aksu bora etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
aksu bora etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Eylül 2026 Çarşamba

Kendimi Eylediğim Zamanlar...

Bizim kızlar gene Avrupa şampiyonu olunca, başım yukarıda gururla dolaştım.

 


Filmler seyrettim.


Amasya ve Çorum müzelerine gitmiştim. 
Dönünce hemen İstanbul Arkeoloji Müzeleri akşam gezi turuna katıldım. 

Kitaplar okuyorum.

Pegasus Slovenya'nın başkenti Lubliyana'ya direk uçuş koymuş. 
Gitsem mi, diye araştırıyorum.

7 Eylül 2026 Pazartesi

"Acıyı Bal Eyledik"


Bazan hevesle bir gezi yazısı yazmaya niyetleniyorum. Sonra birden, “Dünyada bu kadar savaş, bu kadar keder varken ben ne anlatıyorum?” diyen o ağır düşünce, yüreğime bağdaş kurup oturuyor.

Bir yanım, dünyanın  acılarına tanıklık ederken, alışıp kayıtsızlaşmaktan korkuyor, öteki yanım ise gezmek, görmek, okumak, seyretmek ve  kelimelere dökmek istiyor.

Hani diyor ya şair: “Yaprak döker bir yanımız, bir yanımız bahar bahçe.”

Aksu Bora ve Gökçe Zeybek Kabakcı’nın derlediği Zamanın Duyguları, ben tam da bu hislerle cebelleşirken elime geldi. Kitap, içinde yaşadığımız bu çağda hepimizin yakından tanıdığı korku, kayıtsızlık, haset, nefret,  tiksinti gibi duyguların peşine düşüyor. Ama bizi sadece o karanlıkta bırakmıyor, "el üstünde tutulması gereken duygularımıza", cesarete, meraka, şefkate ve  neşeye yer açıyor. 

Diyor ki: " Şükür ki, yalnızca korku, öfke, nefret değil bulaşıcı olan; cesaret de heves de merak da bulaşıcı. "

Kitabı okumaya devam ederken şunu fark ettim: Bir şehri anlatmak ya da bir binanın cephesindeki  seramik panonun peşine düşmek, dünyanın acılarına sırt çevirmek, kayıtsız kalmak  demek değil. 

Neşelenmek, merak etmek, gezmek, okumak, seyretmek, bunları yazarak paylaşmak bir kaçış değil çünkü... Aksine, bu çağda hayata ve birbirimize tutunmanın en güzel yolu.

8 Ağustos 2012 Çarşamba

Yarasalar Ve Ayizi...


"O tatlı sesleri duyuyorum-
dünyada en sevdiğim şey,
Buna sahip olmak ne müthiş,
ne hazine! Tanrı bana bağışlasın!"
Yarasalar Kitabın'dan


Evet... Orucumu açtım. Suyumu üç seferde içtim. Yemeğimi yedim. Masayı topladığım gibi Hayal Kahvem'e geldim. Oh..! Yazmayı özlemişim. Kaç gündür o film senin, bu şiir benim dolanıp duruyorum. Yazı yazmayı var ya, ha unuttum ha unutacağım diye korkuyorum. Gülüyorsun biliyorum.  Hayal Kahvem'e, zaten günde iki posta yazı attırdığımı, hatta abarttığımı düşünüyorsun. Yooo... İnan içimi tam manasıyla dökemiyorum. Du bi... Kafamı bulandırma şimdi. Oturdum. Birşeyler yazmak niyetindeyim. Bakalım neler döktüreceğim. İnan ben de bilmiyorum. Ortalık nasıl sessiz anlatamam. Çıt yok...  Pencereden kafamı dışarıya uzattım. Zifiri karanlık. Şimdi sessizlik ve karanlık deyince,  bugün bir ara okumaya başladığım, Marcel Beyer'in Yarasalar adlı kitabına  aklım gitti. Bak şimdi... Okumaya başladığım kitap o kadar akıcı, o kadar güzel cümlelerle bezeliydi ki, çeviri yapanı fena halde merak ettim. Kitabın kapağına baktım. Çeviren Tanıl Bora'ydı. Kitabı oturduğum koltuğa bıraktım. Bilgisayar başına çöktüm. Tanıl Bora kimdir diye araştırmaya başladım. Yazar, çevirmen, yayıncı, editör... Bi dakka... Bi de Aksu Bora'nın kocası diye yazıyordu. Aksu Bora kimdi peki? Hacettepe Üniversitesi İletişim Fakültesi'nde doçent. Boşuna mı Okuduk?, Kadınların Sınıfı, 90'larda Türkiye'de Feminizm, Yoksulluk Halleri adlı kitapların yazarı. Ne hoş! Ben Marcel Beyer'i de, Tanıl Bora'yı da unuttum. İştahla Aksu Bora'nın peşine düştüm iyi mi?  Ayizi Yayınevi'nin kurucularındanmış. Memlekette bir gurup kadın "okumak istedikleri" kitapları yayımlamak için bir yayınevi kurmuşlar. Vay canına sayın seyirciler!.. Bayıldım ben bu işe! Ne güzel!.. Ayizi'ni öğrendim ya nasıl sevindim anlatamam. Bu yeni bir ses keşfetmek gibi bir şeydi benim için. Yarasalar gündüz uçamazlarmış biliyor muydun? Sadece gece uçabildikleri için renkleri siyahmış. Gece, karanlıkta, gidecekleri yere gözleriyle bakmıyor, kulaklarıyla duyuyorlarmış. Böylece yollarını kaybetmiyorlarmış. Kadınlar hakkında hoyratça konuşulan ve davranılan bir dünyada, kadınların gene kadınlar için çaba sarfetmeleri,  karanlıkta gözleriyle değil kulaklarıyla yolunu bulan yarasalarmış gibi bir his geçirdi. Kadının durup kendi iç sesini dinlemesi sahiden çok gerekli değil mi? Kadının kendi iç sesini işitmesi ne müthiş bir şey! Hazine gibi sahi... Ayizi kadınları kendi iç seslerinde, hemcinsleri için şefkat hissetmişler ve  o sesi şimdi duyurmak istiyorlarmış gibi geldi. Sevindim. Gökyüzüne baktım.  Hayalperest bünyem depreşti.  Ayizi, Yarasalar kitabı sayesinde göründü ya gözüme. Ay üzerinde yarasa izi vardı sanki. Ne yalan söyleyeyim, Ayizi'ni sevdim ben... Bundan böyle, kitaplarının ve yayınlarının takipçisiyim. Öyle işte.