28 Ocak 2026 Çarşamba
20 Temmuz 2024 Cumartesi
Ben Hayallerimin Olabilme ihtimalini Sevdim:)
Bu yıl üniversite sınavına girdim.
Oysa çoktan üniversiteyi bitirmiştim. İşimi kurmuştum. Pandemi başından beri ofisçe evlerimizden çalışıyorduk. Sonunda evden çalışmamız onaylanmıştı. Ofisi boşaltmıştık. Evden çalışmak, yaşamlarımızı, işlerimizi, müşteri ilişkilerimizi olumlu etkilemişti. Çalışan kadınlar olarak, evden çalışmanın keyfini çıkarıyorduk.
Ayrıca, İstanbul Üniversitesi - Sosyoloji uzaktan eğitim üçüncü sınıftan terktim.
Eee! Ne aranıyordum di mi? Hayalim, bir yabancı dilin, edebiyat bölümünde okumaktı. İspanyol Dili ve Edebiyatı, Rus Dili ve Edebiyatı, İtalyan Dili ve Edebiyatı gibi... Ne şahane olur diye hayaller kurmuştum.
İlk aşamaya, TYT, yani temel yeterlilik testiyle, ertesi gün dil sınavına girdim. Ayıptır söylemesi, kazanma kaygım olmayınca çok eğlendiğimi söyleyebilirim. Sınavların son saniyesine kadar uğraştım. Sonuçlar geldi.
Dil puanım, ancak, İstanbul'da gitmeyi hiç düşünmeyeceğim bazı özel üniversitelerin yüzde elli burslu bölümlerini tutuyor. Şöylee kurucularına, akademisyenlerine baktım. Maddi manevi gereksiz çaba olacaktı. Dil faslını kapattım.
İlk sınavla sadece iki yıllık ön lisans bölümler olabiliyor. Neler var diye baktım. Heyooo! Seramik ve Cam Sanatları Tasarımı ilgimi çekti. Puanlarına ve sıralamasına baktım. Şahane. Düşünemediğim bir terslik olmazsa havada karada tutturabilirim. Yaşasın. Çok sevindim.
Büyükannemden bir Gürcü sözü öğrenmiştim. Hayatımın sözü diyebilirim:)
Şöyle:
- Sevuğuni alacaksun. (sevdiğini alacaksın)
Devamı şöyle...
-Sevduğuni alamaduysan, alduğuni seveceksun:) (sevdiğini alamadıysan aldığını seveceksin)
Dil'den kazanamamıştım. Fakat Seramik ve Cam Sanatları Tasarımı olabilirdi. Bu bölümün olabilme ihtimalini düşündüm. Üstelik bu evrensel bir dil değil miydi? Sanat dili:) Heyyoo! İşte buna bayıldım.
Önce seramik ve camın tarihi ile ilgili bir kaç video seyrettim.
Sonraa... Evdeki cam ve seramikleri karşıma alıp seyrettim.
Ben hayallerimin olabilme ihtimalini sevdim☺
Not: Başlık, Yılmaz Erdoğan'ın " Ben, senin beni sevebilme ihtimalini seviyordum." dizesinden uydurma:)
24 Şubat 2013 Pazar
Hangi Sahneye Baksam Şiirler Çıkıyordu Arasından
31 Ekim 2012 Çarşamba
Biliyorsunuz Ya, Bir Ağrısı Vardır Gitmenin.
Aklımın nakliyesiydi asıl yoran taşıyıcıları
Yardan düşmüştüm yaralarım yardan armağandı
Ben sevmeyi beceremedim belki de sevilmeyi
Benim sevmeye engel evcil acılarım vardı
Ben yağmur ağladım bir şehre yağdı
Ben şehre ağladım bir yağmur yağdı
Ben bir ağladım şehre yağmur yağdı
Ben...
Yağmur...
Ağladım."
Fotoğraflar, Madam Tutli Putli adlı kısa animasyon filminin kareleri.
Müzik Adam Hurst'un çellosuyla, The Shallows
17 Şubat 2011 Perşembe
Evreşe Yolları Dar Olmasına Dar Da, Sahiden Börek Pişirilir Mi Fırınlarında?
"Evreşe,
Tek türküsüyle var olan ela gözlü kasaba
Bir çocuğum olsun isterdim senden" der ya..
31 Ağustos 2010 Salı
Öyle Soğuk Bir "Siz" Değil Ama Gene de "Siz", "Siz" de Uygun Görürseniz..
Bir ara gazetede, "Aynayla Konuşmalar" başlıklı, "Yılmaz Erdoğan kendisi sordu, kendisi cevap verdi" diye bir yazı vardı. Yılmaz Erdoğan kendisiyle röportaj yapmış. Ünlü sanatçının o hafta Neşeli Hayat adlı yeni filmi vizyona girmişti. Tabiyatıyla, hem filmi, hem de kendisi gündemdeydi. Gazetedeki ropörtajın en başında Yılmaz Erdoğan kendisine: "Sizinle röportajı direk yapmak daha uygun olur diye düşündüm."diyor. Gene Yılmaz Erdoğan cevap veriyor: "Evet, bence de kendi kendimize konuşup kaydedip sonra onları çözmek falan aptalca olur. Bana siz mi diyeceksin...iz.." Cevap veriyor gene kendisi: "Bence soru sormak için en ideal mesafe bu. Öyle soğuk bir siz değil ama gene de siz. Siz de uygun görürseniz."
Şimdi bu kadar "sen" "siz" muhabbeti yapmışken, Selahattin Pınar'ın Hicaz bestesinin sözlerini hatırlamadan olur mu? Hani Fuat Edip, 20 li yaşlardayken rüyasında gördüğü bir kıza aşık olur. Yıllarca o kızı bulma hayaliyle yanar tutuşur. Ailesinin baskısıyla evlenir bu arada. Aradan yıllar geçer. Hayalindeki kıza olan aşkı artarak devam eder. Bir bahar akşamı Acıbadem'deki Çamlıca Kız Lisesi'nin önünde bir kız görür. Şair donar kalır olduğu yerde. Adeta çakılır. Çünkü bu kız, yıllar önce rüyasına giren ve şairi aşkından divaneye çeviren kızdır. Kız şairin halini farkeder. Mahçubiyetinden boynunu eğer. Yapacak bir şey yoktur tabi. Adeta kalbinden mıhlanmış olan şair şu mısraları fısıldar: "Bir bahar akşamı rastladım size.. Sevinçli bir telaş içindeydiniz.. Derinden bakınca gözlerinize.. Neden başınızı öne eğdiniz? İçimde uyanan eski bir arzu.. Dedi ki: yıllardır aradığın bu.. Şimdi soruyorum büküp boynumu.. Daha önceleri nerelerdeydiniz?" Şimdi yıllardır hayaline aşık olduğu kıza, ilk rastladığında "siz" diye hitap eden şairin, aynı sözleri "sen"li olarak söylediğini düşünsek sözgelimi, aynı zarafeti, aynı inceliği okuyana ya da şarkıyı dinleyene geçirebilmesi mümkün olabilir mi? İlk tanışmada "siz" demek, böyle bir şey işte... Öyle soğuk bir siz değil ama... Gene de SİZ.










