kandil etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kandil etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Mayıs 2012 Perşembe

Bonuslu Bir Gecede Hayal Etmek...


Geçen sene o günü hiç unutmam. Kapının zili çaldı. Açtım. Kimse yoktu. Kapının yanındaki diafona bastım. Eğildim. "Kim o?" diye seslendim. Derinden bir ses... "Benim.." dedi. Heyyy!  Bu sesi duydum ya...  Of! İster inan... İster inanma... Daha onun sesini ilk duyduğumda başım dönüverdi. Kapının "aç" düğmesine basmadan... Olduğum yerde bir an kalakaldım. İki elimi gökyüzüne doğru kaldırdım. Dedim ki "Allahım lütfen! Lütfeen!" Diafonun  "aç" düğmesine bastım. Kapının önünde bekleyemeye dayanamadım. Kendimi kapının yanındaki  sandalyeye bıraktım. Asansör aşağıya birr birr indi. Sonra kapısı açıldı. İşittim. Biri bindi. Asansörün kapısı kapandı. Birinci kat. Kulaklarımı iyice diktim. İkinci kat. Dayanamadım. Ellerimi yüzüme kapadım. İçimden "Allahım lütfeeen!" diye tekrarladım. Üçüncü kat... Dördüncü kat. Asansörün kapısı açıldı. Ben oturduğum yerden kalktım. Gözlerimi kapadım. Sadece kafamı kapının arasından usulca uzattım. Koklamama gerek yoktu. Gerek yoktu yemin edebilirim. Ortalık misler gibi kokuyordu. "Merhaba!" dedi. Kirpiklerimi araladım. Elinde bir tepsi tutuyordu. Yüzüne değil, önce elindeki tepsiye baktım. Hiç bir şey söylemeden tepsiye doğru uzandım. Beyaz peçeteyi kaldırdım. İşte istediğim şeyden dört tane tepsinin üstünde dizim dizim duruyordu. Hemen iki elimle dördünden ikisini  kaptım. Eğer dört elim olsa kesinlikle dördünüde  kapardım. "Heeey! İrmik helvası!" diye bağırdım. Selam demedim. Hâl hatır falan  sormadım. Onun yerine fısıldayarak  "Mualla... Senin sesini duyduğumda var ya  helva getirsin Allahım lütfen! diye içimden hayal  etmiştim biliyor musun? Ve sen helva getirdin. Ne güzel değil mi?  Başka şey isteseymişim olacakmış demek ki. Bugün bonuslu gün ya! Hayalim  anında kabul oldu görüyor musun?" dedim. Şimdi düşünüyorum bütün olanları. O zaman oburluktan ne yaptığımın farkında değildim.  "Alabilir miyim?" bile demeden, arsızca elimdeki tabakları göstererek  "İki tabak alacam" diye sözlerime  devam ettim. Güldü. "Tabii ki al. Daha evde çok helva var." dedi. Sonra ne dedim bil bakalım? "Bir şey rica edebilir miyim?" dedim. "Ne demek? Tabii!" dedi. "Bugün Regaip Kandili ya!" dedim. "Eveeet!" dedi. "Bir sonraki kandilde un helvası yapıp getirir misin lütfen? Bilirsin un helvasını çok severim." dedim. Güldü. "Hiç yapmadım un helvası. Bilmiyorum yapmayı." dedi. Allahım ne cevap verdim bil bakalım? Utanıyorum ama... Söyledim işte ne yapabilirim? Eziyet edilir mi bu kadar insana? Dedim işte! Off! Dedim... "Lütfen un helvası yapmayı öğrenir misin?" dedim. İnanamıyorum söylediklerime... Onun cevabı da inanılacak gibi değildi. "Çok istiyorsan kendin öğren de bir kandil sen helva yapta getir! Hep ben mi sana getireceğim?" demedi.  Demedi vallahi.  Onun yerine güzelim tebessümünü dudağına bir kelebek gibi kondurarak: "Öğrenirim merak etme. Un hevası yaparım bir dahaki sefere." dedi. Minnetle baktım gözlerine... Ne tatlı kadındı. Ve benim canım arkadaşımdı. Elimdeki tabakları mutfağa bıraktım. Kapıya gidip arkadaşımı sevgiyle kucakladım. "Kandilin mubarek olsun. Allah kabul etsin."dedim. Niye yazdım bunları biliyor musun? Az önce Mualla'ya telefon ettim. Önce kandilini kutladım. Sonra... "Şeey... Helvaaaa!" dedim. Güldü. "Marmaris'teyim." dedi. "Neee! Nasıl yaparsın. Bu kandil beni nasıl helvasız bırakırsın. Aşkolsun!" dedim. Üzüldü. "Neyse, kendi helvamı kendim yapayım bari." dedim. Dedim ama... Bilmiyorum ki... Eve gidince gene kapının zili çalar, başka bir komşum helva getirir belki. Hayal etmeliyim hemen... Hiç gecikmeden:)


Regâib, arapça bir kelime... Herhangi bir şeyi istemek, arzulamak, ona karşı meyletmek ve onu elde etmek için çaba sarf etmek demek... Receb ayının ilk cuma gecesine Regaib gecesi denir. Bu geceye Regaib gecesi ismini meleklerin verdiği söylenir. Her Cuma gecesi kıymetlidir. Bu iki kıymetli gece bir araya gelince, kıymetleri katmerlenir, öyle değil mi? Bu geceler bana bonuslu geceler gibi gelir. Hayaller kolaylıkla gerçekleşir. Ben tecrübeliyim. Anlattım sana olan biteni.  Denedim. Hayalim aklımdan geçtiği anda gerçekleşti. Şimdi gene hayal ettim. Hayalimin gerçekleşmesini beklemekteyim. Sen de denesene... Bence bu gece hayal etme gecesi... Ne istiyoruz, neyi arzuluyoruz bir düşünmeli... Hatalarımız neler gözden geçirmeli... Sahip oldukarımız için Yaradan'a teşekkür etmeli. O halde bu gece hayal edip, dua etmeli... Sevdiğine yaranmak için güzel sözler söylemez mi insan, en harikulade kelimeleri seçer hemde değil mi? Belki bir şiir söylemeli... Demeli ki "Rabbim! Kusurlarımızı affet...  Eziyet ettiğim kullarının  beni affetmelerini nasip et...  İyilik ve doğruluk ver bizlere... Sağlık... Huzur.... Afiyet... Gönüllerimize sevgi ve merhamet... Dünyaya barış ve adalet lütfet... Amin!

15 Temmuz 2011 Cuma

Bu Gece Gene Hayal Etme Gecesi...

Hiç akaşa yada levh i mahfuz diye kelimeler duymuş muydun? Ne demekmiş bu kelimeler biliyor musun? Yaşamımızda olup bitenlerin bir yere kayıt edilmeleri demekmiş. İlk öğrendiğimde bu durum aynı bilgisayarın kayıt etmesi gibi gelmişti bana. Zaman şu andır  ya bizim için, şimdidir yani. Ama bir de geçmiş ve gelecek var. Akaşik kayıtlar bireysel ya da evrensel olarak yaşananların bir kayda geçirilmesi, levh i mahfuz'da yani korunmuş levha'da tüm kayıtların toplanması durumuymuş. Bir nevi yaşam arşivi gibi.  Veya yaşananların ve yaşanacakların bir sinema şeridi gibi saklanması durumu sanki. İnsan iç sesi ile düşünce akışlarını etkileyebilir ve bu arşive erişebilir mi acaba? Bu durum edebiyata ve sinemaya fazlasıyla konu ediliyor aslında. Kimi zaman, daha önce sanki ben bunu yaşamıştım deriz. Hissederiz. Hani 6. his vaziyeti. Ya da kimi zaman gelecekte olacak bir durumu sanki önceden kestiririz. Sezeriz. Daha ehliyetli kişilerin ya da iç sesini geliştirenlerin bu sezgi ve hislerinin hat safhada olduğu söylenir. Tasavvuf da Levn i mahfuz, evrende olan biten her şeyin kayıdı anlamına gelmekteymiş. Kişi bazında düşünülürse, yapılan iyilikler ve günahların tutulduğu bir sicil defteri, tüm ömrün, yaşananların, söylenenlerin ve düşünülenlerin bir hard diskte saklanması durumudur sanki. 

 

 


Peki berat ne demek? Berat kelimesinin Türkçe karşılığı, aklanmak, temize çıkmak demekmiş. İnancımıza göre Muhammed Peygamber’e Şaban ayının 15. gecesi, inananların günah yüklerinden kurtulabileceği bir gece olarak müjdelenmiş. Hani Levh i Mahfuz'da  yani Korunmuş Levha'da geçmiş ve gelecek kayıtlı deniyor ya... İşte bu gece Korunmuş Levha’da, yazılan geçmiş günahların silinmesi mümkün kılınıyor ve önümüzdeki bir yıl için rızıklar, zenginlik, fakirlik, ölümler, doğumlar hep bu gece kaydediliyormuş. Yani bir nevi rahmet gecesi. İnananlar için önemli bir gece Berat gecesi. Bence gene bu gece hayal etme gecesidir. Hatalarımız neler gözden geçirmeli... Bu gece bolca dua etmeli... Sevdiğine yaranmak için güzel sözler söylemez mi insan, en harikulade kelimeleri seçer hem de değil mi? Belki bir şiir söylemeli... Demeli ki "Rabbim! Her şey için çok teşekkür ederim. İyilik ve doğruluk ver bizlere... Sağlık, afiyet... Gönüllerimize sevgi ve merhamet... Dünyaya barış ve adalet.. Lütfen günahlarımızı affet. Bir de bolca hayal gücü lütfet..." Amin!

"Büruc suresi 21.-22.ayet : " o, şanlı bir kur’an’dır. o, levh-i mahfuz’da korunmuştur."


NOT: Fotograflar Numan Serteli'nin fotoğraf arşivinden alınmıştır.

2 Haziran 2011 Perşembe

Bonuslu Bir Gecede Hayal Etmek...


Kapının zili çaldı. Açtım. Kimse yoktu. Kapının yanındaki diafona bastım. Eğildim. "Kim o?" diye seslendim. Derinden bir ses... "Benim.." dedi. Heyyy!  Bu sesi duydum ya...  Of! İster inan... İster inanma... Daha onun sesini ilk duyduğumda başım dönüverdi. Kapının "aç" düğmesine basmadan... Olduğum yerde bir an kalakaldım. İki elimi gökyüzüne doğru kaldırdım. Dedim ki "Allahım lütfen! Lütfeen!" Diafonun  "aç" düğmesine bastım. Kapının önünde bekleyemeye dayanamadım. Onun yerine kendimi  kapının yanındaki  sandalyeye bıraktım. Asansör aşağıya birr birr indi. Sonra kapısı açıldı. İşittim. Biri bindi. Asansörün kapısı kapandı. Birinci kat. Kulaklarımı iyice diktim. İkinci kat. Dayanamadım. Ellerimi yüzüme kapadım. İçimden "Allahım lütfeeen!" diye tekrarladım. Üçüncü kat... Dördüncü kat. Asansörün kapısı açıldı. Ben oturduğum yerden kalktım. Gözlerimi kapadım. Sadece kafamı kapının arasından usulca uzattım. Koklamama gerek yoktu. Gerek yoktu yemin edebilirim. Ortalık misler gibi kokuyordu. "Merhaba!" dedi. Kirpiklerimi araladım. Elinde bir tepsi tutuyordu. Yüzüne değil, önce elindeki tepsiye baktım. Hiç bir şey söylemeden tepsiye doğru uzandım. Beyaz peçeteyi kaldırdım. İşte istediğim şeyden dört tane tepsinin üstünde dizim dizim duruyordu. Hemen iki elimle dördünden ikisini  kaptım. Eğer dört elim olsa kesinlikle dördünüde  kapardım. "Heeey! İrmik helvası!" diye bağırdım. Selam demedim. Hâl hatır falan  sormadım. Onun yerine fısıldayarak dedim ki... "Mualla... Senin sesini duyduğumda var ya  helva getirsin Allahım lütfen! diye içimden hayal  etmiştim biliyor musun? Ve sen helva getirdin. Ne güzel değil mi?  Başka şey isteseymişim olacakmış demek ki. Bugün bonuslu gün ya! Hayalim  anında kabul oldu görüyor musun?" dedim. Şimdi düşünüyorum bütün olanları. O zaman oburluktan ne yaptığımın farkında değildim.  "Alabilir miyim?" bile demeden, arsızca elimdeki tabakları göstererek  "İki tabak alacam" diye sözlerime  devam ettim. Güldü. "Tabii ki al. Daha evde çok helva var." dedi. Sonra ne dedim bil bakalım? "Bir şey rica edebilir miyim?" dedim. "Ne demek? Tabii!" dedi. "Bugün Regaip Kandili ya!" dedim. "Eveeet!" dedi. "Bir sonraki kandilde un helvası yapıp getirir misin lütfen? Bilirsin un helvasını çok severim." dedim. Güldü. "Hiç yapmadım un helvası. Bilmiyorum yapmayı." dedi. Allahım ne cevap verdim bil bakalım? Utanıyorum ama... Söyledim işte ne yapabilirim? Eziyet edilir mi bu kadar insana? Dedim işte! Off! Dedim... "Lütfen un helvası yapmayı öğrenir misin?" dedim. İnanamıyorum söylediklerime... Onun cevabı da inanılacak gibi değildi. "Çok istiyorsan kendin öğren de bir kandil sen helva yapta getir! Hep ben mi sana getireceğim?" demedi.  Demedi vallahi.  Onun yerine güzelim tebessümünü dudağına bir kelebek gibi kondurarak: "Öğrenirim merak etme. Un hevası yaparım bir dahaki sefere." dedi. Minnetle baktım gözlerine... Ne tatlı kadındı. Ve benim canım arkadaşımdı. Elimdeki tabakları mutfağa bıraktım. Kapıya gidip arkadaşımı sevgiyle kucakladım. "Kandilin mubarek olsun. Allah kabul etsin."dedim.


Regâib, arapça bir kelime... Herhangi bir şeyi istemek, arzulamak, ona karşı meyletmek ve onu elde etmek için çaba sarf etmek demek... Receb ayının ilk cuma gecesine Regaib gecesi denir. Bu geceye Regaib gecesi ismini meleklerin verdiği söylenir. Her Cuma gecesi kıymetlidir. Bu iki kıymetli gece bir araya gelince, illa ki daha değerli olur, öyle değil mi? Bu geceler bana bonuslu geceler gibi gelir. Hayaller kolaylıkla gerçekleşir. Ben tecrübeliyim. Anlattım sana olan biteni.  Denedim. Hayalim aklımdan geçtiği anda gerçekleşti. Sen de denesene... Bence bu gece hayal etme gecesi... Ne istiyoruz, neyi arzuluyoruz bir düşünmeli... Hatalarımız neler gözden geçirmeli... Sahip oldukarımız için Yaradan'a teşekkür etmeli. O halde bu gece hayal edip, dua etmeli... Sevdiğine yaranmak için güzel sözler söylemez mi insan, en harikulade kelimeleri seçer hemde değil mi? Belki bir şiir söylemeli... Demeli ki "Rabbim! Kusurlarımızı affet...  Eziyet ettiğim kullarının beni affetmelerini nasip et...  İyilik ve doğruluk ver bizlere... Sağlık... Huzur.... Afiyet... Gönüllerimize sevgi ve merhamet... Dünyaya barış ve adalet lütfet... Amin!

 

14 Şubat 2011 Pazartesi

Halimi Arz Ediyorum... Kabulünü Rica Ediyorum.

 


"Sevgilim! Halimi arz etmek için seni yanlız bulamıyorum; seni yalnız bulunca da kendimi asla bulamıyorum." Tamam. Bu dizeleri  16.yüzyılda Seliki söylemiş söylemesine.. Ben de  aynı sözleri 21. yüzyılda söylüyorum. Olamaz mı yani? Bugün en bonuslu günlerden biri. Çünkü kandil. Hem de mevlid kandili. Sorarım sana, nedir bugünün özelliği? Allah'ın "Sen olmasaydın alemi yaratmazdım." dediği Muhammed Peygamber'in doğum günü. Şimdi ben bugün büyük bir aşkla Yaradan'a halimi arz etmek istiyorum.  "Yalnızlık Allah'a mahsustur." derler demesine ama biliyorum ki bugün mümkün değil yalnız değildir. Dünyanın her yerinden harikulade tebrikler, en şahane mektuplar, en muazzam talepler ardı ardına  kendisine iletilmektedir. Söyler misin? Bu kadar kalabalıkta nasıl belli edeceğim kendimi? Nasıl arzedeceğim halimi? Hangi seçilmiş sözler ile kendime çekeceğim? Bazen hissediyorum. "Dön, halini arz et bana!" diye yüreğimden sesleniyor. İşitiyorum. Ama kendimi aradığım zamanlara denk geliyor, fırsatları kaçırıyorum. "Sevgilim! Sen her şeyi bilensin. İyilik ve doğruluk ver bizlere... Sağlık, huzur, afiyet... Gönüllerimize aşk ve merhamet... Dünyaya barış ve adalet.. Bir de  lütfen, bolca hayal gücü lütfet.  Halimi arz ediyorum. Kabulünü rica ediyorum. Sevgiler."

NOT: Fotoğraf Numan Serteli'nin fotoğraf galerisinden alınmıştır.

8 Temmuz 2010 Perşembe

Bu Gece Gene Hayal Etme Gecesi

Hiç Miraç hakkında düşünmüş müydün? Miraç hadisesi bana fantastik, bilimkurgu bir film anlatımı gibi gelir. Günümüzün edebiyat, sinema ve çizgi roman evreninde hayal edilerek anlatılan sayısız kitap ve filmin varlığından haberdarız. Temelinde insanoğlunun kendilerine bahşedilen hayalgücü ve yaratıcı dehası ile ortaya konulan yapıtlardır herbiri... İşte günümüzden neredeyse 1400 sene evvel, Peygamberimizin anlattığı Miraç hadisesi en mükemmel anlatımdır bana göre. Dinlemeye doyamam. Bak şimdi... Arabi aylardan Recep ayının 27. gecesidir. Hz.Muhammed'in peygamberliği bildirilmiş, Hicret'ten de yaklaşık bir yıl öncedir. Muhammed Peygamber, Kabe'de amcasının kızının evinde uyumaktadır. Gece Cebrail melek yanına gelir, küçük bir operasyonla Peygamber'in göğsünü yarar ve kalbini zemzem suyu ve nur ile yıkar. Kalbinin içini iman ve hikmetle doldurur.

İslam'da üç kutsal mescid olduğu kabul edilir. Biri yeryüzünde yapılan ilk mabed, müslümanların kıblesi olan Beytullah yani Kabe'dir. İkincisi Müslümanların ilk kıblesi olarak bilinen Kudüs'teki, Kudus Cami yada Mescid'i Aksa'dır. (en uzak anlamına gelen mescid-aksa'nın,kabe'ye uzaklığı o zamanlar 1 aymış). Üçüncüsü de Medine'de Peygamber Muhammed'in kabrinin bulunduğu cami olan Mescid-i Nebi camiidir.

Melek Cebrail'in, Peygamberimizin kalbini nurla parlattığı gece, ilginç hadiselerle doludur. Kimileri tarafından uçan at olarak rivayet edilen, ama günümüzün zengin bilim kurgu dünyasında herkesin kendi hayalinde kurgulayabileceği, Burak adında bir vasıta verilir Peygamberimizin hizmetine. Kimbilir belki de bir nevi ışınlanma aletidir bu. Zira biraz sonra anlatacağım Mirac hadisesinde okadar fazla yere ve uzaklıklara gitmiştir ve görüşmeler yapmıştır ki döndüğünde yatağının hala soğumamış olduğu söylenmektedir. Miraç hadisesinde, zaman ve mekan kavramlarının insanın hayal gücünü oldukça kışkırttığı söylenebilir.

Peygamberimiz önce Kudus'e Mescid-i Aksa'ya götürülür. Bir aylık mesafeyi bir andan daha kısa sürede katetmiştir. Burada Hz. İbrahim, Hz. Musa, Hz. İsa ve diğer bazı peygamberler tarafından karşılanır ve görüşme yaparlar. Hz. Peygamber imam olur ve hepbirlikte namaz kılarlar. Sonra yanında melek Cebrail'le birlikte, gene Burak adlı araçları ile göğe yükselmeye başlarlar. Miraç'ın Arapça anlamı zaten yükselmek, yukarıya çıkmak demektir. Kat kat göğün katlarını dolaşırlar. Bu gezi Sidretü'l Müntena denilen, son sınıra gelinceye kadar devam eder.

Burdan sonra hem melek Cebrail hem Burak daha öteye geçemezler. Başka bir binek, Refref adında bir vasıta ile Peygamberimiz diğer tarafa geçer. Anlatılanlarda ne zaman vardır, ne mekan ne de yön... Peygamberimiz kaza ve kaderi yazan kalemin sesini duyar önce. Sonra Cennet ve niğmetlerini, Cehennem ve azaplarını gösterirler kendisine. Sonunda büyük an gelmiştir. Yüce Allah'ın huzuruna kabul edilir. Kendisine ümmetinden Allah'a şirk koşmayan herkesin Cennet'e gireceği müjdelenir, Bakara suresinin son ayetleri verilir ve beş vakit namaz farz kılınır. Sonra yeniden Refref ile Son Sınır'a gider, oradan Burak'la Kudüs'e ve oradan da Mekke'ye döndürülür. Ertesi gün olanları anlatır. Çoğu insan inanmaz Peygamberimize. Ozamanın şartlarıyla düşünsene, Mekke'den Kudüs'e bir ayda gidiliyorken, Peygamberimiz bir gecede nerelere gittiğini söylemektedir? Bu nasıl bir hayal gücüdür? Her insanın hafsalasının kolay alabileceği bir durum değildir ki! Hele bir de günümüzden 1400 sene önce olduğu düşünülürse.

Daha sonra din bilginlerinin bir kısmı Miraç olayının uyanıkken ama yalnız ruhla gerçekleşmiş olabileceğini, bazıları ise hem ruh hem de bedenle olabileceği yönünde düşüncelerini bildirmişler. Her iki şekilde de olabilir. Ama şunu biliyoruz ki Recep ayının 27. gecesi Miraç hadisesi gerçekleşmiştir. Peygamberimiz bunu anlatmıştır. Müslümanlar için kutsal bir gecedir. Bizim dinimiz hayal ettirmeyi ve hayal edenleri seven bir dindir bence. Peygamberimizin anlattıklarını düşünsene... Şahane değil mi? Bence gene bu gece hayal etme gecesi... Ne istiyoruz, neyi arzuluyoruz bir düşünmeli... Hatalarımız neler gözden geçirmeli... O halde bu gece dua etmeli... Sevdiğine yaranmak için güzel sözler söylemez mi insan, en harikulade kelimeleri seçer hem de değil mi? Belki bir şiir söylemeli... Demeli ki "Rabbim! İyilik ve doğruluk ver bizlere... Sağlık, afiyet... Gönüllerimize sevgi ve merhamet... Dünyaya barış ve adalet.. Bir de lütfen, bolca hayal gücü lütfet!" Amin!

1.fotograf- Numan Serteli'nin fotoğraf arşivinden alınmıştır.

17 Haziran 2010 Perşembe

Bu Gece Hayal Etme Gecesi

Hani eskiler hep söylerler ya en kıymetli aylardır "Recep, Şaban, Ramazan" diye... Derler ki bu üç ay diğer aylardan daha mühim, daha değerlidir. Hatta şöyle derdi büyükannem.. "Hırsızlık yapan hırsızlığı, arsızlık yapan arsızlığı bırakır bu üç ay hürmetine." Bana nasıl bir his veriyor biliyor musun? Hani her mağazanın bir damping zamanı olmuyor mu yıl içinde? Oluyor.. O aylarda satılan her şey girer ya hani indirime... Hatta kimi zaman satılanlar ilk satış fiyatının dörtte birine bile inebiliyor. Bilirsin. Ayrıca kimi zaman kredi kartı kullanımında kazanılan bonuslar için kampanyalar düzenlenir. Bonuslar katlanarak puan olarak bize öyle geri döner. İşte böyle bir tad yok mu üç aylarda? Bak şimdi, Recep, Şaban ve Ramazan ayları geldiğinde yaptığımız her iyilik, her fena huylardan kurtulma çabası, sanki bize katlanarak bonus kazandırıp sevap hanemize yazılıyor. Aynı zamanda geçmiş günahlardan büyük indirimler yapılıyor. Mesela böyle bir şey işte... Hani her Cuma gecesi önemlidir ya şimdi bugün üç ayların başlangıç ayı olan Recep ayının ilk Cuma gecesi olduğu için çok daha öneml demek ki. Bu gece bonuslar ve indirimler katlanmıyor, adeta kanatlanıyor. Ne güzel! O halde bu gece hayal etme gecesidir! Ne istiyoruz, neyi arzuluyoruz bir düşünmeli... Hatalarımız neler gözden geçirmeli... Bu gece bol bol dua etmeli... Sevdiğine yaranmak için güzel sözler söylemez mi insan, hem de en harikulade kelimeleri seçer öyle değil mi? Belki bir şiir söylemeli... Demeli ki "Rabbim! İyilik ve doğruluk ver bizlere... Sağlık, afiyet lütfet! Gönüllerimize sevgi ve merhamet... Hatalarımızı affet... Dünyaya barış ve adalet! Bir de lütfen bolca hayal gücü lütfet!" AMİN

25 Şubat 2010 Perşembe

Bu Gece Hayal Etme Gecesi

Bu gece iki cihanın sevgilisi Muhammed Peygamber'in doğum günü gecesi. Yani Mevlit Kandili. Bir de mubarek cuma gecesi. Her cuma gecesi kıymetlidir. Peygamberimizin doğum günü ve cuma gecesi bir araya gelince, iki kıymet birleşir. O halde bu gece hayal etme gecesidir! Ne güzel!Ne istiyoruz, neyi arzuluyoruz bir düşünmeli... Hatalarımız neler gözden geçirmeli... O halde bu gece dua etmeli... Sevdiğine yaranmak için güzel sözler söylemez mi insan, hem de en harikulade kelimeleri seçer öyle değil mi? Belki bir şiir söylemeli... Demeli ki "Rabbim! İyilik ve doğruluk ver bizlere... Sağlık, afiyet lütfet! Gönüllerimize sevgi ve merhamet... Dünyaya barış ve adalet! Günahlarımızı bu geceler hürmetine affet! Bir de ne olursun bolca hayal gücü lütfet!" Amin!

25 Haziran 2009 Perşembe

Bu Gece Hayal Etme Gecesi

Regâib, arapça bir kelime... Herhangi bir şeyi istemek, arzulamak, ona karşı meyletmek ve onu elde etmek için çaba sarf etmek demek... Receb ayının ilk cuma gecesine Regaib gecesi denir. Bu geceye Regaib gecesi ismini meleklerin verdiği söylenir. Her Cuma gecesi kıymetlidir. Bu iki kıymetli gece bir araya gelince, illa ki daha değerli olur, öyle değil mi? Belki bu gece hayal etme gecesi... Ne istiyoruz, neyi arzuluyoruz bir düşünmeli... Hatalarımız neler gözden geçirmeli... O halde bu gece dua etmeli... Sevdiğine yaranmak için güzel sözler söylemez mi insan, en harikulade kelimeleri seçer hem de değil mi? Belki bir şiir söylemeli... Demeli ki "Rabbim! İyilik ve doğruluk ver bizlere... Sağlık, afiyet lütfet! Gönüllerimize sevgi ve merhamet... Dünyaya barış ve adalet!" Amin!
Fotograf- Numan Serteli