görme engelli etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
görme engelli etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31 Ocak 2018 Çarşamba

Karikatür Betimlemeye Giriş



1- Görme engelli arkadaşlarıma sinemada film betimleme yaptığım gibi,  bazan bir arada olduğumuzda karikatür de betimliyorum. Bu kez yanımda değillerdi. Az önce Şenol Bezci'nin yukarıdaki karikatürünü  betimleyip, Pınar'a, Esra'ya, Bahar'a ve Mahmut'a  vatsaptan gönderdim. Yazdıklarımdan, karikatürün anlaşılır olup olmadığını sordum. Karikatür betimlemem şöyleydi:

"Bu karede, insanlar sağa sola yürüyorlar. Belli ki hayat gailesi içinde ömürlerini geçiriyorlar. Hiç birinin yüzü gülmüyor. Mutsuz görünüyorlar. Her birinin ya elinde ya boynunda denizde boğulmamak için  kullanılan can kurtaran simitleri var.  Can simitleriyle dolaşıyorlar."

Saat gece yarısını geçmişti. İlk yanıt Pınar'dan geldi:

"Ben Antalya'da Görme Engelliler Satranç Turnuvası'ndayım. Betimlediğin karikatürü anlayabildim. Lakin yanımda gören arkadaşlar var. Onlar görmeden bir şey  anlamıyorlar. Bana karikatürü gönderir misin? Görsünler de anlasınlar:) " diye  gülerek sesli  mesaj gönderdi. 

Çok sevindim. Hemen bu kara mizah tadındaki karikatürü Pınar'a gönderdim. Diğer yorum mesajlar da gelsin. Karikatür betimlemeye ara ara devam edeceğim. 

28 Ocak 2018 Pazar

Bale ve Övünme ve Nasıl Denirdi?


Ömrümde baleyi sahnede  hiç seyretmemiş biri olarak, ilk kez Bolşoy'da bale seyretmek kesinlikle feleğin koca bir kıyağı bana.  Çok tekkür ederim.

Aklı Kill Bill'le çalışan bencileyin birinin fikri baleye işlemezdi elbette... Lakin bakmayın, son zamanlarda baleyle ilgilendikçe döğüş sporlarının baleyle benzerliğini çakmış vaziyetteyim. Yoksa "kelebek gibi uçarım arı gibi sokarım"demezdi Mehmet Ali  Clay herhalde...
Benim baleyle ilgim bir telefonla başladı. Adının Bahar olduğunu, psikoloji bölümünde okuduğunu, okulda romantik müzik dersi aldığını, konu baleye gelince, her ne kadar hocası anlatmaya, hatta hareketletleri yaptırarak izah etmeye çalışsa bile kendisi gibi doğuştan körlerin betimlemeyle bale seyredip seyremeyeceklerini merak ettiğini, Esra'nın benden bahsettiğini, Esra'nın benimle nasıl sinemaya gittiğini, benim filmleri betimlediğimi, belki bale betimleme konusunda kendisine yardım edebileceğimi,  iknası leziz  tatlı mı tatlı bir ses tınısıyla bir çırpıda anlatınca, cahil cesaretiyle, aaaa olurrr, yaparız birlikte, deyivermiştim. Balenin besinden anlamam demek hiç aklıma gelmemişti.

Neler yaptık Bahar'la? Buluştuk önce... Sanırım anlatmıştım Hayal Kahvem'de. Dahasını da... Du bakalım...  Anlatırım bir ara.

Valla hemen yazmadan edemedim. Ben az önce Moskova'da, dünyanın en meşhur tiyatro salonu olan Bolşoy'da, ucuz olsun diye dördüncü kattaki balkonun yan koltuğunda (kalan üç biletten biriydi ayrıca:), Puşkin'in yazdığı, Çaykovski'nin müziklediği ünlü Onegin balesini seyrettim.

Havamı atarım arkadaşım. Ne yapayım yani? Baleyi ilk kez sahnede seyrettim. Evet. Kabul ediyorum. Şu anda gösteriş yapıyorum, övünme gibi yersiz davranışta bulunuyorum. Ne denirdi buna bizim dilde? Aaaa! Çok acayipmiş. Sonradan görme!

1 Nisan 2015 Çarşamba

Hayat Bir Yanıyla Güzeldir Canım, Sen De Güzelsin -2-


T24'de "Körlerle ilgili bilmeniz gereken 10 şey" başlığını görünce, yazıyı okumak için nasıl iştahlandım anlatamam.  Hele "Körlük benim kadınlık gibi bir kimliğim ve engeli yaratansa dış güçler." diye yazıyordu ya,  nefes almadan devamını okumaya başladım.


"Bu yazıda “görme engelli” yerine “kör” sözcüğünü kullanacağım. Çünkü körlük benim kadınlık gibi bir kimliğim ve engeli yaratansa dış güçler. Mimarî, çevresel, politik sebeplerle, kör kimliğimle özgürce var olmam engelleniyor. Kör kimliği tam da bu nedenlerle “kötü, aşağılık, eksik” gibi anlamlarda kullanılıyor. Eğer sistem körler, sakatlar, sağırlar ve daha birçok farklı kimliğin özgür ve eşit bir biçimde yaşayabileceği gibi tasarlanmış olsaydı, birbirimizin kimlikleri için böyle olumsuz düşüncelere sahip olmamıza da gerek kalmayacaktı." 

Durdum. Derin derin nefes aldım. Hay canına sayın seyirciler, dedim kendi kendime... Müthişti. Yazarın adına bakmak nihayet aklıma geldi.  Binlerce kasırga aşkına! Yazan Esra Güleç'ti. Sinema arkadaşım benim. Bir vakitler Esra'yı,   işte burada  anlatmıştım.

Enfes bir yazı yazmış Esra... O kadar mütevazidir ki gazeteye yazısı çıktığını asla söylemez. Allahtan denk geldim de gördüm. Hayali gazeteci olmaktı. Okulu bitirmeden hayalini gerçekleştiriyor demek ki...  Ne güzel!


Binlerce kasırga aşkına! Bir hayali daha vardı. Yurt dışına gidip bir süre yaşamak. Hey! Esra, Almanya'ya gidecek seneye... Çünkü dün  gece Erasmus'u kazandığı belli oldu. Şaka sandık yeminle:)

İşte Esra Güleç'in T24'de çıkan yazısı burada... Okumanızı ve Esra Güleç adını unutmamanızı hararetle tavsiye ediyorum. 

http://t24.com.tr/haber/korlerle-ilgili-bilmeniz-gereken-10-sey,292062



not- başlık, onur ünlü'nün hatırlat da haziran sonlarında çocukluğumu yakalım adlı şiirinin bir dizesi. (ah muhsin ünlü)

9 Aralık 2014 Salı

İstanbul Modern'de Dokunmatik Müze Gezisi

Ayşegül ve Pınar 
 
 
İtiraf etmeliyim ki, kör arkadaşlarımın gözlerinin görmediğini hep unuturum. Aralarında doğuştan kör olanlar da var sonradan görme duyularını  yitirenler de...  Zaman zaman birlikte oturur, geziniriz. Konuşup, hasbihal ederiz. Patavatsızın tekiyim. Nereye gideceğini düşünmem, dangul dungul  konuşurum. Bazan “Önüne baksana, kör müsün?” derim... Hiiç aldırmazlar. Tüm güzellikleriyle “Evet, körüm, ne olacak?” derler. Güleriz. Verdikleri mücadelelere her daim hayranlık duymuşumdur. Kör olduklarına o kadar dertlendiğimi söyleyemem... Amaa… Körlere sağlanan olanakların yetersizliği ya da ne bileyim görenlerle aralarındaki fırsat eşitsizliği var ya… Of!.. Fena halde canımı sıkar. İşte bu durumlara harbiden dertlenirim.
 
Misal, çok sık müze gezen biriyim. Müze gezerken aklıma gelirler. Bu arkadaşlarım niye görme engelli oldukları için müze gezemiyorlar ki diye düşünürüm. İstanbul Modern’de görme engelli çocuklar için hazırlanan atölye olduğunu duyunca, hemen müzede çalışan Duygu'yla iletişime geçip, arkadaşlarımı anlattım. "Niye bu atölye sadece kör çocuklar için, yetişkinler de gelse olmaz mı?" diye sordum. Duygu "Neden olmasın?" dedi ve atölyenin eğitim görevlisi Ayşegül’le konuştu. Sonra bir araya geldik. Ayşegül "Şahane olur." dedi. Kollarımızı sıvadık. Ve arkadaşlarım için sürpriz bir müze gezisi planladık.

 (Sibel-Mahmut-Ayşegül-Cihan-Pınar)

Hey! Durur muyum? Beş dakika bile dayanamadım tabii... Hemen... Hemen... Pınar ve Mahmut’u heyecanla aradım. Mahmut doğuştan kör, Pınar ise on altı yaşında kör olmuş. Vaziyeti, böyleyken böyle diye anlattım. Konu çok enteresan geldi. Hepimiz nasıl heyecanlandık anlatamam. Nanananooom! Planladığımız pazar sabahı, Pınar, Sibel, Mahmut, Emel, Cihan ve ben… Sibel, Pınar’ın annesi. Sibel de çok gençken kör olmuş. Emel yüzde on görebiliyor. Cihan görüyor. Mahmut’la Cihan’ın, birlikte yürüttükleri körler için bambaşka bir uluslararası proje var. Cihan “Ben de gelirim” dedi. Ben ise şoförleri… Ver elini İstanbul yaptık. Önce Ortaköy’de kahve içmece… Sonraaa… Hep birlikte İstanbul Modern’e gitmece...

Hay canına! Özel olarak kapıda karşılandık iyi mi? Hemen eğitim odasına alındık. Ayşegül, İstanbul Modern’i ve bu projeyi anlattı. Sonra herkesi teker teker dinledi. Veee… Sıra müze gezmeye geldi. Pazar günü ya… Of… Müze nasıl kalabalıktı anlatamam. Ayşegül müzeyi gezdirdi. Tabloları tek tek betimledi. Gören gözlerimle fark edemediğim pek çok ayrıntıyı öğrendim. Şahaneydi. Sonra tekrar eğitim odasına geçtik. Betimlenen tabloların bazıları kabartma olarak hazırlanmış. Betimlenerek hayalde canlandırılan tablolara bu kez dokunabilme imkanı buluyorsunuz. Böylece resim zihinde somutlaşıyor. Müthiş bir şey bu. Kıymetli bir emek!
 
 
Arkadaşlarım bayıldı bu duruma. Daha çok duyulmalı, daha çok kör bu durumu bilmeli ve daha çok insan müzenin bu programından faydalanmalı dediler. Bi baktım ki o ne? Hemen duyurmaya başlamışlar bile…
  

(Mahmut-Sibel-Pınar-Emel)


Hey! Ayrıca İstanbul Modern'de, Türk Sinemasının 100. yılına ithafen "100 Yıllık Aşk" sergisi vardı. Müzenin hazırladığı long playleri pikaba koyduk. Evvel zaman içinde seyrettiğimiz, lezzeti hiç eskimeyen film şarkılarını dinledik. Öyle güzel bir gündü ki anlatamam. Meteoroloji yağmur fırtına olacak dediği halde, felek yüzümüze güldü. Sımsıcak bir gün geçirdik:)

19 Kasım 2012 Pazartesi

Yalanım Yok!.. Çatır Çatır Çatladığımı İtiraf Etmeliyim!


Geçen hafta Altı Nokta Körler Derneği'ne uğradığımda, Pınar, Engin, Sinan, Sibel, Mahmut Hoca ve Meltem'in yanında oturan,  şık giyimli genç adamla daha önce hiç karşılaşmamıştım. Elini sıkıp kendimi tanıştırdığımda, adının Mehmet Emre Kalaycı olduğunu öğrenmiştim. Bazı insanlarla, ilk anda kanımız kaynar ya hani... Hah işte... O gün Emre'yle, sanki yıllardır tanışıyormuşuz gibi nasıl derin bir muhabbete girişmiştik anlatamam. Bakmıştık ki, müzik, edebiyat, sinema ve hayat üzerine konuşmamız uzadıkça uzuyordu... Ne yazık ki, ikimizin de ofislerimize geri dönme vakti geliyordu. Dernektekilerle vedalaşıp, birlikte dışarıya çıkmıştık. Arabamla Emre'yi iş yerine bırakıncaya kadar, konuşmaya hevesle devam etmiştik. Of, bağlamanın sesi yüreğimi titrettiği halde, yeteneksizliğim ve elbette beceriksizliğim sebebiyle, bir türlü  bağlama çalamadığım için olsa gerek, dokuz yaşından beri bağlama çaldığını söyleyen Emre'yi, çok feci kıskandığımı itiraf etmeliyim.  Üstüne, dört senedir  sol klarnet eğitimini sürdürdüğünü söylemesin mi?

 
 

Yok artık!.. Hele bütün bunların üstüne, şarkı söylediğini öğrenince var ya, bünyemdeki kıskançlık katsayı ibresinin tavan yaptığını hissetmiştim. Üstelik Babylon ve Aksanat'ta sahne almış öyle mi? "Vay canına!.."  dedim Emre'ye... "Sen var ya..." dedim. "Benim tüm hayallerimi şimdiden gerçekleştirmişsin. Pes ama!" Evet, ne yapayım yani? İçimde mi tutaydım!.. Aklımdan geçenleri takır takır söyledim. "Sahnede şarkı söylemeyi hep hayal ederim. Ama Emre  o kadar bed sesim var ki anlatamam. Bu hayalimin gerçekleşmesi var ya ömrü billah mümkün değil. Bari bağlama çalabileyim değil mi? Onu da beceremiyorum. Ne yalan söyleyeyim, çok kıskandım seni Emre. Çoook!!" diye  ünlemli cümlelerimi  ardı ardına ekledim.  Emre muzip muzip güldü.  "İyi o zaman, diğer faaliyetlerimi şimdilik anlatmayayım. Sizi daha fazla  kıskandırmayayım." dedi.


Şimdi yukarıdaki yazımı okuyan birileri, Emre'nin, 1987 yılında İzmit'te, öğretmen bir anne babanın çocuğu olarak  doğuştan iki gözünde de kongenital kornea bozukluğu ile dünyaya geldiğini, sol gözünden kornea nakli ameliyatı geçirmesine rağmen ameliyat döneminin tıbbi koşullarının yetersizliği nedeniyle olumlu sonuç vermediğini, fiziksel engeli nedeniyle yedi yaşında görme engelliler ilköğretim okuluna başladığını, okuldaki üstün başarısı nedeniyle ikinci sınıfı okumadan üçüncü sınıfa atladığını, dördüncü sınıftan itibaren ise kaynaştırma eğitim programıyla görenlerle birlikte okumaya başladığını, hafta sonları rehabilitasyon merkezinde hayatını rahatça idame ettirebilmek için gerekli olan bastonla bağımsız hareket hareket edebilme, ingilizce ve matematik takviye ile bilgisayar kullanımı dersleri aldığını, görenlerle bir arada okuduğu, tüm okulları üstün başarıyla bitirip, Kocaeli Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ne birincilikle girdiğini ve bitirdiğini, şimdi hem yüksek lisansına devam edip hem de avukatlık görevini sürdürdüğünü, söyleyebilir. Emre'nin eğitim ve mesleki başarılarına var ya, hiiç aldırmam.. Hiiiç... Benim kıskançlık sebebim sanatla ilgili vaziyetine... O kadar enstrüman çalabilmeyi becerebilmesine... Güzel şarkı söyleyebilmesine... Biliyor ya beni... Bakar mısın Emre'nin yaptığına? Aşağıdaki videoyu göndermiş. Ne o? Güya mesai sırasında bunaldıklarında, nasıl vakit geçirdiklerini bana göstermek niyetindeymiş. Bu kadarla kalsa iyi... Ayrıca bu video 2 Aralık 2012'de TRT müzik kanalında saat 12:00 de yayınlanmıyacak mıymış? Pes!! Of ama! Çatır çatır çatladım!   Yapılır mı bu bana?


 

10 Ekim 2012 Çarşamba

Bir Elin Nesi Var, Çok Elin Elbette Daha Gür Sesi Var!



Pınar Çatalkaya, Kocaeli Altınokta Körler Derneği Başkanı, Olcay İlter ise Gölcük Rotary Kulübü başkanı. Sevdiğim iki kadın başkan birlikte şahane bir proje gerçekleştireceklerse, yanlarında olmaz mıyım? Elbette güle oynaya olurum. Toplumda farkındalık yaratmak amacıyla, 12 Ekim Cuma akşamı saat 18:00 de Kocaeli Sanayi Odası Konferans Salonu'nda görme engelliler için hazırlanmış Sesli Betimlemeli Film Gösterisi yapılacak. Böylece Kocaeli'ndeki görme engellilere kültürel ve sanatsal faaliyetlerde fırsat eşitliği sağlama yolunda bir adım daha atılacak, engelli olmayan kişiler de bu gösterime katılacaklar ve  görme engellilier ile empati kurmaları sağlanacak. Ayrıca bu etkinlikten elde edilecek gelirle Altınokta Körler Derneği Kocaeli Şubesi'nin bilgisayar laboratuarı eksiklikleri, ihtiyaç sahibi görme engellilere konuşan saat ve beyaz baston desteği sağlanacak. Şahane bir proje bu. Akıl Oyunları'nın görme engelliler için hazırlandığı sesli betimlemeli filmini seyredeceğiz.


Şimdiii... Gelelim bu fotoğrafa... Burası Altınokta Körler Derneği Kocaeli Şubesi'nin bir odası. Pınar, Olcay, Sinan, Engin ve Mahmut hoca hepbirlikte bitmez tükenmez projelerini konuşuyorlar. Ben bir işe yaramıyorum tabii. Bol bol poz verdirip, "Heey! Herkes buraya baksın!" diye sesleniyorum,  fotoğraf çekiyorum. Olcay dışındakiler, görme engelli olmalarına hiç aldırmıyorlar, "Biz de mi bakacağız?" diye gülerek soruyorlar. Önceleri, bakmak, görmek fiilleriyle cümle kurduğumda biraz mahcubiyet duyuyordum ne yalan söyleyeyim. Hiç takılmıyorlar böyle şeylere... "İçinden geldiği gibi konuş" diyorlar. Her türlü çamları devire devire konuşuyorum. Ne benim devirdiğim çamların ne de başka bir şeyin  kendileri için engel olduğunu düşünmüyorlar. Nasıl şahane insanlar anlatamam.  Altınokta Körler Derneği Kocaeli Şubesi 14 Ekim Pazar günü,  İzmit Fuarı içerisindeki Kocaeli Sivil Toplum Merkezi'nde, 14:00 ila 16:00 saatleri arasında, “Az görenlerin ve körlerin istihdamında karşılaşılan güçlükler ve çözüm yolları” başlıklı bir seminer gerçekleştirecekler.  Ve arzuları salonu tıka basa doldurup, bu etkinliklerine katılım sağlamak. Bu haberin duyurulması  ve katılımın artması için herkesten destek bekliyorlar.

Kocaeli'nde 1000 kadar görme engelli olduğunu duyduğumda çok şaşırmıştım. Derneğe üye ise 250 kadar görme engelli var.  Çoğu ne yazık ki evlerinden çıkamıyorlar. Çünkü dışarıda dolaşabilmeleri için yanlarında mutlaka  bir refakatçi olması gerekiyor.  Mahmut Hoca, bu yaz bir grup görme engelliye beyaz baston eğitimi verdi. Bu eğitimi alan görme engelliler refakatçisiz, kendi başlarına gezmeye başladılar. Altınokta Körler Derneği Kocaeli Şubesi, baktılar ki Mahmut hoca iyi eğitim veriyor. Bir ev tutuldu kendisine İzmit'te. Mahmut hoca Ankara'dan İzmit'e transfer edildi. Doğuştan görme engelli olan Mahmut, memleketin heryerine beyaz bastonuyla kolaylıkla gidiyor. Şimdi beyaz baston eğitimi İzmit'te aralıksız devam ediyor. Ayrıca bilgisayar kursu ve kişisel gelişim kursları başladı dernekte. Bu kurslarla ilgili haberleri, ara ara vereceğim Hayal Kahvem'de. 

 


Şimdi öncelikle, bilenler bilmeyenlere söylesin, 14 Ekim Pazar günü,  İzmit Fuarı içerisindeki Kocaeli Sivil Toplum Merkezi'nde yapılacak olan seminere çok sayıda katılım sağlamak istiyorlar. Sonra da Altınokta Körler Merkezi Kocaeli Şubesi'ndeki kurslardan çok sayıda görme engelliyi  faydalandırarak, görme engellilerin hayatlarını daha kaliteli hale getirmeyi arzuluyorlar. Bize düşen bu haberleri mümkün olduğunca duyurmak ve etkinliklerinde onları yanlız bırakmamak elbette. Bir elin nesi var... Çok elin sesi var öyle değil mi? Bu sesler sivil toplum örgütlerinin, yerel yönetimlerin kulağına daha güçlü gidecek.  Farkındalık sağlanacak. Umuyorum ki  görme engellilerin yaşadığı zorluklar  tez zamanda ortadan kaldırılacak.