Ordu’daki bir binanın cephesindeki bu akordeonlu kızın fotoğrafına denk gelince, “Niye akordeonlu bir kız çizmiş?” diye merak edip çizeri Emir Aktunç’un röportajlarını okumaya başladım.
Emir Aktunç, Ünye Kent Gazetesi’ndeki röportajında, Ordu’da eskiden kutlama ve benzeri etkinliklerde akordeon çalan çocuklardan söz ediyor. Bu eski görüntülerden yola çıkarak, kendi üslubuyla nostaljik bir hatırlatıcı olarak bu murali yaptığını söylüyor.
Biraz daha kurcalayınca, karşıma Emre Solmaz’ın “Akordeon Ailesine Mensup Çalgıların Türk Halk Oyunları Müzikleri İcrasında Kullanım Durumu” başlıklı, 2024 tarihli akademik makalesi çıktı.
Akordeonun hikâyesi Avrupa’dan başlayıp Balkanlar ve Kafkaslar üzerinden Anadolu’ya uzanıyormuş. Özellikle 19. yüzyılın sonlarında yaşanan göçler akordeonu Karadeniz’e de ulaşmış. Doğu Karadeniz Kültür Envanteri de bölgeye girişini 1877–1878 Osmanlı-Rus Savaşı yıllarındaki kültürel etkileşimle ilişkilendiriyor.
Yani Ordu’nun duvarındaki o akordeonlu kız, aslında yüz yılı aşan bir kültür yolculuğunun küçük bir hatırlatıcısı. Ne hoş, değil mi?
Akordeonun hikayesi yalnızca sokaklarda ve kutlamalarda değil, okullarda da devam etmiş. Solmaz’ın makalesinde, özellikle Köy Enstitüleri dönemindeki müzik eğitiminde akordeon, mandolin ve başka çalgıların kullanıldığını okudum. Öğrenciler yalnızca derslerde değil, türküler, halk oyunları ve çeşitli etkinliklerle müziğin içinde yetişiyorlarmış.
Makaledeki eski fotoğraflara bakarken de bunu görmek mümkün. Cılavuz (Kars) ve Akçadağ(Malatya) Köy Enstitülerine ait fotoğraflarda öğrencilerin ellerinde akordeon, mandolin gibi çalgılar var.
Fotoğraflar Ordu’dan değil, Türkiye’nin farklı bölgelerindeki Köy Enstitülerinden. Ama bu görüntüler, akordeonun bir dönem çocukların okul ve günlük yaşamındaki yerini çok güzel gösteriyor.
Benim hoşuma giden de tam olarak bu oldu. Bir duvar resminde gördüğüm küçücük bir ayrıntı, beni akordeonun Avrupa’dan Anadolu’ya uzanan hikâyesine, oradan da memleketimdeki, müziğin okulun ve günlük hayatın bir parçası olduğu başka bir döneme götürdü.
Şimdi o hikâyenin küçücük bir parçası, Ordu’da kocaman bir duvarın üzerinde yaşamaya devam ediyor. Sanat sen ne şahane bir şeysin!
Çizimiyle beni bu hikâyenin peşine düşüren Emir Aktunç’a, araştırmasıyla akordeonun geçmişine dair yeni şeyler öğrenmemi sağlayan Emre Solmaz’a minnet duyuyorum. Sağolsunlar.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder