Arada tutar benim Şekspir krizim. Yine öyle oldu… Önce yürüyüşlerde kulaklığımda Shakespeare sohbetlerini döndürmeye başladım. Sonra evdeki kitaplarını şöyle bir rafa yaydım . Derken filmler işin içine girdi ve kendime kocaman bir Şekspir alanı açtım.

Batı Yakası Hikâyesi’nin Romeo ve Juliet’ten beslendiğini
Dünyadaki haksızlıkları, bitmek bilmeyen açgözlülükleri, hırsları izlerken içim sıkıştığında Şekspir’e dönmek iyi geliyor bana .
Çünkü Şekspir sahte umutlar vadetmiyor, insanın içindeki karanlığı da aydınlığı da çelişkileriyle gösteriyor.
Şekspir, elbette bugünü ya da geleceği yazmamış. Henüz psikoloji bir bilim dalı olarak doğmamışken, insan ruhunun haritasını kendi çağında çoktan çıkarmış.
Onu okudukça anlıyorum ki, insanın zaafları, çelişkileri ve adalet arayışı çağlar boyunca farklı biçimlerde karşımıza çıksa da özünde birbirine benziyor.
Şekspir, hayatın içinde sürdürmeye çalıştığım zihin ve kalp sağlığımı koruma çabama, dört yüz yıl öteden tanıdık bir ayna tutarak eşlik ediyor.
Dünyanın bütün haksızlıklarını düzeltemesem de insanın neden böyle davrandığını anlamaya çalışmak, kendi durduğum yeri sorgulamak iyi geliyor.



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder