mitoloji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
mitoloji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Kasım 2017 Çarşamba

Hayattı; Yekpâreydi. Her Şey, Bir Şeydi.




Geceydi. Uyku öncesi Rus yazar Yevgeni Ivanoviç Zamyatin'in 1920'li yıllarda yazdığı  BİZ adlı bilim kurgu romanını okuyordum. Kitap distopik bir geleceği anlatıyordu. Zihnim ise mitolojik geçmişte dolanıyordu.

"Bütün dünya tek ve muazzam bir kadındı ve bizler rahmindeydik; henüz doğmamıştık, neşeyle olgunlaşıyorduk." cümlesinde durdum.  Böyle miydi sahiden? Acaba doğmadan öncesini neden hiç hatırlamıyordum? 

Ne vakit kaybolmuş bir düşünceyi hatırlamak istesem, sol elimin işaret parmağını  üst dudağımla  burnum arasındaki o derin oyuğun üstüne koyarım. Gene aynısını yaptım. 

Derler ki, aslında insan doğmadan önce evrenin mucizesini, başlangıcı ve sonu, yaradılışın sırrını, olup bitecek her şeyi çok ama çok iyi bilirmiş. Dünyaya geldiğinde bildiklerini  çığlık çığlığa herkese anlatmak istermiş. Tam o anda bir melek gelirmiş. Kimseye anlatmasın diye parmağıyla bebeğin  dudağına bastırır,  doğum öncesinden bildiği her şeyi bir parmak tıkıyla siliverirmiş. Melek işini yapmanın rahatlığıyla havalanırken, bastırdığı yerde parmak izini bırakıverirmiş. 

Üst dudağımla burnum arasındaki  iz çok derin... Acaba bildiklerimi  unutmamak için o meleğe çok  direnmiş olabilir miyim?

26. yüzyılda geçen,  insanların  numaralarla adlandırıldığı, özgür olmamanın doğru olduğuna, düşünmenin ve sorgulamanın hastalık olduğuna inandırılan, teknoloji ile bürokrasiye teslim olmuş, her dakikası devlet tarafından denetlenen distopik bir gelecek anlatan elimdeki BİZ adlı bilimkurgunun metaforlarıyla bezeli kitabı, yatağımın yanındaki sehpaya usulca bıraktım.

Sol elimin işaret parmağını, üst dudağımla burnumun arasındaki derin çukura koydum.  Yaradılış gayemin, önceden bildiğim her şeyi yeniden keşfetmek olabileceğini düşündüm.  "Neden", "Peki sonra ne olacak," diye  sorular zihnimde uçuşurken rüyalar alemine geçtim.


başlık / birhan keskin/ beyaz delik / yeryüzü halleri
fotoğraf/google'dan


5 Ekim 2011 Çarşamba

Hayırdır İnşallah... Tuhaf Bir Rüya Gördüm Gene...


Bak ne anlatacağım. Az önce koltukta kıvrılıp uyumuştum. Tuhaf bir rüya gördüm. Güya ben girişi boydan boya gün ışığına açık bir yer altı mağarasındaymışım. Hatta orada çocukluktan beri zincire vurulmuşum. Yerimden kıpırdayamıyormuşum. Ne başımı çevirebiliyormuşum. Ne de arkama bakabiliyormuşum. Aslında arkamdan bir ışık geliyormuş. Sanki uzakta tepede yakılan bir ateş varmış da ben o ışığı asla göremiyormuşum.  Sanki orada insanlar varmış. Belki de konuşuyorlarmış. Ellerinde eşyalar…  Belki de yürümekteler… Öyle hissediyormuşum. Çünkü mağaranın duvarlarına gölgeleri düşüyormuş. Mağaranın içinde sesleri işitiliyormuş. Ben dışardakileri göremiyorum ya gölgeler konuşuyor, gölgeler hareket ediyor sanıyormuşum. Yani benim için tek hakikat varmış: Gölgeler.  Başka bir şey bilmiyormuşum. Olur mu böyle bir şey? Olamaz... Ama gerçek değil ki... Anlattığım bir rüya...  Efendime söyleyeyim, sonraaa... 


Ayağımdaki zincir birden bire açılıyormuş. Ayağa kalkıyormuşum. Başımı çevirip yürümeye başlıyormuşum. Mağaradan çıkınca o tepedeki ışık gözümü kamaştırıyormuş. Küçüklüğümden beri mağarada yaşamışım ya karanlığa alışkın gözlerim aydınlıkta acımaya başlıyormuş bu durumda. Daha önce hiç bilmediğim acı hissini öğrenmeye başlıyormuşum. Bağırıp, öfkeleniyormuşum. Kimse kulak asmıyormuş. Sonra gözlerim ışığa alışıyormuş, çevremdeki insanları ve eşyaları fark etmeye başlıyormuşum. Fakat hiç kimseyi tanımıyor, hiçbir şeyin ne olduğunu bilmiyormuşum. Biri yanıma geliyormuş. “Ömür boyu mağarada gördüklerin bir hayaldi. Şimdi gerçekle karşı karşıyasın” diyormuş. Ben şaşırıyormuşum. Çünkü kendimi bildim bileli gölgeleri görmüş, gölgelere inanmışım ya kafam fena halde karışıyormuş. Neler olup bittiğini anlayamıyormuşum.  Gece olunca yıldızları ve ayı görüyormuşum. Sonunda gözlerimi o muazzam ışığa çeviriyormuşum. Düşünmeye başlıyormuşum.  Hangisi hakikatti? Mağaradaki gölgeler mi? Yoksa şimdi gördüklerim mi? Doğru muydu söyledikleri?  Kafam çok karışıyormuş. Öğrenmenin ve bilmenin çok acı verdiğini  anlasam bile… Her çileye katlanmak  istiyor… Mağaradaki eski günlerime  asla dönmek istemiyormuşum. Yüreğimin tuhaf bir mutluluk hissiyle çırpındığını hissediyormuşum. Gözlerimi açtım. Karşımda kitaplarım. Kucağımda ise en son okuduğum kitap.  Kitabı kaldırdım. Ne okuyordum ki? Baktım...  Antik Yunan Filozoflarından Sokrat'ın öğrencisi, Aristo'nun hocası, koskoca Eflatun vardır ya hani... Bilirsin... Eflatun'un Mağara İstiaresi'ni okumuyor muymuşum? Bu okuduklarım mitolojiden ve felsefeden  anlamayan bünyeme ağır mı gelmişti ne? Gördüğüm rüyaya bir anlam veremedim. Ne bileyim? Böyleyken böyle.