
Geçen haftayı tamamen Shakespeare’e ayırmıştım. Epeyce okudum, bir şeyler yazmaya çalıştım. Ama bu yolculukta beni en çok sürükleyen, Emine Ayhan’ın YouTube’da anlattıkları oldu. Büyük bir merakla, konuşmalarını bir bir dinledim.
Sonra, “Peki, kimdir Emine Ayhan?” diye araştırmaya başladım. Derken Birikim’de Derviş Aydın Akkoç’un kaleme aldığı "Emine Ayhan: Bir Shakespeare Emekçisinin Portresi" başlıklı o nefis metne rastladım. "Shakespeare çevirmeni değil, Shakespeare emekçisidir," diyordu Akkoç.
Şahane bir tespit, değil mi?
İşte beni Emine Ayhan’a bağlayan da tam olarak bu emekçi duruşu oldu. Günlerdir videolarını dinlerken içime yayılan o tanıdık his boşuna değilmiş. Emine Ayhan'ı hiç tanımıyorum ama o içtenliği ve mesafesizliğiyle sanki yıllardır aynı masada dertleştiğim bir edebiyat akrabam gibi… Hatta onun sayesinde cesaret edip Shakespeare bile dâhil oldu bu masaya :)
Akkoç’un tanımıyla Çukurova’nın cömert ruhunu taşıyan Emine Ayhan, Shakespeare’i akademinin soğuk sınırlarından ve kapalı salonlardan çıkararak geniş kitlelerin ve gündelik yaşamın dünyasına taşımayı başarıyor.
Kabul edelim, Shakespeare çoğu zaman gözümü korkutan, mesafeli bir dev gibi durur. Emine Ayhan ise çevirileri, anlattıkları ve çözümlemeleriyle o görünmez duvarları kaldırıp aradaki mesafeyi sıfırlıyor. Metinlerin ne kadar bizden ve canlı olduğunu hissettirip insanı cesaretlendiriyor. Derken bir bakıyorum, Shakespeare’in dizeleri zihnimi patır patır aydınlatmaya başlamış bile.
Haydi, hem Onur Ünlü’nün o nefis filmine bir selam çakayım hem de Shakespeare’in o efsane mısrasıyla yazıma nokta koyayım...
“Sen aydınlatırsın geceyi.”

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder