necip fazıl kısakürek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
necip fazıl kısakürek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Kasım 2018 Pazar

"Ruhum Öz Dünyasına Kaçmak İçin Gayrette; Yalan Dünyaya Şimdi İnmiş Gibi Hayrette..."

 Ömrümde ilk kez  seramik yapmaya çalıştım. 
Tam bir terapi. Çok sevdim!


    Hamlet- Collage, Danzon'un tavsiye ettiği  beş gösteriden biriydi.  
Gittim. Büyülendim! 

Neler olup bittiğini öğrenmek isteyen olursa, uzmanından okusun:)


Yıllardan sonra Latife Tekin'in iki kitabı çıktı.
Süreklenme'yi okumaya başladım.  Özlemişim. Kelimeleriyle efsunlandım!


not- başlık, necip fazıl kısakürek'in dizesi

15 Kasım 2018 Perşembe

Günler Bir Bir Geçecek Çok Şeyler Göreceksin... Geriye Baktığında Sen de Sana Güleceksin...



Ukulele  çalışmaya devam ediyorum.


Daha önce kitaplarını hiç okumadığım  memleketimin iki yazarının birinin romanını, 
diğerinin öykü kitabını okudum. 
Tüm kitaplarını okumaya niyetlendim.


        Frank Sinatra'dan Beethoven'a etkileyici müzikler eşliğinde, 
dans ve akrobasinin ahengiyle, Düşen Kimse adlı  müthiş bir performans  seyrettim.  
Danzon, bloğunda işaret etmeseydi bu gösteriye gitmeyi asla düşünmezdim.
Teşekkür ederim.





 O gün sanırım sahiden dellendim.  İstanbul'a gittim. Metroya bindim. Son durak olan Kazlıçeşme'de indim. Yürüdüm... Yürüdüm... 27.200 adım atmışım:) 
İstanbul'u sevmeyen gitsin abicim. Her köşesinin hastasıyım.


Kazlıçeşme'den Sirkeci'ye yürü babam yürü... Eee... Akşam olmuştu tabii...
Gün batıyor. Karşıda Üsküdar görünüyor. Necip Fazıl'ın bir dizesi aklıma düşüyor.
"Her akşam camlarında yangın çıkan Üsküdar."
Yeminle şiirdeki bu dizeyi çok merak ederdim. Acaba nasıl oluyor ki, derdim.
Müthişmiş!
Nasıl olduğunu gördüm ya, feleğe çok teşekkür ederim.



Kadıköy'deki Süreyya  Sahnesi'nin önünden geçerken hep gözüm takılırdı. 
Eylül ayıydı sanırım. İçeriye girdim ve programlara baktım. O ayın tüm biletleri satılmıştı. Sonunda  Kasım ayına, Falstaff'a bilet alabildim. 
Şekspir'in oyunundan uyarlama, Verdi'nin müzikleriyle şahane bir opera. 
Büyülendim.
 Bundan sonra Süreyya Sahnesi'ne ayda bir kez gitmeye niyetlendim.

 Sinemaya gittim. Üç filmi de tüm merakımla, hayranlıkla seyrettim.

Şahidim. Sanatın insanın üzerinde iyilik kışkırtan özelliği var.
Sanatın her dalında emek veren insanlara müteşekkirim. 



not- başlık erdem alkın'ın şarkı sözü... vay canım vay


24 Ağustos 2017 Perşembe

Ve Castlevania Ve Öfke Ve Bekleme Ve Abartma

 


Castlevania,  her biri 20- 25 dakikalık bir animasyon dizi film. İlk sezona ait 4 bölüm var. Dördünü de seve bayıla, arka arkaya keyifle seyrettim. Hikaye tam tıkırında gidiyordu ki ilk sezon bitti. Az önce öğrendim, 2. Sezonu 2018'de seyredecekmişiz iyi mi?  

İlkin canım sıkıldı. Nedir bu şimdi, dedim kendi kendime... Dizi en heyecanlı yerinde bitmişti. Şimdi 2018'i bekleyeceğim öyle mi? Yoo... Yok artık! dedim....  Asla öfke kontrolü yapmak için derin derin nefes almadım. "Rahatla", "aldırma" gibi, sakinleştirici ve yatıştırıcı sözcükleri yavaşça tekrarlamadım. Yoga, meditasyon filan da yapmadım. Basbayağı yumruk sıktım. Dudak büzdüm. Kaş çattım.  Resmen feci şekilde öfkelendim.

Bir animasyon dizisi için nasıl  sinirlenmiştim. Dizinin devamını hemen seyredemediğim için neredeyse öfke nöbeti geçirecektim. Biraz daha gayret edersem, ağlayabilir, kendimi yerden yere atabilir, tepinebilir, hatta başımı duvarlara vurabilirdim. Aynı bir çocuk gibi... Sonra halime güldüm. Yarabbim ne kadar abartmıştım... Olsun... Gene de çocuklaşmak hoşuma gitti.  Sonra beklemenin güzelliğini düşündüm. Dizinin devamı olsaydı, hemencik seyrediverecektim. Bitecekti. Oysa şimdi çaresizdim. Bekleyecektim işte...  "Ne hasta bekler sabahı, ne taze ölüyü mezar, ne de şeytan bir günahı, seni beklediğim kadar" diye şahane bir şiir aklımdan geçti. "Pes!" dedim kendime.... "Pes! Bir diziyi beklemeyi nasıl bu denli abartabildin!!!"

Gizli Not- Başrollerde Trevor Belmont var biliyor musunuz? Nasıl desem... Hoş biri de... Öyle işte:)

  



12 Temmuz 2012 Perşembe

Lûgat, Bir İsim Ver Bana Halimden...

 Nesin sen, hakîkat olsan da çekil! 
Yetiş körlük, yetiş, takma gözde cam! 

Necip Fazıl Kısakürek



Sıcaktı... Güneş adeta bir mızrak mesafesi kadar uzaklıktaydı. Yürüyordum... Nereye gittiğimi, nerede olduğumu, dahası kim olduğumu bilmiyordum. Ne indim ne cin. Bir kadın olduğumu biliyordum. Endişeli değildim. Sanki uzakların, görebildiğimce uzakların değil; içimin, ulaşabildiğimce içimin derinliklerine erişebilme derdindeydim. Yürüdükçe... Zaman bir rüzgâr ve bir su gibi üzerimden akıp gidiveriyordu. Nasıl olduğuna aklım ermiyor, birbiri ardısıra, günler, haftalar, aylar, mevsimler, yıllar... Sanki bir anmış gibi bitiveriyordu. Birden...   

Bir bardak su gibi çalkalandı dünya...  Bu nasıl bir dünya, hikâyesi zor... Mekânı bir satıh, zamânı vehim. Bütün kâinat muşamba dekor... Bütün bir insanlık yalana teslim. Aylarca gezindim, yıkık ve şaşkın. Benliğim bir kazan ve aklım kepçe... Deliler köyünden bir menzil aşkın... Her fikir içimde bir çift kelepçe... Niçin küçülüyor eşyâ uzakta? Gözsüz görüyorum rûyâda, nasıl? Zamânın raksı ne, bir yuvarlakta? Sonum varmış, onu öğrensem asıl? Bir fikir ki, sıcak yarada kezzab. Bir fikir ki, beyin zarında sülük. Selâm, selâm sana haşmetli azâb. Yandıkça gelişen tılsımlı kütük. Yalvardım: Gösterin bilmeceme yol! Ey yedinci kat gök, esrârını aç! Annemin duası düş perde ol! Evet, her şey bende bir gizli düğüm... Dibi yok göklerden yeter ürktüğüm. Yetişir çektiğim mesâfelerden! Ufuk bir tilkidir, kaçak ve kurnaz... Yollar bir yumaktır, uzun, dolaşık... Her gece rûyâmı yazan sihirbaz. Tutuyor önümde mavi bir ışık. Büyücü, büyücü, ne bana hıncın? Bu kükürtlü duman, nedir inimde? Camdan keskin, kıldan ince kılıcın, bir zehirli kıymık gibi beynimde. Lûgat, bir isim ver bana halimden... Herkesin bildiği dilden bir isim! Eski esvaplarım tutun elimden... Aynalar; söyleyin bana, ben kimim? Söyleyin, söyleyin, ben miyim yoksa? Arzı boynuzunda taşıyan öküz? Balâ mîmârının seçtiği arsa... Hayattan muhâcir, eşyâdan öksüz? Ben ki, toz kanatlı bir kelebeğim... Minicik gövdeme yüklü Kafdağı... Bir zerreciğim ki, Arş'a gebeyim... Dev sancılarımın budur kaynağı! Ne yalanlarda var ne hakîkatta, gözümü yumdukça gördüğüm nakış... Boşuna gezmişim, yok tabîatta, içimdeki kadar iniş ve çıkış....  Gece bir hendeğe düşercesine,  birden kucağına düştüm gerçeğin. Sanki erdim çetin bilmecesine, hem geçmiş zamânın, hem geleceğin. Açıl susam açıl! Açıldı kapı... Atlas sedirinde Mâverâ Dede. Yandı sırça saray, İlâhî Yapı... Binbir âvizeyle uçsuz maddede. Atomlarda cümbüş, donanmada şenlik. Ve çevre çevre nûr, çevre çevre nûr. İçiçe mîmâri, içiçe benlik... Kaçır beni âhenk, al beni birlik! Artık barınamam gölge varlıkta. 

Öteler, öteler, gayemin malı... Mesâfe ekinim, zaman mâdenim. Gökte saman-yolu benim olmalı! Dipsizlik gölünde, inciler benim. Diz çök ey zorlu nefs, diz çök! Heybem hayat dolu, deste ve yumak. Sen, bütün dalların birleştiği kök... Biricik meselem... Sonsuz'a varmak... 


NOT: Necip Fazıl Kısakürek'in muhteşem şiiri Çile'nin bazı dizelerini yanyana getirip bir kompozisyon çıkarmak istedim. Büyük şairin ruhuna rahmet... Aklıma gelmişti, anmak istedim. Çok uzun bir şiirdir.   Alıntıladığım dizelerin bir kısmı  işte buradadır.