yılmaz erdoğan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yılmaz erdoğan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Ocak 2026 Çarşamba

Yara Kabuğu...


Rıfat- Gidiyorum.
Asiye- Biliyorum.
Rıfat- Beni bekleyeceksin di mi?
Asiye- Bekleyecem.

Asiye- Nedir bu?
Rıfat- İçinde yaramın kabuğu var.

Asiye- Yaranın kabuğu mu?
Rıfat- Seninle ilk buluştuğum gün düşmüştüm hani, kanamıştı.
Sonra yara kurudu, ben de kabuğunu sakladım. İkimizin yarasıdır diye.
Esasen çok saçmadır değil mi? Ama olsun...
Düşündüm ki fotoğraf vermekten iyidir. Fotoğrafa bakar bakar alışırsın.
Ama yara öyle değildir. Etimden bir parçadır.
Ne zaman baksan acırsın.
Ne o? Yoksa taş kalpli Asiye ağlıyor mu?

Asiye- Yoo! Niye ağlayayım? Hem bence de saçma bişey...
İnsan sevdiğine yarasını verir mi?

NOT
Bu muhabbet Vizontele filminde Rıfat’ın sevgilisi Asiye’ye, askerlik için köyden ayrılacağı sırada yaptığı vedalaşma konuşmasında geçiyor. Rıfat bir muskanın içine yarasından parça koymuş Asiye'nin boynuna asıyor.


20 Temmuz 2024 Cumartesi

Ben Hayallerimin Olabilme ihtimalini Sevdim:)

 

Bu yıl üniversite sınavına girdim. 

Oysa çoktan üniversiteyi bitirmiştim. İşimi kurmuştum. Pandemi başından beri ofisçe evlerimizden çalışıyorduk. Sonunda evden çalışmamız onaylanmıştı. Ofisi boşaltmıştık. Evden çalışmak, yaşamlarımızı, işlerimizi, müşteri ilişkilerimizi olumlu etkilemişti. Çalışan kadınlar olarak, evden çalışmanın keyfini çıkarıyorduk. 

Ayrıca, İstanbul Üniversitesi - Sosyoloji uzaktan eğitim üçüncü sınıftan terktim.

Eee! Ne aranıyordum di mi? Hayalim, bir yabancı dilin, edebiyat bölümünde okumaktı.  İspanyol Dili ve Edebiyatı, Rus Dili ve Edebiyatı, İtalyan Dili ve Edebiyatı  gibi... Ne şahane olur diye hayaller kurmuştum.

İlk aşamaya, TYT, yani temel yeterlilik testiyle, ertesi gün dil sınavına girdim. Ayıptır söylemesi, kazanma kaygım olmayınca çok eğlendiğimi söyleyebilirim. Sınavların son saniyesine kadar uğraştım. Sonuçlar geldi.

Dil puanım, ancak, İstanbul'da gitmeyi hiç düşünmeyeceğim bazı özel üniversitelerin yüzde elli burslu bölümlerini tutuyor. Şöylee kurucularına, akademisyenlerine baktım. Maddi manevi gereksiz çaba olacaktı.  Dil faslını kapattım.

İlk sınavla sadece iki yıllık ön lisans  bölümler olabiliyor. Neler var diye baktım. Heyooo! Seramik ve Cam Sanatları Tasarımı ilgimi çekti. Puanlarına ve sıralamasına baktım. Şahane. Düşünemediğim bir terslik olmazsa  havada karada tutturabilirim. Yaşasın. Çok sevindim.

Büyükannemden bir Gürcü  sözü öğrenmiştim. Hayatımın sözü diyebilirim:)

Şöyle:

- Sevuğuni alacaksun. (sevdiğini alacaksın)

Devamı şöyle... 

-Sevduğuni alamaduysan, alduğuni seveceksun:) (sevdiğini alamadıysan aldığını seveceksin)

Dil'den kazanamamıştım. Fakat Seramik ve Cam Sanatları Tasarımı olabilirdi. Bu bölümün olabilme ihtimalini düşündüm.  Üstelik bu evrensel bir dil değil miydi?  Sanat dili:)  Heyyoo! İşte buna bayıldım.

Önce seramik ve camın tarihi ile ilgili bir kaç video seyrettim. 

Sonraa... Evdeki cam ve seramikleri karşıma alıp seyrettim. 

Ben hayallerimin olabilme ihtimalini sevdim☺

 


Not: Başlık, Yılmaz Erdoğan'ın " Ben, senin beni sevebilme ihtimalini seviyordum." dizesinden uydurma:)

24 Şubat 2013 Pazar

Hangi Sahneye Baksam Şiirler Çıkıyordu Arasından



'Kâğıtlar, kitaplar, dedi, nereye elimi atsam.
Kiminde yarım kalmış, nasılsa bitmiş bir şiir
Kiminde.
Hem her şey şiirlerde değil miydi?
Bir gök şiirde ağar, bir sokak şiirlerde
Gider gelirdi.
Böyle yaşayıp gidiyorduk.'
Sesi,
Sanki çok ötelerden gelirmiş gibi
Ezik, suskun odaları dolaştı durdu.
Masada açık duran bir kitabı gösterdi sonra
Ölünün, son kez elini sürdüğü ve kaldığı.
'Burada işte oturmuş şu kitabı okuyordu,
Elinden kitabın düştüğünü gördük sonra.
Hepsi bu.'
Böyle dedi, yüzüne kapayıp ellerini
Alınmış gibi bir bulutun yer değiştirmesinden.
İlhan BERK  


Bir kez daha anladım. Sanatçılar ayrı, bambaşka, insanüstü varlıklar... Görünüşte senin benim gibi görünüyorlar. Yoo...  Değiller aslında. Farklılar.  Bugün Kelebeğin Rüyası'nı seyretmek için sinemaya gittim. Gitmeliydim. Çünkü üç şair anlatılıyordu bu filmde... Şiirlerini çok sevdiğim Behçet Necatigil, şiirlerini hiç bilmediğim, çok genç yaşta ölen Rüştü Onur (22) ve Muzaffer Tayyip Uslu (24)... Filmi sevdim. İtiraf etmeliyim ki, filmin tesiriyle ağladım. Kelebeğin Rüyası'nı ara ara anlatmak niyetindeyim. Az önce eve döndüm. Filmde Yılmaz Erdoğan, Behçet Necatigil'i canlandırıyordu. Harikaydı! Sanki o dönemlere ışınlandım. Şimdi sıcağı sıcağına, Kelebeğin Rüyası'nı seyrederken aklıma gelen, İlhan Berk'in Kült Kitap'ında okuduğum, Behçet Necatigil'le ilgili hazin bir anısını anlatacağım.  Behçet Necatigil  ölmüştür. İlhan Berk şehir dışındadır. Cenazesine gitmez. Hiç kimseye yapmamıştır. Ona da yapmaz. Ailesine baş sağlığı dilemez. Aslında çok sık, severek gittiği bir kaç evden biridir Necatigiller'in evi... Nihayetinde... Ölümünden bir süre sonra, sanki arkadaşı hiç ölmemiş gibi gider. Kapıyı çalar. Salona geçer. Elindeki üç beyaz gülü masaya bırakır. Her zaman oturduğu koltuğa oturur. Evi inceler. Hiç bir eşya yerinden kıpırdamamış gibidir. Kedileri ezikçe gelip İlhan Berk'e sürünürler. Ne zaman ki Behçet Necatigil'in her daim hayat dolu  sevgili karısı Huriye Hanım içeriye girer.... Birden ölümü görür İlhan Berk...  Sonra... Arkadaşının odasını görmek ister. Odaya girerler. O yoktur. Huriye Hanım, İlhan Berk'i çivileyen cümleyi söyler: "İşte" der. "Hangi kitabı çeksem şiirler çıkıyor arasından!" İlhan Berk'e göre, bir ozanın karısı, geride başka neler bulabilirdi ki? Şiirler olacaktır elbette. Çıkar odadan. Behçet Necatigil'i ve ölümü aşan bir şey kalır İlhan Berk'in üzerinde. Sonraa... Bir gün... Birden Behçet Necatigil'in karısının sözleri gelip vurur İlhan Berk'i: "İşte, hangi kitabı çeksem içinden şiirler çıkıyordu!". Sonra yukarıdaki "Ölü Bir Ozanın Sevgili Karısı'nı Görmeye Gitmek" adlı şiirini yazar.


Yılmaz Erdoğan'ın şiirlerini severim. Kelebeğin Rüyası'nın hem senaryosunu yazmış, hem filmini yönetmiş. Yılmaz Erdoğan, Kelebeğin Rüyası'nda, bir dönemi memleketimizin mühim bir coğrafyası üzerinden aktarırken, şiir gibi bir film ortaya çıkarmış. Ne diyebilirim ki? Kelebeğin Rüyası'nın hangi sahnesine baksam şiirler çıkıyordu arasından! Etkilendim.


31 Ekim 2012 Çarşamba

Biliyorsunuz Ya, Bir Ağrısı Vardır Gitmenin.


".... 
Ben en çok seni götürdüm giderken
Aklımın nakliyesiydi asıl yoran taşıyıcıları
Yardan düşmüştüm yaralarım yardan armağandı
Ben sevmeyi beceremedim belki de sevilmeyi
Benim sevmeye engel evcil acılarım vardı

Ben yağmur ağladım bir şehre yağdı
Ben şehre ağladım bir yağmur yağdı
Ben bir ağladım şehre yağmur yağdı

Ben...
Yağmur...
Ağladım."

Yılmaz Erdoğan

 






NOT: Başlık Edip Cansever'in dizesidir.
Fotoğraflar, Madam Tutli Putli adlı kısa animasyon filminin kareleri.
Müzik  Adam Hurst'un çellosuyla, The Shallows  



17 Şubat 2011 Perşembe

Evreşe Yolları Dar Olmasına Dar Da, Sahiden Börek Pişirilir Mi Fırınlarında?


Cemal Süreya'nın şiirini bilir misin?
"Evreşe,
Tek türküsüyle var olan ela gözlü kasaba
Bir çocuğum olsun isterdim senden" der ya..

Yoo.. Biliyorum Evreşe deyince aklımıza Cemal Süreya'nın bu dizeleri gelmiyor.. Ne geliyor? O güzelim Evreşe türküsü.. "Evreşe yolları dar.. Daarr.. Bana bakma benim yarim var." Evreşe neresi acaba? Çok öğrenmek istiyorum.. "Bir fırın yaptırdım, doldurdum ekmekleri.. Gel beraber yiyelim yaptırdım börekleri" diye devam ediyor ya bu türkünün sözleri.. Ne yalan söyleyeyim yollarının dar olup olmadığından çok, acaba fırınlarında sahiden börek pişiriliyor mu diye daha çok merak ediyorum. Eh, pişiriliyorsa eğer mutlaka görmek istiyorum. Görünce börekleri, dayanamam yemek isterim tabii.. İyi de Evreşe neresi ki? Neden türkülerimizde geçen yerleri öğretmezler Coğrafya derslerinde diye eğitim sistemimize sinir olacak bir şey buldum gene iyi mi? Şimdi sordum hazreti googla.. Hiç bekletmedi beni hiiçç.. Cevapladı bir kerede.. Evreşe Çanakkale'nin Gelibolu Belediyesi'ne bağlıymış..


Heyy! Şimdi yazarken aklıma geldi.. Hani Yılmaz Erdoğan'ın filmi Organize İşler'i hatırladın mı? Hani başrolünde ne Yılmaz Erdoğan ne Cem Yılmaz ne Tolga Çevik ya da Özge Namal vardır o filmde.. Başroldeki kim mi? Organize İşler'de o güzeller güzeli İstanbul başroldedir. Bana göre böyledir tabii ki.. Şahane bir filmdir.. Tamam..  Evreşe esprisi geçmiyor muydu Organize İşler'de? Tolga Çevik vardı ya filmde.. Hani Süpermendi.. Ama Kriptonsuzdu da hatırlasana Evreşeli'ydi.. "Evreşe'nin yolları aslında dar değildir de, yolları dar türküsü çok meşhurdur" muhabbeti geçiyordu bu filmde.. Yarabbim.. Nerden aklıma geldi Evreşe şimdi? Canım fırında pişirilmiş börek mi istedi? Eyvahh! Ben bu iştahla yusyuvarlak bir şey olacağımdan korkmuyorum da aklıma takıldı ya bir kere.. İlla Evreşe'ye gideceğim diye tutturacağımdan korkuyorum. Şeyy.. Laf aramızda  gerçekten Evreşe'nin yollarının darlığını değil de fırınlarında börek pişiriliyor mu, daha çok merak ediyorum. Hey gidi Evreşe... "Sırtındaki yeleği ben örmedim ki yarim.. Kızlarla konuşurken ben görmedim ki yarim.. Evreşe yolları dar darrr!.. Bana bakma benim yarim varrr!" Off! Bir türküden hevesle... Evreşe'ye gidebilirim... Yok artık!. Neler merak ediyorum görüyor musun? Vay başıma gelenler!      10.09.2010

31 Ağustos 2010 Salı

Öyle Soğuk Bir "Siz" Değil Ama Gene de "Siz", "Siz" de Uygun Görürseniz..


Bir ara gazetede, "Aynayla Konuşmalar" başlıklı, "Yılmaz Erdoğan kendisi sordu, kendisi cevap verdi" diye bir yazı vardı. Yılmaz Erdoğan kendisiyle röportaj yapmış. Ünlü sanatçının o hafta Neşeli Hayat adlı yeni filmi vizyona girmişti. Tabiyatıyla, hem filmi, hem de kendisi gündemdeydi. Gazetedeki ropörtajın en başında Yılmaz Erdoğan kendisine: "Sizinle röportajı direk yapmak daha uygun olur diye düşündüm."diyor. Gene Yılmaz Erdoğan cevap veriyor: "Evet, bence de kendi kendimize konuşup kaydedip sonra onları çözmek falan aptalca olur. Bana siz mi diyeceksin...iz.." Cevap veriyor gene kendisi: "Bence soru sormak için en ideal mesafe bu. Öyle soğuk bir siz değil ama gene de siz. Siz de uygun görürseniz."


İşte ropörtajın, bu "sen" ve "siz"li muhabbetine bayıldım. Bu konuyu çok önemsiyorum. Çünkü daha tanışır tanışmaz, tanıştığı iki üç dakika içinde "sen" diye hitap edenlere gıcık oluyorum. İlk tanıştığı birinden "siz" diye hitap etmesini beklemek, insanın kendisini karşısındakinden üstün görmesi anlamına gelmez ki. Bırakın Yılmaz Erdoğan gibi şöhretli bir sanatçıyı, benim gibi köy insanın da, insani ilişkilerde mesafeyi koruma hakkı vardır. Üstelik bu insanın en doğal hakkıdır. İlk kez karşılaştığı birine, tanışır tanışmaz "sen" diye hitap eden kişiyi samimi yada sıcakkanlı biri olarak kabul etmem de mümkün değil. Üstelik karşımdaki kişi benimle samimi olmak isteyebilir ama bakalım ben onunla samimi olmak isteyecek miyim? Belki konuşmamız ilerledikçe, kendisi de benimle bir daha konuşmak ya da görüşmek istemeyecek. "Sen" diye hitap etmemiz için biraz zaman tanımamız gerekmiyor mu birbirimize? Bu kadar acele niye? İlk kez tanışmalarda "siz" diye hitap edilmeye dikkat edilse keşke... Yılmaz Erdoğan'ın dediği gibi: " Öyle soğuk bir "siz" değil ama gene de "siz.""

Üstelik kimi zaman insan, çok iyi tanıdığı, uzun zamandır tanıdığı, çok sevdiği birine de "siz" demeye devam etmek isteyebilir. Bu samimiyetsizlik değildir ki. Bilakis bazı ilişkilerde, samimiyete verilen değerdendir.


Şimdi bu kadar "sen" "siz" muhabbeti yapmışken, Selahattin Pınar'ın Hicaz bestesinin sözlerini hatırlamadan olur mu? Hani Fuat Edip, 20 li yaşlardayken rüyasında gördüğü bir kıza aşık olur. Yıllarca o kızı bulma hayaliyle yanar tutuşur. Ailesinin baskısıyla evlenir bu arada. Aradan yıllar geçer. Hayalindeki kıza olan aşkı artarak devam eder. Bir bahar akşamı Acıbadem'deki Çamlıca Kız Lisesi'nin önünde bir kız görür. Şair donar kalır olduğu yerde. Adeta çakılır. Çünkü bu kız, yıllar önce rüyasına giren ve şairi aşkından divaneye çeviren kızdır. Kız şairin halini farkeder. Mahçubiyetinden boynunu eğer. Yapacak bir şey yoktur tabi. Adeta kalbinden mıhlanmış olan şair şu mısraları fısıldar: "Bir bahar akşamı rastladım size.. Sevinçli bir telaş içindeydiniz.. Derinden bakınca gözlerinize.. Neden başınızı öne eğdiniz? İçimde uyanan eski bir arzu.. Dedi ki: yıllardır aradığın bu.. Şimdi soruyorum büküp boynumu.. Daha önceleri nerelerdeydiniz?" Şimdi yıllardır hayaline aşık olduğu kıza, ilk rastladığında "siz" diye hitap eden şairin, aynı sözleri "sen"li olarak söylediğini düşünsek sözgelimi, aynı zarafeti, aynı inceliği okuyana ya da şarkıyı dinleyene geçirebilmesi mümkün olabilir mi? İlk tanışmada "siz" demek, böyle bir şey işte... Öyle soğuk bir siz değil ama... Gene de SİZ.