5 Ekim 2026 Pazartesi

Diyete Başladım. Hikâyelerle Bilinçaltımı Korkutup 5 Kilo Vermeye Niyetlendim:) - Kahvaltı

Her şey bu sabah başladı. Aslında kararımı hafta sonu vermiştim... Kararım karardı, geri dönüşü yoktu. Yaz boyunca üzerime sinsice yerleşen, her kıyafette kendini hissettiren 5 kilo tıpış tıpış gidecekti.

Ve fakat... Günün ilk ışıklarıyla birlikte o celalli irade, yerini bambaşka bir ruha bıraktı. Sabah gözümü açar açmaz kendimi bir büyüye kapılmış gibi mutfakta buldum. Çayı demledim. Mutfak taze çayın buharıyla hafifçe ısındı. Sanki daha dün o kararlı niyete giren ben değilmişim gibi, ellerim benden bağımsız çalışmaya başladı... Ekmekleri kızartma makinesine dizdim. O baştan çıkarıcı koku saniyeler içinde bütün evi sardı. Masadaki diğer güzelliklerle birlikte kahvaltım tastamamdı.

Ah, masadaki o çıtır çıtır ekmekler... Yanında sıcağı görünce erimeye dünden razı mis gibi tereyağı... Elimdeki bıçak tereyağına gömülüyor, oradan sıcacık ekmeğe doğru ağır çekimde, adeta bir film sahnesi gibi ilerliyor.

Çünkü AÇIM!

Ama öyle normal, makul bir sabah acıkması değil bu. Zihnim "vermen gereken bir 5 kilo var" dedikçe, içimde uyuyan dev uyanıyor. Ben "yasak" kelimesini zikrettikçe, evrendeki bütün karbonhidratlar sözleşmiş gibi gözümün önünde resmi geçit yapiyor. Gözlerimi kapatsam bile önümden hayali börekler, dumanı üstünde mantılar geçiyor... Kendimi dehşetli aç hissediyorum. AÇ!

Tam tereyağlı bıçağı ekmeğe sürmek üzereyken, zihnimdeki acil durum alarmını çalıştırdım... Antik dünyadan bir tekinsiz hikayeyi, kurtarıcı gibi imdadıma çağırdım.

Bir zamanlar kibirden gözü dönmüş bir kral varmış. O kadar had bilmezmiş ki, tarımın, bereketin ve hasadın tanrıçası Demeter’e adanmış kutsal koruya dalmış. Yanındaki adamlara, korudaki ağaçların hepsini kesmelerini emretmiş. Ağaçlar birer birer devrilirken, kralın gözü korunun ortasındaki devasa meşe ağacına takılmış.

Bu ağaç sıradan bir ağaç değilmiş. Demeter’in kutsadığı özel bir ağaçmış. Periler ona dokunmaması için kralı uyarmışlar. Ama kral dinlememiş.Baltasını kaldırıp devasa meşe ağacına vurmuş. Ağaçtan kan süzülmüş. Kral ise olup bitenlere aldırmadan ağacı devirmiş.

İşte o anda Bereket Tanrıçası’nın gazabı başlamış. Derhal şimşek ve gök gürültüsü tanrısı Zeus’a seslenmiş. Zeus da Açlık İblisi’ni tanrıçanın hizmetine göndermiş. Gece yarısı saraya süzülen Açlık İblisi, kralın uykusunda başucuna eğilmiş… Onun damarlarına, ruhuna, içine tekinsiz bir nefes üflemiş:

«Doyurulmaz bir AÇLIK hissi.»

Kral sabah uyandığında feci bir iştahla gözlerini açmış.

Masadaki her şeyi yemiş, bitirmiş ama bir türlü doymamış. Günler geçtikçe sarayın bütün erzağını tüketmiş, servetini yiyeceğe harcamış, yine de açlığı dinmemiş. Ülkesindeki tüm hayvanları yemiş, doymamış.

Sonunda ülkede yiyecek namına hiçbir şey kalmayınca, çaresizlikten kendi kollarını kemirmeye başlamış. Sonunda kendisini de yiyip bitirmiş

Hahaha! İşte tam böyle hayal ettim kendimi... Açlıktan masadaki, evdeki her şeyi yiyip bitirmişim de... Doymamışım... Kendi parmaklarımı kemirmeye başlamışım, iyi mi? :)

Derhal elimdeki ekmeği bıraktım. Salata, birazcık peynir, üç-dört zeytin yiyip masadan fırlayıp kalktım.

Hikâye 1 – Tereyağlı Ekmek 0.

1 yorum: