Ya da maçın en heyecanlı anında, ayak ayak üstüne atmışken takımı atağa kalkarsa, aman uğurum kaçmasın diye maç bitene kadar o ayağı diğerinin üstünden indirmeyenler… Alnını kaşırken takım gol pozisyonuna girdiyse, gol olana kadar alnını kaşımaya devam edenler… Hep aynı koltukta oturmayı, aynı televizyon ekranından maç seyretmeyi uğur sayanlar…
İnsan, tuttuğu takımın kaderini bir tişörte, bir koltuğa, hatta kaşınan bir alna bağlayabiliyor demek ki.
Aklın bir köşesi bunun pek de mantıklı olmadığını bilse de gönül işte… Kendi küçük mucizelerine inanmak istiyor.
Benim de kendime göre böyle tuhaf totemlerim var:)
Ne zaman çok istediğim ama o an için imkânsız gibi görünen bir şeyin hayalini kursam… Üstelik bununla yetinmeyip hayalimi buraya, Hayal Kahvem’e yazsam… Tuhaf şey! Gün dönüyor, harman oluyor; hayat, planlarımın rotasını bir anda değiştiriveriyor... Bir de bakıyorum ki o ne? Hayalim, bir şekilde gerçeğe dönüşüveriyor!
Heyooo! Hayal et, olur elbet! :)


Bu, tablolara uzaktan bakmaktan çok daha fazlası… Işığın, rengin ve müziğin içinde kaybolmak... Sanatın tam kalbinde, bambaşka bir dünyaya yolculuk yapmak.. Hayali bile güzel:)
Şimdi söyleyin, böyle bir gösteriyi duyunca Amsterdam’a gitme hayali kursam, bu hayali Hayal Kahvem'e yazsam...
Şimdi işte buraya yazıyorum. Hayal et, olur elbet diyorum:))
Du bakalım! Aaa!... Sahiden çok merak ediyorum.




Hiç yorum yok:
Yorum Gönder