sıcak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sıcak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Ocak 2016 Pazar

En Güzel Yaz, Yaz Mevsiminde Mi Yaşanır Sizce?


En güzel yaz, yaz mevsiminde mi yaşanır sizce?

Yoo... En güzel yaz,  kış mevsiminin titreten  buz gibi havasında, sıcak yaz günlerini hatırladığımız zamanlarda yaşanır.

Ben, yazı, güneşi, sıcağı değil, dondurucu soğukların kol gezdiği şu kış günlerinde, yazı, güneşi, sıcağı, denizi  hayal etmenin içimde uyandırdığı hisleri seviyorum.

7 Ağustos 2015 Cuma

Yazın Yönünü Değiştireceğim Ben... Sen Yolculuğa Çık.



* Acaba.... İnsanın sıcaktan yüreği terler mi? Havaya kibrit çaksam alev alır mı ki? 

* Son günlerde en fazla işittiğim cümleler... Kan ter içinde kaldım. Baksana yapış yapış oldum. Hiç esmiyor. Yaprak kıpırdamıyor. Asfalta yumurta döksem pişer.  Çöl sıcakları geldi. Yakında buharlaşacaz.

* Nazım Hikmet dizeleri gibi...  "Sıcak. Sapı kanlı, demiri kör bir bıçaktı sıcak."

* Bir Bülent Ortaçgil şarkısının içinde yüzüyorum sanki... Eller sıcak, Gözler sıcak, Duvarlar sıcak, Taşlar sıcak, Düşler sıcak,  Canlar sıcak, Giysiler sıcak, Giymeseler sıcak, Uykusuzluk sıcak, Beklemek sıcak,  Dinlemek sıcak, Durmak sıcak, Dam üstü cehennem, Ağaç altı sıcak, Avucum sıcak, Param sıcak, Kediler sıcak, Soğuk bile sıcak, Daha da sıcak olacak. 

* Hayalim....  Serini, soğuğu, rüzgârı hissetmek.  Ve üşüyen ellerime hoh hoh yapmak.



Not- Başlık, Birhan Keskin dizesidir.

26 Temmuz 2015 Pazar

Başımda Esen Kavak Yeli Mi?




Ofisteki odamın tavanındaki pırpır arıza verdiğinden beri, hava bana mısın demiyor? İnadıma ısınıyor da ısınıyor. Enerjisini güneşten değil, bencileyin rüzgârdan alan biri için vaziyetim feciydi yani öyle söyleyeyim.

Çarşamba günü artık tahammülüm kalmadı. Fırladım ofisten...  Arabama atladığım gibi marş marş bizim şehrin yapı marketine gittim. Bir hışım  markete daldım. Arkamdan atlı kovalıyormuş gibi klimalar bölümüne doğru yürümek ne demek... Uçtum... Uçtum...  

Birden onu gördüm. Hani vardır ya, kule tipi  soğutucu...  Hah işte! Usul usul sağa sola hareket ediyor. Allahım! Duruşu aynen Emel Sayın şarkısındaki asil soyluyu andırıyor. Dönerken nasıl da zerafet, güzellik, iyilik sergiliyor. Afacanlığı elden bırakmadım. "Başında esen kavak yeli mi, soyun buradan mı başka yerden mi?" diye fısıldayarak düğmelerini kurcalamaya başladım.  Aaa! Durdu.   Gülümsedi. Rüzgarını nazlı nazlı üstüme üfledi. Oh! Kendime geldim.  Yeminle sandım cennetteyim. 

Kimse fark etmesin diye kulağına eğildim. "Gülüşün sahte mi yoksa candan mı, merhametin bahar, yoksa kıştan mı?" diye devam ettim. Cevabını beklemedim. Hemen fişini çektim. Kaptığım gibi kasaya gittim. Sudan ucuzmuş meğer. Satın alıverdim. 

Oh! Her gün birlikteyiz şimdi. Fakaaat...   Akşam ofisten çıkarken kapatıyorum ya hissediyorum resmen güceniyor. Aldırmıyorum. Aaa! Sabah gene görüşeceğiz ya... Küsecek ne var di mi? Odadan çıkıp  koridorda ilerliyorum...  Tam kapıdan çıkarken geriye dönüp sesleniyorum: "Başında esen kavak yeli mi? Gözünden akan aşkın seli mi? Huyun aşığına küsenlerden miiiiii? Kız sen bizim marketin neresindensiiiiiin?" İşitiyorum. Arkamdan gülüyor.



17 Temmuz 2012 Salı

Kahve Molası - Gülmekten Ölürdüm....

Yaz günleri böyledir işte.  Güneş bulutların arasından gerim gerim gerilerek süzülür.  Deniz sanki uçup göğe karışıverecekmiş gibi görünür.  Elimde kahve fincanı, ofisin camından denizi seyrederken, acaba gene o günlerdeki gibi hayal edebilir miyim, diye aklımdan geçirdim. Böyle sıcak yaz aylarında okul yoktu tabii... Bütün sokaklar benimdi.  Hava çok sıcaksa, sokağa çıkmama izin vermezlerdi. Eğer evdeysem, elbette her hareketim göze değerdi. "Uslu dur, çok terliyorsun, ceryanda kalma, hasta olmayasın!" diye ardımdan seslenirlerdi. Ben söz dinlerdim. Hemen balkonun gölge bir köşesine çöküverirdim.  Dizlerimi göğsüme toplardım. Ellerim çenemde, evlerin çatılarının arasından gözüken denize bakarak oyalanırdım.  Ah, hele annemin ütü gününe denk gelmişsem eğer... Hiç unutmam  sanki dün gibi hepsi... Güneşte kurutulmuş çamaşırların saf sabun kokusu sıcakta çabucak tüm eve yayılıverirdi. Annemin küçük radyosu hep açık olurdu. Radyodan efkârlı bir şarkı sesi gelirdi.  Annem ütü yaparken şarkıya eşlik ederdi. Radyodan gelen efkârlı şarkının melodisi, annemin huzurlu sesi, ütülenince çamaşırın saldığı o harikulade kokuyla birleşirdi. Büyülenirdim. Hemen başım dönüverirdi. İşte o zaman hayale dalar, beton binalar üzerinden atlayarak denize ulaşacağımı, denize ulaşınca da, vapurla filan değil, dalgaların peşisıra  suların üzerinde yürüyerek İstanbul'a varacağımı düşlerdim. İstanbu'u çocukluğumdan beri sevdim. Tam o anda bir el usulca omuzuma dokunuverirdi. Büyükannem... Ah, büyükannem gülerek "nerelere daldın gene kızım?" der, elindeki soğuk gazozu yanağıma değdiriverirdi.  Ben de gülerdim. Tam onun gibi gülmek için gözlerimi iyice kısar, kirpiklerimin yanaklarımın içinde kaybolmasını arzu ederdim. Hemen elindeki gazozu alıverirdim. Ayağa fırlardım bu durumda... Gazozu kafama dikiverirdim. Mavi marleylerin üzerinde  parmaklarımın ucunda seke seke yürür, kendimi denizin üzerinde yürürmüş gibi farzederdim. Büyükannem "ne olacak bu kızın sonu?" diye seslenirdi...  Boynuna atlar, buruşuk yanaklarından defalarca öperdim. Çok hoşuna giderdi... Gülerdi... Gülerdim... Gülmekten ölürdüm...