aşk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
aşk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
28 Ocak 2026 Çarşamba
3 Eylül 2025 Çarşamba
Seni Seviyorum...
-seni seviyorum
-aman ne güzel..
seninle birlikte, beni seven iki kişi olduk böylece
seni seviyorum
neden..
bende benim bilmediğim müthiş bir şeyler mi gördün
seni seviyorum
hadi ya, çok ilginç,
ee sonra, devam et..
seni seviyorum
ömrünü, enerjini daha faydalı işler için harcasana şekerim
seni seviyorum
hayır, izin vermiyorum..
bugün beni seven, yarın kediyi,köpeği, otu böceği de sever..
hayır olmaz.. ben ciddi bir insanım
seni seviyorum
iyi, güzel de, bu ne'ye cevap olacak, neyi çözecek ki şimdi
seni seviyorum
ve utanmadan bir de bunu yüzüme karşı söylüyorsun ha,
yıkıl karşımdan melun
cümleler /metin üstündağ/denemeyenler
2016
4 Haziran 2021 Cuma
Aşkın Tuhaf Halleri...

"İlk aşkların derin acısında, hayattan habersiz olmanın da payı vardır."
"Bir aşkta binlerce an yaşansa da bir tek an doruk deneyimidir.
Diğer anların tümünü önemsiz kılacak kadar onu dibine kadar tanıdığınız,
gördüğünüz bir andır bu.
İyi ya da kötü.
Bu, odur.
Tam o an karşınızda duran.
Sevdiğiniz kadın ya da sevdiğiniz adam."
"Bu çağda aşkın yeniden icat edilmesi gerekiyor.
Bu çağın gereklerine göre değil, bu çağa rağmen."
"Aşka düşme" denilir.
Türkçedeyse aşık olunur, aşka düşülür, vurgun yenilir, sevdalanılır, tutuldum denir.
Türkçede say say bitmez."
"En çok felsefeciler bilir:
Dilsizliği arayan dil, mutlaka aşka uğrar."
not
Film kareleri/ Scott Pilgrim Dünyaya Karşı
Cümleler / Murathan Mungan-Aşkın Cep Defteri
14 Ocak 2021 Perşembe
ve Murathan Mungan ve Aristoteles ve AŞK
"Aşk ve soğukkanlık. Bir araya gelmesi en zor ikili.
Oysa Aristoteles, vücudun en soğuk unsurunun beyin olduğunu söyler.
Aynı zamanda beyni aşkın merkezi olarak görür.
Dünyanın çekirdeğindeki kor ile buzulların ilişkisine kadar götürür bu insanı."
NOT
Cümleler/ Murathan Mungan-Aşkın Cep Defteri
Kareler/ Son Gece-Keira Knighley-Guillaume Canet
4 Şubat 2017 Cumartesi
Bu Hafta Neler Yaptım?
Filmlerde aşkın izini sürdüm.
Keçenin dilinden anlamaya çalıştım.
Sezar salatası yapmayı öğrendim.
Yalnız Kurt ve Yavrusu'yla dolandım.
Etiketler:
aşk,
bu hafta neler yaptım,
çizgi roman,
dizi,
film,
hale soygazi,
keçe,
lone wolf and cub,
manga,
oh olsun,
semazen,
sezar salatası,
sinema,
tarık akan,
vikings,
yalnız kurt ve yavrusu
3 Şubat 2017 Cuma
AŞK - Saksı Olmanın Faydaları
Sınava
girip Yabancılara Türkçe Öğretimi Programını tamamladım ya, dünyaya
yeniden gelmiş gibiyim. Oh ya! Haftalardır ha babam de babam derslere gir, staj
yap, ödev hazırla, materyal toparla... Üstüne sınav heyecanı... Bitmişim
vallahi... Bazı günler sabah sekiz buçuktan akşam dokuzlara kadar okuldaydım
desem inanır mısınız? Nasıl heves ama... Nasıl bir öğrenme iştahıdır bu abicim?
Yoo... Ben de şaşıyorum. Nedir bu evladım, diyorum kendime… Vallahi diyorum.
Lakin ertesi gün tıpış tıpış okula gidiyorum. Pes!
Zaten Aralık ayı işimin en debdebeli ayıydı. 2017'ye hoop diye zıplamıştım. Aralık'ı göremeden, Ocak ayı çekip gitmiş. Bugün bir de ne göreyim? Şubat ayında değil miyim?
Şubat... Hiiiç umursamadığım, hep afra tafra yaptığım, hatta aşağıladığım, hatta kurum sattığım, dahası burunladığım, dışladığım, tiriviri yaptığım, dudak büküp geçtiğim, dahası feci küçümsediğim, burun büktüğüm, kulak ardı ettiğim sevgililer gününün olduğu ay değil mi? Eveeeet! Allahım... Nefret ederim!... Şeyy... Yani ederdim. Az önce... Bir an her yerde aşk, kalp ve kırmızıyı göreceğimi düşünmek hoşuma gitti. Keşke memleketimin her yeri aşk ve kalple dolsa diye hayal ettim.
Sonra... Bir aşk filmi seyrederek, yeni dönemime başlamaya karar verdim. Sevgili gugıla en güzel aşk filmlerinin ne olduğunu sordum. Söylediği filmlerden sadece birini seyretmemişim. Saksı Olmanın Faydaları... Filmi buldum. Seyretmeye başladım.
19 Mart 2016 Cumartesi
Hayat
Detaylar üzerinde çok yoğun çalıştığında tamamının ne hakkında olduğunu unutuyorsun.
not
resim-trionfo della morte/ressamı belirsiz
cümle-palermo'da yüzleşme adlı filmden
18 Kasım 2015 Çarşamba
ÇIT
İnsan yaratılırken her parçasını bir melek birleştiriyormuş. Kalp işlerine bakan melek biraz sakar olmalı... Tam yerine yerleştirecekken... Hooop!.. Kalbi elinden düşürüyormuş. İnsanın kalbinde ince bir çatlak oluşuyormuş bu durumda...
İnsan, yaşamı boyunca kalbindeki bu çatlağı sevgiyle dolduramazsa, kolaylıkla çııt diye kırılıveriyormuş.
İnsan, yaşamı boyunca kalbindeki bu çatlağı sevgiyle dolduramazsa, kolaylıkla çııt diye kırılıveriyormuş.
Bu masal doğru sanki... Başka hangi organ bir sözle kırılıverir ki?
23 Ağustos 2015 Pazar
Deniz Ve Mehtap Sordular Seni, Neredesin?
Geçen hafta, benim öğretmen kardeş, "Ablam,
paramızın çıkışacağı kadar yol bileti aldım. Ve kimseler bilmeden... Kaçalım
mı buralardan birlikte… Gidelim mi denize?” dedi. Hey! Binlerce kasırga
aşkına! Önünü arkasını sormadım, parmaklarımın ucuna basa basa ofisten
çıktım. Evden bir kaç giysi toplayıp, kitaplıktan rast gele iki kitap
kaptığım gibi.... Vınnn!
Çocuklar gibi çılgınca yüzdüğümü itiraf
etmeliyim. Sabah bırak sahile, akşam ittire çektire çıkar. Resmen
kendimi kaybetmişim. Kardeşim bir ara iskeleden elindeki kitapları
gösterdi. Süt dökmüş kedi misali ancak o vakit denizden çıkabildim.
Kitaplara göz ucuyla baktım. Feleğin tatlı cilvesi. Biri
1875 doğumlu Servet i Fünûn yazarlarından Mehmet Rauf'un romanı Ferda yı Garam,
diğeri 1974 doğumlu günümüz yazarlarından Murat Menteş'in Korkma Ben Varım adlı
romanı. İkisini de okumuştum. Olsun varsın. Ne olacak ki? Her ikisini de yine
yeni yeniden seve seve okurum.
İskeleye oturdum. Karşımda masmavi güpgüzel deniz. Bir
o kitabın satırlarında dolanıyorum bi bu. Mehmet Rauf'un romanındaki
erkek kahramanın, aşık olduğunu sonradan anladığı kadın için anlattığı
cümlelere denk geldim.
"Ah Sermed’i bütün zevkiyle, bütün bedeniyle, bütün
yüzüyle ne kadar olağanüstü buluyordu. Onun saçlarındaki şiirin dili,
gözlerinin hüzünlü siyah rengi, dudaklarından eksik olmayan soru çizgisi,
alnının saflığı, boynunun servi gibi ve mutlu olmuş halini düşündükçe
titriyordu. Onun bütün inceliklerini en küçük ayrıntılarına varana kadar
yeniden yeniden gözünde canlandırıyordu."
Aaa! Az önce Korkma Ben Varım'da Murat Menteş'in
romanının kahramanı da sevdiği kadını kendine has cümlelerle anlatmıyor muydu?
"Perihan Pirana'ya meftundum. Hem de nasıl. Allah'ım,
onu ne zaman görsem, kalbim kanlı bir yumruk olup göğsümü dövüyor! Bal rengi
saçları, muz kabuğu gibi pürüzsüz yanaklarından süzülüyor. Gözleri yıkanmış
üzüm parlaklığında. Akikten bir kız. Yarı saydam. Mehtapta yüzen beyaz
bir gonca. Kayısı hamurundan, bayram şekerinden, ceylan sütünden yoğrulmuş,
mücevher gibi bir dilber… "
İki yazarın arasında 100 yıl var. Benzer tattaki anlatımları hoşuma gitti. Tebessüm ettim. Kitapları iskeleye bıraktım. Şapkamı, terliğimi çıkardım. Kardeşe
baktım. Sahilde uzanmış. Güneşleniyor. Şu anda yeryüzünde var olan tüm insanların, 100 yıl sonra var olmayacağını düşündüm. Ayağa kalktım. Koştum. Koştum. Koştum. Koştum. Denize cuup diye çivileme atladım!
17 Temmuz 2015 Cuma
Bir Zamanlar Fırtınalar Estirirdi. Eskisi Gibi Değil, Şimdi Değişti.
Derenin
öbür kıyısında, ben, artık büsbütün başka bir adamdım. O gün bugündür, kendimi
toplayamadım. Dereyi atlarken, sanki içimden ağır bir şey yuvarlanıp düştü.
Öyle bir şey ki, on dakika öncesine kadar, ben onu kalbimin üstünde veya
kafamın içinde, bir demir gülle gibi taşıyordum. İşte bu, yuvarlanıp düştü. Şimdi, hafifim. O kadar hafifim ki kolumu bir kanat gibi
kımıldatsam havaya uçabilirim.
İnsanın gönlü ne tuhaf Günün birinde, kavak ağaçları arasından, bir genç kızın gülümsemesi, bir derecik, bir atlayış. Her şey değişiyor. Ortada, biraz önceki adamdan eser kalmıyor.
Nereye gitti, o adam ne oldu? Eriyip gidiverdi mi? Ve onun yerine gelen bu adam kimdir? Nedir?
Kendi kendime, aşık olduğumu itiraf etsem çok gülünç bir şey yapmış olurum. Yaşım otuzu geçti. Ben beladan artakalmış bir adamım.
İnsanın gönlü ne tuhaf Günün birinde, kavak ağaçları arasından, bir genç kızın gülümsemesi, bir derecik, bir atlayış. Her şey değişiyor. Ortada, biraz önceki adamdan eser kalmıyor.
Nereye gitti, o adam ne oldu? Eriyip gidiverdi mi? Ve onun yerine gelen bu adam kimdir? Nedir?
Kendi kendime, aşık olduğumu itiraf etsem çok gülünç bir şey yapmış olurum. Yaşım otuzu geçti. Ben beladan artakalmış bir adamım.
yakup kadri karaosmanoğlu/yaban
4 Haziran 2015 Perşembe
23 Mart 2013 Cumartesi
Ve Hayal Ve Portofino Ve Kübra
*Aşkı Portofino'da buldum
Çünkü hâlâ hayallere inanıyorum."
Love in Portofino
"Yok artık!" diye bağırdım. Akabinde kocamaaan bi "Pes!" diye ekledim. Neydi bu olan biten? "Yuf yani!" Abartmanın da bir endamı, bir ölçüsü olur, öyle değil mi?"
Eve gelip, kendime geldiğimde hemen bilgisayar başına oturdum. Acele acele gugıla "Portofino nere bizim köy nere?" diye sordum. Gugıl sorumu ikiletmedi... Hemen "Adı üstünde "Aşk Sehri". Aşka aşık olanların doğru adresi: Portofino... Adına şarkılar yazılmış, şiirlere konu olmuş ve en güzel aşklara tanıklık etmiş, şahit olmuş... " diye cevap verdi. İyi de güzelim... Portofino'yla benim ne işim olur? Köyde yaşayan biriyim... Bizim köy nere... Taaaa.... İtalya'nın Akdeniz Kıyı Şeridi'nde bulunan Portofino nere, öyle değil mi? Onu bunu bilmem... Resmen Portofino'daydım işte. Rengarenk evlerin dört bir köşesi ışıklarla aydınlatılarak büyüleyici bir ortam yaratılmıştı... Nasıl ummanlar dolusu şımşıkırdak insan topluluğu vardı anlatamam. Şahane bir geceydi. Gökyüzünde muhteşem bi dolunay, kocaman sahne üstünde ise dünyaca tanınmış müzisyenler vardı. Ya elinde mikrofonuyla ayakta duran o adama ne demeli... Hey!... Yoksa Andrea Bocelli mi? Evet, kesinlikle oydu. Harikulade sesiyle şarkı söylemeye başlamıştı bile. Adeta bir varmış bir yokmuş'la başlayan... Masal gibi bir geceydi yeminle..
Vay canına sayın seyirciler!.. Dünyanın en ünlü tenoru Andrea Bocelli, İtalya'nın en güzel beldelerinden biri olan Portofino'da konser veriyorsa, seyirci olmak için kimbilir kaç papel para verip bilet almak gerektiğini, müsadenle benim şu küçük aklım bile hesap edebilirdi elbette. İyi de, nereden bulacaktım o kadar parayı? Bilet alamayınca, sevdiğimiz şarkıcıyı, sahildeki sandallardan birinden kaçak seyrediyorduk belki de. Çünkü yan gözle baktım. Bu şık seyirci gurubu içinde değil, denizin açığındaki sandaldan birinde iki kişiydik. Yanımda bizim ofisin eski stajyeri, şimdilerde memleketin ithalat ihracat bilgesi Kübra vardı. Kübra müziğin ritminde oturduğu yerde salınmaktaydı.
Sessizce "Ne işimiz var bizim burada?" diye fısıldadım. Duymadı. İllüzyonda gibiydi. Günahını almak istemem ama... Bilmiyorum duymuyormuş ayağına yattı belki. Pirelendim. "Hey, sana söylüyorum. Ne işimiz var burada bizim? Bana bak, bu güzelim konseri kaçak seyrettiğimizi bi anlarlarsa var ya, sadece İtalyan sosyetesine rüsva olmakla kalmayız, popüler dünyaya da kapak oluruz." dedim. Havalı bir kafa hareketiyle, yüzüne düşen kıvırcık saçlarını arkasına doğru attı. Tepeden tırnağa endamıma küçümser bir nazarla baktı. Dudaklarını alay edercesine kıpırdattı. "Şaka mı yapıyorsun?" dedi. Afalladım. Aşağılandığımı hissettim. Ne yapayım yani? Bu vaziyetlerde hüngürdemeye meyyal bir bünyeye sahibim. Neyse ki, kendime mukayyet oldum. Göz pınarlarıma hücum eden gözyaşlarımı tuttuğum gibi, anında gerisingeri içime gönderdim. Akabinde epeyce çaba sarfederek, gülümsemeyi becerdim. Rüzgar saçlarımızı usul usul dalgalandırıyordu. İnanılır gibi değildi. Resmen sahnede Andrea Bocelli, yüreğime tesir eden o muhteşem sesiyle Besame Mucho'yu söylüyordu. Parmaklarımı heyecanlı heyecanlı çıtlattım. Portofino'ya hangi ara gelmiştik? Manzaranın kenar köşeşinden de olsa bu konser alanına nasıl girebilmiştik? Şaşkın bir ifadeyle suratına baktım. Parmağını dudağının üstüne koyarak, hastane duvarlarındaki hemşire pozu verdi. Her zamanki bilmiş gözleriyle bana bakarak."Şıııhht! Sinemadayız. Seyirciler rahatsız olacaklar." dedi. Sarsıldım. Sanırım o sarsıntıyla kendime geldim. Etrafıma tekrar baktım. Tıklım tıklım dolu bir sinema salonunun ortasında oturmaktaydık. Hatırladım. Portofino'da Aşk adlı konser filmi gösterisi sebebiyle İstanbul'daki Paladyum'daydık.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




























