sinema etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sinema etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Ekim 2026 Perşembe

"İyi Kötüdür, Kötü de İyi"

 

Prof. Dr. Mina Urgan’ın Shakespeare ve Hamlet adlı kitabında, Shakespeare’in yaşamını, sonelerini ve oyunlarını ele aldığı bölümlerin yanı sıra Macbeth üzerine yaptığı yorumları okurken zihnimde uzun süredir duran bazı sorular yeniden canlandı.

Shakespeare’in 11. yüzyıl İskoçya’sında geçen bu ölümsüz eseri, cesur komutan Macbeth’in üç cadıdan bir gün kral olacağı kehanetini duymasıyla başlıyor. Kral olabileceği ihtimali zihnine düştüğünde, kendi ahlaki sınırlarını nasıl birer birer yıktığına  şahit oluyoruz.

Macbeth, Kral Duncan’ı öldürerek tahta geçiyor. Ancak tahta çıktığında huzura kavuşmıyor. Tam tersine, kaybetmekten korktuğu iktidarı korumak için daha fazla şiddete başvuruyor.

Kitabın başında cadıların meşhur bir sözü var...  “İyi kötüdür, kötü de iyi…”

Çünkü hırs insanın gözünü kör ettiğinde, iyiyle kötü, doğruyla yanlış birbirine karışmaya başlıyor. Macbeth’in başlangıçta dehşetle baktığı bir cinayet, zamanla iktidarını korumak için başvurduğu bir araca dönüşüyor. İnsan, kendi hırsına kapıldığında, bir zamanlar kötülük olarak gördüğünü bile haklı, hatta gerekli görmeye başlayabiliyor.

Macbeth’in asıl trajedisi yalnızca hırsına yenilmesi değil de, o karanlık kapıdan bir kez geçtikten sonra bir daha geri dönememesidir belki...

Macbeth’in hikâyesi yüzyıllar öncesinde kalmış olabilir. Fakat bugünün dünyasında  sırf yükselmek için başkalarını harcayan, güç uğruna vicdanının sesini susturan insanları düşündüğümüzde, bu hikâyenin neden hâlâ güncel olduğunu anlamak hiç zor değil.

Yıllar geçse, çağlar değişse de insan ruhunun değişmeyen çıkmazlarını böylesine derinlikli anlatabilmesi, Shakespeare’in edebiyat tarihindeki yerini anlamaya yetiyor.

Şu film afişlerine bakar mısınız? Avustralya’nın suç dünyasından Hint mafyasına, 70’lerin fast-food savaşlarından Joel Coen’in büyüleyici siyah-beyaz atmosferine kadar her yönetmen, Shakespeare’in Macbeth’ini kendi dünyasında yeniden yorumlamış. 

Shakespeare bugün yaşasaydı, hikâyesinin bu kadar farklı dünyalara taşınmasına, insanın 400 yıl sonra bile aynı zaaflara yenilmesine, hırsına kapılıp başkalarını harcarken kendi sonunu hazırladığını görememesine şaşırır mıydı acaba?

5 Ekim 2026 Pazartesi

Kendimi Eylediğim Zamanlar

 

Film seyrettim.

Mozaik tablo yapmaya başladım. Vazoyu yapınca daha çok ortaya çıkacak:)

Sinemaya gittim ve bu absürt filmi çok beğendim.

Prens'i yeniden okumaya başladım.

19 Temmuz 2026 Pazar

Kendimi Eylediğim Zamanlar

 
Sinemaya gittim.

Odysseia destanını eski Yunanca aslından çevirenlerden biri olan Azra Erhat ı merak ettim.


Kitaplarıma bakarken, 
Orhan Pamuk'un Yeni Hayat romanı elime geldi. 
Hafıza tuhaf kutu, kitap elimdeyken, 
niyeyse Marlene Dietrich'in  Mavi Melek filmi  aklıma geldi. 


11 Mayıs 2026 Pazartesi

Kill Bill Hem de Tekmili Birden:)

 


Vallahi dün sinemaya gitmek niyetinde değildim. Fakat Kill Bill afişini görünce  nasıl durabilirdim? Afişini bile çerçeveletmiş duvarıma asmış biriyim. Hastasıyım:) Çok severim. 

Saate baktım. Beş dakika sonra başlayacak. Hemen bilet aldım. Koşturarak salona daldım. Bang bang! Bi başladı tamam mı? Ben bi bıraktım kendimi... Hooop... Filmin mecrasına aktım. 

Meğer "Kill Bill Mevzunun Tamamı"  iki film şeklinde tekmili birdenmiş:) Tam 5 saat sürdü! 

Yalan söyleyecek değilim, hiç pişman değilim. Kill Bill'lere sinema perdesinde hiç denk gelmemiştim. Ezbere bildiğim filmin  her dakikasını keyifle seyrettim. 

3 Mayıs 2026 Pazar

Kendimi Eylediğim Zamanlar...

 
Sinemaya gittim.

Mozaik yaptım.

Kitap okudum.

Ukulele ve akordiyon çalıştım.

Karahindibanın büyüleyici değişimini biliyordum. 
Fakat her gördüğüm benzeri sarı çiçekleri karahindiba sanıyordum.
Değilmiş.

Tek saplı, tek çiçekliyse karahindiba imiş.
Dallanmış sap, çoklu çiçekler ise karahindiba değilmiş.
Öğrendim ya çok sevindim:)

24 Nisan 2026 Cuma

Kendimi Eylediğim Zamanlar...

 
Kitaplar okudum.

Çigong yapıyorum.


Arkadaşlarıma evde mozaik yapımını gösterdim.


İlk leyleği gördüm. Neşe doldum.

Akordiyon  çalışmaya devam ediyorum. 

Sinemaya gittim.

17 Mart 2026 Salı

Sinemayı Hep Sevdim...


Ortaokula o yıl başlayacaktım. Yeni bir eve taşınmıştık.

Bu ev bir açık sinemanın bahçesindeydi.

“Yok  canım daha neler!” demeyin sakın. Gerçekten öyleydi.

Bizim taşındığımız apartman, sinemaya bitişik bir binaydı. Birinci katta oturuyorduk. Üst katların değil, yalnızca bizim katın sinema salonuna doğru uzanan kocaman bir balkon çıkıntısı vardı. Adeta bir loca…

Film seyretmeye bayılırdım.
Ve o balkon, bana armağandı.

Gözlerim o zamanlar fena halde bozuktu, tam beş numara. Bu durum film seyretme hevesimi zerre azaltmazdı. Sinemada haftada iki kez film değişirdi. Her akşam aynı filmi seyretmekten bıkmazdım. 

Annem gözlerimin bozukluğunu her gece film seyretmeme bağlardı. Çok kızardı.

 Ben de hemen seyrettiğim filmlerden ezberlediğim birkaç repliği taklit ederdim:

Mesela bir anda Türkan Şoray oluverirdim. Elimi dramatik bir hareketle gözlerimin üzerine götürür, başımı yana eğer ve keder dolu sesle haykırırdım:

“Aman Tanrım! Nayııır! Artık göremiyorum… Göremiyorum…
Kör oldum ben! Ah Tanrım… Nedennn? Nedennn bennn?
O kadar bedbahtııım ki!!!

Ya da Aysecik olurdum. Annemin önünde diz çöker:

- Teyzeciğim… Sizi çok sevdim… Size anne diyebilir miyim? derdim.

Annem dayanamaz, kızmaktan vazgeçer… Hatta kimi zaman kahkahayla gülerdi;
- Şımarık kız! Haydi yatağa! derdi.

Yatar gibi yapardım. Sonra gizlice balkona kaçardım. Görünmez bir köşeye tüner, gizli gizli, sanki ilk kez seyreder gibi büyük bir iştahla, o geceki filmi seyrederdim.. 

Annemden saklı yapıyorum ya Yarabbim o ne şahane bir histi!.. 

Neden anneden gizli çevrilen işler, insana bu denli haz verirdi ki? 

Heyy! Çocukluk ne güzeldi:)

5 Mayıs 2025 Pazartesi

Black Mirror'dan Yeni Seyrettiğim Etkileyici Bir Film Daha - Common People


Bazı hikâyeler vardır, insanın içine işler. 

Hele ki her şey sıradan bir aşk hikayesi gibi başlayıp, bir anda modern çağın kabusuna dönüşüyorsa... 

Amanda ve Mike tam da böyle bir çift. Amanda bir öğretmen, Mike inşaat işçisi. Sade, sevgi dolu hayatları var... Ta ki Amanda’nın beyninde  tümör çıkana kadar.

Mike, şaşırmış, çaresizlik içinde çırpınırken devreye Rivermind adında bir şirket giriyor. Bilim kurgu gibi ama değil... Beyni tarıyorlar, kopyalıyorlar, tümörü alıyorlar, yerine sentetik bir beyin yerleştirip hafızayı yüklüyorlar. Hem de ücretsiz... Sadece aylık 300 dolar abonelik ücretiyle Amanda yaşamaya devam ediyor. Ne büyük nimet di mi?

Ama işte olay tam da burada başlıyor...  Amanda, hayatta kalabilmek için artık daha fazla uyumak zorunda. Çünkü beyni, aynı zamanda bir server gibi çalışıyor. Uyudukça veri taşıyor, , hizmet ediyor... Kadın hem hayatta kalıyor hem de bir şirketin dijital altyapısı oluyor.

Derken ek paketler devreye giriyor. Kapsama alanı dışına çıkmak mı istiyorsun? Ayda 750 dolar daha ödemeleri gerekiyor... Daha iyi bağlantı, daha az uyku, daha fazla bilinç...  Ekstra ücret. Her yeni özellik, bir uygulama güncellemesi gibi hayatlarına çörekleniyor. Bu  resmen bir abonelik sistemi...

Mike parasızlıktan online karanlık işlere bulaşmak zorunda kalıyor. Amanda, öğretmenliğini neredeyse kaybediyor çünkü sürekli uyuma halinde...  Yaşamak için para ödüyorlar, bedel sadece para değil. Kontrol ellerinden kayıyor, ilişkileri paramparça oluyor, ruhlarını aylık üyeliğe kiraya veriyorlar.

İronik değil mi? Birini yaşatmak için kendi hayatından vazgeçiyorsun. Rivermind’ın sunduğu teknoloji, belki tıp tarihinin devrimi ama aynı zamanda kapitalizmin elinde başka bir pranga. Yaşamak artık bir hak değil, bir lüks. Kredi kartına taksit taksit umut. 

Kısacası Common People, bize şu soruyu soruyor: Yaşamaya devam etmek, gerçekten yaşamak mı? Yoksa bir sistemin aboneliğine dönüşmek mi?

Aaa! Durun bi... Üstelik çile bununla da bitmiyor. Premium pakete geçemedikleri için Amanda’nın beyni, artık bir canlı yayın  reklam panosuna dönüşüyor. Kadıncağız yarı bilinçli haldeyken  bir anda, yüzde 50 indirim sadece bugün,  diye bağırmaya başlıyor. Resmen bilinçaltına giren influencer gibi. Yayıncılık sektörü sevinsin; ekran yetmedi, sıra zihinlerde, demek ki!!

Bu hikaye, teknolojinin değil, sistemin insanlar üzerindeki egemenliğini sorguluyor. Teknoloji hayat kurtardı, evet. Ama hayat dediğin şey sürekli güncellenmesi gereken bir uygulamaya dönüştüyse, biz hala yaşıyor muyuz, yoksa sadece sistem açık kalsın diye mi varız? 

Hay canına sayın seyirciler... Ne diyeyim? Allah yazdıysa bozsun.😅



4 Mayıs 2025 Pazar

Bu Hissin Adı Ne?

 

Hiç aklında yokken bir şey olur ya…

Hiç beklemediğin bir anda, hayat sana usulca bir hediye uzatır.
Sıradan, telaşsız bir gündü. Yoldan geçerken gözüm bir afişe takıldı.



Pulp Fiction.


Tarantino’nun efsane filmi. Hastasıyım:)

Benim çok sevdiğim… ama sinemada hiç izleyemediğim filmi...

Önce bir duraksadım.
Afişe biraz daha yaklaştım.
Yok canım, dedim içimden.
Ama evet… gerçekten oradaydı.
30 yıllık film, bizim şehrin sinemasında oynuyordu.
O kadar şaşırdım ki… inanamayıp içeriye girip sordum.
Ve cevap netti: Evet, gösterimde.

Bir şey oldu o an.
İçimde hafif bir titreme, bir heyecan, bir tuhaflık…
Sanki evren bana küçük, tatlı bir sürpriz hazırlamış gibiydi.
Bir armağan gibi.
Bir ikram gibi.
Durup dururken.
Hiç aklımda yokken.

Bir filmi bu kadar çok sevmiş, ama asla sinemada izleme şansı bulamamıştım.
Şimdi, tam karşımdaydı.
İşte bu his…

Hiç aklımda yokken denk geldiğim,
Bu tuhaf, sıcak, içimi hafif ürperten, için için neşe veren bir sürpriz... 
Bunun bir adı var mı?
Veya başka dillerde karşılığı?

Belki saudade derler buna — geçmişte olup bitmiş ama hala derinlerde hissettiğim bir şey.                Sanırım bu kelime tam uymadı...  Saudade aşk üzerine derin duygusal durumu anlatıyor olmalı. 

Belki Japonların natsukashii'si gibi — tatlı bir nostalji.
Belki de  hayatın, küçük bir tebessümle bana, benden sana hediye, demesidir. Olabilir mi?

Türkçe'de karşılığı var mı peki?

 Biletimi aldım. Kırmızı koltuklardan birine oturdum. Sinemanın ışıkları karardı. Film başladı. Hayatın gelmişini geçmişini unuttum. Beyaz perdenin o muazzam illüzyonuyla usulca filmin mecrasına aktım.




1 Mayıs 2025 Perşembe

Kendimi Eylediğim Zamanlar...

 


Mozaik yapmayı deniyorum. Her defasında kuş çıkarabiliyorum:)


İş için Antalya'ya gittim. 
Tahtalı Dağı.. 
Görür görmez büyüledim
Ben her bahar aşık olurum.
Bu bahar bu  dağa aşık oldum. 




7 Mehmet'i çok merak ediyordum. Gittim.
Vee...
Bazı kuşları görünce tanıyabiliyorum.
Örnekse, işte buyrunuz... 
Kumruyu bildim:)


Şevval Sam'ın çaldığı bu fülütten satın almak istiyorum.
Yerini bilen varsa, yazsın, nooolur!
Çok merak ediyorum:)


Şehrime iki sevdiğim film gelmiş. 
Bu filmleri sinemada seyretmemiştim.
Havalara uçtum. 
Gülümse:)