şener şen etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
şener şen etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Haziran 2012 Pazartesi

Bir Akılsız Baştan Gayrı Nem Kaldı?

 

Allah affetsin. Sıcaktan hiç haz etmem... Güneşten değil rüzgârdan enerji alan bir bünyeye sahibim ben... Rüzgâr gözle görünmez ya... Hayalidir hani... Hatırlasanıza o şarkıyı... "Penceremin perdesini havalandıran rüzgâr... Denizleri köpük köpük dalgalandıran rüzgâr" Heyy!.. Göremem rüzgârı... Ama... Bazan yetim bir yavru gibi usulca iç çekerek  ağlamasını... Bazan masal anlatan anne gibi sessizce mırıldanmasını işitirim. Bazan haşmetle öfkelenir... Böölee nasıl desem... Delice uğuldar hani... Bilirsiniz... En çok rüzgârın kuru ayazda tenimi ısırmasını severim. Rüzgârla resmen enerji depoladığımı hissederim. 

Hayal olan herşeyi seven bünyemin, ayan beyan görünen güneşten değil de, gözle görülmeyip sadece hissedilebilen hayali  rüzgârdan enerji alması... Belki   bu sebeptendir yani... Ne  bileyim?... Niye yazdım şimdi bunları? Hoppalaaa! Aslında diyecektim ki, bugün akşam üzeri hafif bir rüzgâr penceremin perdesini havalandırınca... Üstelik bu sıcakta... Başımı uzatınca ofisteki odamdan dışarıya... Büyülü bir dokunuş okşadı tenimi sanki... Rüzgârın bir illüzyonuydu besbelli... Hooop.... Bir deli enerji tebelleş oldu ruhuma... Masamı topladığım gibi... Parmaklarımın ucuna  basa basa  kaçtım ofisten.


Eve gelirken arabamın camını iyice araladım. Estikçe rüzgâr, saçlarım havalandıkça havalandı... Dağılan saçlarımın arasından dikiz aynalarına göz attım. Baktım ki gelen giden yoktu yolda... Bastım azıcık daha  gaza... Rüzgâr estikçe esti... estii...  Aklım başımdan anında uçtu gitti. Akılsız başımı camdan dışarıya uzattım... Rüzgâra bir kaç kez "Heeeyy!" diye bağırdım... "Ah benim sevdalı başım... Ah benim sarhoşluğum... Ah çılgın yüreğim... Sus artık uslandır beni..." diyesim geldi...  Çünkü vaziyetimi bir gören olsa... Kesin bana... "Delisin!" derdi... 

Rüzgâr ise... İşittim... Oyunuma bıyıkaltı güldü... Sevindim ne yalan söyleyeyim. İyi ama... Bu kez...  Camı keyifle kapattığım anda acıktığımı hissettim. Yol boyunca şahane yemekler pişirmeyi  hayal ettim. Eve girdim. Şıpıdık terliklerimi ayağıma geçirdiğim gibi... 

Önce buzdolabındaki patlıcanları gıcırta gıcırta yıkadım. Soonra fırını sonuna kadar açtım. Patlıcanları fırının teline attım. Uzatmayayım... Ben... Efendime söyleyeyim... Bir giriştim yemek işine... Of! Döktürdüm... Döktürdüm... Önce  söylemesi ayıp, Alinazik yaptım. Heyy!.. Sakın Şener Şen'in o meşhur Muhsin Bey filmindeki, Uğur Yücel'in canlandırdığı, Urfa'dan türkücü olmak sevdasıyla İstanbul'a gelen Ali Nazik'le karıştırmayasınız. Yoo... Alinazik bir Gaziantep yemeğidir. Ve benim Anadolumun yemekleri sahiden şahanedir!  

Alinazik, adı üstünde, terbiyeli, saygılı, efendi bir yemeğimizdir. Şöyle bir hikayesi olduğu söylenir. Yavuz Sultan Selim Gaziantep'e gittiğinde, padişahı nasıl ikramlayacağını bilememişler. Güzelim Gaziantep yemekleri arasında,  patlıcanlı, yoğurtlu, kıymalı bir yemeği padişaha ikram etmişler. Yavuz Sultan Selim pek beğenmiş bu yemeği ( ki  laf aramızda padişah ağzının tadını bilirmiş, ne yalan söyleyeyim   bayılırım:) veee "Bu yemeği hangi eli nazik pişirdi?" diye sormuş. O günden sonra bu yemeğe elinazik denmiş. Ama günümüze gelene kadar adı değişmiş. Alinazik olmuş. Ben anlatılanların yalancısıyım. Şimdi bunları yazınca... Böyle ne biliyim... Yemeklerimiz dedim...  Hani Anadolu dedim... Türkülerimiz dedim ya...  Canım bir türkü dinlemek istedi. Hımm... Bir dakika.... O kitap...


Kalktım yerimden. Kitaplarımın arasından Cumhur Canbazoğlu'nun Anadolu'dan Pop-Rock adlı kitabını indirdim. Gözümü kapadım. Bahtıma ne çıkarsa diye bir sayfasını çevirdim. Heyy! Aşık Mahzuni Şerif denk geldi. 

Memleketimin Kahramanmaraş'ı, Afşin'inden... Ne güzel!.. Cumhur Canbazoğlu'nun bu başvuru kitabını çok seviyorum. Kitapta  yazan Aşık Mahzuni'nin eserlerini şöyle hızla okudum... Neler yok ki...  Aşık Mahzuni'nin yapıtlarını en fazla Edip Akbayram Anadolu popa taşımış. Hatırlarsınız... "Değmen benim gamlı yaslı gönlümee..." Of! Ne hoş şarkıdır.  Ah... Şu türküsünü de çok severim Aşık Mahzuni'nin... "Dumanlı dumanlı oy bizim eller, oturup ağlasam delidir derler..." Ruhuna Rahmet olsun büyük ozanın. 

Du bi... Kitaptaki bir türkü sözleri daha dikkatimi çekti... Heyy!.. Cem Karaca söyler hani... Nem Kaldı... Of! Ne söyler hem de... Yok, dayanamam dinlerim şimdi... Üstelik bağıra bağıra ben de beraberinde söylerim... 

"Parsel parsel eylemişler dünyayıııı!.." dabadam dabadamm... damm!.. "Bir dikili taştan gayrı nem kaldı!.." dabadam... dabadam.. dabadam... dabadamm.... dammm... Dost köyünden ayağımı kestiler!" dabadam dabadammmm... dabadam... dabadamm... dammm!.. "Bir akılsız baştan gayrı nem kaldı! nem kaldı... nem kaldı..." Cem Karaca senin de ruhuna rahmet ola! Anadolumun gelmişleri geçmişleri... Nur olun hepiniz e mi?

3 Ocak 2012 Salı

Sevginin Kayıp Ruhu Nerelerde Gizli?


Az önce radyoda İskender Doğan’ın Kan ve Gül’ü çalıyordu. Ah! Bu şarkı... Ah, bu şarkı gene anılarımı canlandırdı. Bak şimdi… Bazan sana da oluyor  mu bilmiyorum. Bazan çok korkuyorum. Böyle böğrüme tarifsiz taş gibi bir şey oturuyor. Asıl söylemek istediğim cümleler boğazımda düğümlenip birikiyor. Konuşamıyorum.  Sanki... Sevgi sadece  eski dilde bir kelimeymiş gibi geliyor bir an... Bırak hissedebilmeyi, sevgi kelime olarak bile unutulup gitmiş gibi bir kanaate kapılıyorum. Sanki hepimiz robotlaşmışık. Sanki hepimiz aynı renkmişik... Mesela hepimiz yeşilmişik.  Öylee… Hissizmişik…  Sanki rüzgârın estiği yöne eğilen sazlarmışık, gibi geliyor anlatabiliyor muyum? Ne fena bir duygu bu!.. Derhal bu hislerden kurtulmak istiyorum. 


Biliyor musun, Sadık Şendil’e “Bizi biz gibi anlatan usta.” derlermiş. Gülen Gözler, Bizim Aile  ve  Neşeli Günler  adlı filmlerin senaryosunu Sadık Şendil yazmış.  Fakir ama gururlu bir baba rolünde Münir Özkul,  ne kadar geleneksel olursa olsun evi yönetenin asıl  anne olduğunu sergileyen  Adile Naşit  ve  bir aileye sahip olmanın bilincinde kızlı erkekli evlatlar... Bu filmleri tekrar tekrar seyretmek değil, düşünmek bile, kimi zaman yok olduğunu düşünerek korkuya kapıldığım sevginin varlığını  hatırlatıyor bana. Senaryo gereği ne kadar inatlaşılırsa inatlaşılsın, ne kadar sürtüşmeler olursa olsun, bu filmlerde, günümüzdeki pek çok sinema filmlerinde ya da televizyon dizilerinde artık görmediğim bir saflık, bir temizlik ve asıl mühimi sevginin varlığı hissediyorum.  Sevginin kayıp ruhu acaba bu filmlerde mi gizli sence?  Bu filmlerdeki kahramanları hatırlamak  bana ilaç gibi geliyor. Ümitsizliğim gidiyor. Yaşam sevincim diriliyor. Az önce içim kararmış, korkulu bir halim vardı ya…  Bak aklıma kimi getirdim? Aynı Münir Özkul, Adile Naşit gibi her üç filmde oynayan biri daha vardır hani... Şener Şen…  Gülen Gözler’in unutulmaz karakteri  Vecihi…  Nasıl muhteşem bir film kahramanıdır hatırladın mı? Bu filmde resmen abartı ustasıdır. O kadar abartır ki, uçakla evlerinin üzerinden süzülüp sevdiği kıza pencereden gül atacak kadar romantikleşir icabında… Şimdi diyeceksin ki, yazına  Kan ve Gül le başladın, Vecihi'ye nasıl geldin? Şöylee...  Vecihi'nin sevdiği kızın kardeşinin düğününde sahneye çıkıp İskender Doğan’ın Kan ve Gül adlı şarkısını söyleyerek, bir türlü kızının kendisiyle evlenmesine izin vermeyen sevdiğinin babasına, “seviyorum, veriyor musun?”, “ağlıyorum, veriyor musun?”, “istiyorum,veriyor musun?” diye şarkı söylediği sahne vardır... Of! Sevdiceğinin babası karşıdan her seferinde kafasını "hayııır" diye iki yana sallayınca... Ahh! Vecihi'nin öyle bir "peki öyle olsun" deyişi vardır ki... Yok... Bu filmler anlatılmaz. İlla seyretmek gerekir. Babasından, annesine, evlatlardan, damatlara, gelinlere...  Ustasından, müteahhitine, aşığından, sevgilisine.... Bu filmdekiler benim memleketimin insanlarıdır diye içimi büyük bir sevinç kaplar. Sevgi kazanır ya bu filmlerin sonunda... Yüreğimde tekrar sevginin filizlendiğini hissederim. Sevgi ne hoş melodisi olan bir kelimedir... Ve  Sevgi ne harikulade bir histir.  İşte ne vakit Kan ve Gül şarkısını işitsem  aklıma  hep Vecihi gelir. Sen ne düşündüğümü sandın? Öyle muzip muzip gülme... Gerçekten çok fesatsın:)

19 Temmuz 2011 Salı

Aşıksan Vur Saza, Şöförsen Bas Gaza!

Aşıksan vur saza, Şöförsen bas gaza!
İstedim vermediler.. Sen şöförsün dediler..


Dünya dikenli bir hayat sevenlerde mi kabahat?
Çilemse çekerim kaderimse gülerim...





Gaz, fren, şanzıman halim duman
Aşk bir sudur, iç iç kudur!


Aşkı çekene derdi bilene sor
  Kabahat sen de değil seni sevende!




Sev beni seveyim seni
Sevene can feda, sevmeyene elveda!





   
NOT:  1976 yapımı, yönetmenliğini Martin Scorsese'nin yaptığı, Robert de Niro ve Jodie Foster'in başrollerini paylaştıkları Taksi Driver adlı filminin kareleri ile Senaryosu Yavuz Turgul'a, yönetmenliği Sinan Çetin'e ait 1982 yapımı, Şener Şen ve İlyas Salman'ın oynadıkları Çiçek Abbas adlı fimin bazı repliklerini eşleştirdim. Film repliklerini  www.cilekindunyasi.blogspot.com'dan aldım.


 

12 Ocak 2011 Çarşamba

Taraftar Ruhlu Olmak Ne Demek?


Taraftar ruhlu olmak diye bir deyim var mı bilmiyorum? Eğer yoksa bile artık var. Çünkü  şimdi  ben uydurdum.. Sana bir şey söyleyeyim mi benden ne hakim olur ne de sinema eleştirmeni. Neden mi?  Çünkü ben asla taraf tutmadan duramam ki. Sevdi mi ölümüne sever, diye bazı insanlar için haybeye söylenmemişler. İşte onlardan biriyim ben. Eğer sevdiysem, mümkün değil  asla kusur görmem. Sen bir oyuncunun  ya da yazarın takım tutan fanatik taraftarı gibi seyircisi ya da okuyucusu  oldun mu hiç? Uzun zamandan sonra film çevirmişse ya da yazmışsa hele, büyük bir heyecanla  filmini seyrettin ya da kitabını alıp okudun mu? Takımını çılgınca tutan taraftar, gol atınca takımı   kanatlanıp uçar, gol yiyince ise salya sümük ağlar ya... Ben de  sevdiğim yazarın kitabını okurken, her satırının ritminde yazarla dans ettiğimi hissederim ya da yazmadıysa uzun zaman  içimi efkar kaplar ve derin bir  "off" çekerim. Sevdiğim oyuncular için de durum aynen böyle. Sevdiğim oyuncuların ve yönetmenlerin filmlerini  sabırsızlıkla beklerim. Koşulsuz bir sevgi durumu bu... Gülme öyle... İlla ki  vardır benim gibi birileri.. Duygularını abartmaktan hoşlananlar hani...

 

Niye bunları anlatıyorum biliyor musun? Hani  Yavuz Turgul yönetmenliğinde Şener Şen yeni bir film çevirdi ya... Av Mevsimi... Nasıl bu filmin yolunu gözledim anlatamam. Şener Şen'in  bütün filmlerini sevmişimdir. Şener Şen... Taa Ertem Eğilmez'in  Hababam Sınıfı'ndaki Badi Ekrem tiplemesinden yüreğimde yer etmiştir.  Süt Kardeşler'deki sinirli abi Hüsamettin, Çöpçüler Kralı'ndaki Zabıta Şakir'i, Davaro'daki Sülo  tiplemelerini unutmak mümkün mü? Ya Namuslu'daki o dürüst kendi halindeki Ali Rıza hali...  Son filmlerine hiç girmiyorum. Eşkiya, Muhsin bey  misal... Hangi birini yazsam? Hepsi birbirinden müthiştir.
 

Memleketimin büyük bir sanatçısıdır Şener Şen. Ondan tarafım. Başka türlüsü mümkün değil. Bu kez Av Mevsimi adlı son filminde, çok değerli bulduğum Çetin Tekindor ve Cem Yılmaz'la birlikte oynayacaklardı. Filmin konusu diğerlerinden  çok farklıydı. Çünkü bu bir polisiye filmdi. Memlekette kaç tane polisiye film çevrildi ki? Yavuz Turgul'un  da ilk polisiye denemesi.. Şener Şen  değişik bir tip canlandıyordu. Avcı lakaplı deneyimli bir polis müfettişi... Şener Şen ve Çetin  Tekindor büyük ustalar. Onların oyunculuklarına nasıl laf edebilirim? İcabında bir bakışlarına fitim.  Ya Cem Yılmaz... Of, bu filmindeki  oyunculuğuyla  bence sanatının  zirvesindeydi. Ben taraftar ruhlu biriyim.  Filmi seyrettim. Yüreğimi dinledim. Ne yalan söyleyeyim ben Av Mevsimi'ni sevdim.