roma etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
roma etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Haziran 2026 Perşembe

Kendimi Eylediğim Zamanlar...

 

Gülerek duygulanmak istedim. Eski bir film seyrettim. Çok sevdim.
Vee... Bir dizi seyretmeye başladım. Şimdilik iyi gidiyor...

Okuyabilir miyim acaba diye düşünüyordum, bayıldım. 98. sayfaya geldim bile. Filmine hazırlanıyorum:)

Cam mozaikle kuş yapmaya devam ediyorum.

             İki günlüğüne Roma'ya gittim. Çok yürüdüm. Sadece bir adet Invader mozaiği avlayabildim.

Bebek roka ile tanıştım. Bakar misiniz? Ne güzeller!

10 Mayıs 2026 Pazar

22 Aralık 2018 Cumartesi

Bu Haftanın Hülasası...

 
    
"Çalışmıyor, yemiyor, içmiyor, ha babam de babam  film seyrediyor," derseniz yeminle  günahımı alırsınız.  
Yılın son günlerindeyiz ya... İşlerim öyle yoğun ki. Feci! 
Yemek içmek deseniz... Refika'nın Mutfağı'na abone oldum. 
Neler neler, ne şahane mamalar pişirdim bir bilseniz.  Ooo... Gâni!
Hele, hazırladığım o birbirinden leziz sıcak ve soğuk kış içeceklerini hiç söylemeyeyim... 
Resmen senfoni:)
Lakin, Birhan Keskin der ya hani, "Yol uzun, güzergah zorlu, ne demeliyim?" 
Benzerini söyleyeceğim. Gece uzun, filmler zorlu, ne demeliyim:)

Tüm yeteneksizliğime rağmen, ukulele öğrenmeye devam ediyorum. 
Lakin, şu "bare basmak" var ya...  Gereğinden fazla zorladı beni. 
 "Kimler yaptı sen mi yapamayacaksın, yetenek diye bir şey yoktur, çalışmak vardır." 
gazıyla vazgeçmiyorum.
Şu "bare" eşiğini atladığımda, sanki ukulele işi çözülecekmiş gibi hayal ediyorum.

Nolur gülmeyin olur mu? Bu gördüğünüz poi toplarım:)
Ucundakiler ne derseniz, normalde poi, bir ateş dansı. 
Ateş topu çeviremeyeceğime göre,  uçlarına tül taktım. 
Topları çevirdiğimde, tüller  ateş hissi veriyor. 
playpoi diye bir youtube kanalı buldum. Harika öğretiyor.
İşte buyrun... 

Okumayı ihmal etmem mümkün değil. 
Elimde bir kitap, bir de henüz kitaplaşmamış enfes bir çalışma var. 
Okumaya devam...


Gün içinde doğaya kaçmayı beceriyorum. 
Otomobilin hızı kışın bütün güzelliğini heder etmesin diye, yürüyorum:)
Anayoldan  otomobille tepelere saptım, onbeş dakika sonra adeta  kutuplardaydım.
Bir baktım ki o ne, dağlarına kar yağmış memleketimin...
Ne şahane coğrafyada yaşıyorum. 
Hem an'ın içinde  usul usul yürüdüm. Hem  tatlı tatlı düşündüm.


7 Ağustos 2012 Salı

"Mesele Esir Düşmekte Değil, Teslim Olmamakta Bütün Mesele."


- Körler genelde siyah gözlük takmazlar mı?
 - Öyle mi? Bilmem, ben hiç kör görmedim ki!

 - Hep kör müydünüz?
 - Evet.

- Kör olmak gerçekten sıkıntılıdır değil mi?
- Dinle! Senin yaptığın her şeyi yapabileceğim gibi, fazlasını da yaparım. Ben körüm sadece o kadar! 

- İyi de, örneğin araba kullanamazsınız.  
- Peki, sen kullandığını mı sanıyorsun?


- Niyetim sizi sinirlendirmek değildi.  Hiç kör kimse tanımıyorum.  Sadece merak ettim.
 - Körüm ama senin gibiyim. Yiyiyorum, içiyorum, her şeyin tadına bakıyorum. Müzik dinliyorum. Müziği hissediyorum. İstediğim her şeyi yapıyorum. Sinemaya bile gidiyorum.


 - Sinemaya mı? Hah, peki filmlerde neyi nasıl görüyorsunuz?
- Bazen filmi hissediyorum. Hem işitiyorum da. Aman boşver! Beni yoruyorsun zaten! 


 - Tamam da, yemek yediğinizde ne yediğinizi görmüyorsunuz.  Havuçlar mavi olabilir örneğin. Müziğe gelince müzisyenleri göremiyorsunuz. Bir gitarın şeklini bile bilemezsiniz.
- Hayır, kahrolası gitarın şeklini biliyorum. Senin hiç hissedemeyeceğin şeylerin farkındayım ben.


 - Madem o kadar akıllısınız, size bir soru soracağım. Sorum şu: benim ten rengim ne? 
- Kahrolası renklerden bana ne? 


- Ama insanların tenleri farklı, renk renktir. 
- Bana bak! Yeşil ya da... bir havuç gibi mavi olması beni ilgilendirmez! Benim için renk sözcüğünün bir anlamı yok. Renkleri hissediyorum ben. Ama tabii sen bunu anlayamazsın.

- Peki sesimi duyuyorsunuz. Aksanımdan söyleyin bakalım, neredenim ben?
- Çattık! Doğruyu bilirsem renkli bir TV mi kazanacağım, ha?!.. Hımm... Bilmem ki, Afrika''dan mısın? Kamerun'dan mısın? Yok, Fildişi Sahili'nden olmalısın.

- !!!! Fena sayılmaz. Hatta çok müthişsiniz!  Tam isabet. Mükemmel!


Bu muhabbetler, Jim Jarmusch'un senaryosunu yazdığı ve yönettiği, 1991 yılına ait Night On Earth adlı filminin bir bölümünde  geçer. Fildişi Sahili'nden, çalışmak için  Paris'e gelen zenci taksi şöförüyle,  yolcu olarak arabasına binen  kör kadın arasındaki muhabbetler etkileyicidir. Şöför,  göçmen olduğu, siyah tene sahip olduğu için, Paris'te  kendisini dışlanmış hissederken, benim buraya bir kısmını aldığım muhabbetler sonunda, kör kadından kendini olduğu gibi kabul etmenin önemini ve değerini farkediyor. Los Angeles, New York, Paris, Roma ve Helsinki'de geçen beş ayrı gece, beş ayrı şöför ve insan öyküleri... Enfes oyuncular, gene şahane Tom Waits müziği, dünyamız  üzerindeki beş ayrı şehir ve doğal akışı içinde gülerken insanı  sorgulatan müthiş bir film. Jim Jarmusch'un filmlerini sahiden çok seviyorum.

 
NOT: Başlık Nazım Hikmet'in dizesidir.


7 Nisan 2010 Çarşamba

Hayali Bir Yazı Denemesi- Rüya Gördüm Galiba.. Hayırdır İnşallah..

Kapı zilinin kuş cıvıltısını andıran sesiyle uyandım. Acaba gece geç mi yatmıştım? Çabaladığım halde gözlerimi açamıyordum. Sokak kapısına kadar yalpalaya yalpalaya yürüdüm. El yordamı ile kapının kolunu buldum. Açtım. “İnanmıyorum! Daha hazır değil misin?” diyen bir erkek sesi işitince, gözlerimi araladım. Kapıda ince, uzun boylu bir adam duruyordu. Belli ki koşudan gelmiş, mavi gözleri enerji fışkırıyordu. Sanıyorum bir anlık şaşkınlığımdan faydalandı. Karamba Karambita! İçeriye girdi. Bu ne cüretti!.. Başımı kaldırdım. Ellerimi yumruk yaptım. Ben iyi bir Zagor okuruyum. Zagor’un dövüş tekniklerini çok iyi bilirim. Yumruk yaptığım sağ elimi sol tarafıma doğru aniden uzatıp, hızla kafamın üzerinden tam tura yakın çevirerek sağ tarafımdan düşmana ekleştirebileceğim Zagor’un ters sıyırtmaç tekniğiyle, iznimi almadan içeriye giren adamın suratına bir yumruk atmayı aklımdan geçirdim. Yapamadım. Çünkü ben bunu düşünürken adam yanımdan geçip içeriye doğru gitti. Kafamı koridorun köşesinden uzatıp adamın arkasından baktım. Banyoya girdi. Kapıyı kapadı. Ben de peşinden gittim. Banyonun kapısının önüne usulca bekledim. İçeriden su sesi geliyordu. Sülalemin tüm eli hamurluları adına!.. Anlaşılan adam izinsiz evime girdiği gibi, bir de banyomda izinsiz duş alıyordu. Su sesi kesildi. Banyonun kapısı açıldı. Adam dışarı çıktı. Kapıda beni görünce: “Sen neden hazırlanmıyorsun? Uçağa kılı kılına yetişeceğiz. Acele etmelisin!” dedi. ”Sen kim oluyorsun, izinsiz evime giriyorsun, üstelik izinsiz girdiğin evimde hangi cüretle duş alıyorsun?” demek aklımdan geçti. Demedim. Onun yerine: ”Nereye gidiyoruz ki?” dedim. Adam: ”Şaka mı yapıyorsun? Roma’ya gidiyoruz ya” diye cevap verdi. Tuhaf biriyim. Bana “Gökte eğlence var. Haydi gidiyoruz!” deseler merdiven dayayıp çıkan cinstenim. Bu adam sanki beni uzun zamandır tanıyordu. Sanki tuhaflıklarımı çok iyi biliyordu. Hipnotize olmuşcasına yatak odasına geçtim. Kot pantolonumu ve siyah gömleğimi üzerime geçirdim. Sırt çantamın içine iki tişörtümü, güneş şapkamı, diş ve saç fırçamı, kremimi, rujumu, cüzdanımı attım. Yıllanmış kadife ceketimi giydim. Adam da giyinmiş kapıda beni bekliyordu. Rüya bu ya… AB ye girmemize gerek kalmadan dünyanın bütün ülkeleri kapılarını Türk vatandaşlarına açmış da.. Vize mize sorunumuz kalmamış güya… Sanırım o sebepten adama “Vizesiz nasıl gideceğiz ki Roma’ya?” diye sormadım… Rüya resmen bir film akıcılığında ilerliyordu. İşte tam burada sahne kararıyor, rüya yarıda kesiliyordu.

İnanamıyorum! Rüyanın devamında Roma’daydım. Hem de Roma’nın ünlü Trevi ya da Aşk Çeşmesi denilen yerindeydim. Üstelik elimi biri tutuyordu. Elimi tutan adam ıslığıyla laşantemi kantare şarkısını çalıyordu. Bayılırım bu şarkıya.. İyi ama? Allah Allah? Hayırdır inşallah vallahi! Birden durdum. Adam da durdu. Kulağıma usulca: “Şimdi seni Trevi Çeşmesi’nin yan sokğındaki il chanti’ye götüreceğim. Makarnanın hasını yedireceğim.” dedi. Aklımdan: “Ne işim var benim Roma’da? Hem de tanımadığım bir adamla?” demek geçti. Demedim. Onun yerine: ”Roma dondurması da yiyebilir miyim?” dedim. Gülümsedi. “Tabii ki yiyebilirsin, yemekten önce mi sonra mı yemek istersin?” dedi. Ne cevap versem beğenirsin: “Şimdi hemen yemek isterim!” dedim. Rüyalarda insan bazan ne kadar komik oluyor değil mi? Trevi Çeşmesi’nin yanından lokantaya doğru giderken, “Dur bir fotoğrafını çekeyim!” dedi. İnanmayacaksın ama… Durdum vallahi. Üstelik bir de poz verdim. Fotoğrafımı çekti. Ardından gene beni şaşırttı. “Bak burada senin sevdiğin cam kürelerden var. Roma hatırası almak ister misin?” dedi. Bu adam neleri sevdiğimi acaba nasıl bu kadar iyi biliyordu? Bir türlü çıkaramıyordum. Aslında onu gözüm bir yerden ısırıyordu. Adama döndüm. Baktım. İşte rüyanın tam burasında, aynı filmlerdeki gibi sahne gene birden kararıyordu.

Kapı zilinin kuş cıvıltısını andıran sesiyle uyandım. Acaba gece geç mi yatmıştım? Çabaladığım halde gözlerimi açamadım. Sokak kapısına kadar yalpalaya yalpalaya yürüdüm. El yordamı ile kapının kolunu buldum. Açtım. “Kusura bakma canım, koşuya giderken anahtarı yanıma almayı unutmuşum.” diyen bir erkek sesi işitince gözlerimi araladım. Kapıda gene ince, uzun boylu bir adam duruyordu. Dediği gibi belli, koşudan gelmiş, mavi gözleri enerji fışkırıyordu. Sanıyorum bir anlık şaşkınlığımdan faydalandı. Gene içeriye girdi. Başımı kaldırdım. Aklımdan:”Bu ne cüret! İkidir izinsiz evime giriyorsun!” demek geçti. Demedim. Onun yerine: “Aaa! Sen rüyamdaki adamsın!” dedim. Bu sözüm galiba adamın hoşuna gitti. Eğildi usulca kulağıma:”Çok şekersin, kocanı ne tatlı sözlerle karşılıyorsun!” dedi. Cevap vermemi beklemeden gene içeriye gitti. Koridorun köşesinden kafamı uzatıp arkasından baktım. Gene banyoya girdi. Olduğum yerde bir süre donakaldım. Yok artık bu kadarı çok fazlaydı. Adam hem ikidir evime izinsiz giriyor hem de evli olduğumuzu söylüyordu. Bu rüya biraz daha sürerse, rüyanın finalinde bir değil iki tane çocuğumuz var bile diyebilirdi... Bu ne cüret ya! Pes vallahi!

Yoo… Yeter ama... Bu kadar da olmaz ki! Şaşırıp kalmıştım inan ki. Çıkmak istiyorum rüyadan. Çıkamıyordum. O zaman... Rüyamda bile olsa haddini bildirmeliydim bu adama. Madem rüyayı bitiremiyordum. Bari adamı etkisiz hale getirmeliydim. Bilmiyorum anlatabildim mi? Yoksa şiddeti hiç sevmem yani. Gene banyonun kapısının önüne gittim. Sağ elimi yumruk yaptım. Bu kez alanım dardı. Ters sıyırtmaç hareketini yapamazdım. Banyonun kapısı açıldı. Adam dışarıya çıkar çıkmaz “AHHYAAKK!” diye bağırdım. Yumruk yaptığım elimi SOCK efekti çıkacak şekilde, bir Zagor asaletiyle adamın yüzüne indirdim. Adam kafasını geriye çekti. Yumruğum boşlukta bir yarım ay çizince, çizgi romanda havada kalan yumruklarda olduğu gibi bir SWIIISSS efekti işitildi. Çok şaşırmıştım tabii. Darkwood’un tüm davulları adına yani! Ona yumruk atacağımı nerden bilip böyle hazırlıklı davranmıştı ki? Bence çok akıllı biri. Adam şakınlığımdan faydalandı. Ellerimi tuttu. Güldü. “Sen gene ayakta rüya mı görüyorsun?”dedi. “Sen şimdi bizim Roma’ya gitmemizi bile hayal sanıyorsundur. Olsun, ben seni bu tuhaf hallerinle daha çok seviyorum.” dedi. Beni öptü. Aklımdan eğer beni bırakmazsa avazım çıkana kadar bağıracağımı söylemek geçti. Söylemedim. Onun yerine öpücüğüne karşılık verdim. Beni bıraktı. “Fotoğraf makinesi salondaki masanın üzerinde, bak istersen..” dedi. Yatak odasına gitti.

Hipnotize olmuşcasına salona gittim. Fotoğraf makinesi gerçekten masanın üzerindeydi. Makineyi aldım. Salondaki battal koltuğa kendimi attım. Ayaklarımı altıma topladım. Fotoğraf makinesinin düğmesine bastım. Ekranda bir görüntü belirdi. Tiber’li tüm kayıkçılar adına! Aman Allahım! Bu benim. Roma’dayım. Aynı rüyamdaki gibi Trevi Çeşmesi’nin önünde poz verdiğim haldeyim. Yavaşça başımı çevirdim. Titreyerek adeta, dolabın üzerindeki cam küre koleksiyonuma baktım. En önde bir küre duruyordu. Üzerinde Roma yazıyordu. Pes! Karamba Karambita! Afalladım tabii.. Hatta korktum inan ki! Korkudan küçük dilimi yutacağımdan endişe ettiğimi bile söyleyebilirim. Yoo.. Olamaz!.. Daha neler ya… Anladım. Aslında ben şimdi rüyadayım. Az sonra uyanacağım. Bu gördüğüm son rüyaya kahkaha ile güleceğim. İyi de o adam kimdi? Aslında gözüm bir yerde ısırıyordu da bir türlü çıkaramadım ki.. Tamam... Anladım... Galiba uyanınca hatırlayacağım... Kesin! Hayırdır inşallah demeyi unutma, e mi?

NOT: Çizgi roman kareleri, Zagor'un Sözü Bu! bloğundan alınmıştır. Dövüş Teknikleri romans'ın yorumlarından alınmıştır. Son fotoğraf photoshopla yapılmıştır:)