dua etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
dua etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Şubat 2022 Çarşamba

Hoş, İyi, Güzel Bir Dua'ya Denk Geldim... AMİN demeliyim:)

 

"Güneş, deniz, uyku, tembellik, keyif, ruh erinci ve dinginlik dilerim.

Otu, çiçeği, dalı, ağacı, toprağı, yaprağı, börtü-böceği, kuşu, göğü, suları ve dağlarıyla kainatın bir parçası olduğunuzu her zerrenizde hissedebilme yeteneği dilerim. Var olmanın, yalnızca var olmanın mutluluğunu yaşamanızı dilerim."

Murathan Mungan'ın /Bir Kutu Daha/S.102


19 Şubat 2018 Pazartesi

Coco Ve Büyükannemin Unuttuğum Duası


Miguel'in büyük büyük dedesi,  müzikle uğraşmak için minik kızı Coco ve karısını terk edip gittiği için, ailede artık müziğin esamesi duyulsun istenmez.  Kocası giden acılı eş ayakkabı yapımına başlar. Ve üç nesil boyu, kimsenin itirazı olmadan ayakkabıcılık işine devam ederler. Ta ki, Miquel büyük büyük babası gibi gitar çalıp, şarkı söylemek isteyene kadar... Terk edilme korkusu da, nesilden nesile aktarıldığı için,  ailesi  Miquel'in bu hayaline  şiddetle karşı çıkar. 

O gün ölülerin canlılar dünyasını ziyaret ettiklerine inandıkları bir kandil günüdür. İnsanlar ölmüş yakınlarının fotoğraflarını, çiçekleri ve sevdiği eşyaları sunağa bırakmaya başlarlar. 


O gün ölüler dünyasında ise ayrı bir heyecan vardır. Ölüler, yaşayan yakınlarının yakınına gitmeye çok heveslidirler. Bir ölünün, canlılar dünyasına geçebilmesi için unutulmamış olması gerekmektedir. Vize işleminde, canlılar dünyasında kendisine ait iz bulunmayan ölüye izin verilmemektedir. Hararetle tavsiye edeceğim bu animasyon filmin tamamını anlatmak niyetinde değilim. Nasılsa merak edenler seyredecektir. 


Niye anlattım biliyor musunuz? Bu film, büyükannemin anlam veremediğim duasını anlamama neden oldu. Büyükannem dua ederken, önce ailemizden ahirete göçenlere, sonra uzaktan yakından tanıdığımız tüm insanların ahirete göçenlerine dua ederdi. Buraya kadar tamamdı. Lakin en son, isimleri unutulmuş, nesilleri tükenmiş, bana dua eden kimse yok mu diyenleri de duasına eklerdi. Tuhaf gelirdi.

Dua etmeyi severim. Düşündüm de, büyükannemin bu duasını tamamen unutmuşum. Filmi seyredince aklıma geldi. Film bitti. Dua ettim. İsimleri unutulmuş, nesilleri tükenmiş, bana dua eden kimse yok mu, diyenlerin hepsine dua gönderdim.  Sevindiklerini hissettim.  Unutulmadıklarına dair bir iz bıraktığımı hayal ettim. Ben de sevindim. 




4 Temmuz 2012 Çarşamba

"Ben De Günahkar Kullarındanım Allahım."


“Ben de günahkar kullarındanım Allahım...
Bir Kulhuvallahi bilirim dualardan,
Bir de -Yarabbi şükür- demeyi doyunca,
....”
TURGUT UYAR
  
Hiç akaşa veya levh i mahfuz diye kelimeler duymuş muydun? Ne demekmiş bu kelimeler biliyor musun? Yaşamımızda olup bitenlerin bir yere kayıt edilmeleri demekmiş. İlk öğrendiğimde bu durum aynı bilgisayarın kayıt etmesi gibi gelmişti bana. Zaman şu andır  ya bizim için, şimdidir yani. Ama bir de geçmiş ve gelecek var. Akaşik kayıtlar bireysel ya da evrensel olarak yaşananların bir kayda geçirilmesi, levh i mahfuz'da yani korunmuş levha'da tüm kayıtların bir yerde toplanması durumuymuş. Bir nevi yaşam arşivi gibi.  Veya yaşananların ve yaşanacakların bir sinema şeridi gibi saklanması durumu sanki. Ne hoş!.. İnsan iç sesi ile düşünce akışlarını etkileyebilir ve bu arşive erişebilir mi acaba? Bu durum edebiyata ve sinemaya fazlasıyla konu ediliyor aslında. Kimi zaman, daha önce sanki ben bunu yaşamıştım deriz. Hissederiz. Hani 6. his vaziyeti. Ya da kimi zaman gelecekte olacak bir durumu sanki önceden kestiririz. Sezeriz. Daha ehliyetli kişilerin ya da iç sesini geliştirenlerin bu sezgi ve hislerinin hat safhada olduğu söylenir.  Ne kadar isterim böyle olabilmeyi... Tasavvufda, Levn i mahfuz, evrende olan biten her şeyin kayıdı anlamına gelmekteymiş. Kişi bazında düşünülürse, yapılan iyilikler ve günahların tutulduğu bir sicil defteri, tüm ömrün, yaşananların, söylenenlerin ve düşünülenlerin bir hard diskte saklanması durumu gibi sanki.  

 


Peki berat ne demek? Berat kelimesinin Türkçe karşılığı, aklanmak, temize çıkmak demekmiş. İnancımıza göre Muhammed Peygamber’e Şaban ayının 15. gecesi, inananların günah yüklerinden kurtulabileceği bir gece olarak müjdelenmiş. Hani Levh i Mahfuz'da  yani Korunmuş Levha'da geçmiş ve gelecek kayıtlı deniyor ya... İşte bu gece Korunmuş Levha’da, yazılan geçmiş günahların silinmesi mümkün kılınıyor ve önümüzdeki bir yıl için rızıklar, zenginlik, fakirlik, ölümler, doğumlar,  evlilikler, aşklar  hep bu gece kaydediliyormuş. Yani bir nevi rahmet gecesi. İnananlar için önemli bir gece Berat gecesi. Bence gene bu gece hayal etme gecesidir. Hatalarımız neler gözden geçirmeli... Bu gece bolca dua etmeli... Sevdiğine yaranmak için güzel sözler söylemez mi insan, en harikulade kelimeleri seçer hem de değil mi? Belki bir şiir söylemeli... Demeli ki "Rabbim! Her şey için çok teşekkür ederim. İyilik ve doğruluk ver bizlere... Sağlık, afiyet... Gönüllerimize sevgi ve merhamet... Dünyaya barış ve adalet.. Lütfen günahlarımızı affet. Ah, bir de bolca hayal gücü lütfet..." Amin!

"Büruc suresi 21.-22.ayet : " O, şanlı bir kur’an’dır. O, levh-i mahfuz’da korunmuştur."


NOT: Fotografları Numan Serteli'nin fotoğraf arşivinden aldım.

31 Mayıs 2012 Perşembe

Başım Kendimle Fena Halde Belada...



"Devran olalım. 
Seyran olalım. 
 Hayran olalım."


Annem, anneannem ve dayım birer sene ara ile bu dünyadan göçtüler. Dayımın kızı Jale, Ankara'dan İzmit'e gelince, birlikte, İzmit'in sırtlarındaki Bağçeşme Kabristanı'na, göçen yakınlarımızı ziyarete gideriz. Dün sabah çalıştım.  Sonra sözleştiğimiz saatte, Jale'yi aldığım gibi kabristana doğru yola çıktım. Annem anneannemin  değil, babannemin yanında yatıyor. Sırayla büyükbabam, amcam, yengem, amcamın oğlu, büyükbabamın kızkardeşi Lukiye hala,  küçükken trafik kazasında ölen kardeşim hepsi bir aradalar. Arabadan indik. Başörtülerimizi başımıza geçirdik. Şahane bir ilkbahar ikindisiydi. Rüzgâr hafif hafif esiyor. Rüzgâr hafif hafif  estikçe, kabristandaki haşmetli ağaçların dalları usulca salınarak raks ediyor. Etrafıma baktım.  Burası, kasvetli, iç daraltıcı bir his geçirmiyor. Sadece hüzünlü bir ürperti iliklerimi titretiyor. Çocukluğumuzdan beri, kabristanlara gidip gelmeye alışkın olduğumuz için, adeta büyüklerimiz tarafından davet edilmişiz de, hasbihal etmeye gelmiş  gibiyiz. Korku duymuyoruz. Olduğumuz gibiyiz. Selam vererek yanlarına doğru yürüdük. Gülüşerek, ilkin anneme "Biz geldikkk!" diye seslendik. Annem, Jale'nin halası. Özellikle halasını ziyaret etmek istedi. Bu arada, annemin iki yanında uzanmakta olan diğer akrabalarıma, hasretle tüm  selam verdik. Arabamın arkasından katlanır tabureyi çıkardım. Annemin yancağızına kurup, bıraktım. Jale oturdu. Diğer yana, toprağa, elimdeki naylon torbayı serdim. Yere oturdum. Önce  dualarımızı ettik.  Sadece bizimkilere değil, tüm ölmüşlere gönderdik. Sonra Jale'yle annem, dayım, anneannemle ilgili muhabbet ettik. Kâh güldük, kâh hüzünlendik. Öleceğini bilerek yaşayan insanın, ölüm karşısındaki çaresizliğini bir kez daha hissettik. İstemeden doğmuştuk, gene istemeden ölecektik. Hayatın iki gerçeği doğum ve ölüm değil miydi? İkisinin arasını ise kendimiz dolduruyor, kendimiz anlam kazandırıyorduk. İşte... Bu kooocaaa kabristanda yatan binlerce insan, dün varlardı. Bugün yoklar. Kimbilir nelere üzüldüler, kimlere kızdılar, kimlere kırıldılar, dünya gailesi için kimbilir ne çok çalıştılar... Para... Mal... Araba... Eş... Evlat... Dost... Akraba... Koştur babam koştur...  Niye acaba? Ya dünyada olup bitenler? Bir yandan ölümsüzlüğü arayan insan... Düşünsene... Uzun yaşamak için biteviye  mücade vermek... Diğer yandan insanı, hayvanları, doğayı, dünyayı katleden de insan... Anlaşılacak gibi değil. Dünyada bilim, teknoloji gelişiyor. Tekrar tekrar kitaplar yazılıyor. Tecrübeler kazanılıyor. İyi ama insanın zalimliği acaba neden bitmiyor? O kadar eğitim alıyoruz, üniversiteler okuyor, masterlar, doktoralar yapıyoruz. İyi ama, insanı insan yapan özelliklerden nasıl bu kadar uzaklaşıyoruz? Vicdan, merhamet, şefkat duygularımız gün be gün neden azalıyor? Bilim neden savaşları, eziyetleri, cinayetleri bitirmiyor? Yunus Emre, "İlim, ilim bilmektir." diye başlayan sözlerine... Neden "İlim kendin bilmektir." diyen sözlerle devam ediyor? Bu sözleri öğrendiğimden beri başımın kendimle fena halde belada olduğunu söylemeliyim. Şimdi çıkmalıyım. Sonra devam edeceğim.



24 Mayıs 2012 Perşembe

Bonuslu Bir Gecede Hayal Etmek...


Geçen sene o günü hiç unutmam. Kapının zili çaldı. Açtım. Kimse yoktu. Kapının yanındaki diafona bastım. Eğildim. "Kim o?" diye seslendim. Derinden bir ses... "Benim.." dedi. Heyyy!  Bu sesi duydum ya...  Of! İster inan... İster inanma... Daha onun sesini ilk duyduğumda başım dönüverdi. Kapının "aç" düğmesine basmadan... Olduğum yerde bir an kalakaldım. İki elimi gökyüzüne doğru kaldırdım. Dedim ki "Allahım lütfen! Lütfeen!" Diafonun  "aç" düğmesine bastım. Kapının önünde bekleyemeye dayanamadım. Kendimi kapının yanındaki  sandalyeye bıraktım. Asansör aşağıya birr birr indi. Sonra kapısı açıldı. İşittim. Biri bindi. Asansörün kapısı kapandı. Birinci kat. Kulaklarımı iyice diktim. İkinci kat. Dayanamadım. Ellerimi yüzüme kapadım. İçimden "Allahım lütfeeen!" diye tekrarladım. Üçüncü kat... Dördüncü kat. Asansörün kapısı açıldı. Ben oturduğum yerden kalktım. Gözlerimi kapadım. Sadece kafamı kapının arasından usulca uzattım. Koklamama gerek yoktu. Gerek yoktu yemin edebilirim. Ortalık misler gibi kokuyordu. "Merhaba!" dedi. Kirpiklerimi araladım. Elinde bir tepsi tutuyordu. Yüzüne değil, önce elindeki tepsiye baktım. Hiç bir şey söylemeden tepsiye doğru uzandım. Beyaz peçeteyi kaldırdım. İşte istediğim şeyden dört tane tepsinin üstünde dizim dizim duruyordu. Hemen iki elimle dördünden ikisini  kaptım. Eğer dört elim olsa kesinlikle dördünüde  kapardım. "Heeey! İrmik helvası!" diye bağırdım. Selam demedim. Hâl hatır falan  sormadım. Onun yerine fısıldayarak  "Mualla... Senin sesini duyduğumda var ya  helva getirsin Allahım lütfen! diye içimden hayal  etmiştim biliyor musun? Ve sen helva getirdin. Ne güzel değil mi?  Başka şey isteseymişim olacakmış demek ki. Bugün bonuslu gün ya! Hayalim  anında kabul oldu görüyor musun?" dedim. Şimdi düşünüyorum bütün olanları. O zaman oburluktan ne yaptığımın farkında değildim.  "Alabilir miyim?" bile demeden, arsızca elimdeki tabakları göstererek  "İki tabak alacam" diye sözlerime  devam ettim. Güldü. "Tabii ki al. Daha evde çok helva var." dedi. Sonra ne dedim bil bakalım? "Bir şey rica edebilir miyim?" dedim. "Ne demek? Tabii!" dedi. "Bugün Regaip Kandili ya!" dedim. "Eveeet!" dedi. "Bir sonraki kandilde un helvası yapıp getirir misin lütfen? Bilirsin un helvasını çok severim." dedim. Güldü. "Hiç yapmadım un helvası. Bilmiyorum yapmayı." dedi. Allahım ne cevap verdim bil bakalım? Utanıyorum ama... Söyledim işte ne yapabilirim? Eziyet edilir mi bu kadar insana? Dedim işte! Off! Dedim... "Lütfen un helvası yapmayı öğrenir misin?" dedim. İnanamıyorum söylediklerime... Onun cevabı da inanılacak gibi değildi. "Çok istiyorsan kendin öğren de bir kandil sen helva yapta getir! Hep ben mi sana getireceğim?" demedi.  Demedi vallahi.  Onun yerine güzelim tebessümünü dudağına bir kelebek gibi kondurarak: "Öğrenirim merak etme. Un hevası yaparım bir dahaki sefere." dedi. Minnetle baktım gözlerine... Ne tatlı kadındı. Ve benim canım arkadaşımdı. Elimdeki tabakları mutfağa bıraktım. Kapıya gidip arkadaşımı sevgiyle kucakladım. "Kandilin mubarek olsun. Allah kabul etsin."dedim. Niye yazdım bunları biliyor musun? Az önce Mualla'ya telefon ettim. Önce kandilini kutladım. Sonra... "Şeey... Helvaaaa!" dedim. Güldü. "Marmaris'teyim." dedi. "Neee! Nasıl yaparsın. Bu kandil beni nasıl helvasız bırakırsın. Aşkolsun!" dedim. Üzüldü. "Neyse, kendi helvamı kendim yapayım bari." dedim. Dedim ama... Bilmiyorum ki... Eve gidince gene kapının zili çalar, başka bir komşum helva getirir belki. Hayal etmeliyim hemen... Hiç gecikmeden:)


Regâib, arapça bir kelime... Herhangi bir şeyi istemek, arzulamak, ona karşı meyletmek ve onu elde etmek için çaba sarf etmek demek... Receb ayının ilk cuma gecesine Regaib gecesi denir. Bu geceye Regaib gecesi ismini meleklerin verdiği söylenir. Her Cuma gecesi kıymetlidir. Bu iki kıymetli gece bir araya gelince, kıymetleri katmerlenir, öyle değil mi? Bu geceler bana bonuslu geceler gibi gelir. Hayaller kolaylıkla gerçekleşir. Ben tecrübeliyim. Anlattım sana olan biteni.  Denedim. Hayalim aklımdan geçtiği anda gerçekleşti. Şimdi gene hayal ettim. Hayalimin gerçekleşmesini beklemekteyim. Sen de denesene... Bence bu gece hayal etme gecesi... Ne istiyoruz, neyi arzuluyoruz bir düşünmeli... Hatalarımız neler gözden geçirmeli... Sahip oldukarımız için Yaradan'a teşekkür etmeli. O halde bu gece hayal edip, dua etmeli... Sevdiğine yaranmak için güzel sözler söylemez mi insan, en harikulade kelimeleri seçer hemde değil mi? Belki bir şiir söylemeli... Demeli ki "Rabbim! Kusurlarımızı affet...  Eziyet ettiğim kullarının  beni affetmelerini nasip et...  İyilik ve doğruluk ver bizlere... Sağlık... Huzur.... Afiyet... Gönüllerimize sevgi ve merhamet... Dünyaya barış ve adalet lütfet... Amin!

2 Haziran 2011 Perşembe

Bonuslu Bir Gecede Hayal Etmek...


Kapının zili çaldı. Açtım. Kimse yoktu. Kapının yanındaki diafona bastım. Eğildim. "Kim o?" diye seslendim. Derinden bir ses... "Benim.." dedi. Heyyy!  Bu sesi duydum ya...  Of! İster inan... İster inanma... Daha onun sesini ilk duyduğumda başım dönüverdi. Kapının "aç" düğmesine basmadan... Olduğum yerde bir an kalakaldım. İki elimi gökyüzüne doğru kaldırdım. Dedim ki "Allahım lütfen! Lütfeen!" Diafonun  "aç" düğmesine bastım. Kapının önünde bekleyemeye dayanamadım. Onun yerine kendimi  kapının yanındaki  sandalyeye bıraktım. Asansör aşağıya birr birr indi. Sonra kapısı açıldı. İşittim. Biri bindi. Asansörün kapısı kapandı. Birinci kat. Kulaklarımı iyice diktim. İkinci kat. Dayanamadım. Ellerimi yüzüme kapadım. İçimden "Allahım lütfeeen!" diye tekrarladım. Üçüncü kat... Dördüncü kat. Asansörün kapısı açıldı. Ben oturduğum yerden kalktım. Gözlerimi kapadım. Sadece kafamı kapının arasından usulca uzattım. Koklamama gerek yoktu. Gerek yoktu yemin edebilirim. Ortalık misler gibi kokuyordu. "Merhaba!" dedi. Kirpiklerimi araladım. Elinde bir tepsi tutuyordu. Yüzüne değil, önce elindeki tepsiye baktım. Hiç bir şey söylemeden tepsiye doğru uzandım. Beyaz peçeteyi kaldırdım. İşte istediğim şeyden dört tane tepsinin üstünde dizim dizim duruyordu. Hemen iki elimle dördünden ikisini  kaptım. Eğer dört elim olsa kesinlikle dördünüde  kapardım. "Heeey! İrmik helvası!" diye bağırdım. Selam demedim. Hâl hatır falan  sormadım. Onun yerine fısıldayarak dedim ki... "Mualla... Senin sesini duyduğumda var ya  helva getirsin Allahım lütfen! diye içimden hayal  etmiştim biliyor musun? Ve sen helva getirdin. Ne güzel değil mi?  Başka şey isteseymişim olacakmış demek ki. Bugün bonuslu gün ya! Hayalim  anında kabul oldu görüyor musun?" dedim. Şimdi düşünüyorum bütün olanları. O zaman oburluktan ne yaptığımın farkında değildim.  "Alabilir miyim?" bile demeden, arsızca elimdeki tabakları göstererek  "İki tabak alacam" diye sözlerime  devam ettim. Güldü. "Tabii ki al. Daha evde çok helva var." dedi. Sonra ne dedim bil bakalım? "Bir şey rica edebilir miyim?" dedim. "Ne demek? Tabii!" dedi. "Bugün Regaip Kandili ya!" dedim. "Eveeet!" dedi. "Bir sonraki kandilde un helvası yapıp getirir misin lütfen? Bilirsin un helvasını çok severim." dedim. Güldü. "Hiç yapmadım un helvası. Bilmiyorum yapmayı." dedi. Allahım ne cevap verdim bil bakalım? Utanıyorum ama... Söyledim işte ne yapabilirim? Eziyet edilir mi bu kadar insana? Dedim işte! Off! Dedim... "Lütfen un helvası yapmayı öğrenir misin?" dedim. İnanamıyorum söylediklerime... Onun cevabı da inanılacak gibi değildi. "Çok istiyorsan kendin öğren de bir kandil sen helva yapta getir! Hep ben mi sana getireceğim?" demedi.  Demedi vallahi.  Onun yerine güzelim tebessümünü dudağına bir kelebek gibi kondurarak: "Öğrenirim merak etme. Un hevası yaparım bir dahaki sefere." dedi. Minnetle baktım gözlerine... Ne tatlı kadındı. Ve benim canım arkadaşımdı. Elimdeki tabakları mutfağa bıraktım. Kapıya gidip arkadaşımı sevgiyle kucakladım. "Kandilin mubarek olsun. Allah kabul etsin."dedim.


Regâib, arapça bir kelime... Herhangi bir şeyi istemek, arzulamak, ona karşı meyletmek ve onu elde etmek için çaba sarf etmek demek... Receb ayının ilk cuma gecesine Regaib gecesi denir. Bu geceye Regaib gecesi ismini meleklerin verdiği söylenir. Her Cuma gecesi kıymetlidir. Bu iki kıymetli gece bir araya gelince, illa ki daha değerli olur, öyle değil mi? Bu geceler bana bonuslu geceler gibi gelir. Hayaller kolaylıkla gerçekleşir. Ben tecrübeliyim. Anlattım sana olan biteni.  Denedim. Hayalim aklımdan geçtiği anda gerçekleşti. Sen de denesene... Bence bu gece hayal etme gecesi... Ne istiyoruz, neyi arzuluyoruz bir düşünmeli... Hatalarımız neler gözden geçirmeli... Sahip oldukarımız için Yaradan'a teşekkür etmeli. O halde bu gece hayal edip, dua etmeli... Sevdiğine yaranmak için güzel sözler söylemez mi insan, en harikulade kelimeleri seçer hemde değil mi? Belki bir şiir söylemeli... Demeli ki "Rabbim! Kusurlarımızı affet...  Eziyet ettiğim kullarının beni affetmelerini nasip et...  İyilik ve doğruluk ver bizlere... Sağlık... Huzur.... Afiyet... Gönüllerimize sevgi ve merhamet... Dünyaya barış ve adalet lütfet... Amin!

 

14 Şubat 2011 Pazartesi

Halimi Arz Ediyorum... Kabulünü Rica Ediyorum.

 


"Sevgilim! Halimi arz etmek için seni yanlız bulamıyorum; seni yalnız bulunca da kendimi asla bulamıyorum." Tamam. Bu dizeleri  16.yüzyılda Seliki söylemiş söylemesine.. Ben de  aynı sözleri 21. yüzyılda söylüyorum. Olamaz mı yani? Bugün en bonuslu günlerden biri. Çünkü kandil. Hem de mevlid kandili. Sorarım sana, nedir bugünün özelliği? Allah'ın "Sen olmasaydın alemi yaratmazdım." dediği Muhammed Peygamber'in doğum günü. Şimdi ben bugün büyük bir aşkla Yaradan'a halimi arz etmek istiyorum.  "Yalnızlık Allah'a mahsustur." derler demesine ama biliyorum ki bugün mümkün değil yalnız değildir. Dünyanın her yerinden harikulade tebrikler, en şahane mektuplar, en muazzam talepler ardı ardına  kendisine iletilmektedir. Söyler misin? Bu kadar kalabalıkta nasıl belli edeceğim kendimi? Nasıl arzedeceğim halimi? Hangi seçilmiş sözler ile kendime çekeceğim? Bazen hissediyorum. "Dön, halini arz et bana!" diye yüreğimden sesleniyor. İşitiyorum. Ama kendimi aradığım zamanlara denk geliyor, fırsatları kaçırıyorum. "Sevgilim! Sen her şeyi bilensin. İyilik ve doğruluk ver bizlere... Sağlık, huzur, afiyet... Gönüllerimize aşk ve merhamet... Dünyaya barış ve adalet.. Bir de  lütfen, bolca hayal gücü lütfet.  Halimi arz ediyorum. Kabulünü rica ediyorum. Sevgiler."

NOT: Fotoğraf Numan Serteli'nin fotoğraf galerisinden alınmıştır.

17 Haziran 2010 Perşembe

Bu Gece Hayal Etme Gecesi

Hani eskiler hep söylerler ya en kıymetli aylardır "Recep, Şaban, Ramazan" diye... Derler ki bu üç ay diğer aylardan daha mühim, daha değerlidir. Hatta şöyle derdi büyükannem.. "Hırsızlık yapan hırsızlığı, arsızlık yapan arsızlığı bırakır bu üç ay hürmetine." Bana nasıl bir his veriyor biliyor musun? Hani her mağazanın bir damping zamanı olmuyor mu yıl içinde? Oluyor.. O aylarda satılan her şey girer ya hani indirime... Hatta kimi zaman satılanlar ilk satış fiyatının dörtte birine bile inebiliyor. Bilirsin. Ayrıca kimi zaman kredi kartı kullanımında kazanılan bonuslar için kampanyalar düzenlenir. Bonuslar katlanarak puan olarak bize öyle geri döner. İşte böyle bir tad yok mu üç aylarda? Bak şimdi, Recep, Şaban ve Ramazan ayları geldiğinde yaptığımız her iyilik, her fena huylardan kurtulma çabası, sanki bize katlanarak bonus kazandırıp sevap hanemize yazılıyor. Aynı zamanda geçmiş günahlardan büyük indirimler yapılıyor. Mesela böyle bir şey işte... Hani her Cuma gecesi önemlidir ya şimdi bugün üç ayların başlangıç ayı olan Recep ayının ilk Cuma gecesi olduğu için çok daha öneml demek ki. Bu gece bonuslar ve indirimler katlanmıyor, adeta kanatlanıyor. Ne güzel! O halde bu gece hayal etme gecesidir! Ne istiyoruz, neyi arzuluyoruz bir düşünmeli... Hatalarımız neler gözden geçirmeli... Bu gece bol bol dua etmeli... Sevdiğine yaranmak için güzel sözler söylemez mi insan, hem de en harikulade kelimeleri seçer öyle değil mi? Belki bir şiir söylemeli... Demeli ki "Rabbim! İyilik ve doğruluk ver bizlere... Sağlık, afiyet lütfet! Gönüllerimize sevgi ve merhamet... Hatalarımızı affet... Dünyaya barış ve adalet! Bir de lütfen bolca hayal gücü lütfet!" AMİN

25 Haziran 2009 Perşembe

Bu Gece Hayal Etme Gecesi

Regâib, arapça bir kelime... Herhangi bir şeyi istemek, arzulamak, ona karşı meyletmek ve onu elde etmek için çaba sarf etmek demek... Receb ayının ilk cuma gecesine Regaib gecesi denir. Bu geceye Regaib gecesi ismini meleklerin verdiği söylenir. Her Cuma gecesi kıymetlidir. Bu iki kıymetli gece bir araya gelince, illa ki daha değerli olur, öyle değil mi? Belki bu gece hayal etme gecesi... Ne istiyoruz, neyi arzuluyoruz bir düşünmeli... Hatalarımız neler gözden geçirmeli... O halde bu gece dua etmeli... Sevdiğine yaranmak için güzel sözler söylemez mi insan, en harikulade kelimeleri seçer hem de değil mi? Belki bir şiir söylemeli... Demeli ki "Rabbim! İyilik ve doğruluk ver bizlere... Sağlık, afiyet lütfet! Gönüllerimize sevgi ve merhamet... Dünyaya barış ve adalet!" Amin!
Fotograf- Numan Serteli