onur ünlü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
onur ünlü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Ağustos 2020 Pazartesi

Ne Var?


Onur Ünlü'nün
 İtirazım Var'ını  yeniden seyrettim. 
Ardından  son romanı Hesabım Var'ını okumaya giriştim.   
Film seyreder gibi kitap okumayı çok severim. 
Gene sevdim.  

Du bi... 
Hesabım Var'ın en heyecanlı bölümündeyim. 
Kitaba geri döneyim...

Heyy!
Filmleri ve kitaplarıyla, korona günlerimi renklendiren 
Onur Ünlü'ye mahsus selam ederim. 




1 Nisan 2015 Çarşamba

Hayat Bir Yanıyla Güzeldir Canım, Sen De Güzelsin -2-


T24'de "Körlerle ilgili bilmeniz gereken 10 şey" başlığını görünce, yazıyı okumak için nasıl iştahlandım anlatamam.  Hele "Körlük benim kadınlık gibi bir kimliğim ve engeli yaratansa dış güçler." diye yazıyordu ya,  nefes almadan devamını okumaya başladım.


"Bu yazıda “görme engelli” yerine “kör” sözcüğünü kullanacağım. Çünkü körlük benim kadınlık gibi bir kimliğim ve engeli yaratansa dış güçler. Mimarî, çevresel, politik sebeplerle, kör kimliğimle özgürce var olmam engelleniyor. Kör kimliği tam da bu nedenlerle “kötü, aşağılık, eksik” gibi anlamlarda kullanılıyor. Eğer sistem körler, sakatlar, sağırlar ve daha birçok farklı kimliğin özgür ve eşit bir biçimde yaşayabileceği gibi tasarlanmış olsaydı, birbirimizin kimlikleri için böyle olumsuz düşüncelere sahip olmamıza da gerek kalmayacaktı." 

Durdum. Derin derin nefes aldım. Hay canına sayın seyirciler, dedim kendi kendime... Müthişti. Yazarın adına bakmak nihayet aklıma geldi.  Binlerce kasırga aşkına! Yazan Esra Güleç'ti. Sinema arkadaşım benim. Bir vakitler Esra'yı,   işte burada  anlatmıştım.

Enfes bir yazı yazmış Esra... O kadar mütevazidir ki gazeteye yazısı çıktığını asla söylemez. Allahtan denk geldim de gördüm. Hayali gazeteci olmaktı. Okulu bitirmeden hayalini gerçekleştiriyor demek ki...  Ne güzel!


Binlerce kasırga aşkına! Bir hayali daha vardı. Yurt dışına gidip bir süre yaşamak. Hey! Esra, Almanya'ya gidecek seneye... Çünkü dün  gece Erasmus'u kazandığı belli oldu. Şaka sandık yeminle:)

İşte Esra Güleç'in T24'de çıkan yazısı burada... Okumanızı ve Esra Güleç adını unutmamanızı hararetle tavsiye ediyorum. 

http://t24.com.tr/haber/korlerle-ilgili-bilmeniz-gereken-10-sey,292062



not- başlık, onur ünlü'nün hatırlat da haziran sonlarında çocukluğumu yakalım adlı şiirinin bir dizesi. (ah muhsin ünlü)

3 Kasım 2013 Pazar

Şehre İnerim, Bir Sinema Yağmura Çalar


 

“Yarayla alay eder yaralanmamış olan.  
Bak nasıl da sararıp soluvermiş tanrıça kederden. 
Sen ondan çok daha parlaksın çünkü... 
Sen, tüm göklerdeki yıldızlarının ilki,  
Sen aydınlatırsın geceyi…” 

Yoo. Daha önce bilmiyordum Shakespeare'in bu şiirini...  

Başka Sinema'nın, sevinçle karşıladığım, günde en az üç bağımsız film gösterimi diye başlattığı filmler arasında Onur Ünlü'nün yazıp yönettiği Sen Aydınlatırsın Geceyi adlı film de vardı. Nedense bu filmi, ilk haberini okuduğum günden beri merak etmiştim. Seyredememiştim. Onur Ünlü bir şairdi. Gidiyorum Bu adlı incecik kitabı her daim gözümün önündeydi.

Haftanın son iş günüydü. Derin bir istek yüreğime gelip yerleşti. Dayanamadım.  İstanbul'a gittim. 

İlk filmi kaçırdım. Kaçırdığım filmin Sen Aydınlatırsın Geceyi olmamasına sevindim. İkinci filmdi. Zamanını bekledim. Salon tıklım tıklım dolmuştu. En arka sıranın en kenar ucundaki koltuğa oturdum. Film başladı. Sen Aydınlatırsın Geceyi, baştan sona siyah beyaz görüntüsü ve fantastik kahramaylarıyla, adeta bir çizgi roman  lezzetindeydi.  Filmin müziğini daha önce hiç işitmemiştim. Büyüleyici geldi.

Yarı gölgeli bir kuytuda itinayla biriktikleri için belki, efsunlu bazı cümleler hayatın beklenmedik bir anında çıkıverir ya insanın karşısına hani... İşte bu dizeler, sevdiğim bir şairin yazıp yönettiği siyah beyaz filmin  görüntüleri arasında ansızın yüreğimi aydınlatıverdi... 

Nasıl anlatsam bilmiyorum? İşte tam bu sahnede... Cemal, Yasemin'e bu şiiri okurken...  Tam o an... Zamanı durdurdum. Görünmez oldum. Sinema yağmura çaldı. Yanaklarım ıslandı. 


NOT- Başlık, Ah Muhsin Ünlü'nün, Hatırlat Da Haziran Sonlarında Çocukluğumu Yakalım adlı şiirinin bir dizesi.

1 Kasım 2013 Cuma

Şşşth! Kimse Duymasın!.. -14 -

Film festivallerinde,
bir filmden çıkıp  diğerine giriyorum. 
Aynı gün arka arkaya 
üç festival filmi seyretmeyi seviyorum.


İyi ama,
ancak yılın belli zamanlarında,
bu fırsatı yakalayabiliyorum.


Başka Sinema,
güzel bir fikir geliştirmiş.
1 Kasım itibariyle...
İzleyicisine, 
aynı salonda, günde en az  üç film göstermeye niyetlenmiş. 
Ne güzel! Bana hergün festival!..


Heyy!
Nasıl sevindim anlatamam.
Bugün mümkün değil, ofiste filan duramam!

Gerçekten!..




27 Ağustos 2013 Salı

Hayat Bir Yanıyla Güzeldir Canım, Sen De Güzelsin


Yukarıdaki fotoğraftaki güzel kaplumbağanın adı  Esra. O tam bir protest, tam bir seyyah. Kocaeli Üniversitesi İletişim Fakültesi üçüncü sınıfa geçmişti ki, kafası kızdı bir şeylere, tekrar üniversite sınavına girdi. Bu kez tam isabet! Ver elini Ankara... Ve çok istediği Ankara Üniversitesi  İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü'nü kazandı. Ailesi Kayseri'de yaşıyor. Dün akşam iş çıkışı beni aradı.  Okuldan kaydını sildirmek için İzmit'e gelmiş. İşleri tek günde bitmemiş. 

Buluştuk şehir merkezinde...  Veee... Elinden tuttuğum gibi bizim köye getirdim. Köyün  patika yolarında  dere tepe yürüdük. Geç saatlere kadar muhabbet ettik. Güzel bir oda hazırladım Esra'ya. Misafir ettim. Sabah şahane kahvaltı yaptık. Sonra marş marş üniversiteye gittik. Kocaeli Üniversitesi'yle ilişiğini kestirdik.  Otobüse bindiği gibi Kayseri'ye ailesinin yanına döndü. Eylül ortasında Ankara hayatı başlayacak. İnternetten edindiği, gene aynı üniversitenin biri lisans diğeri doktora öğrencisiyle birlikte aynı evi paylaşacak. İzmit'e gelmeden önce Kayseri'den Ankara'ya gitmiş. Ev arkadaşlarıyla buluşmuş, tanışmış, anlaşmış. Ev sorununu çözdüğü için sevinçliydi.


Sevgili Esra... Felek bizi ilk kez bir dans gösterisinde denk getirdi. Kocaeli Üniversitesi Dans Kulubü'nün Latin Dansları gösterisi vardı. Dans edenlerden biri görme engelliydi. Ve seyirciler arasında da görme engelli kızlar vardı. Bizim oturduğumuz masanın hemen yanında sahneye sırtlarını dönmüş oturuyorlardı. Ben yerimden kalktım. Yanlarına gittim.  Müziği işitiyorsunuz ne güzel. Pekiii... Salonu, ortamı, dans edenleri size anlatmamı ister misiniz? diye sordum.  Seviniriz, dediler.  Oturdum yanlarına... Anlatmaya başladım. Bünyemde abartma huyum var ya... Allaaah... Ben bir anlatıyorum ki... Renkleri, figürleri, komiklikleri, güzellikleri anlatıyorum da anlatıyorum. Sonra durdum. Bi dakka... Size renklerle anlatıyorum ya. Doğru mu yapıyorum? Sonra ilk kez görme engellilerle konuşuyorum. Zaten patavatsızın tekiyimdir. Pot kırıp canınızı sıkmayayım, dedim. Yooo. Devam et. İçinden geldiği gibi anlat. Hatta renkleri cümlelerinin içine iyice kat, dediler.  Eh, aldım sazı elime anlattıkça anlattım. 

Sonra... Bir görme engellinin  nasıl televizyon ya da film seyrettiğini merak ettim. Sesli betimleme denilen sinamada seslendirme tekniği olduğunu ilk kez o gün Esra'dan öğrendim. O günden sonra Esra ile pek çok kez sinemaya gittik. Kafa kafaya veriyorduk. Filmin konuşma olmayan bölümlerinde sahnede neler olup bittiğini sessizce Esra'ya anlatıyordum.  Ve o günden sonra Altı Nokta Körler Derneği ile ilişkiye geçtim. Şehirdeki sinemalarda iki kez görme engelliler için sesli betimlemeli film gösterisi yaptık. Eskiden bir tane bile görme engelli arkadaşım yoktu. Şimdi çook. Hayatımın ve yüreğimin taaa içindeler.


Esra, benim çok iyi arkadaşım, kardeşim. Antenleri bu kadar açık, bu kadar duyarlı insan zor bulunur. Doğduğundan beri iki gözü görmüyor. Hiç dert değil. Esra pek çok gören insandan daha fazla dünya ve memleket olaylarını takip eder. Esra, dünyadaki her türlü zalimliği, kötülüğü protesto eden anarşist ruhlu biridir. Üşenmez memleketin her yerindeki gösterilere gider. Yaşı benden elbette küçüktür. Fark etmez. Muhabbetiyle beni fena halde sallar silkeler.  Tam bir kadın hakları savunucusudur. Öyle böyle değil.  Veee.. Şahane gitar çalar. Hele İtalyanca şarkıları var ya...  O kadar güzel çalar söyler ki... Bayılırım yani öyle söyleyeyim. 

Ankara'da aynı evi paylaşacağı doktora öğrencisinin bir İtalyan olması hoşuma gitti. Silviya, Esra'nın İtalyanca şarkı söylemesinden kim bilir nasıl hoşnut kalacaktır diye düşünüyorum. Şimdi ben onu misafir ettim ya... Du bakalım... Ankara'ya  yerleşsin bi... İlla ziyaretini iade etmenin hayalini kuruyorum. Söz aldım. Nasıl bizim köyün patikalarını dolaştırdıysam, Esra da beni Ankara'da gezdirecek. Ve inanıyorum, gelecekte memleket için mühim işler becerecek.  Beni onunla denk getiren feleğe teşekkür ediyorum.  

Sana bir şey söyleyeyim mi? Esra iyi ki uğradı bana. Bak, kaç zamandır görme engelliler için kitap okuma seferberliği başlatma planım vardı. Boğaziçi Üniversitesi'nin sitesine girip, Gönüllü Okuyuculuk programını bilgisayarıma çoktan  indirmiştim. Yeminle mikrofon da satın almıştım. Bir türlü deneme kitap okuma seslendirmesi hazırlayıp, Boğaziçi Üniversitesi Görme Engelliler Teknoloji Ve Eğitim Laboratuvarı'na  gönderememiştim. Hemen kolumu sıvayıp başlarım artık. Çünkü Esra'nın bitmek bilmez enerjisi ve hayata direnişi gene kışkırttı beni. Sadece benim gönüllü okuyucu olmam yetmez. Bunu yapabilecek pek çok arkadaşım var. Onların da gönüllü okuyucu olmalarını arzu ediyorum. Du bakalım...  İyice niyetine girdim. Başlayacağım.

not- başlık, onur ünlü'nün hatırlat da haziran sonlarında çocukluğumu yakalım adlı şiirinin bir dizesi. (ah muhsin ünlü)


1 Şubat 2012 Çarşamba

Sevdiğimi Demez İsem Sevmek Derdi Beni Boğar

 
Onur Ünlü'nün hiçbir filmini seyretmemiştim. Doğrusunu söylemek gerekirse, Onur Ünlü'nün filmlerini merak ediyor ama elim varıp bir türlü seyredemiyordum Bu durum bende bazı yazarların kitapları için de sözkonusu oluyor. Bazı yazarların kitaplarını alıyorum. Senelerce kitaplıkta duruyor. Okuyamıyor, adeta okumak için bir vesile bekliyorum. Onur Ünlü'nün Celal Tan ve Ailesinin Aşırı Acıklı Hikayesi adlı filmi geçen yıl Altın Koza'da en iyi senaryo ve en iyi film ödüllerini almıştı. Bu film hakkında çok yazı okudum. Seyretmedim. Halük Bilginer'in başrolünü oynadığı Polis ve Güneş'in Oğlu adlı filmlerinin dışında özellikle  adı sebebiyle çok merak ettiğim  2009 yılında en iyi   senaryo dalında Altın Portakal ve Altın Koza ödülü alan Beş Şehir adlı filmini nasıl merak ediyordum anlatamam. Ahmet Hamdi Tanpınar 'ın Beş Şehir adlı kitabının filme uyarlandığını sanmıştım. Meğer filmin, kitapla ilgisi yokmuş. Üstelik film beş şehirde geçmiyor. Üç ayrı şehirde geçip, birbirinden bağımsız gibi görünen beş hikaye anlatıyor. Onur Ünlü'nün bu filme  Beş Şehir adını vermesinin nedeni bu adın çok hoşuna gitmesiymiş. Bütün bunları nereden mi biliyorum? Çünkü az önce bu filmi seyrettim. Ben tren seven biriyim. Hayal Kahvem'e trenle ilgili onlarca yazmış olabilirim.  Haydarpaşa Garı’dan Ankara, Eskişehir ve Adapazarı ve tabii ki İzmit'e yapılan tren seferleri, hızlı tren çalışması gerekçesiyle  24 ay süreyle durduruldu ya hani... İçimi nasıl efkar bastı anlatamam. Çocukluğumda oturduğumuz ev tren yolunun kenarındaki bir apartman dairesiydi. O zamanlar şehrimin içinden tren yolu geçerdi. Her tren geçişinde pencereye koşardım. Tren sadece evi değil yüreğimi zangır zangır titretirdi. Halen trenler etkiler beni... Allahım, niye ben bu kadar tren sevdalısıyım? Filmin içinde şöyle bir konuşma geçer. Çocuk kıza aşıktır. Kız: "Sen şu oyuncakçı çocuk değil misin? Tren filan satan" diye sorar.  Çocuk da sevinçle "Beni kimse farketmez ama sen farketmişsin." diye cevap verir. Kız zalim bir cümle sarfeder... "Seni değil, trenleri farkettim ben." Şimdi diyeceksin ki, "Onur Ünlü'nün bütün filmlerini çok  merak ettiğin halde, durdun durdun da, neden 2009 yılının filmi olan Beş Şehir'i şimdi şeyrettin?"  Bilmiyorum zalim bir cevap mı ama ne yalan söyleyeyim  ben filmi değil film afişindeki treni hafızama işlemişim. Bugün treni düşünüp efkarlanınca, Beş Şehir'in trenli afişi aklıma geldi. Zaman o zamandı işte... Oturdum seyrettim. Peşinden hemen Onur Ünlü'nün tüm filmlerini  seyretmektir niyetim. Peki, neden yazının başlığını böyle koydum?  Filmin içinde geçen bir cümleydi. Yunus Emre'nin dizesiydi. Aynen Onur Ünlü'nün  sırf hoşuna gittiği için filmine Beş Şehir adını vermesi gibi, benim de yazıma bu başlığı koymak hoşuma gitti.