ay etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ay etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Eylül 2019 Çarşamba

Ay! Nazlı Ay! Neredesin?

 

Dün gece hilal vardı da... Dolunaya dönüşmesini takip ediyorum. 
Bu gece ansızın aklıma geldi. Yalın ayak sokağa fırladım...  Aramaya başladım. 
Karanlığın içinden genç bir kadın çıkıverdi. Tahminim yürüyüşteydi. 
- Heyy! Ay'ı gördünüz mü?" diye seslendim.
Durdu. 
Hakveririsiniz ki şaşkın şaşkın; "Ay mııı?" deyiverdi. 
- Evet, ay! dedim. "Ay'ı arıyorum da..." 
Müstehzi nazarla  meraklı yüzüme, manidar tebessümle  çıplak ayaklarıma baktı. 
Aldırmadım. 
Bilakis, Ay'ı  niye görmedi diye öfkelendim. 
-Hep önünüze bakmayın matmazel... Bazan gökyüzüne bakın" deyiverdim.
Kadını olduğu yerde bıraktım... Evin arkasına geçtim.
Ay  yoktu.
Acaba  ay neredeydi ki?

Eğer görürseniz, münasip dille söyleyin e mi? 
Beni merakta komasın... 
Bizim köye de uğrasın.


23 Haziran 2017 Cuma

Geceleyin Gök Yüzünden Güneş Topla Benim İçin


Dünya, güneş ve ay'ın aslında üç kız kardeş olduğunu öğrendiğimde çenemin yere düştüğünü, gözlerimin tabak kadar  açıldığını hatırlıyorum. 
-Nasıl yani? demiştim babanneme... Dünya, güneş ve ay  kız kardeşler  miiii?
Mırıl mırıl bir sesle, "Evet" demişti. "Bir zamanlar... Dünya, güneş ve ay, şimdiki gibi birbirlerini kovalamıyorlardı. Evrende tatlı tatlı dolanıp, huzur içinde oynuyorlardı."

Dünya, güneş ve ay... Hem kızlar... Hem kardeşler... Hem birlikte oynuyorlar. Allahım yarabbim! Bu nasıl hoş bi vaziyetti! Tuhafa meyyal ruhum, durumu hemencecik kabullenmiş, dünya, güneş ve ay'a elbise dahi giydirmişti. 

Babannem şöyle devam etmişti:
- Sonraaa... Bir gün üçü de  anne olmak istediler. 
Kaşlarımın yay gibi gerildiğini, gözlerimin tepsi kadar irileştiğini hayal edebilirsiniz.
Hahah! Bayılmıştım bu masala. Dünya, güneş ve ay... Kızlar... Kardeşler... Birlikte oynuyorlar. Ve anne olmak istiyorlar. Binlerce kasırga aşkına! Müthişti!

Hiç itiraz etmedim. Hayal çarklarım tıkır tıkır işlemesine kolaylıkla izin verdim.

-Peki sonra noldu babanne? diye heyecanla soruverdim.
Babannem sustu. Hemen cevap vermedi. Ne söyleyecek diye merak ediyor, gözümü kırpmadan iki dudağının arasına tüm iştahımla  bakıyordum.  O merak anları ne tatlıdır. İnsanının kalbi  nasıl da pıt pıt eder.  İşte tam o anda babannemin kalbimin pıtpıtlarını işitmek ne kelime, gördüğüne emindim. Babannem masal anlatmanın keyfini sürüyor, dinleyicisinin iştahını iyice kıvamına getiriyordu.  Daha fazla uzatmadı. Omuzlarını titrete titrete kıkırdayarak konuşmaya başladı.

-Güneş  sıcacık, mincik güneşcikler, ay  parlak, güzel yıldızlar, dünya ise çeşit çeşit insanlar doğurdu, dedi babannem.  

Dünya, güneş ve ay...  Şimdi anne ve teyze olmuşlardı. Ne diyebilirdim ki? Harikuladeydi. Kendimi masalın kollarına iyice bırakıvermiştim. Babannem şöyle devam etti.

- Zaman geçtikçe çoğalmaya başladılar. İnsanlar yeryüzüne, yıldızlarla güneşcikler gökyüzüne hızla yayıldılar. Özellikle güneşcikler o kadar çoğalmışlar ki, insanlar yanmaya ve ölmeye başladılar. Ay, güneşle konuştu. Eğer güneşçikler bu hızla doğmaya devam ederse, dünyanın çocukları yaşayamayacaklar. İyisi mi sen güneşçiklerini toplayıp yut, ben de yıldızlarımı yutayım. Bizim çocuklarımız içimizde gezinsin. Dünyanın insanları huzura ersin, dedi. 

Güneş, ay'ın bu teklifine itiraz etmek istediyse de ay diretti. Ve güneş güneşçiklerini teker teker toplayıp  yutuverdi. Ay ne yaptı bil bakalım?" dedi babannem. Cevabımı beklemeden devam etti. "Ay, yıldızlarını eteğine sakladı. Güneş en son güneşçiğini yuttuğunda, eteğindeki yıldızları gökyüzüne fırlattı. İşte o gün bugündür, dünyanın insanları çoğalmaya devam ediyor, yıldızlar semada  sereserpe dolaşıyor... Gökyüzünde bir güneş var bir ay var... Neden dersin? Çünkü güneş tüm kızgınlığıyla  ay'ı kovalıyor."

Elbette Fen Bilgisi derslerinde öğretmenler gece ve gündüzün oluşunu bilimsel olarak anlattılar. Hiç inanmadım. Babannemin masalı en güzeldi!

27 Nisan 2013 Cumartesi

Şşşth! Kimse Duymasın!.. - 7 -

 
Az önce usulca yatağımdan kalktım.
Balkona çıktım.
Gökyüzünde bir mücevher gibi parıldayan Ay’a  hayranlıkla baktım.
Ne yaptım biliyor musun sonra?
Hani, ilk insandan bu yana,
milyonlarca yıldır hep aynı Ay’a bakılıyor ya…
Ay’ın hafızasında,  kimbilir ne bakışlar birikiyor diye,
hesaplamaya kalktım:)

Gerçekten!

8 Ağustos 2012 Çarşamba

Yarasalar Ve Ayizi...


"O tatlı sesleri duyuyorum-
dünyada en sevdiğim şey,
Buna sahip olmak ne müthiş,
ne hazine! Tanrı bana bağışlasın!"
Yarasalar Kitabın'dan


Evet... Orucumu açtım. Suyumu üç seferde içtim. Yemeğimi yedim. Masayı topladığım gibi Hayal Kahvem'e geldim. Oh..! Yazmayı özlemişim. Kaç gündür o film senin, bu şiir benim dolanıp duruyorum. Yazı yazmayı var ya, ha unuttum ha unutacağım diye korkuyorum. Gülüyorsun biliyorum.  Hayal Kahvem'e, zaten günde iki posta yazı attırdığımı, hatta abarttığımı düşünüyorsun. Yooo... İnan içimi tam manasıyla dökemiyorum. Du bi... Kafamı bulandırma şimdi. Oturdum. Birşeyler yazmak niyetindeyim. Bakalım neler döktüreceğim. İnan ben de bilmiyorum. Ortalık nasıl sessiz anlatamam. Çıt yok...  Pencereden kafamı dışarıya uzattım. Zifiri karanlık. Şimdi sessizlik ve karanlık deyince,  bugün bir ara okumaya başladığım, Marcel Beyer'in Yarasalar adlı kitabına  aklım gitti. Bak şimdi... Okumaya başladığım kitap o kadar akıcı, o kadar güzel cümlelerle bezeliydi ki, çeviri yapanı fena halde merak ettim. Kitabın kapağına baktım. Çeviren Tanıl Bora'ydı. Kitabı oturduğum koltuğa bıraktım. Bilgisayar başına çöktüm. Tanıl Bora kimdir diye araştırmaya başladım. Yazar, çevirmen, yayıncı, editör... Bi dakka... Bi de Aksu Bora'nın kocası diye yazıyordu. Aksu Bora kimdi peki? Hacettepe Üniversitesi İletişim Fakültesi'nde doçent. Boşuna mı Okuduk?, Kadınların Sınıfı, 90'larda Türkiye'de Feminizm, Yoksulluk Halleri adlı kitapların yazarı. Ne hoş! Ben Marcel Beyer'i de, Tanıl Bora'yı da unuttum. İştahla Aksu Bora'nın peşine düştüm iyi mi?  Ayizi Yayınevi'nin kurucularındanmış. Memlekette bir gurup kadın "okumak istedikleri" kitapları yayımlamak için bir yayınevi kurmuşlar. Vay canına sayın seyirciler!.. Bayıldım ben bu işe! Ne güzel!.. Ayizi'ni öğrendim ya nasıl sevindim anlatamam. Bu yeni bir ses keşfetmek gibi bir şeydi benim için. Yarasalar gündüz uçamazlarmış biliyor muydun? Sadece gece uçabildikleri için renkleri siyahmış. Gece, karanlıkta, gidecekleri yere gözleriyle bakmıyor, kulaklarıyla duyuyorlarmış. Böylece yollarını kaybetmiyorlarmış. Kadınlar hakkında hoyratça konuşulan ve davranılan bir dünyada, kadınların gene kadınlar için çaba sarfetmeleri,  karanlıkta gözleriyle değil kulaklarıyla yolunu bulan yarasalarmış gibi bir his geçirdi. Kadının durup kendi iç sesini dinlemesi sahiden çok gerekli değil mi? Kadının kendi iç sesini işitmesi ne müthiş bir şey! Hazine gibi sahi... Ayizi kadınları kendi iç seslerinde, hemcinsleri için şefkat hissetmişler ve  o sesi şimdi duyurmak istiyorlarmış gibi geldi. Sevindim. Gökyüzüne baktım.  Hayalperest bünyem depreşti.  Ayizi, Yarasalar kitabı sayesinde göründü ya gözüme. Ay üzerinde yarasa izi vardı sanki. Ne yalan söyleyeyim, Ayizi'ni sevdim ben... Bundan böyle, kitaplarının ve yayınlarının takipçisiyim. Öyle işte.

 

18 Ağustos 2010 Çarşamba

Ay'da Buluşma.. Ama Hangi Yolla?


Eğer insanın gurbette sevdiği varsa… Bazı geceler randevuleşmeli.. Sözleşilen gecede, gece yarısı saat onikide mesela… Sen burada… O orada… Sözleşilen zamanda ay’a bakmalı.. Ay bir tane ya… Aynı ay… Onun gördüğü de aynı ay, senin gördüğün de.. O halde.. Aynı gece, aynı saatte, farklı farklı memleketlerden ya da şehirlerden ay’a bakılsa bile, bakışlar çakışır aynı yerde… Ben denedim, oluyor… Hasret sanki bir nebze dağılıyor.. Hem düşünsene… İnsanlar ilk oluştan beri, milyonlarca yıldır, hep aynı ay’a bakıyor.. Eğer ay’ın hafızası varsa, kim bilir ay’da ne bakışlar birikiyor! Bunun hayali bile inan yüreğimi titretmeye yetiyor!



27 Mart 2010 Cumartesi

Ay'da Buluşma... Ama Hangi Yolla?

Eğer insanın uzakta sevdiği varsa… Bazı geceler randevuleşmeli.. Sözleşilen gecede, gece yarısı saat onikide sözgelimi… Sen burada… O orada… Sözleşilen zamanda ay’a bakmalı.. Ay bir tane ya… Aynı ay… Onun gördüğü de aynı ay, senin gördüğünde.. O halde.. Aynı gece, aynı saatte, farklı farklı memleketlerden ya da şehirlerden ay’a baksanız bile, bakışlarınız çakışır aynı yerde… Ben defalarca denedim, oluyor… Hasret sanki bir nebze dağılıyor! Hem düşünsene… İnsan ilk oluştan beri, milyonlarca yıldır, hep aynı ay’a bakıyor! Eğer ay’ın hafızası varsa, kim bilir ne bakışlar birikiyor ay'ın çekmecelerinde! Kalbini titretmiyor mu, bunu düşünmek bile?