinirken,  Oğuz Atay'ın cümleleri peşinden tutkuyla giderken, İhsan Oktay Anar'ın masalsı rüyalarında dolaşırken, Orhan Pamuk'un katman katman kurduğu dünyaları adımlarken de  aynı büyülü hissi yaşarım. Hikâyeden çok zihnin içinde dolaşıyormuşum gibi gelir. Hepsi zamanı biraz eğip büken, okuru da hikâyenin içine ortak eden yazarlar.  Nefistir.

Bir ara kitabı okumayı bıraktım. Gospodinov'un bir öyküsünden uyarlandığını öğrendiğim Kör Vaysha adlı  8 dakikalık animasyona takıldım.


Kör Vaysha'nın sol gözü yalnızca geçmişi, sağ gözü ise yalnızca geleceği görüyor. Şimdiki zamanı asla göremiyor. İnsanlara bakınca, ya çocukluklarını ve yaşlılıklarını, olmuş ya da olacak şeyleri görüyor ama içinde bulunduğu an için körlük yaşıyor.

Film boyunca Vaysha'nın hangi gözünden vazgeçmesi gerektiğini düşündüm. Geçmiş mi daha önemli, gelecek mi? 

Ama animasyonun sonunda asıl sorunun bu olmadığını fark ettim.

Ya dünyaya Kör Vaysha'nın gözleriyle bakan bensem?

Evet... Kimi zaman yıllar önce yaşanmış bir olayın içinde kayboluyorum. Kimi zaman ise henüz gelmemiş günler için endişeleniyorum. Geçmişle gelecek arasında gidip gelirken kimi zaman elimdeki tek şeyi, yani şu anı kaçırdığımı hissediyorum.

Belki de bu yüzden Kör Vaysha birkaç dakikalık bir animasyondan çok daha fazlası. 

Sanırım Gospodinov'un elimdeki romanında olduğu gibi burada da zaman sadece bir fon değil. Hikâyenin tam merkezinde duruyor. Ve film bittikten sonra insanın aklında şu soru kalıyor:

Acaba gerçekten şimdiyi yaşayabiliyor muyum?

Seyretmek isterseniz, animasyon BURADA.

19 Şubat 2018 Pazartesi

Coco Ve Büyükannemin Unuttuğum Duası


Miguel'in büyük büyük dedesi,  müzikle uğraşmak için minik kızı Coco ve karısını terk edip gittiği için, ailede artık müziğin esamesi duyulsun istenmez.  Kocası giden acılı eş ayakkabı yapımına başlar. Ve üç nesil boyu, kimsenin itirazı olmadan ayakkabıcılık işine devam ederler. Ta ki, Miquel büyük büyük babası gibi gitar çalıp, şarkı söylemek isteyene kadar... Terk edilme korkusu da, nesilden nesile aktarıldığı için,  ailesi  Miquel'in bu hayaline  şiddetle karşı çıkar. 

O gün ölülerin canlılar dünyasını ziyaret ettiklerine inandıkları bir kandil günüdür. İnsanlar ölmüş yakınlarının fotoğraflarını, çiçekleri ve sevdiği eşyaları sunağa bırakmaya başlarlar. 


O gün ölüler dünyasında ise ayrı bir heyecan vardır. Ölüler, yaşayan yakınlarının yakınına gitmeye çok heveslidirler. Bir ölünün, canlılar dünyasına geçebilmesi için unutulmamış olması gerekmektedir. Vize işleminde, canlılar dünyasında kendisine ait iz bulunmayan ölüye izin verilmemektedir. Hararetle tavsiye edeceğim bu animasyon filmin tamamını anlatmak niyetinde değilim. Nasılsa merak edenler seyredecektir. 


Niye anlattım biliyor musunuz? Bu film, büyükannemin anlam veremediğim duasını anlamama neden oldu. Büyükannem dua ederken, önce ailemizden ahirete göçenlere, sonra uzaktan yakından tanıdığımız tüm insanların ahirete göçenlerine dua ederdi. Buraya kadar tamamdı. Lakin en son, isimleri unutulmuş, nesilleri tükenmiş, bana dua eden kimse yok mu diyenleri de duasına eklerdi. Tuhaf gelirdi.

Dua etmeyi severim. Düşündüm de, büyükannemin bu duasını tamamen unutmuşum. Filmi seyredince aklıma geldi. Film bitti. Dua ettim. İsimleri unutulmuş, nesilleri tükenmiş, bana dua eden kimse yok mu, diyenlerin hepsine dua gönderdim.  Sevindiklerini hissettim.  Unutulmadıklarına dair bir iz bıraktığımı hayal ettim. Ben de sevindim. 




24 Ağustos 2017 Perşembe

Ve Castlevania Ve Öfke Ve Bekleme Ve Abartma

 


Castlevania,  her biri 20- 25 dakikalık bir animasyon dizi film. İlk sezona ait 4 bölüm var. Dördünü de seve bayıla, arka arkaya keyifle seyrettim. Hikaye tam tıkırında gidiyordu ki ilk sezon bitti. Az önce öğrendim, 2. Sezonu 2018'de seyredecekmişiz iyi mi?  

İlkin canım sıkıldı. Nedir bu şimdi, dedim kendi kendime... Dizi en heyecanlı yerinde bitmişti. Şimdi 2018'i bekleyeceğim öyle mi? Yoo... Yok artık! dedim....  Asla öfke kontrolü yapmak için derin derin nefes almadım. "Rahatla", "aldırma" gibi, sakinleştirici ve yatıştırıcı sözcükleri yavaşça tekrarlamadım. Yoga, meditasyon filan da yapmadım. Basbayağı yumruk sıktım. Dudak büzdüm. Kaş çattım.  Resmen feci şekilde öfkelendim.

Bir animasyon dizisi için nasıl  sinirlenmiştim. Dizinin devamını hemen seyredemediğim için neredeyse öfke nöbeti geçirecektim. Biraz daha gayret edersem, ağlayabilir, kendimi yerden yere atabilir, tepinebilir, hatta başımı duvarlara vurabilirdim. Aynı bir çocuk gibi... Sonra halime güldüm. Yarabbim ne kadar abartmıştım... Olsun... Gene de çocuklaşmak hoşuma gitti.  Sonra beklemenin güzelliğini düşündüm. Dizinin devamı olsaydı, hemencik seyrediverecektim. Bitecekti. Oysa şimdi çaresizdim. Bekleyecektim işte...  "Ne hasta bekler sabahı, ne taze ölüyü mezar, ne de şeytan bir günahı, seni beklediğim kadar" diye şahane bir şiir aklımdan geçti. "Pes!" dedim kendime.... "Pes! Bir diziyi beklemeyi nasıl bu denli abartabildin!!!"

Gizli Not- Başrollerde Trevor Belmont var biliyor musunuz? Nasıl desem... Hoş biri de... Öyle işte:)

  



6 Ocak 2015 Salı

Şşşth! Kimse Duymasın!.. - 16 -,


Uyuyordum.
"Hayırdır inşallah," deyiverin lütfen.
Kendimi tuhaf bir  rüyanın içinde buldum.
 

Edip Cansever, 
"İnsanın duası bile kendine benzer.
"Rüyaları da öyle." der ya hani...
Elimde değil,
 Şairlerin sözünü hakikat sanıyorum.


Yoo... Sormayın!  
Rüyamı anlatmam... 
Çok  gülersiniz diye korkuyorum!


 Gerçekten!

31 Ekim 2012 Çarşamba

Biliyorsunuz Ya, Bir Ağrısı Vardır Gitmenin.


".... 
Ben en çok seni götürdüm giderken
Aklımın nakliyesiydi asıl yoran taşıyıcıları
Yardan düşmüştüm yaralarım yardan armağandı
Ben sevmeyi beceremedim belki de sevilmeyi
Benim sevmeye engel evcil acılarım vardı

Ben yağmur ağladım bir şehre yağdı
Ben şehre ağladım bir yağmur yağdı
Ben bir ağladım şehre yağmur yağdı

Ben...
Yağmur...
Ağladım."

Yılmaz Erdoğan

 






NOT: Başlık Edip Cansever'in dizesidir.
Fotoğraflar, Madam Tutli Putli adlı kısa animasyon filminin kareleri.
Müzik  Adam Hurst'un çellosuyla, The Shallows