17 Haziran 2022 Cuma
İçimi Sevinçle Bir Korku Sarmıştı
30 Kasım 2017 Perşembe
Zaman Nedir?
Ona sorarsanız: ’Lafı bile edilemez, mikroskopik bi zaman...’
Gif/Google'dan
23 Haziran 2017 Cuma
Geceleyin Gök Yüzünden Güneş Topla Benim İçin
Kaşlarımın yay gibi gerildiğini, gözlerimin tepsi kadar irileştiğini hayal edebilirsiniz.
Hahah! Bayılmıştım bu masala. Dünya, güneş ve ay... Kızlar... Kardeşler... Birlikte oynuyorlar. Ve anne olmak istiyorlar. Binlerce kasırga aşkına! Müthişti!
Güneş, ay'ın bu teklifine itiraz etmek istediyse de ay diretti. Ve güneş güneşçiklerini teker teker toplayıp yutuverdi. Ay ne yaptı bil bakalım?" dedi babannem. Cevabımı beklemeden devam etti. "Ay, yıldızlarını eteğine sakladı. Güneş en son güneşçiğini yuttuğunda, eteğindeki yıldızları gökyüzüne fırlattı. İşte o gün bugündür, dünyanın insanları çoğalmaya devam ediyor, yıldızlar semada sereserpe dolaşıyor... Gökyüzünde bir güneş var bir ay var... Neden dersin? Çünkü güneş tüm kızgınlığıyla ay'ı kovalıyor."
Elbette Fen Bilgisi derslerinde öğretmenler gece ve gündüzün oluşunu bilimsel olarak anlattılar. Hiç inanmadım. Babannemin masalı en güzeldi!
12 Nisan 2016 Salı
Gene Bir Rüya Gördüm...
1 Nisan 2016 Cuma
Korku
13 Ağustos 2013 Salı
Kahve Molası - Nereye Sinyorita?
Sıcakta... Sahiden... Enikonu tanınmaz oluyorum biliyor musun? İçimden bambaşka... Nasıl anlatsam... Acayip bir ben çıkıyor. Bu tip durumlarımda ortadan kaybolmak istiyorum. Hoş, ben her türlü tuhaflığıma alışığımdır alışmasına da... Beni normal insan görünme mecburiyeti daha fena yoruyor. Bak şimdi... Rüzgâr günlerdir görünmüyorsa... Yaz güneşi ortalığı cayır cayır kavurmaktaysa... Şeyy... Tehditkâr bir hava takınmak istemem ama, enerjisini rüzgardan alan bencileyin biri için gözü dönme çanları çalıyor demektir yani öyle söyleyeyim. Bugün eskaza biri karşıma çıkıp, beni durdurmaya kalsa... Ne biliyim, "Biz burada çalışıyoruz sinyorita, sen nereye?" dese mesela... Hilafım yok, hayali tabancamı çıkarırım, dan dan dan vurabilirim valla... Öyle böyle değil...
25 Haziran 2012 Pazartesi
Tatile Çıkamayan Bir Hayalcinin Hayalleri, Güneşle İlgili Olmayacaktır Tabii..
Gizli Not: Sana bir şey söyleyeyim mi, tatile bir türlü çıkamıyorum. Şööyle güneşli, denizli, şıpıdık terlikli, tiril tiril entarili, üfür üfür etekli tatil yapamayınca ne yapayım? Oturup dertleneyim mi yani? Onun yerine sonbahara, kışa, kara, soğuğa... Ne bileyim... Rüzgâra, yağmura.... Güzellemelere devam ediyorum. Güneş mi? Yoooo... Ne güneşi... Elbette rüzgârı, yağmuru seviyorum. Ah!.. Sonbaharın gelmesini dört gözle bekliyorum. Yalan mı? Yooo... İnan bana doğru söylüyorum.
18 Haziran 2012 Pazartesi
Bir Akılsız Baştan Gayrı Nem Kaldı?
Allah affetsin. Sıcaktan hiç haz etmem... Güneşten değil rüzgârdan enerji alan bir bünyeye sahibim ben... Rüzgâr gözle görünmez ya... Hayalidir hani... Hatırlasana o şarkıyı... "Penceremin perdesini havalandıran rüzgâr... Denizleri köpük köpük dalgalandıran rüzgâr" Heyy!.. Göremem rüzgârı... Ama... Bazan yetim bir yavru gibi usulca iç çekerek ağlamasını... Bazan masal anlatan anne gibi sessizce mırıldanmasını işitirim. Bazan haşmetle öfkelenir... Böölee nasıl desem... Delice uğuldar hani... Bilirsin... En çok rüzgârın kuru ayazda teni ısırmasını severim. Rüzgârla resmen enerji depoladığımı hissederim. Hayal olan herşeyi seven bünyemin, ayan beyan görünen güneşten değil de, gözle görülmeyip sadece hissedilebilen hayali rüzgârdan enerji alması belki de bu sebeptendir yani... Ne bileyim?... Niye yazdım şimdi bunları? Hoppalaaa! Aslında diyecektim ki, bugün akşam üzeri hafif bir rüzgâr penceremin perdesini havalandırınca... Hem de bu sıcakta... Ben başımı uzatınca ofisteki odamdan dışarıya... Büyülü bir tılsım değdi tenime sanki... Rüzgârın bir illüzyonuydu besbelli... Hooop.... Bir deli enerji tebelleş oldu ruhuma... Masamı topladığım gibi... Parmaklarımın ucuna basarak kaçtım ofisten.
Kalktım yerimden. Kitaplarımın arasından Cumhur Canbazoğlu'nun Anadolu'dan Pop-Rock adlı kitabını indirdim. Gözümü kapadım. Bahtıma ne çıkarsa diye bir sayfasını çevirdim. Heyy! Aşık Mahzuni Şerif denk geldi. Memleketimin Kahramanmaraş'ı, Afşin'inden... Ne güzel!.. Cumhur Canbazoğlu'nun bu başvuru kitabını çok seviyorum. Kitapta yazan Aşık Mahzuni'nin eserlerini şöyle hızla okudum... Neler yok ki... Aşık Mahzuni'nin yapıtlarını en fazla Edip Akbayram Anadolu popa taşımış. Hatırlarsın... "Değmen benim gamlı yaslı gönlümee..." Of! Ne hoş şarkıdır. Ah... Şu türküsünü de çok severim Aşık Mahzuni'nin... "Dumanlı dumanlı oy bizim eller, oturup ağlasam delidir derler..." Ruhuna Rahmet olsun büyük ozanın. Dur... Kitaptaki bir türkü sözleri daha dikkatimi çekti... Heyy!.. Cem Karaca söyler hani... Nem Kaldı... Of! Ne söyler hem de... Yok, dayanamam dinlerim şimdi... Üstelik bağıra bağıra ben de beraberinde söylerim... "Parsel parsel eylemişler dünyayıııı!.." dabadam dabadamm... damm!.. "Bir dikili taştan gayrı nem kaldı!.." dabadam... dabadam.. dabadam... dabadamm.... dammm... Dost köyünden ayağımı kestiler!" dabadam dabadammmm... dabadam... dabadamm... dammm!.. "Bir akılsız baştan gayrı nem kaldı! nem kaldı... nem kaldı..." Cem Karaca senin de ruhuna rahmet ola! Anadolumun gelmişleri geçmişleri... Nur olun hepiniz e mi?
8 Ocak 2012 Pazar
En Güzel Yaz, Yaz Mevsiminde Mi Yaşanır Sence?
3 Kasım 2011 Perşembe
Hani Güneşe Küsmüştüm Ya Ben... Hah İşte...
1 Kasım 2011 Salı
Güneşe Küsmüştüm Ben...
9 Temmuz 2011 Cumartesi
Ey Yaz! Üzülme, Kırılma Bana e mi?
1 Ağustos 2010 Pazar
Denizin Dibinde Güldün Mü Sen Ömründe?
Geçen sabah aynaya baktım ki o ne? Aaaa! Ben değilim aynadaki.. Sanki ben gitmişim bir yere, yaramaz bir kız çocuğu gelmiş yerleşmiş yüzüme.. Sokak çocukları vardır ya hani.. Bilirsin.. Sabah uyanır uyanmaz, daha gözlerini açmadan kendilerini sokakta bulurlar. Oynarlar.. Oynarlar.. Yemek içmek gelmez akıllarına.. Çok acıkırlarsa, tırmanırlar ağaca; toplar yerler ne bulurlarsa.. Güneş tepemde demezler, ter, kir, pas içinde oyundan vazgeçemezler.. Düşerler, kalkarlar, dizlerini, kafalarını yaralarlar.. Hava kararana, anne eve çağırana kadar oynarlar da oynarlar.. Evet.. Sanki böyle bir kız çocuğu hali vardı yüzümde.. Anne eve gelen çocuğu, kapı önünde soyar, banyoda ovalar ovalar ki gitsin sokağın kiri.. Gitmez ama biliyor musun? Güneş altında kendini kaybedip gün boyu oynayan çocuk kapkara bir şey olur.. Ne kadar ovalasan gitmez o karalık.. Yüzünün bir parçası olur. (Şimdiki çocuklar bilmez böyle halleri.. Malum onlar sanal sokaklarda oynuyorlar.) İşte tam böyle bir karalık yer etmemiş mi benim yüzüme.. Ben ki güneşten nasıl kaçan biriyimdir. Üç saatte bir güneş kremi sürünürüm. Ödüm kopar güneş ışığından.. Sen misin kaçan? Olamaz yaaa.. Yanaklarıma kahverengi güneş lekeleri gelip bağdaş kurmuşlar.. Aynı yaramaz çocuk suratı.. Hem de gülüyorlar bana yemin ederim.. Duydum duydum… Ne zaman aynaya baksam, yüzümdeki lekeler aralarında kikirdeşiyorlar. O sabah onların bana güldüğünü görünce, ben de güldüm kendime.. Ne var yani.. Haylaz bir kız çocuğu gibiydi halim. Böyle düşününce kendimi iyi hissettim. Hınzır bir çocuk ifadesiyle “İyi o halde” dedim. “Ben kardeşlere gideyim.” Öyleyken böyle olduysa yüzüm, kaçmayayım bari boşu boşuna güneşten, şöyle bir gönül rahatlığı ile denize gireyim.
Benim kardeş öğretmen. İki oğlu var. Yaz tatili olunca çocuklar apartman içine sığmıyorlar. Tatil uzun.. Kerpe’de sevimli bir evleri var. Kerpe Karadeniz’e kıyısı olan bir belde.. Tuhaf bir denizi var. Denizin ortasına kadar yürüyorsun.. Su halen dize kadar.. Derinde yüzebilmek için neredeyse karşı kıyıya kadar yürüyorsun.. Çocuklar için iyi de… Ne yalan söyleyeyim, pek bana göre değil işte.. Bana ver bir iskele.. Koşayım koşayım koşayım… Hayatın gelmişine geçmişe deyip.. Atlayayım cupp diye suyun dibine… Hani bilirsin ya ayak üstü.. Çivileme.. Oh! Bir anda ıslanmalı insan anlatabiliyor muyum? Atladın ya cuup diye denize çivileme.. Mutlaka gözün açık olmalı.. İnince suyun dibine, ayaklarını toplayıp göğsüne, oturmalısın bir süre.. Sonnnraaaa su yükselttikçe seni… Evet… Ayaklarını toplayarak göğsüne, oturmuşken suyun dibinde.. Su insanı rahat bırakmaz ya.. Otursan şöyle keyfince.. Yükseltir insanı denizin üstüne… İşte o anda.. Tam o anda.. Yukarıya doğru yükselirken hani.. Bir şey soracağım sana? Denizin dibinde güldün mü sen ömründe? Eğer denemediysen benim yaptıklarımı aynen denemelisin.. Yukarıya doğru deniz yükseltirken seni gülmelisin.. Niye mi? Belki kendini bir deniz kızı olarak düşünebilirsin misal.. Belki bir deniz kızı ile karşılaşacağını hayal edebilirsin.. Ne bileyim denizin dibinde ne güldürür seni? Seni güldürecek şeyi kendin bilmelisin.. Denizin dibinde beni ne mi güldürür? Söylemeyemem… Hımm.. Şaşarsın!
8 Mayıs 2010 Cumartesi
Yaz Uykusu Diye Bir Şey Duydun Mu Sen?
Valla bu konuları araştırmak hiç mi hiç benim işim değil. Şimdi kış uykusu buysa, benim durumum da, böyle birşeyin tersi işte... Yaz uykusu hali yani... Şimdi baktım sanal ansiklopediye... İnanmıyorum!.... Yaz uykusu diye bir şey varmış biliyor musun? Hahha! Vallahi ben uyduruyorum sanıyordum... İşte buyur... "Sıcak ve kurak iklim bölgelerinde yaşayan bazı hayvanların, zor şartları atlatmak için çok sıcak yaz günlerini uyku veya uyuşukluk arası bir dinlenme halinde geçirmesine yaz uykusu denir." Tamam... Şimdi bu durumu bana uydur... İnsanlık hali işte! Sıcak günleri atlatmak için uyku ile uyuşukluk halinde beklemedeyim. Şu anda kalp atışlarım yavaşlıyor... Evet...Evet... Hissediyorum... Soluk alış verişlerim azalmakta sanki... Hatta zihin faaliyeterim de mi duruyor neee? Tostoparlak kıvrılıyorummmm... Uyuyorummm...Pııııssss! Yaz uykusuna daldım bileee! Sonbaharda görüşmek üzereee!..