Bazan hevesle bir gezi yazısı yazmaya niyetleniyorum. Sonra birden, “Dünyada bu kadar savaş, bu kadar keder varken ben ne anlatıyorum?” diyen o ağır düşünce, yüreğime bağdaş kurup oturuyor.
Bir yanım, dünyanın acılarına tanıklık ederken, alışıp kayıtsızlaşmaktan korkuyor, Öteki yanım ise güzellikleri görmek, okumak, seyretmek, gezmek ve gördüklerini kelimelere dökmek istiyor.
Hani diyor ya şair: “Yaprak döker bir yanımız, bir yanımız bahar bahçe.”
Aksu Bora ve Gökçe Zeybek Kabakcı’nın derlediği Zamanın Duyguları, ben tam da bu hislerle cebelleşirken elime geldi. Kitap, içinde yaşadığımız bu çağda hepimizin yakından tanıdığı korku, kayıtsızlık, haset, nefret, tiksinti gibi duyguların peşine düşüyor. Ama bizi sadece o karanlıkta bırakmıyor, "el üstünde tutulması gereken duygularımıza", cesarete, meraka, şefkate ve neşeye yer açıyor.
Diyor ki: " Şükür ki, yalnızca korku, öfke, nefret değil bulaşıcı olan; cesaret de heves de merak da bulaşıcı. "
Kitabı okumaya devam ederken şunu fark ettim: Bir şehri anlatmak ya da bir binanın cephesindeki o seramiğin peşine düşmek, dünyanın acılarına sırt çevirmek, kayıtsız kalmak demek değil.
Neşelenmek, merak etmek, gezmek, okumak, seyretmek, bunları yazarak paylaşmak bir kaçış değil çünkü... Aksine, bu çağda hayata ve birbirimize tutunmanın en güzel yolu.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder