aşk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
aşk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Ocak 2026 Çarşamba

Yara Kabuğu...


Rıfat- Gidiyorum.
Asiye- Biliyorum.
Rıfat- Beni bekleyeceksin di mi?
Asiye- Bekleyecem.

Asiye- Nedir bu?
Rıfat- İçinde yaramın kabuğu var.

Asiye- Yaranın kabuğu mu?
Rıfat- Seninle ilk buluştuğum gün düşmüştüm hani, kanamıştı.
Sonra yara kurudu, ben de kabuğunu sakladım. İkimizin yarasıdır diye.
Esasen çok saçmadır değil mi? Ama olsun...
Düşündüm ki fotoğraf vermekten iyidir. Fotoğrafa bakar bakar alışırsın.
Ama yara öyle değildir. Etimden bir parçadır.
Ne zaman baksan acırsın.
Ne o? Yoksa taş kalpli Asiye ağlıyor mu?

Asiye- Yoo! Niye ağlayayım? Hem bence de saçma bişey...
İnsan sevdiğine yarasını verir mi?

NOT
Bu muhabbet Vizontele filminde Rıfat’ın sevgilisi Asiye’ye, askerlik için köyden ayrılacağı sırada yaptığı vedalaşma konuşmasında geçiyor. Rıfat bir muskanın içine yarasından parça koymuş Asiye'nin boynuna asıyor.


3 Eylül 2025 Çarşamba

Seni Seviyorum...

 

-seni seviyorum
-aman ne güzel..
 seninle birlikte, beni seven iki kişi olduk böylece

  
seni seviyorum
neden.. 
bende benim bilmediğim müthiş bir şeyler mi gördün


seni seviyorum
hadi ya, çok ilginç, 
ee sonra, devam et..


seni seviyorum
ömrünü, enerjini  daha faydalı işler için harcasana şekerim


seni seviyorum
hayır, izin vermiyorum.. 
bugün beni seven, yarın kediyi,köpeği, otu böceği de sever..
hayır olmaz.. ben ciddi bir insanım

 
seni seviyorum
iyi, güzel de, bu ne'ye cevap olacak, neyi çözecek ki şimdi


seni seviyorum
ve utanmadan bir de bunu yüzüme karşı söylüyorsun ha,
yıkıl karşımdan melun


cümleler /metin üstündağ/denemeyenler
2016

4 Haziran 2021 Cuma

Aşkın Tuhaf Halleri...

"İlk aşkların derin acısında, hayattan habersiz olmanın da payı vardır."


"Bir aşkta binlerce an yaşansa da bir tek an doruk deneyimidir. 
Diğer anların tümünü önemsiz kılacak  kadar onu dibine kadar tanıdığınız, 
gördüğünüz bir andır bu. 
İyi ya da kötü. 
Bu, odur.
Tam o an karşınızda duran.
Sevdiğiniz kadın ya da sevdiğiniz adam."


"Bu çağda aşkın yeniden icat edilmesi gerekiyor. 
Bu çağın gereklerine göre değil, bu çağa rağmen."


"Bazı Avrupa dillerinde "Aşık olma" sözü yoktur. Aşık "olma" hali yoktur.  
"Aşka düşme" denilir.
Türkçedeyse aşık olunur, aşka düşülür, vurgun yenilir, sevdalanılır, tutuldum denir. 
Türkçede say say bitmez."


"En çok felsefeciler bilir:
Dilsizliği arayan dil, mutlaka aşka uğrar."


not
Film kareleri/ Scott Pilgrim Dünyaya Karşı
Cümleler / Murathan Mungan-Aşkın Cep Defteri

14 Ocak 2021 Perşembe

ve Murathan Mungan ve Aristoteles ve AŞK

"Aşk ve soğukkanlık. Bir araya  gelmesi en zor ikili.

Oysa Aristoteles, vücudun en soğuk unsurunun beyin olduğunu söyler.
Aynı zamanda beyni aşkın merkezi olarak görür. 
Dünyanın çekirdeğindeki kor ile buzulların ilişkisine kadar götürür bu insanı."

NOT

Cümleler/ Murathan Mungan-Aşkın Cep Defteri

Kareler/ Son Gece-Keira Knighley-Guillaume Canet                                           


4 Şubat 2017 Cumartesi

Bu Hafta Neler Yaptım?

Filmlerde aşkın izini sürdüm.



Keçenin dilinden anlamaya çalıştım.


 Sezar salatası yapmayı öğrendim.



Yalnız Kurt ve Yavrusu'yla dolandım.


Yeni bir diziye başladım.




3 Şubat 2017 Cuma

AŞK - Saksı Olmanın Faydaları


Sınava  girip Yabancılara Türkçe Öğretimi Programını tamamladım ya, dünyaya yeniden gelmiş gibiyim. Oh ya! Haftalardır ha babam de babam derslere gir, staj yap, ödev hazırla, materyal toparla... Üstüne sınav heyecanı... Bitmişim vallahi... Bazı günler sabah sekiz buçuktan akşam dokuzlara kadar okuldaydım desem inanır mısınız? Nasıl heves ama... Nasıl bir öğrenme iştahıdır bu abicim? Yoo... Ben de şaşıyorum. Nedir bu evladım, diyorum kendime… Vallahi diyorum. Lakin ertesi gün tıpış tıpış okula gidiyorum. Pes!

Zaten  Aralık ayı işimin en debdebeli ayıydı. 2017'ye hoop diye zıplamıştım.  Aralık'ı göremeden, Ocak ayı çekip  gitmiş. Bugün bir de ne göreyim? Şubat ayında değil miyim? 

Şubat... Hiiiç umursamadığım, hep afra tafra yaptığım, hatta aşağıladığım,  hatta kurum sattığım, dahası burunladığım, dışladığım, tiriviri yaptığım, dudak büküp geçtiğim, dahası feci küçümsediğim,  burun büktüğüm, kulak ardı ettiğim   sevgililer gününün olduğu ay değil mi?  Eveeeet! Allahım... Nefret ederim!... Şeyy... Yani  ederdim. Az önce... Bir an her yerde aşk, kalp ve kırmızıyı göreceğimi düşünmek hoşuma gitti. Keşke  memleketimin her yeri aşk ve kalple dolsa diye hayal ettim.

Sonra... Bir aşk filmi seyrederek, yeni dönemime başlamaya karar verdim. Sevgili gugıla en güzel aşk filmlerinin ne olduğunu sordum. Söylediği filmlerden sadece birini seyretmemişim. Saksı Olmanın Faydaları... Filmi buldum. Seyretmeye başladım.

19 Mart 2016 Cumartesi

Hayat


Detaylar üzerinde çok yoğun çalıştığında tamamının ne hakkında olduğunu unutuyorsun.



not
resim-trionfo della morte/ressamı belirsiz
cümle-palermo'da yüzleşme adlı filmden

18 Kasım 2015 Çarşamba

ÇIT


İnsan yaratılırken her parçasını bir melek  birleştiriyormuş. Kalp işlerine bakan melek biraz sakar olmalı... Tam yerine yerleştirecekken... Hooop!.. Kalbi  elinden düşürüyormuş. İnsanın kalbinde  ince bir çatlak oluşuyormuş bu durumda... 

İnsan, yaşamı boyunca kalbindeki bu çatlağı sevgiyle dolduramazsa, kolaylıkla çııt diye kırılıveriyormuş.

Bu masal doğru sanki... Başka hangi organ bir sözle kırılıverir ki?


23 Ağustos 2015 Pazar

Deniz Ve Mehtap Sordular Seni, Neredesin?


Geçen hafta, benim öğretmen kardeş, "Ablam, paramızın çıkışacağı kadar yol bileti aldım. Ve kimseler bilmeden... Kaçalım mı buralardan birlikte… Gidelim mi denize?” dedi. Hey! Binlerce kasırga aşkına!  Önünü arkasını sormadım, parmaklarımın ucuna basa basa ofisten çıktım. Evden bir kaç giysi toplayıp,  kitaplıktan rast gele iki kitap kaptığım gibi.... Vınnn!

Çocuklar gibi çılgınca yüzdüğümü itiraf etmeliyim. Sabah bırak sahile, akşam ittire çektire çıkar. Resmen kendimi kaybetmişim.  Kardeşim bir ara iskeleden elindeki kitapları gösterdi. Süt dökmüş kedi misali ancak o vakit denizden çıkabildim.

Kitaplara göz ucuyla baktım. Feleğin tatlı cilvesi. Biri 1875 doğumlu Servet i Fünûn yazarlarından Mehmet Rauf'un romanı Ferda yı Garam, diğeri 1974 doğumlu günümüz yazarlarından Murat Menteş'in Korkma Ben Varım adlı romanı. İkisini de okumuştum. Olsun varsın. Ne olacak ki? Her ikisini de yine yeni yeniden  seve seve okurum. 

İskeleye oturdum. Karşımda masmavi güpgüzel deniz. Bir o kitabın satırlarında dolanıyorum bi bu. Mehmet Rauf'un  romanındaki erkek kahramanın, aşık olduğunu sonradan anladığı kadın için anlattığı cümlelere denk geldim.

"Ah Sermed’i bütün zevkiyle, bütün bedeniyle, bütün yüzüyle ne kadar olağanüstü buluyordu. Onun saçlarındaki şiirin dili, gözlerinin hüzünlü siyah rengi, dudaklarından eksik olmayan soru çizgisi, alnının saflığı, boynunun servi gibi ve mutlu olmuş halini düşündükçe titriyordu. Onun bütün inceliklerini en küçük ayrıntılarına varana kadar yeniden yeniden gözünde canlandırıyordu."

Aaa! Az önce Korkma Ben Varım'da Murat Menteş'in romanının kahramanı da sevdiği kadını kendine has cümlelerle anlatmıyor muydu?

"Perihan Pirana'ya meftundum. Hem de nasıl. Allah'ım, onu ne zaman görsem, kalbim kanlı bir yumruk olup göğsümü dövüyor! Bal rengi saçları, muz kabuğu gibi pürüzsüz yanaklarından süzülüyor. Gözleri yıkanmış üzüm parlaklığında. Akikten bir kız. Yarı saydam. Mehtapta  yüzen beyaz bir gonca. Kayısı hamurundan, bayram şekerinden, ceylan sütünden yoğrulmuş, mücevher gibi bir dilber… "

İki yazarın arasında 100 yıl var. Benzer tattaki anlatımları hoşuma gitti. Tebessüm ettim. Kitapları iskeleye bıraktım. Şapkamı, terliğimi çıkardım. Kardeşe baktım. Sahilde uzanmış. Güneşleniyor. 

Şu anda yeryüzünde var olan tüm insanların, 100 yıl sonra var olmayacağını düşündüm. Ayağa kalktım. Koştum. Koştum. Koştum.  Koştum. Denize cuup diye  çivileme atladım!


17 Temmuz 2015 Cuma

Bir Zamanlar Fırtınalar Estirirdi. Eskisi Gibi Değil, Şimdi Değişti.




Derenin öbür kıyısında, ben, artık büsbütün başka bir adamdım. O gün bugündür, kendimi toplayamadım. Dereyi atlarken, sanki içimden ağır bir şey yuvarlanıp düştü. Öyle bir şey ki, on dakika öncesine kadar, ben onu kalbimin üstünde veya kafamın içinde, bir demir gülle gibi taşıyordum. İşte bu, yuvarlanıp düştü. Şimdi, hafifim. O kadar hafifim ki kolumu bir kanat gibi kımıldatsam havaya uçabilirim.

İnsanın gönlü ne tuhaf Günün birinde, kavak ağaçları arasından, bir genç kızın gülümsemesi, bir derecik, bir atlayış. Her şey değişiyor. Ortada, biraz önceki adamdan eser kalmıyor.

Nereye gitti, o adam ne oldu? Eriyip gidiverdi mi? Ve onun yerine gelen bu adam kimdir? Nedir?

Kendi kendime, aşık olduğumu itiraf etsem çok gülünç bir şey yapmış olurum. Yaşım otuzu geçti. Ben beladan artakalmış bir adamım.

yakup kadri karaosmanoğlu/yaban

 

4 Haziran 2015 Perşembe

23 Mart 2013 Cumartesi

Ve Hayal Ve Portofino Ve Kübra


*Aşkı Portofino'da buldum
Çünkü hâlâ hayallere inanıyorum."
Love in Portofino



"Yok artık!" diye bağırdım. Akabinde kocamaaan bi "Pes!" diye ekledim. Neydi bu olan biten? "Yuf  yani!" Abartmanın da bir endamı, bir ölçüsü olur, öyle değil mi?"  

Eve gelip, kendime geldiğimde  hemen bilgisayar başına oturdum. Acele acele gugıla "Portofino nere bizim köy nere?" diye sordum. Gugıl sorumu ikiletmedi... Hemen "Adı üstünde "Aşk Sehri". Aşka aşık olanların doğru adresi: Portofino... Adına şarkılar yazılmış, şiirlere konu olmuş ve en güzel aşklara tanıklık etmiş, şahit olmuş... " diye cevap verdi.  İyi de güzelim... Portofino'yla benim ne işim olur?  Köyde yaşayan biriyim... Bizim köy nere...  Taaaa.... İtalya'nın Akdeniz Kıyı Şeridi'nde bulunan  Portofino nere, öyle değil mi? Onu bunu bilmem... Resmen Portofino'daydım işte. Rengarenk evlerin dört bir köşesi ışıklarla aydınlatılarak büyüleyici  bir ortam yaratılmıştı... Nasıl ummanlar dolusu şımşıkırdak insan topluluğu vardı anlatamam. Şahane bir geceydi. Gökyüzünde muhteşem bi dolunay, kocaman sahne üstünde ise dünyaca  tanınmış müzisyenler vardı.  Ya elinde mikrofonuyla ayakta duran o adama ne demeli... Hey!...  Yoksa Andrea Bocelli mi?   Evet, kesinlikle oydu. Harikulade sesiyle şarkı söylemeye başlamıştı bile. Adeta bir varmış bir yokmuş'la başlayan... Masal gibi bir geceydi yeminle..




Vay canına sayın seyirciler!.. Dünyanın en ünlü tenoru Andrea Bocelli, İtalya'nın en güzel beldelerinden biri olan Portofino'da konser veriyorsa, seyirci olmak için kimbilir kaç papel para verip bilet almak  gerektiğini, müsadenle benim şu küçük aklım bile hesap edebilirdi elbette. İyi de, nereden bulacaktım o kadar parayı? Bilet alamayınca, sevdiğimiz şarkıcıyı, sahildeki sandallardan birinden kaçak seyrediyorduk belki de. Çünkü yan gözle baktım. Bu şık seyirci gurubu içinde değil, denizin açığındaki sandaldan birinde iki kişiydik. Yanımda bizim ofisin eski stajyeri, şimdilerde memleketin ithalat ihracat bilgesi Kübra vardı. Kübra müziğin ritminde  oturduğu yerde salınmaktaydı.

 
 
 

Sessizce "Ne işimiz var bizim burada?" diye fısıldadım. Duymadı. İllüzyonda gibiydi. Günahını almak istemem ama... Bilmiyorum  duymuyormuş ayağına yattı belki. Pirelendim. "Hey, sana söylüyorum. Ne işimiz var burada bizim? Bana bak, bu güzelim konseri kaçak seyrettiğimizi bi anlarlarsa var ya, sadece İtalyan sosyetesine rüsva olmakla kalmayız, popüler dünyaya da kapak oluruz." dedim.  Havalı bir  kafa  hareketiyle, yüzüne düşen  kıvırcık saçlarını arkasına doğru attı. Tepeden tırnağa endamıma küçümser bir nazarla baktı.  Dudaklarını alay edercesine kıpırdattı. "Şaka mı yapıyorsun?" dedi. Afalladım.  Aşağılandığımı hissettim. Ne yapayım yani? Bu vaziyetlerde hüngürdemeye meyyal bir bünyeye sahibim.  Neyse ki, kendime mukayyet oldum. Göz pınarlarıma hücum eden gözyaşlarımı tuttuğum gibi, anında gerisingeri içime gönderdim. Akabinde epeyce çaba sarfederek, gülümsemeyi becerdim.  Rüzgar saçlarımızı usul usul dalgalandırıyordu.  İnanılır gibi değildi. Resmen sahnede Andrea Bocelli, yüreğime tesir eden o muhteşem  sesiyle Besame Mucho'yu  söylüyordu. Parmaklarımı heyecanlı heyecanlı çıtlattım. Portofino'ya hangi ara gelmiştik? Manzaranın kenar köşeşinden de olsa bu konser alanına nasıl girebilmiştik? Şaşkın bir ifadeyle suratına baktım. Parmağını dudağının üstüne koyarak, hastane duvarlarındaki hemşire pozu verdi. Her zamanki bilmiş gözleriyle bana bakarak."Şıııhht! Sinemadayız. Seyirciler rahatsız olacaklar." dedi. Sarsıldım. Sanırım o sarsıntıyla kendime geldim. Etrafıma tekrar baktım. Tıklım tıklım dolu bir sinema salonunun ortasında oturmaktaydık. Hatırladım. Portofino'da Aşk adlı konser filmi gösterisi sebebiyle İstanbul'daki Paladyum'daydık.