Geçenlerde bir sahaf gezisinde Roland Barthes’ın Yazının Sıfır Derecesi elime geçti. Kapağına bakarken çevirmenine hiç dikkat etmemişim. Sayfaları çevirip okumaya başlayınca, dönüp baktım. Tahsin Yücel'miş.
Ana dili Türkçe olan, eli kitap tutan bir okurum... Ama daha ilk sayfalarda frene basmak zorunda kaldım. Cümleleri tek okuyuşta anlayabilmem mümkün değildi. Her defasında, “Burada tam olarak ne anlatıyor?” deyip, aynı cümleyi kendi Türkçemle tekrar kurmaya çalışıyordum.
Aslında mesele sadece Barthes’ın ağır düşünce dünyasını kavramak değildi, bir de Tahsin Yücel’in ördüğü o özel Türkçeyi çözmek gerekiyordu.
Kötü ya da özensiz bir dil değil bu elbette... Aksine son derece bilinçli ve iddialı. Ama “yazın”, “ulam”, “söylen”, “örgen” veya “oluntu” gibi kelimelerin arasından sıyrılıp Barthes’a ulaşmak, labirentte yolunu bulmaya çalışmaktan farksızdı.
Haliyle insana ek bir mesai düşüyor: Çeviriyi bir de Türkçeden Türkçeye tercüme etmek...
İnsan durup düşünüyor tabii: “Acaba ben mi yetersiz kalıyorum? Bir akademisyen eline alsa şak diye anlar mıydı?”
Ne yalan söyleyeyim, elimde sözlük niyetine bir "Tahsin Yücel Kılavuzu" olmadan Barthes’la baş başa kalmak biraz cesaret işiymiş.
Şimdilik kitaba ara verip vermemekle Fransızca öğrenmeye başlamak arasında gidip geliyorum:)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder