13 Eylül 2026 Pazar

Ve Hayal Ve Portofino Ve Kardeş

 

*Aşkı Portofino'da buldum
Çünkü hâlâ hayallere inanıyorum."
Love in Portofino


"Yok artık!" diye bağırdım. Akabinde kocamaaan bi "Pes!" diye ekledim. Neydi bu olan biten? "Yuf  yani!" Abartmanın da bir endamı, bir ölçüsü olur, öyle değil mi?"  

Eve gelip, kendime geldiğimde  hemen bilgisayar başına oturdum. Acele acele gugıla "Portofino nere bizim köy nere?" diye sordum. Gugıl sorumu ikiletmedi...  "Rengarenk evleri, romantik atmosferi ve dünya çapında ün kazanan şarkıları sayesinde dünyaca tanınan lüks bir tatil beldesidir." diye cevap verdi.

İyi de güzelim... Portofino'yla benim ne işim olur?  Köyde yaşayan biriyim... Bizim köy nere...  Taaaa.... İtalya'nın Akdeniz kıyı şeridinde bulunan  Portofino nere, öyle değil mi? Onu bunu bilmem... Resmen Portofino'daydım işte. Rengarenk evlerin dört bir köşesi ışıklarla aydınlatılarak büyüleyici  bir ortam yaratılmıştı... Nasıl ummanlar dolusu şımşıkırdak insan topluluğu vardı anlatamam. Üstelik şahane bir geceydi. Gökyüzünde muhteşem bir dolunay, kocaman sahne üstünde ise dünyaca  tanınmış müzisyenler vardı.  

Ya elinde mikrofonuyla ayakta duran o adama ne demeli... Hey!...  Yoksa Andrea Bocelli mi?   Evet, kesinlikle oydu. Harikulade sesiyle şarkı söylemeye başlamıştı bile. Adeta bir varmış bir yokmuş'la başlayan... Masal gibi bir geceydi yeminle..




Vay canına sayın seyirciler!.. Dünyanın en ünlü tenoru Andrea Bocelli, İtalya'nın en güzel beldelerinden biri olan Portofino'da konser veriyorsa, seyirci olmak için kimbilir kaç papel verip bilet almak  gerektiğini, müsadeniz le benim şu küçük aklım bile hesap edebilirdi elbette. 

İyi de, nereden bulacaktım o kadar parayı? Bilet alamayınca, sevdiğimiz şarkıcıyı, sahildeki sandallardan birinden kaçak seyrediyorduk belki de. Çünkü yan gözle baktım. Bu şık seyirci gurubu içinde değil, denizin açığındaki sandaldan birinde iki kişiydik. Yanımda  balık burcu kardeşim romantik müziğin ritminde  oturduğu yerde salınmaktaydı.

 
  

Sessizce "Ne işimiz var bizim burada?" diye fısıldadım. Duymadı. İllüzyonda gibiydi. Günahını almak istemem ama... Belki de duymuyormuş ayağına yattı. Pirelendim. "Hey, sana söylüyorum. Ne işimiz var burada bizim? Bana bak, bu güzelim konseri kaçak seyrettiğimizi bi anlarlarsa var ya, sadece İtalyan sosyetesine rüsva olmakla kalmayız,  popüler dünyaya da kapak oluruz valla." dedim. 

Havalı bir  kafa  hareketiyle, yüzüne düşen  saçlarını arkasına doğru attı. Tepeden tırnağa endamıma küçümser nazarla baktı.  Dudaklarını alay edercesine kıpırdattı. "Şaka mı yapıyorsun?" diye fısıldadı.

Afalladım.  Aşağılandığımı hissettim. Ne yapayım yani? Bu vaziyetlerde hüngürdemeye meyyal bir bünyeye sahibim.  Neyse ki, kendime mukayyet oldum. Göz pınarlarıma hücum eden gözyaşlarımı tuttuğum gibi, anında gerisingeri içime gönderdim. Akabinde epeyce çaba sarfederek, gülümsemeyi becerdim.  

Rüzgar saçlarımızı usul usul dalgalandırıyordu.  İnanılır gibi değildi. Resmen sahnede Andrea Bocelli, yüreğime tesir eden o muhteşem  sesiyle Besame Mucho'yu  söylüyordu. 

Parmaklarımı heyecanlı heyecanlı çıtlattım. Portofino'ya hangi ara gelmiştik? Manzaranın kenar köşeşinden de olsa bu konser alanına nasıl girebilmiştik? 

Şaşkın bir ifadeyle kardeşimin suratına baktım. Parmağını dudağının üstüne koyarak, hastane duvarlarındaki hemşire pozu verdi. Her zamanki bilmiş öğretmen gözleriyle  bakarak."Şıııhht! Sinemadayız. Seyirciler rahatsız olacaklar." dedi. 

Sarsıldım. Sanırım o sarsıntıyla kendime geldim. Etrafıma tekrar baktım. Portofino'da Aşk adlı konser filmi gösterisi sebebiyle, tıklım tıklım dolu bir sinema salonunun ortasında oturmaktaydık.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder