aristo etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
aristo etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Aralık 2020 Pazar

Ve Aristoteles ve Aristo ve Aristocum...


Ben anlatanların yalancısıyım.  Günlerden bir gün Aristoteles felsefe okula gider. Derste cebinden meşe palamudu çıkarır. Geleceğin büyük düşünürleri olacak sınıf arkadaşlarına elindekinin ne olduğunu sorar. Meşe palamudu olduğunu söylerler. Aristoteles gülümser.  Oysa cevap meşe ağacıdır. 

"Aristoteles'e göre her nesneye ait, ondaki değişimi mümkün kılacak bir potansiyel vardır. Değişme bu durumda, nesnede varolan potansiyelin aktüel hale geçmesi anlamına gelecektir. " 

İşte bu cümleleri ders notlarımda okuyunca, biriktirdiğim tohumlar aklıma geldi. Bakar mısınız şunların güzelliğine. Üst sağdan başlayacağım. Kavun, bezelye, keçiboynuzu ve bakla çekirdekleri. Bu çekirdeklerin içinde Aristoteles'in dediği gibi onlardaki değişimi mümkün kılacak potansiyel var. Toprağa ekilip varolan potansiyel aktüel hale geçecek. Minnacık meşe palamudundan nasıl koskocaman, görkemli bir meşe ağacı aktüel hale gelecekse, benim çekirdeklerimin içlerinde sırlanmış potansiyeller aktüel hale geçecek ve  kavun, bezelye, keçiboynuzu, bakla  formuna  değişecekler.  Müthiş değil mi? Büyüleyici.


Peki, bunların ne olduğunu tahmin edebilir misiniz? 

Şimdi... İzninizle bir hayal kuracağım. 
Diyelim ki, MÖ 364 yılındaymışız. Hayal bu ya... Kadın erkek ayırımı yapılmıyormuş. Atina'daki Platon'un Akademisi'ne gidiyormuşum. 

Nanananoom! Bilin  bakalım, sıra arkadaşım kimmiş? Aristotales tabii. Lütfen gülmeyin.  Dedim ya... Mesela. 

Siz Aristotetes demelisiniz. Lakin  bizim muhabbetimiz ilerlemiş. Tahmin edersiniz ki, ha babam de babam felsefe yapıyormuşuz. 

Benim  Aristoteles dememe gerek yok ki.  Can ciğer arkadaşız. Mehmet nasıl bir süre sonra Memo, ibrahim İbo oluyorsa,  ben de artık  kendisine Aristo demeye başlamışım. 

Heyecanla avucumun içindekileri göstermişim:
- Hey Aristo, demişim, bil bakalım bunlar ne?
Aristo önce elime sonra gözüme bakmış.  "Çekirdeek." deyivermiş. 
İşte bu cevaba çok gülerim. 

Durur muyum?
- Bunların içinde sırlı bir potansiyel var Aristo, diyormuşum. Bu potansiyel  aktüel hale geçince kıpkırmızı domates yetişecek.  Buna inanıyorum. Çünkü bu çekirdekleri bir domatesten ben çıkarmıştım.  Bu gerekçelendirilmiş doğru bir inanç. Nasıl desem?  Sen dersin ya hani... Bu bir  bilgi.  Çünkü, bir şeyi bilmek onun nedenlerini bilmektir, öyle di mi?

Ex nihilo nihil fit!  Bak, bu senin sözün Aristo. Bilirsin, hiçlikten hiçlik doğar.  Oysa bu tohum potansiyel domatestir. Henüz domates olmamış domatestir. Şeylerin şey olmak için imkanı vardır, öyle değil mi Aristocum.  Neticede, hepimiz kendi potansiyelimizi taşıyoruz yani, di mi?

Hey! Du bi... Ben hayal diye başladım. Daldım gidiyorum. Kokoca Aristoteles'e önce Aristo sonra  Aristocum demeye başaldıysam,  bu yazıyı burada kesiyorum:)


27 Kasım 2011 Pazar

Yooo... Ben Demedim Ve Ben Çizmedim...


Yoo... Vallahi ben demedim.  Bak işte... Nietzsche söylemiş.   "Yetişkin her insanın içinde oyun oynamak isteyen bir çocuk saklıdır." demiş.  Koskoca Alman felsefeci yanlış söyleyecek değil ya?  Haydi  işine gelmedi. Bu sözü kulak arkası ettin. Pekii...


Sokrat'ın öğrencisi,  Aristo'nun hocası, Yunan felsefeci, matematikçi büyük Platon'nun şu sözüne ne diyeceksin? Düşünmüş taşınmış... Ölçmüş biçmiş....  Diyor ki:  "Hayat oyun olarak yaşanmalıdır." Yaa.. Böyle işte... Hayır, neden yazıyorum şimdi bu sözleri biliyor musun?  Arada sırada  bana "Çok oyuncu birisin... Kaç yaşına geldin yaramaz kız gibi davranıyorsun" diyorsun ya... Ben kendi kafama göre davranmıyorum ki! Ya Nietzche'ye  uyuyorum... Ya da Plato'na...  
 

Evet... Ben oyun seven biriyim. "Sebzelerden sevdiklerim: Havuç, domates, oyun.. Meyvelerden sevdiklerim: Elma, şeftali, oyun... Bence en iyi besin oyun... Çünkü, hiçbir şey yemesem bile bazen... Oyun oynarken doyuyorum." İnan bana işte aynen böyle hissediyorum. İyi ama bunlar benim sözlerim değil ki. Şair İsmail Uyaroğlu'nun bir şiiri. Şair de benim gibi düşünüyor işte, fena bir şey mi yani?


Ben genellikle kendi kendime oynamayı seven biriyim. Hayatın her safhasında, her mekanda kendime bir oyun uydurabilirim.  Koy beni ister dağ başına, ister ıssız çöl ortasına, ister  su kenarına... Hiç sıkılmam. Asla... Hani "canım sıkılıyor" diyen insanlar var ya... İnan çok şaşarım onlara... Benim canımın sıkılması mümkün değil.  Ama... Oyunlar icat ederken  farkındayım  şaşırtıyorum kimi defa...  Biliyorum benimle arkadaşlık hiç kolay değil.  Her an bir sürprizle çıkabilirim karşına.  Sizlerle oyun oynuyorsam bil ki sevdiğimdendir. Sevmediklerimle oyun oynamamam ben... Asla!

Fakat, ama, ancak... Abartmayı seven biri, bir de oyun oynamayı seviyorsa... Mesafe koy bence arana... Çünkü.... Gülten Akın yazmış benim şiirimi...  Deli Kızın Türküsü'nde dediği gibi...  "Yağmur yağar akasyalar ıslanır... Bulutlar uçuşur geceleyin... Ben yağmura deli buluta deli... Bir büyük oyun yaşamak dediğin... Beni ya sevmeli ya öldürmeli." Yok artık... Bu kadar sözden sonra... "Su olsam, ateş olsam... Göklerdeki güneş olsam... Konuşmasam taş olsam... Yine de oynar mısın benimle?" demiyeceğim.  Durumum böyleyken böyle...  Bilmiyorsan bil istedim. Niye acaba böyleyim? Ne bileyim? Edip Cansever'in dediği gibi... "Beni bir sardunya büyüttü belki." 


Gözlerimi kapatıp düşlere dalacağım şimdi.  Ve küçük kurbağayı tam dudaklarından öpeceğim belki. Düşlerin sonu gelmeden bir kahve molası vereceğim. Ve yanında bir dilim gökkuşağı pastasıyla, düşler ve gerçekler arasında yol alacağım G'nin dediği gibi:)

NOT: Bütün çizimleri G'nin bloğundan aşırdım:) Ben bu çizimlere bayılıyorum.
 http://dusgezegeni-gezgin.blogspot.com/