sahne sanatları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sahne sanatları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Kasım 2019 Pazar

Akademisyenlerin Takibindeyim- Doçent Mehmet Kerem Özel


Danzon adlı bloğu uzun zamandır takip ediyorum. Lakin Meksika halk danslarına Danzon dendiğini yeni öğrendim. 

Danzon, ömrümde duymadığım isimler, daha önce hiç denk gelmediğim  gösteriler, yurt içi yurt dışı  tiyatro festivallerindeki özellikle danslı performanslar hakkında samimi, kimi zaman esprili yazılarını bloğunda yazıyor. Yazdıklarıyla ilgili hiç bilgim yok. Gene de, her defasında anlattığı gösterileri merak ettiğimi hissediyorum. Bu kadarla kalsam iyi. Ayrıca  cahil cesaretimle yazılarına yorum yapıyorum. Hepsine gidebilmem mümkün değil deyip, bir kaç öneri yazmasını rica ediyorum.  Bloğunda sabırla cevaplıyor. 

Öğrendim ki, Danzon bir akademisyen, bir mimarmış. Uzmanlığı, Mimari Tasarım Kuram ve Yöntemleri, Ketsel Tasarım, Dini Mimari, Osmanlı Mimarisi'ymiş. Hay canına sayın seyirciler! Müthiş.  Blog ise  hayata ve sanata dair yaşadıkları, takip ettikleri, tanık oldukları ve izlenimlerini paylaştığı günlüğü...   Diğer okurlarını bilmem ama...  Ben... Son iki yıldır, sinema dışındaki sahne sanatlarına Danzon sayesinde giriş yaptım. Blog okuru olarak, hocanın çıtasına yaklaşmaya zorlansam bile, bilmesini isterim ki hevesle zıplıyorum:) Minnettarım.

Mesela, dün gece dünyanın en önemli dans topluluklarından biri olduğunu söylenen,  İstanbul Tiyatro Festivali kapsamında  Uniq Hall İstanbul'da  sergilenen ve elbette Danzon önerdiği için  Traptown adlı gösteriye gittim. Topluluğun daha önce herhangi bir performansını seyretmemiştim. İyi ki gitmişim. Çok etkilendim. 


Doçent Mehmet Kerem Özel'in blog ve dergi yazılarını okumanızı, aşağıdaki podcast'i dinlemenizi hararetle öneririm. 

blog link   / podcast linki     /   yazılar link


15 Kasım 2018 Perşembe

Günler Bir Bir Geçecek Çok Şeyler Göreceksin... Geriye Baktığında Sen de Sana Güleceksin...



Ukulele  çalışmaya devam ediyorum.


Daha önce kitaplarını hiç okumadığım  memleketimin iki yazarının birinin romanını, 
diğerinin öykü kitabını okudum. 
Tüm kitaplarını okumaya niyetlendim.


        Frank Sinatra'dan Beethoven'a etkileyici müzikler eşliğinde, 
dans ve akrobasinin ahengiyle, Düşen Kimse adlı  müthiş bir performans  seyrettim.  
Danzon, bloğunda işaret etmeseydi bu gösteriye gitmeyi asla düşünmezdim.
Teşekkür ederim.





 O gün sanırım sahiden dellendim.  İstanbul'a gittim. Metroya bindim. Son durak olan Kazlıçeşme'de indim. Yürüdüm... Yürüdüm... 27.200 adım atmışım:) 
İstanbul'u sevmeyen gitsin abicim. Her köşesinin hastasıyım.


Kazlıçeşme'den Sirkeci'ye yürü babam yürü... Eee... Akşam olmuştu tabii...
Gün batıyor. Karşıda Üsküdar görünüyor. Necip Fazıl'ın bir dizesi aklıma düşüyor.
"Her akşam camlarında yangın çıkan Üsküdar."
Yeminle şiirdeki bu dizeyi çok merak ederdim. Acaba nasıl oluyor ki, derdim.
Müthişmiş!
Nasıl olduğunu gördüm ya, feleğe çok teşekkür ederim.



Kadıköy'deki Süreyya  Sahnesi'nin önünden geçerken hep gözüm takılırdı. 
Eylül ayıydı sanırım. İçeriye girdim ve programlara baktım. O ayın tüm biletleri satılmıştı. Sonunda  Kasım ayına, Falstaff'a bilet alabildim. 
Şekspir'in oyunundan uyarlama, Verdi'nin müzikleriyle şahane bir opera. 
Büyülendim.
 Bundan sonra Süreyya Sahnesi'ne ayda bir kez gitmeye niyetlendim.

 Sinemaya gittim. Üç filmi de tüm merakımla, hayranlıkla seyrettim.

Şahidim. Sanatın insanın üzerinde iyilik kışkırtan özelliği var.
Sanatın her dalında emek veren insanlara müteşekkirim. 



not- başlık erdem alkın'ın şarkı sözü... vay canım vay