birhan keskin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
birhan keskin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Ekim 2022 Pazar

Birhan Keskin'in Bu Şiirini Çok Severim - Penguen, Kim Bağışlayacak Beni?

 

Penguen
bana sırtını dönme
biliyorum, sana benziyorum
ve içinde saklı tuttuğun yele.

Penguen
benim de içimde saklı tuttuğum
buzlu kıyılar, çığlık hatıraları
ben de senin kadar kaçkınım ve yaralı.

Kim bağışlayacak beni, penguen
çizdim senin beyaz ve narin yerini.

Bir yanım bembeyaz ışık
kör ediyor, bir yanım zehir gece,
parktaki salıncağa binmeyi 
beceremedim bugün ben de.
Penguen bana sırtını dönme.

Unutmadım aramızdaki beceriksiz dili.
Dünya yordu bizi. Benim de söyleyemediklerim
var. Hiç söyleyemeyeceğim onları belki de.
Uzun bir yolu geliyoruz seninle, yolu,
geldikçe anlıyorum ki, biz, 
bu dünya üzerinde yürüyemiyoruz bile.

Penguen,
kim bağışlayacak beni?
çizdim senin beyaz ve  narin yerini
elimde unuttuğum ince metalle.

BİRHAN KESKİN/Kim Bağışlayacak Beni/ s.48-49



1 Nisan 2020 Çarşamba

Korona Günlüğüm-10- Zamanın Ruhu

  Shanghai Tower/Çin 632 metre
 Makkah Royal Clock Tower/Arabistan 601 metre
            Çocuklar/Dünya   
  One  World Trade Center/Amerika 408 metre
Metropol /Türkiye 300 metre


ÖTEKİ
Ama siz yükseleceksiniz hep bembeyaz,
Onlar aşağıda siyah kalacak!
Sizin başınız bulutlarda dursun onlar balçıkta bacak!
Siz tatlı rüyanızı görün, onlar kalkıp sıçrayacak!
Kavun kabuğuna bıçağı indirin siz, onlar kaçışacak.
Genişleyin siz merkezde onlar kenarda daralacak!

Onlar seyrek bir fotoğrafta uzağa bakanlar,
Onlar bir ömür taşlara su tutanlar,
Onlar bir hatırada donmuş duranlar,
Onlar bu dünyada yanmış da külde uyuyanlar.

Siz nasılda menekşe gözlüsünüz onlarsa hep aç gözlü!
Ah siz ölümsüzsünüz dünya üstünde, onlar ölümlü.
Ve siz nasıl da güzel kokuyorsunuz, insanın hası
Onlar kenarda kirliler; onlar atık, onlar sası.

Ah siz, nasıl da 'siz'siniz buram buram, onlar avam.
Bu cahilin, yoksulun, barbarın ışık neyine, onlar ziyan!

Siz 'it  was very amazing' derken 'and fun'
Onlar özür dileyenlerdi ağaç ruhundan

Balkonunuz çok yüksek sizin  baş döndürüyor.
Dünya pek alçak bir yer olacak yakında öyle görünüyor.

Birhan Keskin



16 Eylül 2019 Pazartesi

“Bir Acı Biber Bile Yanındaki Bibere Sarılıyordu”


Şu anda İspanya'nın kırsalında, düğün hazırlıklarının tam ortasındayım. Bu kez İspanya'ya ulaşım vasıtam bir kitap. Kanlı Düğün'deyim. İspanyolca ve Türkçe hazırlanmış olan kitabın satırlarında merakla dolanıyorum. Okudukça feodal toplum yaşantısı içindeki dayatmaları, kadınlığı, erkekliği, aşkı, çaresizlikleri, ölümü sorguluyorum.  

Her daim yoksuldan, ötekiden taraf olan, faşizme karşı mücadele veren Kanlı Düğün'ün yazarı Federico Garcia Lorca, İspanya iç savaşında 38 yaşında milliyetçiler tarafından öldürülmüş. 

Kitabın çevirisi çok başarılı. Roza Hakmen'in çevirilerini okumayı seviyorum. 

                               Roza Hakmen                                                      Federico Garcia Lorca


not- başlık birhan keskin dizesi

22 Aralık 2018 Cumartesi

Bu Haftanın Hülasası...

 
    
"Çalışmıyor, yemiyor, içmiyor, ha babam de babam  film seyrediyor," derseniz yeminle  günahımı alırsınız.  
Yılın son günlerindeyiz ya... İşlerim öyle yoğun ki. Feci! 
Yemek içmek deseniz... Refika'nın Mutfağı'na abone oldum. 
Neler neler, ne şahane mamalar pişirdim bir bilseniz.  Ooo... Gâni!
Hele, hazırladığım o birbirinden leziz sıcak ve soğuk kış içeceklerini hiç söylemeyeyim... 
Resmen senfoni:)
Lakin, Birhan Keskin der ya hani, "Yol uzun, güzergah zorlu, ne demeliyim?" 
Benzerini söyleyeceğim. Gece uzun, filmler zorlu, ne demeliyim:)

Tüm yeteneksizliğime rağmen, ukulele öğrenmeye devam ediyorum. 
Lakin, şu "bare basmak" var ya...  Gereğinden fazla zorladı beni. 
 "Kimler yaptı sen mi yapamayacaksın, yetenek diye bir şey yoktur, çalışmak vardır." 
gazıyla vazgeçmiyorum.
Şu "bare" eşiğini atladığımda, sanki ukulele işi çözülecekmiş gibi hayal ediyorum.

Nolur gülmeyin olur mu? Bu gördüğünüz poi toplarım:)
Ucundakiler ne derseniz, normalde poi, bir ateş dansı. 
Ateş topu çeviremeyeceğime göre,  uçlarına tül taktım. 
Topları çevirdiğimde, tüller  ateş hissi veriyor. 
playpoi diye bir youtube kanalı buldum. Harika öğretiyor.
İşte buyrun... 

Okumayı ihmal etmem mümkün değil. 
Elimde bir kitap, bir de henüz kitaplaşmamış enfes bir çalışma var. 
Okumaya devam...


Gün içinde doğaya kaçmayı beceriyorum. 
Otomobilin hızı kışın bütün güzelliğini heder etmesin diye, yürüyorum:)
Anayoldan  otomobille tepelere saptım, onbeş dakika sonra adeta  kutuplardaydım.
Bir baktım ki o ne, dağlarına kar yağmış memleketimin...
Ne şahane coğrafyada yaşıyorum. 
Hem an'ın içinde  usul usul yürüdüm. Hem  tatlı tatlı düşündüm.


28 Kasım 2017 Salı

Büyümek Ne zaman Başlar?

"İzini sür yolun, acının ormanı  büyütür insanı "
Birhan Keskin/İz



Beşinci sınıfa geçmiştim. On yaşında olmalıyım. Kardeşim Cemal  o yıl ilkokula başlayacaktı.  Amcamlar, çocukları, annem, babam, kardeşimle, yakınımızdaki sahil köyüne yüzmeye gidiyorduk. Kalabalıktık. Kıkırdamalar, gülüşmeler, kahkahalar, her ağızdan mutluya akortlu sesler işitiliyordu. Büyüklerin ellerindeki yemek ve  plaj çantalarıyla, çoluk çocuk cümbür cemaat minibüsten inmiştik. Sonradan öğrenmiştim. Babam ve amcamlar  önce eşyaları yolun karşısına geçirmiş. Kardeşim babamı karşıda görünce yola fırlamış. 06 plakalı bir otomobil Cemal'e çarpmış. Kardeşimi yolun kenarında yerde yatarken hatırlıyorum. Hareketsizdi. Uyuyor gibiydi. Başı yana dönmüştü. Kulağının üstündeki saç derisi  küçük bir üçgen şeklinde yüzülmüştü. 

Acaba büyümek, ölümün varlığını ilk fark ettiğimizde mi, yoksa ölümlü olduğumuzu, bir gün  öleceğimizi ilk anladığımız anda mı başlar?



8 Kasım 2017 Çarşamba

Hayattı; Yekpâreydi. Her Şey, Bir Şeydi.




Geceydi. Uyku öncesi Rus yazar Yevgeni Ivanoviç Zamyatin'in 1920'li yıllarda yazdığı  BİZ adlı bilim kurgu romanını okuyordum. Kitap distopik bir geleceği anlatıyordu. Zihnim ise mitolojik geçmişte dolanıyordu.

"Bütün dünya tek ve muazzam bir kadındı ve bizler rahmindeydik; henüz doğmamıştık, neşeyle olgunlaşıyorduk." cümlesinde durdum.  Böyle miydi sahiden? Acaba doğmadan öncesini neden hiç hatırlamıyordum? 

Ne vakit kaybolmuş bir düşünceyi hatırlamak istesem, sol elimin işaret parmağını  üst dudağımla  burnum arasındaki o derin oyuğun üstüne koyarım. Gene aynısını yaptım. 

Derler ki, aslında insan doğmadan önce evrenin mucizesini, başlangıcı ve sonu, yaradılışın sırrını, olup bitecek her şeyi çok ama çok iyi bilirmiş. Dünyaya geldiğinde bildiklerini  çığlık çığlığa herkese anlatmak istermiş. Tam o anda bir melek gelirmiş. Kimseye anlatmasın diye parmağıyla bebeğin  dudağına bastırır,  doğum öncesinden bildiği her şeyi bir parmak tıkıyla siliverirmiş. Melek işini yapmanın rahatlığıyla havalanırken, bastırdığı yerde parmak izini bırakıverirmiş. 

Üst dudağımla burnum arasındaki  iz çok derin... Acaba bildiklerimi  unutmamak için o meleğe çok  direnmiş olabilir miyim?

26. yüzyılda geçen,  insanların  numaralarla adlandırıldığı, özgür olmamanın doğru olduğuna, düşünmenin ve sorgulamanın hastalık olduğuna inandırılan, teknoloji ile bürokrasiye teslim olmuş, her dakikası devlet tarafından denetlenen distopik bir gelecek anlatan elimdeki BİZ adlı bilimkurgunun metaforlarıyla bezeli kitabı, yatağımın yanındaki sehpaya usulca bıraktım.

Sol elimin işaret parmağını, üst dudağımla burnumun arasındaki derin çukura koydum.  Yaradılış gayemin, önceden bildiğim her şeyi yeniden keşfetmek olabileceğini düşündüm.  "Neden", "Peki sonra ne olacak," diye  sorular zihnimde uçuşurken rüyalar alemine geçtim.


başlık / birhan keskin/ beyaz delik / yeryüzü halleri
fotoğraf/google'dan


25 Nisan 2016 Pazartesi

Durmak - 3 -

 
Kıvrılıp giden dalgın bir yol, yoldaki eski bir taş,
Limana bağlı bir tekne, yosunlu bir halat gibi durdum.

Birhan Keskin/Ağrı







28 Şubat 2016 Pazar

Unuttum

 Bu yıl !f İstanbul Bağımsız Film Festivali'ne gidemedim.  
Öyle işte. 

Az önce Birhan Keskin'in son kitabı "fakir kene"'nin ilk cümlelerinde dolandım durdum.
"Buraya silkintiotu koydum. Kırk dert bir arada canına yandığım, kırkına birden deva olsun." diyor. 

Aslında başka bir şey söylecektim. 
Neydi ki? 
Unuttum



21 Kasım 2015 Cumartesi

Ağla...


Ben kaybettiğime ağlayayım sen kaybettiğine ağla.




Dize- Birhan Keskin / Y'ol
Çizgi Roman- Levent Cantek&Berat Pekmezci / Uzak Şehir 



7 Ağustos 2015 Cuma

Yazın Yönünü Değiştireceğim Ben... Sen Yolculuğa Çık.



* Acaba.... İnsanın sıcaktan yüreği terler mi? Havaya kibrit çaksam alev alır mı ki? 

* Son günlerde en fazla işittiğim cümleler... Kan ter içinde kaldım. Baksana yapış yapış oldum. Hiç esmiyor. Yaprak kıpırdamıyor. Asfalta yumurta döksem pişer.  Çöl sıcakları geldi. Yakında buharlaşacaz.

* Nazım Hikmet dizeleri gibi...  "Sıcak. Sapı kanlı, demiri kör bir bıçaktı sıcak."

* Bir Bülent Ortaçgil şarkısının içinde yüzüyorum sanki... Eller sıcak, Gözler sıcak, Duvarlar sıcak, Taşlar sıcak, Düşler sıcak,  Canlar sıcak, Giysiler sıcak, Giymeseler sıcak, Uykusuzluk sıcak, Beklemek sıcak,  Dinlemek sıcak, Durmak sıcak, Dam üstü cehennem, Ağaç altı sıcak, Avucum sıcak, Param sıcak, Kediler sıcak, Soğuk bile sıcak, Daha da sıcak olacak. 

* Hayalim....  Serini, soğuğu, rüzgârı hissetmek.  Ve üşüyen ellerime hoh hoh yapmak.



Not- Başlık, Birhan Keskin dizesidir.

27 Mayıs 2012 Pazar

Dünyada Bulunmanın Bahaneleri...



Sabahattin Ali'nin o güzelim şiirini bilirsin. İlla bilirsin. Nükhet Duru söylerdi bir vakitler hani... Dilimizden düşmezdi. O vakitler ömrün toy saatleri... Birhan Keskin der ya...  "İçimin de dışımın da olmadığı, ya da içimi de dışımı da bilmediğim bir dünya zamanıydı... Şimdilik, dünya geniş ve ılıktı... Biz kendi ılık dünyamızın içinde salınan, uçuşan perilerdik." Sanırım aynen böyleydim işte. İnsanî acılarından habersiz. "Nerde o başı dağlı, aşkı leyla?" ya da mecnun durumum... Yoktu henüz...  "Aşk ve maraz, ihanet ve yara, ömür ve hafıza... Dünyada bulunmanın bahaneleri" der Birhan Keskin... Henüz hepsinden habersizdim. Şimdi düşünüyorum sanırım anlattığım gibiydim.  Evet, evet... Öyleydim. İnsan olan yerlerim henüz acımıyordu. Metin Üstündağ'ın dediği gibi taksimetrem henüz pişmanlıklar yazmıyordu. Yaşadıkça "hep cız oluyor bir tarafım hep uf" vaziyetlerini henüz bilmiyordum. Etrafımda sevdiklerim vardı. Mutlu olduğum bir ortamda yaşıyordum. İyi ama, bütün bu güzelliklerin ortasında, tuhaf bir his yüreğimde yeşermişti. Edip Cansever der ya hani... "Gördün mü hiç suyun yanmasını tuzda... Gördüm ben bu yaşam boyu iniltiyi..." O duygumu nasıl anlatacağımı inan bilmiyorum. Tuhaf bir his... Sadece o yaşlarda kalsa iyi... Bitmedi... Yaşam boyu zaman zaman görüyorum ben o iniltiyi... Mutsuzlukla ilgisi yok anlatabiliyor muyum? Bilakis mutluyken daha fazla biliyorum. Şaşırtıcı bir his. Sahiden suyun tuzda yanması gibi... İçin için mânâsız bir efkâr hali... Dışardan kimsenin farkedemediği bir sessizliğin içimi ve dışımı kaplaması...   Gene bir şiirle,  Edip Cansever'in dizeleriyle ifade edebilirim belki.  "Ne peki? Yere dökülen bir un sessizliği mi? Göğe bırakılmış bir balon sessizliği mi? İşini bitirmiş bir org tamircisinin... Tuşlarından birine dokunacakkenki... Dikkati mi tedirginliği mi... " Bilmiyorum. Acaba Sabahattin Ali'nin o güzelim şiirinde yazdığı dizeler hislerimin tam tercümesi olabilir mi? "Beni en mutlu günümde... Sebepsiz bir keder alır...... Anlayamam kederimi... Bir ateş yakar derimi... İçim dar bulur yerimi... " Acaba şair aynı hislerle mi yazdı bu şiiri? Diyor ya... "Ne kış, ne yazı isterim... Ne bir dost yüzü isterim... Hafif bir sızı isterim..." Bilmiyorum... Yıllardır çözemediğim bir bilmece sanki... Acaba şiirlere ve şairlere meftûn olmam içimdeki tanıyamadığım bu his sebebiyle mi? Şiir yazmaktan korkuyor olmam... Gene de şiir okumadan duramamam... Şiirden etkilenen bir bünyeye sahip olmam...  Bazı şiirlerin başımı döndürmesi... Ayağımı yerden kesmesi... Kolaylıkla şiir çarpmasına uğruyor olmam yani... Acaba bu tuhaf his sebebiyle mi? Niye böyleyim? Cevap yok! Gene Edip Cansever'in dizelerine sığınarak bitireceğim yazımı.... "Büyük bahçelerin küçük içinde... Saksılardan birinde... Gördüm de... Uyurken uyandırılmış gibi... Beni bir sardunya büyüttü belki." Evet... Evet... Beni bir sardunya büyüttü belki. 

O şarkı burada...


2011

29 Ağustos 2011 Pazartesi

Beni Bir Sardunya Büyüttü Belki




Sabahattin Ali'nin o güzelim şiirini bilirsin. İlla bilirsin. Nükhet Duru söylerdi bir vakitler hani... Dilimizden düşmezdi. O vakitler ömrün toy saatleri... Birhan Keskin der ya...  "İçimin de dışımın da olmadığı, ya da içimi de dışımı da bilmediğim bir dünya zamanıydı... Şimdilik, dünya geniş ve ılıktı... Biz kendi ılık dünyamızın içinde salınan, uçuşan perilerdik." Sanırım aynen böyleydim işte. İnsanî acılarından habersiz. "Nerde o başı dağlı, aşkı leyla?" ya da mecnun durumum... Yoktu henüz...  "Aşk ve maraz, ihanet ve yara, ömür ve hafıza... Dünyada bulunmanın bahaneleri" der Birhan Keskin... Henüz hepsinden habersizdim. Şimdi düşünüyorum sanırım anlattığım gibiydim.  Evet, evet... Öyleydim. İnsan olan yerlerim henüz acımıyordu. Metin Üstündağ'ın dediği gibi taksimetrem henüz pişmanlıklar yazmıyordu. Yaşadıkça "hep cız oluyor bir tarafım hep uf" vaziyetlerini henüz bilmiyordum. Etrafımda sevdiklerim vardı. Mutlu olduğum bir ortamda yaşıyordum. İyi ama bütün bu güzelliklerin ortasında içimde tuhaf bir his vardı. Edip Cansever der ya hani... "Gördün mü hiç suyun yanmasını tuzda... Gördüm ben bu yaşam boyu iniltiyi..." O duygumu nasıl anlatacağımı inan bilmiyorum. Tuhaf bir his... Sadece o yaşlarda kalsa iyi... Bitmedi... Yaşam boyu zaman zaman görüyorum ben o iniltiyi... Mutsuzlukla ilgisi yok anlatabiliyor muyum? Bilakis mutluyken daha fazla biliyorum. Şaşırtıcı bir his. Sahiden suyun tuzda yanması gibi... İçin için mânâsız bir efkâr hali... Dışardan kimsenin farkedemediği bir sessizliğin içimi ve dışımı kaplaması...   Gene bir şiirle,  Edip Cansever'in dizeleriyle ifade edebilirim belki.  "Ne peki? Yere dökülen bir un sessizliği mi? Göğe bırakılmış bir balon sessizliği mi? İşini bitirmiş bir org tamircisinin... Tuşlarından birine dokunacakkenki... Dikkati mi tedirginliği mi... " Bilmiyorum. Acaba Sabahattin Ali'nin o güzelim şiirinde yazdığı dizeler hislerimin tam tercümesi olabilir mi? "Beni en mutlu günümde... Sebepsiz bir keder alır...... Anlayamam kederimi... Bir ateş yakar derimi... İçim dar bulur yerimi... " Acaba şair aynı hislerle mi yazdı bu şiiri? Diyor ya... "Ne kış, ne yazı isterim... Ne bir dost yüzü isterim... Hafif bir sızı isterim..." Bilmiyorum... Yıllardır çözemediğim bir bilmece sanki... Acaba şiirlere ve şairlere meftûn olmam içimdeki tanıyamadığım bu his sebebiyle mi? Şiir yazmaktan korkuyor olmam... Gene de şiir okumadan duramamam... Şiirden etkilenen bir bünyeye sahip olmam...  Bazı şiirlerin başımı döndürmesi... Ayağımı yerden kesmesi... Elimdekileri düşürmesi... Kolaylıkla şiir çarpmasına uğruyor olmam yani... Acaba bu tuhaf his sebebiyle mi? Niye böyleyim? Cevap yok! Gene Edip Cansever'in dizelerine sığınarak bitireceğim yazımı.... "Büyük bahçelerin küçük içinde... Saksılardan birinde... Gördüm de... Uyurken uyandırılmış gibi... Beni bir sardunya büyüttü belki." Evet... Evet... Beni bir sardunya büyüttü belki. 

O şarkı burada...




 (Haziran 2011)

12 Temmuz 2011 Salı

Kahve Molası - Karikatürlerle Şiir Dizelerini Eşleştirme Oyunum.


Yol uzun, güzergah zorlu; ne demeliyim?
Zarif kardeşim benim,
Seni aldım yanıma, ikizimi almış yürüyor gibiyim. 






Sana yıldız sana güneş mi demeliyim,
Günümde hayret gecemde hayret istedim
Yer yer senin gibiyim ben yer yer kendim. 





İnsan olan yerlerim çok ağrıyor,
Olsun, yine de sen kapanma, şu sıra benim,
Yerine bırak ben incineyim.





Karikatürist - Şenol Bezci
Şair - Birhan Keskin


NOT: Şairlerin dizeleri ya da yazarların cümleleriyle oynamak çok  hoşuma gidiyor. Şenol Bezci'nin karikatürlerini çok severim. Bu kahve molasında, sanatçılar afetsin beni, sevdiğim bir karikatüristin karikatürleriyle, sevdiğim bir şairin dizelerini eşleştirdim. Sonra  karşıdan baktım yaptığıma. Ne yalan söyleyeyim sevdim. Şimdi keyifle kahvemi içmeye devam edeceğim.

2 Haziran 2011 Perşembe

Kahve Molası - Sardunyalar ve Şiirler




Sabahattin Ali'nin o güzelim şiirini bilirsin. İlla bilirsin. Nükhet Duru söylerdi bir vakitler hani... Dilimizden düşmezdi. O vakitler ömrün toy saatleri... Birhan Keskin der ya... "İçimin de dışımın da olmadığı, ya da içimi de dışımı da bilmediğim bir dünya zamanıydı... Şimdilik, dünya geniş ve ılıktı... Biz kendi ılık dünyamızın içinde salınan, uçuşan perilerdik." Sanırım aynen böyleydim işte. İnsanî acılarından habersiz. "Nerde o başı dağlı, aşkı leyla?" ya da mecnun durumum...Yoktu henüz...  "Aşk ve maraz, ihanet ve yara, ömür ve hafıza... Dünyada bulunmanın bahaneleri" der Birhan Keskin... Henüz hepsinden habersizdim. Şimdi düşünüyorum sanırım anlattığım gibiydim. Öyle olmalıyım diye düşünüyorum. Evet, evet... Öyleydim. İnsan olan yerlerim henüz acımıyordu. Metin Üstündağ'ın dediği gibi "taksimetrem henüz pişmanlıklar yazmıyordu. Yaşadıkça "hep cız oluyor bir tarafım hep uf" vaziyetlerini henüz bilmiyordum. Etrafımda sevdiklerim vardı. Mutlu olduğum bir ortamda yaşıyordum. İyi ama bütün bu güzelliklerin ortasında içimde tuhaf bir his vardı. Edip Cansever der ya hani... "Gördün mü hiç suyun yanmasını tuzda... Gördüm ben bu yaşam boyu iniltiyi..." O duygumu nasıl anlatacağımı inan bilmiyorum. Tuhaf bir his... Sadece o yaşlarda kalsa iyi... Bitmedi... Yaşam boyu zaman zaman görüyorum ben o iniltiyi... Mutsuzlukla ilgisi yok anlatabiliyor muyum? Bilakis mutluyken daha fazla biliyorum. Şaşırtıcı bir his. Sahiden suyun tuzda yanması gibi... İçin için mânâsız bir efkâr hali... Dışardan kimsenin farkedemediği bir sessizliğin içimi ve dışımı kaplaması...   Gene bir şiirle,  Edip Cansever'in dizeleriyle ifade edebilirim belki.  "Ne peki? Yere dökülen bir un sessizliği mi? Göğe bırakılmış bir balon sessizliği mi? İşini bitirmiş bir org tamircisinin... Tuşlarından birine dokunacakkenki... Dikkati mi tedirginliği mi... " Bilmiyorum. Acaba Sabahattin Ali'nin o güzelim şiirinde yazdığı dizeler hislerimin tam tercümesi olabilir mi? "Beni en mutlu günümde... Sebepsiz bir keder alır...... Anlayamam kederimi... Bir ateş yakar derimi... İçim dar bulur yerimi... "Acaba şair aynı hislerle mi yazdı bu şiiri? Diyor ya... "Ne kış, ne yazı isterim... Ne bir dost yüzü isterim... Hafif bir sızı isterim..." Bilmiyorum... Çözemediğim bir bilmece sanki... Acaba şiirlere ve şairlere meftûn olmam içimdeki bilmediğim bu his sebebiyle mi? Şiir yazmaktan korkuyor olmam... Gene de şiir okumadan duramamam... Şiirden etkilenen bir bünyeye sahip olmam...  Hatta kolaylıkla şiir çarpmasına uğramam... Acaba bu tuhaf his sebebiyle mi? Niye böyleyim? Cevap yok! Gene Edip Cansever'in dizelerine sığınarak bitireceğim Kahve Molası yazımı.... "Büyük bahçelerin küçük içinde... Saksılardan birinde... Gördüm de... Uyurken uyandırılmış gibi... Beni bir sardunya büyüttü belki." Tamam. Çıkıyorum. Kahve molam bitti.

 

27 Mayıs 2011 Cuma

"Kendime Dökülüyorum, İçime..."


Ey ruhum sen yola çık
Ben aklımı eski bahçeye gömeceğim
Bu yaylım ateşlerinde yıkanıp
Sana döneceğim.

Birhan Keskin





Ne kadar garip bir an
Ona yakınlaşmak, bir şans daha vermek için kafasını aşağıda tuttu.
Ama o yapamadı
Cesareti yoktu
Döndü ve gitti

(Aşk Zamanı adlı filmden)

 

                                                                   
Yaz ne istersen yaz
İster aşk mektubu
İster nefret
  Yeter ki sen lütfet
                                                                       
Numan Serteli



 
Kedilerin özel bir anını yakalamak gibidir
kendi hayatımızdaki anları ve olağanüstü kişileri yakalamak.
Bazılarının gelecekte sandıkları "bir gün" geçmişte kalmıştır oysa;
hani şu karşıdan karşıya geçerken, 
trafik ışıklarında rastladığınız,
omızunun üzerinden şöyle bir baktığınız
sonra da boş verip "Nasıl olsa ileride bir gün karşıma çıkar." dediğinizdir.
Oysa tam da o gün bu zalim şehri terk etmiştir O, 
boş yere bu sokaklarda ararsınız. 

Murathan Mungan   



 
müsait bir yerde
unutur musunuz
beni lütfen


Metin Üstündağ



NOT: Konu Başlığı Birhan Keskin'in dizesidir.


6 Mayıs 2011 Cuma

Birhan Keskin'in Örümcek Adlı Şiiri İle Örümcek Adam Çizgi Roman Kareleri


Terliymiş mavi gök, bıkkınmış akşamüstü
balkon yorgunmuş, yel söylenecekmiş.
Hariçmiş badem dünyadan, sardunya
daha şımaracakmış. Kerem edecekmiş taş,
mayalanacakmış çöl, düze çıkacakmış çukur.
Hah hah ha...
Sağ sağrımda aşk tozu birikiyor
gamzemde lirik hatıra.

 Karnımın üstündeki çiyden duyuyorum dünyayı
Her ayağım bir başka yöne işaret ediyor.

Durmadan değişiyormuş dünya
Örümcek bağlıyormuş hatıra...



 
Ruhumdaki sarkaç bir atıyor beni
cesaretin beyaz atına, bir çekiyor içeri
ağulu korkuya.
(Ben üretmişim kuşkuyu, benim ipliğimmiş korku! hah.)


 
Örümcek bağlıyormuş hatıra
hah hah ha.

İpim indirsene beni dünyaya
ha.
 
Birhan Keskin/ Örümcek

28 Mart 2011 Pazartesi

Kahve Molası - Bir Rüya Gördüm...


Sabahtan beri masada, başımı eğip iş yapmaktan, nasıl yorgun düşmüşüm anlatamam. Sonra biraz internette haberlerde gezindim. Kendimi iyiden iyiye mecalsiz hissettim. Kalktım yerimden. Bir kedi gibi gerindim önce. Odamdaki üçlü koltuğa oturdum. Dayanamadım. Kıvrılarak uzandım olduğum yere. Gözlerimi kapadım. Dalmışım. Gece ruh haline göre geçiyor.. gündüz insanlık haline göre, der ya Metin Üstündağ. Gündüz görülen rüyalar da öyle olmalı. Gündüzdü çünkü. Nasıl söylesem, az önceydi yani...  Tuhaf bir haldeydim.  İnsan olan yerlerim çok ağrıyordu. Yerini yadırgayan eşyalar gibiydim adeta. Kıvranıyordum. Tahammül eşiğim epeyce yükselmiş olmalı. Çünkü sürekli "bana dokumasın hiçbir şey, hiçbir şey yarama merhem olmasın" diye bağırıyordum. Çevremdekiler  endişeli gözlerle seyrediyorlardı beni. "Acımayın bana! Böylesi daha iyi. Biliyorum, bittiğinde, geçtiğinde, azaldığında sızı, iyileştiğimde, o saman tadıyla karıştığında; her şey daha acı olacak." diyordum. Beni dinlemediler. Bir doktor getirdiler. Uzun uzun muayene ettirdiler tüm bedenimi. Steteskopunu tam yüreğimin üzerine koymuştu ki, en ıssız sesimle doktora seslendim: "Hey, doktor! Ruhumdaki kadim yırtık hâlâ derinde mi? Karanlık ve içerlek bir cümbüş o, doktor! Dik onu doktor. Hey!" Gözlerimi açtım. Doğrularak oturdum. Neydi bu böyle? Gündüz gözüyle rüya mı görmüştüm gene? Masama geçtim. Bir kahve rica ettim. Fincanı elime aldığımda, kahve kokusunu derin derin  içime çektim. Hayır olsun, bu rüya neydi sahi? Benim rüyadaki konuşmalarım hep Birhan Keskin'in dizeleriydi sanki. Tamam. Bildim.  Dün gece Birhan Keskin'in şiirleriyle fazlasıyla haşır neşirdim. Kahvemi içerken, bilgisayarda  Birhan Keskin'i sorgulamak istedim. Şöyle bir yazıya eriştim. "Seçici kurul, 2011 Metin Altıok şiir ödülü’nün, “Türk şiirinde belli bir damarın derinleşmesine katkıda bulunması, insana olan derin kazısını bu kitapta daha da derinleştiren yaklaşımı ile bireyin karmaşası konusunda ulaşılan en uç noktaları göstermesi” nedeniyle Birhan Kesin’e verilmesini kararlaştırdı." Telefonum çaldı. Kahve molam bitti. İşe dönmeliyim.