kuş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kuş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Haziran 2026 Perşembe

Gerçek Serçe Hikayesi...

Geçenlerde izlediğim bir videoda çok ilginç bir şey öğrendim. Tarihte bazan iyi niyetle alınan kararların ne kadar büyük sonuçlar doğurabileceğini biliyordum ama bu örnek gerçekten şaşırttı beni. Birkaç gramlık küçücük bir kuşun, milyonlarca insanın hayatını etkilemiş olabileceği hiç aklıma gelmezdi.

1958 yılında Çin’de Mao Zedong yönetimi tarafından başlatılan “Dört Zararlı Kampanyası” kapsamında fareler, sinekler, sivrisinekler ve serçeler ülkenin düşmanı ilan edilmiş. Neden?  Hastalıkları azaltmak, tarımsal üretimi artırmak ve ülkeyi daha verimli hale getirmek... Yetkililere göre özellikle serçeler tarlalardaki tahılları yiyerek büyük ekonomik kayıplara neden oluyormuş. 

Bait bir hesap yapmışlar...  Daha az serçe, daha fazla ürün!

Kararın ardından milyonlarca insan seferber edilmiş. İnsanlar günlerce davul, tencere ve teneke çalarak serçelerin yere konmasını engellemişler. Kuşlar bitkin düşene kadar havada kalmaya zorlanmış. Yuvalar dağıtılmış... Yumurtalar ezilmiş... Ve kısa süre içinde yüz milyonlarca serçe öldürülmüş.

Başlangıçta bu büyük bir başarı gibi görünüyormuş. Ve fakat bilirsiniz, doğanın kimsenin hesaba katmadığı bir tarafı vardır. 

Serçeler yalnızca tahıl yemiyormuş ki,  aynı zamanda çekirge, tırtıl ve yaprak bitleri gibi tarıma zarar veren böceklerle de besleniyormuş. Serçeler ortadan kalkınca böcek popülasyonları kontrolden çıkmış. Dev çekirge sürüleri tarlaları istila etmiş.  

Sonuç korkunç olmuş. Tarımsal üretim çökmüş. Kıtlık yayılmış. Ve milyonlarca insan açlık nedeniyle hayatını kaybetmiş.

Elbette yaşanan trajedinin tek bir nedene indirgenemeyeceği söyleniyormuş.  Ancak serçelere karşı yürütülen kampanya, felaketi büyüten en önemli hatalardan biri olarak kabul ediliyormuş.

Bu hikâyede beni en çok etkileyen şey, insanların doğayı ne kadar kolay kontrol edebileceklerini düşündükleri anda aslında ne kadar büyük hatalar yapabileceklerini bir kez daha görmek oldu. Bazan küçücük, önemsiz  gibi görünen bir canlının, minicik serçegillerin koca bir ekosistemin dengesini ayakta tuttuğunu anlıyorum. 

Kendimi Eylediğim Zamanlar...

 

Gülerek duygulanmak istedim. Eski bir film seyrettim. Çok sevdim.
Vee... Bir dizi seyretmeye başladım. Şimdilik iyi gidiyor...

Okuyabilir miyim acaba diye düşünüyordum, bayıldım. 98. sayfaya geldim bile. Filmine hazırlanıyorum:)

Cam mozaikle kuş yapmaya devam ediyorum.

             İki günlüğüne Roma'ya gittim. Çok yürüdüm. Sadece bir adet Invader mozaiği avlayabildim.

Bebek roka ile tanıştım. Bakar misiniz? Ne güzeller!

17 Mayıs 2026 Pazar

Huzurlarınızda Büyük Baştankaralar... Ve Kültürel Öğrenme:)

 


Bu fotoğrafı kuş gözlem topluluğundan bir arkadaş çekmiş. Bayıldım.

Bakar mısınız? Şehrin bir üst geçidinin altında, paslı bir borunun adeta dala dönüştüğü yerde yan yana dizilmişler… Kim çizdiyse ellerine sağlık demeliyim.

Sarı gövdeleri, siyah başları, beyaz yanakları ve göğüslerinden kravat gibi aşağı süzülen ince siyah çizgileriyle bunlar büyük baştankaralar :)

Büyük baştankaralar hakkında bir makale okumuştum. İngiltere’de şehirde yaşayan baştankaraların, süt şişelerinin folyo kapaklarını delip kaymağa ulaşmayı öğrendiklerini ve bu yöntemi kısa sürede birbirlerine öğrettiklerini fark etmişler. Bu davranışın yıllar içinde kuştan kuşa yayılması, bilim insanlarının “kültürel öğrenme” dediği şeye en sevimli örneklerden biri olmuş. Yani bu küçücük kuşlar yalnızca hayatta kalmıyor; birbirlerinden öğreniyor, bilgiyi yayıyor, hatta kendi küçük şehir kültürlerini oluşturuyorlarmış.

Bilim insanlarına göre bu davranışlar genetikle değil, öğrenmeyle yayılıyormuş. Yani bilgi bir kuştan diğerine adeta “beyinden beyine” aktarılıyormuş. 

Aaa! Acaba şehrin bu alt geçidinin altında genel kurul toplantısı mı var? 

İyi sosyalleşmiş, deneyimli baştankaralar, çaylaklara “folyo kapak nasıl açılır”, “en iyi kırıntı nerede bulunur” gibi  şehir derslerini jet hızıyla nasıl aktaracaklarını mı konuşuyorlar acaba?


2 Mayıs 2025 Cuma

Kuş İsimlerine Kuş Bakışı


Dil bilimi oldum olası ilgimi çeker. Son zamanlarda kuşlar radarımda ya,  kendimi ansızın kuşların isimlerinin peşine düşmüş buldum: Bu kuşa neden böyle demişler, diye diye bir baktım, ad biliminin içine dalmışım.

İşin içine girince fark ettim ki, ad bilimi sadece isim koymak değilmiş. Her kelimenin ardında bir kültür, bir tarih, bir dünya görüşü gizli. Kuş isimleri de öyle gelişi güzel verilmemiş elbette. Her biri, onu adlandıranın gözlemiyle, yaşadığı coğrafyayla, hatta hayal gücüyle şekillenmiş.

Mesela, kiraz kuşu... Rengi gerçekten kirazı andırdığı için mi bu adı almış? Yoksa o meyveyle aynı mevsimde görünüp kırmızısıyla yarıştığı için mi? Belki de her ikisi… İşte tam burada devreye dilin estetiği, halkın algısı ve doğayla kurduğu ilişki giriyor. Ve bu da ad biliminin en heyecanlı yeri!


Kuş adlarına baktıkça, doğanın ne kadar ilginç ve gözlemlerle dolu bir dünya olduğunu daha iyi anlıyorum. Mesela balıkçıl gibi bir kuş ismi, su kenarında balık yakalayan, uzun bacaklı bir kuşu tarif etmek için mükemmel bir seçim. 

Ya da arı kuşu... Bu kuşlar sürekli arılarla uğraşıyor, adını da tam olarak bu yüzden almış olmalılar.

Kuş isimleri bazan hareketlerinden veya kuyruğunun şekillerinden adlandırılmış. Örneğin, dik kuyruk ismi kuşun kuyruğunun dik durmasından,


Aşağıdaki kuşun adı kuyruksallayan... Kuyruğunun sürekli hareket etmesinden geliyormuş. 

Foroğraf-ebird-kuyruksallayan


1 Mayıs 2025 Perşembe

Kendimi Eylediğim Zamanlar...

 


Mozaik yapmayı deniyorum. Her defasında kuş çıkarabiliyorum:)


İş için Antalya'ya gittim. 
Tahtalı Dağı.. 
Görür görmez büyüledim
Ben her bahar aşık olurum.
Bu bahar bu  dağa aşık oldum. 




7 Mehmet'i çok merak ediyordum. Gittim.
Vee...
Bazı kuşları görünce tanıyabiliyorum.
Örnekse, işte buyrunuz... 
Kumruyu bildim:)


Şevval Sam'ın çaldığı bu fülütten satın almak istiyorum.
Yerini bilen varsa, yazsın, nooolur!
Çok merak ediyorum:)


Şehrime iki sevdiğim film gelmiş. 
Bu filmleri sinemada seyretmemiştim.
Havalara uçtum. 
Gülümse:)


15 Mart 2025 Cumartesi

Kendimi Eylediğim Zamanlar...

 

Filmler seyrettim.



Kitaplar okudum.


Hazırladığım alçı kalıbın içinde;  sıvı seramik döküm çamuruyla vazo yapmayı öğrendim.



Yılın ilk çiğdem çiçeğine denk geldim.



Ördeklerin peşine düştüm.



Seramik sırrı yapmayı  tekrar tekrar denedim.




Ramazan ayı ruh iklimime iyi gelen şarkıya takıldım.




28 Şubat 2025 Cuma

Kuşlara Uymak:)

 

Bu bir kıyı çamur çulluğu:)

Bir kıyı çamur çulluğu, Alaska'dan Yeni Zelanda'ya durmadan, yaklaşık on bir bin kilometre boyunca uçabiliyormuş. Hiç mola vermeden uçuyor, beyninin bir yarısı uyurken diğeri uyanık kalıyor, yön buluyor, denizlerin üzerinden geçerken suyun ve gökyüzünün neresinde buluştuğunu hissedebiliyor...  Saatte yetmiş kilometre hızla tam bir hafta durmaksızın uçabilmek... Müthiş değil mi?  Bilim insanları, üzerine yerleştirdikleri uydu takip sistemi sayesinde bu olağanüstü yolculuğu keşfetmiş.

Kuşların göçü, büyüleyici ve gizemli bir doğa harikası. Eskiden insanlar da tıpkı hayvanlar gibi doğayı okuyarak yollarını bulurmuş. Yıldızlara bakar, rüzgarın yönünü hisseder, güneşi ve bulutları takip ederlermiş. Elbette teknolojinin nimetlerinin farkındayım. Öte yandan teknolojinin, bu içgüdüsel yeteneklerimizi elimizden aldığını, farkına bile varmadan doğayla kurduğumuz bağı zayıflattığını da çok iyi biliyorum. Belki de bu yüzden, kuşların göçüne bu kadar hayranlık duyuyor ve onların izini sürmek istiyorum:)

1.Fotoğraf/https://tr.wikipedia.org/wiki/K%C4%B1y%C4%B1_%C3%A7amur_%C3%A7ullu%C4%9Fu

27 Şubat 2025 Perşembe

İçinden Kuş Geçen Şarkılar

 

Yaşar - Kuşlar -1998 -https://www.youtube.com/watch?v=YOiN6Doh6uw

Edip Akbayram - Kuşlar - 1994 -  https://www.youtube.com/watch?v=I0ALkWfrBNM

Cem Karaca - Sevda Kuşun Kanadında - 1988 - https://www.youtube.com/watch?v=Son8h3PpMaM

Gaye Su Akyol - Bir Yaralı Kuştum -2018 https://www.youtube.com/watch?v=pfhuVE-uda4

Sagopa Kajmer - Kargaların Kargaşası - 2009 https://www.youtube.com/watch?v=W3W6RW-HNXQ

Blackbird – The Beatles - https://www.youtube.com/watch?v=Man4Xw8Xypo

Free Bird -  Lynyrd Skynyrd - https://www.youtube.com/watch?v=0LwcvjNJTuM

Three Little Birds" – Bob Marley & The Wailers - https://www.youtube.com/watch?v=HNBCVM4KbUM

Songbird – Fleetwood Mac - https://www.youtube.com/watch?v=4Sihd4Euam0

And Your Bird Can Sing – The Beatleshttps://www.youtube.com/watch?v=Uq0aeEYLkIE

19 Şubat 2025 Çarşamba

Kuş Gözlemcisi Olmaya Karar Verdim:) - Sıvacı Kuşu

Bu yıl kuş gözlemcisi olmaya karar verdim:) 
Bazan öğrendiklerimi Hayal Kahvem'e yazacağım. 
İşte buyrunuz... 
Sıvacı kuşu ile başlayalım mı? 

Sıvacı kuşu adı üstünde,  doğanın en ilginç ustalarından biri. Adını, yuvasını kurmak için yaptığı harika sıvama işinden alıyor. Ağaç kovuklarını veya kaya deliklerini bulduğunda, girişini çamur ve kil karışımıyla kapatarak kendine güvenli bir yaşam alanı yaratıyor. Böylece yırtıcılar veya davetsiz misafirler içeri giremiyor. Küçük ama marifetli bu kuş, doğanın inşaatçılarından biri olarak biliniyor.

Onun bir diğer özelliği de hareketleri. Çoğu kuş gibi sadece yukarı doğru tırmanmakla yetinmeyip, baş aşağı da yürüyebiliyor. Ağaç gövdelerinde akrobat gibi dolaşıyor ve besin ararken en zor yerlere bile ulaşabiliyor. Bu becerisiyle hem dikkat çekiyor hem de kendine büyük bir avantaj sağlıyor.

Sıvacı kuşuna halk arasında "uykucu kuş" da deniyor. Bunun sebebi, soğuk havalarda uzun süre hareketsiz kalabilmesi. Kışın yuvasının ağzını sıvayarak içinde kalıyor. Öylece durup hiç hareket etmeyerek enerji tasarrufu yapıyor. Bu durumu  Ashab-ı Kehf efsanesiyle ilişkilendirip uykucu kuş da diyenler varmış. Hani mağarada yıllarca uyuyan yedi genç var ya, işte sıvacı kuşunun bu hareketsizliği de onlara benzetilmiş olmalı.Biz insanlar doğada gördüğümüz her hareketi  hikayeleştirerek anlamlandırmayı ne çok seviyoruz:)

Bu küçük usta, sadece ustalığıyla değil, sesiyle de kendini belli ediyor. Ormanda yürürken tiz ve canlı bir "tiiit-tiiit" sesi duyarsak, büyük ihtimalle bir sıvacı kuşu yakında bir yerlerde bizi  izliyor olabilir. Acaba ıslık çalsam cevap verir mi ki:)

Doğa, her detayıyla büyüleyici. Sıvacı kuşu da bunun en güzel örneklerinden biri. Onun minik ama ustaca yaşamı, doğanın ne kadar ince işlediğini gösteriyor.  Hayal Kahvem'in kuşlar dünyasına hoşgeldiniz:)

18 Ocak 2015 Pazar

Ben Hâlâ Kuşlara Hayran...


Bilirsiniz illa ki... "Sanat uzun, hayat kısa" diye bir özdeyiş vardır ya hani...  

Hah işte... Ne vakit Cemal Süreya'nın yukarıdaki minik şiirine  denk gelsem, nedense bu özdeyiş aklıma gelir. 

Yeni öğrendim.  Bu özdeyişin devamı varmış.  "Sanat uzun, hayat kısa, fırsat seyrek."  Çok sevdim.

Ne kadar doğru bir söz, öyle değil mi? 





20 Eylül 2012 Perşembe

Sen Kırlangıç Yuvasındaki Kadını Gördün Mü Hiç?


Bak ne anlatacağım... Hayal Kahvem'e kimi zaman hayali yazılar yazıyorum diye, yakınlarım şaşıyor vaziyetime. Ayrıca hemen hemen hergün, neredeyse aralıksız, yazılar yazıyorum ya biteviye... Bazan birden fazla yazı yazdığım bile oluyor aynı günde; diyorlar ki "Nasıl yapıyorsun?" "Madem yazabiliyordun böyle, neden başlamadın daha önce?" Ne desem ki? "Nehir akar, ya denize boşalır ya da kendi denizini yaratır." demişti sevdiğim bir yazar. Ne bileyim? Demek ki, herşeyin bir yeri ve zamanı var.

Ben komik, küçük sevinçler geçirecek mucizevi yazılar yazabilmeyi hayal ediyorum. Yemek tarifleri verirken, film senaryosu gibi anlatıyorum, yiyeceklere insan isimleri takıyorum, eşyalara canlı muamelesi yapıyorum, eşyalara birer isim verdiğim gibi, hatta emekleri geçtiği için bana, eşya isimlerinin sonuna, hanım ya da bey gibi saygı kelimeleri ekliyorum. Kimi zaman deyimlerle deneme yazısı yazmaya çalışıyorum. Kimi zaman sevdiğim yazarların cümlelerinden bilmeceler kuruyorum.Ya da beğendiğim şarkı sözlerinden metinler oluşturmaya çabalıyorum. Sevdiğim yazarın öyküsüyle, sevdiğim şairin dizlerini birleştiriyor, kendime göre yeni bir öykü oluşturuyorum. Veya hayali yazılar yazıyorum sanki başımdan gerçekten geçmiş gibi... Uçurtmayla uçurtma oluyorum  bulutlarla kovalamaca oynuyorum, kuşla kuş oluyorum, bi bakıyorum ki o ne? Resmen uçuyorum. Haydi eskiden bunları sadece kendim bilirdim. Şimdi Hayal Kahvem'e yazıyorum. Benim bu vaziyetlerimi bilmiyorlardı ya, yazılarımla arkadaşlarımı ve ailemi şaşırtıyorum. Acaba neden ben böyle şeyler yapıyorum?


Bu akşam Sait Faik'in Son Kuşlar adlı kitabı elime geldi. Gözümü kapadım. Sayfalarını saygıyla dalgalandırdım. Bir sayfa açtım. Eski huyumdur. Bir kitap elime değerse eğer... Çok vaktim yoksa hepsini okumaya... Kıyamam kitaba... Gözümü kapar açarım bir sayfa... Okurum bahtıma ne çıkarsa... İşte gene böyle yaptım. Kısmetime çıkan öykünün adı "Kırlangıç Yuvasındaki Kadın." Bakar mısın öykünün ismine?.. Haydi bakalım, gelin burdan yakın!  Bak şimdi... Öyküde Yazar, önce deniz kenarındaki, pis bir hamal kahvesinin içindeki kırlangıç yuvasını anlatır. Soba borularının çıktığı delik kapatılmamıştır. Her yıl bir kırlangıç buraya yuva yapmaktadır. Kahveci kadın kapamaz bu deliği bu nedenle... "Eli kulağında, neredeyse gelir benim kiracı" der. Öykünün devamında Sait Faik kırlangıç yuvasındaki bir kadından bahseder, "Kırlangıç yuvasındaki kadın sabahları gözükürdü. Islak saman rengi saçları vardı." diye anlatmaya devam eder. Okuyucu şaşırır tabii. Şaşırdığını anlar yazar, sorar öyküde: "Kırlangıç yuvasına kadın sığar mı? demeyin. İnsan aklına sığan şeyleri bir yol hayal buyurun. Kırlangıç yuvasına bir kadın sokmuşuz, saçlarını, ıslak saman rengi saçlarını tarar dururmuş. Ne zararı var size? Varsın, bir de böylesi bulunsun, hiç değilse Abasıyanık'ın yazısında. Bıktım doğrusu artık, oturup insanoğlunun çektiğini, çekmediğini anlatmaktan. Bıkmaktan geçtim, anlatamadım. Yazdım, beceremedim. Kendi kendimi ne aynada, ne düşte, ne hayalde, ne fotoğrafta göremedim de sarı saçları var dedim." diye anlatmaya devam eder.


Sonra kırlangıç yuvasındaki kadın ile kırlangıcın ilişkisinden uzun uzun bahseder. Bu anlattığı kadın, kırlangıcın karısı değildir, kuş değildir, in cin değildir yani, basbayağı beniademdir. Olur mu böyle bir şey diye düşünür tabii öyküyü okuyanlar... Yazar anlar okuyucunun hissiyatını ve yazısına şöyle devam eder: "Olur mu öyle şey? Olsun olmasın. Oturup dedikodular, olamamış şeyler, olup da kimsenin takmadığı hikayeler, düzeltemeyeceğim işler, daha doğrusu, ne aynada, ne fotoğrafta kendi kendimi göremediğim halde, başkalarını değil anlamak, görürmüşüm gibi onlara dair sözler söylemek, içim çekmiyor bugün." Sait Faik zanaatının yazı yazmak olduğunu söyler. İsterse kırlangıç yuvasına bir kadın oturtur saçını taratır, isterse yuvaya ateşböceğinden bir avize yapar, isterse kadına sanki günahmış gibi bir günah işletebilir, isterse der ki bir kırlangıç bütün bir yaz boyu iki milyara yakın sinek avlayabilir... Canı ne istiyorsa onu diyebilir, onu yazabilir. Kim karışabilir? Hatta insanın  insana yaptıklarını yazmadığı için, birçokları da sevinebilir. 

Yazı yazmayı sevdiğim yazarlardan öğrendiğime göre, işte en sevdiğim yazarlardan biridir Sait Faik... Ne diyorsa doğrudur... Yazan biri ne istiyorsa hayal edebilir... İsterse "Makas keseceğine diker, isterse geceyi iki güneş aydınlatabilir. İsterse ölüme kravat takar, isterse hayat çırılçıplak dolaşabilir." Canı ne istiyorsa onu yazabilir.. Ben inanıyorum Sait Faik'e! Kırlangıç yuvasında bir kadın olabilir. Sonraaa... Ne diyeceğim?.. Ben kaç kere gördüm, pis hamal kahvesinin bir köşesindeki soba borusu deliğinde! Hey, hem de kaç kere? Neden böyle yazıyorum diye sordum ya kendime... Anladım şimdi niye... Ben kırlangıç yuvasındaki kadını görebiliyorum... Sen de görsene... Haydi dene!...

13 Eylül 2012 Perşembe

Şşşttth!.. Kimse Duymasın! -1 -


Sabah bulutla bulut olmuştum.
 Öğlen kuşla kuş oldum.
Akşam,
uzandığım yerde uçmayı denedim. 
Uçtum. 

Gerçekten...




2 Mayıs 2011 Pazartesi

Saçımı Albatros Kestirmeye Karar Verirken, İlgim Dağıldı Gene...


Bazan inanmıyorum kendime. Şimdi durup dururken "albatros"  kelimesi nereden aklıma takıldı?  Az önce aynaya bakıyordum. Saçlarım  epeyce uzadı. Yelpaze yelpaze omuzlarımdan aşağıya dökülüyor. İyi ama önümüz yaz. Nedense  "Yarın kuaföre gideyim. Saçlarımı albatros kestireyim." diye aklımdan geçirdim. 

Sonra düşündüm düşündüm... Ne albatros saç modelini ne de albatros kuşunu gözümün önüne getiremedim. Ne bileyim? 

Küçükken annem kuaföre götürüp "albatros olsun!" demez miydi? Bizim mahallenin kuaförü Aysel Abla da ensemi tıraşlar, alnıma ufak bir kahkül düşürürdü. Acaba albatros saç kesimi öyle bir şey mi? 

Albatros kuşu nasıl bir şey peki?  Takıldı ya bir kere kafama... Üşenmedim. National Geographic' e baktım.  Aman yarabbim!  Şu kuşun muhteşemliğine bakar mısınız? Tüm kuşlar arasında en geniş kanatlara  (3.5 metre) sahip  olan albatroslar, bir kez dahi karaya ayak basmadan binlerce kilometre kanat çırpmadan süzülürlermiş. Albatros, uçan canlı makinelerin en heybetlisiymiş. Albatros, kemik, tüy, kas ve rüzgârmış. Vay canına sayın seyirciler! Meğer albatros ne heybetli bir kuşmuş.  

İnanın unutmuşum. Hatırlar mısınız Coleridge'in "Eski Bir Denizci'nin Türküsü"nü...  Hani öyküdeki gemi, buzlar, korkunç sesler, ve sisler arasında ilerlerken... `Albatros kuşu geminin peşi sıra gelir ve sanki bu uğurlu kuş sayesinde yol açılır.  Hani yaşlı gemici  sebepsiz yere albatrosu öldürür. Albatros günahının simgesi olarak yaşlı denizcinin boynuna asılı bırakılır. Sonra yaşlı gemici  bu cezadan kurtulsa da vicdan azabı hep içinde kalacaktır. Müthiş bir eserdir. Ve işin ilginç yanı söylendiği kadarıyla bu eseri Coleridge denizi görmeden, albatros kuşlarını bilmeden yazmıştır. 

Allahım! Nedir bu şimdi? "Ben saçımı kestireyim mi? Kestirirsem albatros modeli olsun mu?" diye ne albatros modelini, ne de albatros kuşunu  hatırlayamadan düşündüm ya... Eee... Afedersiniz ama... Nerden geldim Coleridge'in Yaşlı Denizci'sine? 

Bu hafıza komik ve tuhaf bir kutu sahiden.. Internet ise var ya... Of! Garip ötesi bir derya! İyi ama, gene ilgim dağıldı gördünüz mü? Bu gidişle kestiremeyeceğim saçlarımı... Aaa! Leman Sam'a benzeyeceğim sonraa!

NOT-

Fotoğraf: Frans Lanting

Alabros: yanların kısa ve üst kısmın fırça gibi bırakıldığı kısa saç modeli. Fransızca'da "fırça tarzında" anlamına gelen 
"à la brosse" deyiminden dilimize geçmiş.