robert de niro etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
robert de niro etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Nisan 2020 Pazartesi

İzlediğim Seri Filmler - The Godfather


Korona sebebiyle  evde kal günlerinde, başrollerinde Marlon Brando, Al Pacino, Robert De Niro ve daha pek çok oyuncunun yer aldığı, vizyona girdiği 1972 yılında pek çok dalda Oscar alan,  yazar Mario Puzo'nun aynı adlı romanından  Ford Coppola yönetmenliğinde beyaz perdeye uyarlanmış  The Godfather üçlemesini seyrettim. 

Godfather'ı hevesle seyretme nedenim,
güç, iktidar, sadakat, acımasızlık dolu  mafya vaziyetleri,  göçmenlik zorlukları veya muhteşem oyuncular,  şahane müzikler, harikulade görüntüler  değildi.

Üçlemenin özellikle ilk filmindeki, kalabalık düğünler, kalabalık eğlenceler, kalabalık cenaze törenleri, insanların dip dibe, yan yana, nefes nefese  aynı masa etrafında toplaşıp bazan bağıra çağıra, bazan seve okşaya, bazan ağlaya sızlaya, beraberce, omuz omuza, yemek yiyip içmeleri, acı ya da sevinci paylaşmaları, birbirlerine temas ederek muhabbet etmeleriydi.

Gene kalabalıklar halinde bir araya geleceğiz diye hayal ettim. Sevindim.


12 Ekim 2019 Cumartesi

Seyrettim... Gene Seyredeceğim...


Geçen hafta Joker'e gittim.  
Eleştirileri dinliyorum.
Beğenen de var,  beğenmeyen de...

Oyunculuğu, karanlığı, ürkünçlüğü, sertliği,  görüntüleri,  
müzikleri, göndermeleri, kurgusuyla... 
Dansları... İsyanlarıyla...
Çok  beğendim.

Vakit buldukça filmin hatırlattığı iki filmi seyrettim.
Geçmiş Batman'leri tekrar seyretmeye başladım. 
Batman çizgi romanlarına selam çaktım.  

Niyetine girdim.
 Joker'i beyaz perdede gene  seyredeceğim.



9 Mart 2013 Cumartesi

Her Derdin Var Bi Çaresi. Çaresiz Bi Dert Varsa O Da Gönül Yaresi.


"Maişet davasına binaen işte burada vazife ifa etmekteyim. Hiç mektep görmediğim, okuma yazma bilmediğim halde, konuşmam ciddi, tumturaklı ve de tatlıdır yani ha... İşte bu sebepten... Diplomasız olmak yüzünden... Ehliyet alamamakta ve araba kullanamamaktayım. Bu yüzden de gamlı bir hayatım vardır.  Ekseriya otomobilleri gözyaşlarımla yıkarım. Hergün her türlü arabayla el ele göz göze olduğum için gene de Allahım'a bin şükür olsun."




"Dünyaya gözlerimi 24 modeli Fiat marka bir arabanın içinde  açmışım. Peder, merhum, taksi şöförüydü. Allah rahmet eylesin kendisine...  valdem sancılanınca... tabii ne yapsın... atıyordu arabaya annemi... doğru hastaneye koşturuyordu... Ben de tez canlıyımdır... taa o zamanlardan... Münasebetsizliğin dik alasını yapıp... hastane varmadan bir klaksiyon sesi duyuyorum... atıyorum kendimi dışarı... İşte o gün bu gün, sanki damarlarımdan kan değil benzin dolaşıyo arkadaş...."





"Haaa.. Unuttum size söylemeyi... Benim bi de sevgilim var. benim yanlızlığımı, daha doğrusu her neyim varsa bölüşmeye gönüllü, melek gibi bir kız. Ayıptır söylemesi benim kırığın adı İffet. Methetmek gibi olmasın, adı gibi kendisi de iffetlidir ha!.. Allah izin verirse yakında kendisiyle evlenecez."

 

- Eee! İffet be! Ne diyo kocakarı bizim işe bakalım?
- Bu zamanda geçim kolay mı, aldığınız haftalıkla, kendinize aynada bile bakamazsınız, diyor.
- Doğru...

- O ufacık,  güngörmez odada çürürsün... Sana yazık olur... Hele bi de çocuk olursa, yandınız. mahvoldunuz demektir, diyor.

-Doğru...

-  Gençsin. Canın süslenmek, giyinmek, gezmek ister. Aşure, kaymaklı kadayıf ister. Neyle alır, neyle yersiniz, diyor.
- Doğrular doğrusu...

- Doğruysa bir çaresini bul o zaman!.. Doğruu!... Doğruu! diyorsun... Sen öldürürsün insanı!
- Bilmem ki ne diyeyim İffet?

- Bi şöför olsaydın bari. Doğru dürüst yevmiye alırdın hiç değilse... Gece de işe çıkardın. Ben uyumaz beklerdim seni... Bir iki sene dişimizi sıkardık. Ama sonra da yüzümüz gülerdi hiç değilse!


NOT -  Başlık Sadri Alışık'ın   Efkarlıyım Abiler adlı filminin o şahane repliğidir.  Sonraa...  Aldım  Taksi Şöförü'nün film karelerini... Sadri Alışık ve Filiz Akın'ın  Bekar Odası adlı filmin replikleriyle eşleştirdim.

27 Eylül 2011 Salı

Kahve Molası - Adam Mutsuz Ve Orta Yaşlıydı.


İşim açısından en debdebeli günlere girdim ya! Hey! Koşturup duruyorum. Telefonlar, görüşmeler, kurumsal işlerin yenilenmeleri. Özlediğim müşterilerim. Ben bir giriyorum ofislerine... "Önce rüzgarınız geldi." deyip latife ediyorlar. Herkesle ayaküstü laflıyoruz. Biliyorum. Kiminin çocuğu olmuştu. Son fotoğraflarını görmek istiyorum. Her zamanki gib gaf üstüne gaf yapıyorum. Gene de soru sormaktan vaz geçmiyorum. Çam üstüne çam devirmeye devam ediyorum. Misal "Üniversiteyi bitirdi bizim büyük" diyor biri. Ben "Şimdi sırada askerlik mi var yani?" diye soruyorum. "Yok, askerliğini bitireni aldı getirdi." diyor. Meğer kızıymış üniversiteyi bitiren. Nişanlanmış. Nişanlısı askerliğini bitirmiş. Kasım'da düğünleri varmış. Gülüyor. Gülüyorum. Gülüyoruz. Neyse. Çalışmak güzel! Az önce usulca odamdan seslendim. "Ben biraz kahve molası vereceğim." dedim. Tamam. Masamın yanındaki kitaplara göz gezdirdim. Birini durduğu yerden çektim. Murat Erşahin'in kitabı. Aaa! Ne çok olmuş elime almayalı. Kiatbın kabına uzun uzun baktım. Gözümü kapattım. Bir sayfasını açtım. Başlık konusu "Taksi Driver"... "Şimdi uzağa düşen tüm dostlara..." demiş. Ne hoş. Çok eskiden okuduğum iki sayfalık bu yazısını büyük bir hevesle tekrar okudum şimdi.


Çocukluktan bahsediyor Murat Erşahin. Çok eğlendikleri, geleceği belirsiz, tüm kızları güzel gördükleri  Yoğurtçupark mahallesinin delikanlılarılarından... Bıyıkların yeni terlediği, bakkalın önünde ondan bundan lafladıkları, hüznün aralarına pek sık uğramadığı dönemleri... Heyecanlar ortak ama yaşama dair düşlerin, kişisel hırsların, öfkelerin, amaçların dile gelmediği zamanlar... Sanatın her türlüsünü seven, izlemeye çalışan Ankara'lı gençler olmalı bunlar. Sinema müdavimleri. Haftada üç veya dört kez sinemaya gidiyorlar. "Matineler, suareler, alaska ve frigolar, patlamış mısırlar, parfüm kokan kızlar, sinema çıkışı muhallebici, kestane kebap, boza, salep..." diyor yazar... Anlatım o kadar samimi ki, cümleler cümleleri nasıl kovalıyor anlayamıyorum. Birden kendimi aynı zaman ve mekanlarda hissediyorum. 


Yazar gişedeki kadına aşık olduğunu söylüyor. Kadının adını bile bilmiyor. Bilirsin. Sadece gişedeki kadındır işte. "Mümkünse sıra başı olsun"lu bir aşk. O kadar. İlk gençlikte uzaktan uzağa yaşanan aşklardan. Kimbilir ne kadar güzel ve çekici görünüyordu gişedeki o kadın o zamanki gence. Şimdi aynı hisleri yaşaması mümkün mü? Nerdee? Kimbilir ilk gençlik fantezilerini gişedeki kadın nasıl süslerdi? Belki bilet alırken için için mahcubiyet bile hissederdi. Yazı hoşuma gitti. İlgiyle okumaya devam etttim.


Murat Erşahin, yazı konusu olan Martin Scorsese'nin o unutulmaz filmi Taksi Şöförü'ne dördüncü paragrafında geçiş yapıyor. Hemen akabinde, muhteşem oyunculuğuyla Robert De Niro'nun canlandırdığı "Travis Bickle"dan söz ediyor.  Ayna karşısında mahallenin delikanlarının birer Travis Bickle olduklarını hayal ettikleri dönemler. Hatırlasana...  "Are you talking to me?" der ya hani... Sinema tutkularını belki de bu film kışkırtmıştı kimbilir? Belki Murat Erşahin'in yıllar sonra işini gücünü bırakıp sinema yazarı olmaya gönül vermesi  bu  film sebebiyledir.  Zaten Taksi Şöförü'nü hep ayırdığını, hep başka bir yere koyduğunu söylüyor. İçlerindeki öfkeli, asi, düzen karşıtı sesin filmi olduğunu... O saplantılı, hastalıklı adamda kendilerinden bir parça bulduklarını düşünüyor.


Defalarca izlemiş bu filmi. Aradan yıllar geçmiş. Hayat savurmuş Yoğurtçupark delikanlılarını bir yerlere... Kopmuşlar mahallelerinden, birbirlerinden...  Ne kadınlar ne de oluşlar, hiç bir şey ayırmayacak diye verdikleri sözler unutulmuş. Geçen zamanla birlikte uzaklaşmışlar. Farklı yaşam tarzları ya da farklı duyarlılıklar yüzünden belki zamana yenik düşmüşler. Olmuyor mu? Geçmişe bakan herkes hissedecektir böyle kopuşlar. Ama anılar var ya... Birlikte geçirilen güzel saatler, günler... Veya birlikte seyredilip üzerinde geyik yapılan filmler... İşte yazar ne zaman Travis Bicle'ı görse içi eziliyor, midesi ağrıyor, hüzünden elleri buz oluveriyor.  Ne zaman Taksi  Şöförü'nü seyretse, film kahramanı ise aynı... Hiç değişmiyor. Ayna karşısında eski Yoğurtçupark delikanlıları gibi gülümsüyor: "Are you talking to me?" Bu kadar. Bayıldım bu küçük öyküye. Bu yazıları Murat Erşahin kendini orta yaşlı bulduğu bir dönemde yazmış olmalı diye düşündüm. Kitabının adı Adam Mutsuz ve Orta Yaşlıydı çünkü... Bu yazı bana çok iyi geldi. Tatlı bir hüzün kapladı içimi. Yooo... Kendimi asla mutsuz ve orta yaşlı bir kadın gibi hissettirmedi. Bilakis ilk gençlik yıllarıma döndüm. Sinema gişesinde aşık olduğum biri oldu mu acaba diye aklımdan geçirdim. Hey! Telefon geldi. Bir müşterim. Kahve molam bitti. İşe dönmeliyim.

19 Temmuz 2011 Salı

Aşıksan Vur Saza, Şöförsen Bas Gaza!

Aşıksan vur saza, Şöförsen bas gaza!
İstedim vermediler.. Sen şöförsün dediler..


Dünya dikenli bir hayat sevenlerde mi kabahat?
Çilemse çekerim kaderimse gülerim...





Gaz, fren, şanzıman halim duman
Aşk bir sudur, iç iç kudur!


Aşkı çekene derdi bilene sor
  Kabahat sen de değil seni sevende!




Sev beni seveyim seni
Sevene can feda, sevmeyene elveda!





   
NOT:  1976 yapımı, yönetmenliğini Martin Scorsese'nin yaptığı, Robert de Niro ve Jodie Foster'in başrollerini paylaştıkları Taksi Driver adlı filminin kareleri ile Senaryosu Yavuz Turgul'a, yönetmenliği Sinan Çetin'e ait 1982 yapımı, Şener Şen ve İlyas Salman'ın oynadıkları Çiçek Abbas adlı fimin bazı repliklerini eşleştirdim. Film repliklerini  www.cilekindunyasi.blogspot.com'dan aldım.