Filmler seyrettim.
Jim Jarmusch etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Jim Jarmusch etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
4 Mart 2026 Çarşamba
28 Kasım 2023 Salı
Bazan ve Kemal Ve Füsun....
Bazan hiçbir şey yapmaz, sessizce otururduk.
Bazan Zaman'ı bütünüyle unutur, "şimdi"nin içine yumuşacık bir yatağa yatar gibi yayılırdım.
Bazan orada olduğumu unutur, sanki baş başaymışız gibi kendimden geçer, Füsun'a bütün aşkımı göstererek, uzun uzun, aşkla bakardım.
Bazan ona "Seni seviyorum!" demek için dayanılmaz bir istek duyar, ama yalnızca çakmağımla sigarasını yakabilirdim.
Bazan "Resmine bakalım mı Füsun?" derdim ben ve bazan bakardık ve o zaman Füsun'la yaptığı resme bakarken, her zaman mutlu olduğumu anlardım.
Bazan Füsun öyle güzel esnerdi ki, bütün dünyayı unuttuğunu ve kendi ruhunun derinliklerinden daha huzurlu bir hayatı, tıpkı sıcak yaz günü soğuk bir kuyudan kovayla su çeker gibi çektiğini düşünürdüm.
NOT : Orhan Pamuk'un - Masumiyet Müzesi romanının bazanla başlayan bazı cümleleriyle Jim Jarmusch'un - Stranger Than Paradise adlı filminin bazı karelerini eşleştirdim. (16Nisan 2012'deki paylaşımı aldım getirdim, tekrar paylaştım.)
10 Haziran 2023 Cumartesi
Bazan Kelimesini Hep Sevdim:)
"Bazan hiçbir şey yapmaz, sessizce otururduk."
NOT
Orhan Pamuk'un - Masumiyet Müzesi romanından bir cümle,
Jim Jarmusch'un - Stranger Than Paradise adlı filminden bir kare.
28 Temmuz 2013 Pazar
Bir Film Ve Oruç - "Bütün Kutsal Ruhlar, Oruç Tutanları Takdir Eder."
- Seni öldüren beyaz adamı öldürdün mü?
- Ben ölü değilim ki.
"Pencereden
dışarı bak! Bu sana sandalda olduğun zamanı hatırlatmıyor mu? Ve sonra o
gece geç vakitte uzanıp tavana bakıyordun ve kafandaki su çevrendeki
manzaradan pek farklı değilken, kendi kendine şöyle demiştin:
- Kimle yolculuk ediyorsun?
- Hiç kimseyle.
- Ne tarafa gidiyorsun?
- Bilmiyorum.
"Mistik
düşlerin peşinde koşmak ulvi bir lütuftur Mr. Blake.
Bunu becerebilmek
için insan aç ve susuz yol almalıdır.
Bütün kutsal ruhlar, oruç
tutanları takdir eder.
Yolculuğa bu şekilde hazırlanmak gayet iyidir."
"Her Gece ve her Sabah
Doğar bazıları Acı’ya.
Her Sabah ve her Gece
Doğar bazıları tatlı Hazza.
Doğar bazıları tatlı Hazza,
Doğar bazıları Sonsuz Gece’ye.
Yönlediriliriz bir Yalan’a inanmaya
Göz’ün içinden görmediğimizde,
Ki bir Gece doğmuştur, can vermek için bir Gece’de,
Ruh uyurken Işık Huzmelerinde.
Tanrı belirir, ve Işıktır Tanrı
Gecenin içinde barınan o zavallı Ruhlara;
Ama bir İnsan Biçimi’ni sergiler
Gün’ün Diyarları’nda yaşayanlara."
Doğar bazıları Acı’ya.
Her Sabah ve her Gece
Doğar bazıları tatlı Hazza.
Doğar bazıları tatlı Hazza,
Doğar bazıları Sonsuz Gece’ye.
Yönlediriliriz bir Yalan’a inanmaya
Göz’ün içinden görmediğimizde,
Ki bir Gece doğmuştur, can vermek için bir Gece’de,
Ruh uyurken Işık Huzmelerinde.
Tanrı belirir, ve Işıktır Tanrı
Gecenin içinde barınan o zavallı Ruhlara;
Ama bir İnsan Biçimi’ni sergiler
Gün’ün Diyarları’nda yaşayanlara."
William Blake
Not: Dead Man'a bayılırım.
Müziklerine, oyuncularına, siyah beyaz oluşuna, içinden şiir ve tren
geçen bir film oluşuna... Ve elbette o güzelim muhabbetlerine biterim
inan ki... Ağır akan bir film gibi görünse de asla öyle bir tat
bırakmaz bünyemde... Eee... İçinde oruçla ilgili muhabbetler de varsa
hele... Ramazan ayındayız ya... Tam izlemenin vakti dedim. Aldım film kareleriyle, sevdiğim
muhabbetleri işte burada eşleştirdim.
Az önce, inandığım Tanrı ve bütün kutsal ruhlar beni takdir etsin diye oruç tutmaya niyetlendim. Şimdi anne sözü dinler gibi masum uyumaya gideceğim. Du bi... İyisi mi, önce Dead Man'in müziğini dinleyeyim.
2012
7 Ağustos 2012 Salı
"Mesele Esir Düşmekte Değil, Teslim Olmamakta Bütün Mesele."
- Körler genelde siyah gözlük takmazlar mı?
- Öyle mi? Bilmem, ben hiç kör görmedim ki!
- Hep kör müydünüz?
- Evet.
- Kör olmak gerçekten sıkıntılıdır değil mi?
- Dinle! Senin yaptığın her şeyi yapabileceğim gibi, fazlasını da yaparım. Ben körüm sadece o kadar!
- İyi de, örneğin araba kullanamazsınız.
- Peki, sen kullandığını mı sanıyorsun?
- Niyetim sizi sinirlendirmek değildi. Hiç kör kimse tanımıyorum. Sadece merak ettim.
- Körüm ama senin gibiyim. Yiyiyorum, içiyorum, her şeyin tadına bakıyorum. Müzik dinliyorum. Müziği hissediyorum. İstediğim her şeyi yapıyorum. Sinemaya bile gidiyorum.
- Sinemaya mı? Hah, peki filmlerde neyi nasıl görüyorsunuz?
- Bazen filmi hissediyorum. Hem işitiyorum da. Aman boşver! Beni yoruyorsun zaten!
- Tamam da, yemek yediğinizde ne yediğinizi görmüyorsunuz. Havuçlar mavi olabilir örneğin. Müziğe gelince müzisyenleri göremiyorsunuz. Bir gitarın şeklini bile bilemezsiniz.
- Hayır, kahrolası gitarın şeklini biliyorum. Senin hiç hissedemeyeceğin şeylerin farkındayım ben.
- Madem o kadar akıllısınız, size bir soru soracağım. Sorum şu: benim ten rengim ne?
- Kahrolası renklerden bana ne?
- Ama insanların tenleri farklı, renk renktir.
- Bana bak! Yeşil ya da... bir havuç gibi mavi olması beni ilgilendirmez! Benim için renk sözcüğünün bir anlamı yok. Renkleri hissediyorum ben. Ama tabii sen bunu anlayamazsın.
- Peki sesimi duyuyorsunuz. Aksanımdan söyleyin bakalım, neredenim ben?
- Çattık! Doğruyu bilirsem renkli bir TV mi kazanacağım, ha?!.. Hımm... Bilmem ki, Afrika''dan mısın? Kamerun'dan mısın? Yok, Fildişi Sahili'nden olmalısın.
- !!!! Fena sayılmaz. Hatta çok müthişsiniz! Tam isabet. Mükemmel!
Bu muhabbetler, Jim Jarmusch'un senaryosunu yazdığı ve yönettiği, 1991 yılına ait Night On Earth adlı filminin bir bölümünde geçer. Fildişi Sahili'nden, çalışmak için Paris'e gelen zenci taksi şöförüyle, yolcu olarak arabasına binen kör kadın arasındaki muhabbetler etkileyicidir. Şöför, göçmen olduğu, siyah tene sahip olduğu için, Paris'te kendisini dışlanmış hissederken, benim buraya bir kısmını aldığım muhabbetler sonunda, kör kadından kendini olduğu gibi kabul etmenin önemini ve değerini farkediyor. Los Angeles, New York, Paris, Roma ve Helsinki'de geçen beş ayrı gece, beş ayrı şöför ve insan öyküleri... Enfes oyuncular, gene şahane Tom Waits müziği, dünyamız üzerindeki beş ayrı şehir ve doğal akışı içinde gülerken insanı sorgulatan müthiş bir film. Jim Jarmusch'un filmlerini sahiden çok seviyorum.
NOT: Başlık Nazım Hikmet'in dizesidir.
Bu muhabbetler, Jim Jarmusch'un senaryosunu yazdığı ve yönettiği, 1991 yılına ait Night On Earth adlı filminin bir bölümünde geçer. Fildişi Sahili'nden, çalışmak için Paris'e gelen zenci taksi şöförüyle, yolcu olarak arabasına binen kör kadın arasındaki muhabbetler etkileyicidir. Şöför, göçmen olduğu, siyah tene sahip olduğu için, Paris'te kendisini dışlanmış hissederken, benim buraya bir kısmını aldığım muhabbetler sonunda, kör kadından kendini olduğu gibi kabul etmenin önemini ve değerini farkediyor. Los Angeles, New York, Paris, Roma ve Helsinki'de geçen beş ayrı gece, beş ayrı şöför ve insan öyküleri... Enfes oyuncular, gene şahane Tom Waits müziği, dünyamız üzerindeki beş ayrı şehir ve doğal akışı içinde gülerken insanı sorgulatan müthiş bir film. Jim Jarmusch'un filmlerini sahiden çok seviyorum.
NOT: Başlık Nazım Hikmet'in dizesidir.
Etiketler:
afrika,
altı nokta körler derneği,
fildişi sahilleri,
görme engelli,
helsinki,
Jim Jarmusch,
kamerun,
körlük,
los angeles,
new york,
night on earth,
paris,
roma,
tom waits,
zenci
16 Nisan 2012 Pazartesi
Bazan ve Kemal Ve Füsun
Bazan hiçbir şey yapmaz, sessizce otururduk.
Bazan Füsun üst kata çıkar ve bir süre aşağıya inmez, bu da beni mutsuz ederdi.
Bazan Zaman'ı bütünüyle unutur, "şimdi"nin içine yumuşacık bir yatağa yatar gibi yayılırdım.
Bazan orada olduğumu unutur, sanki baş başaymışız gibi kendimden geçer, Füsun'a bütün aşkımı göstererek, uzun uzun, aşkla bakardım.
Bazan ona "Seni seviyorum!" demek için dayanılmaz bir istek duyar, ama yalnızca çakmağımla sigarasını yakabilirdim.
Bazan "Resmine bakalım mı Füsun?" derdim ben ve bazan bakardık ve o zaman Füsun'la yaptığı resme bakarken, her zaman mutlu olduğumu anlardım.
Bazan Füsun öyle güzel esnerdi ki, bütün dünyayı unuttuğunu ve kendi ruhunun derinliklerinden daha huzurlu bir hayatı, tıpkı sıcak yaz günü soğuk bir kuyudan kovayla su çeker gibi çektiğini düşünürdüm.
NOT : Orhan Pamuk'un - Masumiyet Müzesi romanının bazanla başlayan bazı cümleleriyle Jim Jarmusch'un - Stranger Than Paradise adlı filminin bazı karelerini eşleştirdim.
22 Mart 2012 Perşembe
31. İstanbul Film Festivali'ne Giriş Yaptım.
Bu yıl, 31 Mart 15 Nisan arasında, 31. si yapılacak olan İstanbul Film Festival'i vakti yaklaşıyor. Bilet satışı başladı. Hafta içi işi kaytarıp gidebileceğim günleri tespit ettim. Şimdi tespit ettiğim günlere denk gelen, bileti tükenmemiş filmleri internet satış noktasından satın almaya sıra gelmişti. Bakalım kısmetime hangi filmler denk düşecekti? İş yoğunluğumdan, bilet almayı gün içinde ofiste beceremedim. Eve erken geldim. Çantamı ve ceketimi evin girişindeki halının üzerine fırlattığım gibi çalışma odama geçtim. Bilgisayarın düğmesine bastım. Bütün gün aklımda olan şarkıyı buldum açtım. Jim Jarmusch'un Cenneten de Garip adlı filminin giriş ve bitiş müziğidir. Hani filmin baş kadın kahramanı Eva'nın bıkıp usanmadan dinlediği şarkıdır. I put a spell on you... Önce bu şarkıyı bir kaç kez dinledim. Niyetlendiğim hayalin havasına girmenin kendi çapımda büyülü yöntemi. Bu yıl karar verdim. Festival heyecanımı abarttıkça abartmaktır niyetim. Evet iyice abartacağım. Deterjanlı suyu köpürtür gibi heyecanımı iyice çitileyip köpürtüp kabartacağım. Festivalin katıldığım her anını yaşayacağım. İşe müzik seçimiyle başadım. Nerden aklıma geldiğini inan bilmiyorum. Bu sene, bu şarkıyı kendime festivale giriş müziği yaptım. Müziği başa aldım. Sesini iyice açtım. Melodinin ritminde, parmak uçlarımda döne döne mutfağa geçtim. Kavanozdaki fındıklardan bir avuç elime aldım. Renkli küçük kaseye, fındıkları pıtır pıtır döktüm. Buzdolabının kapısını açtım. Gözüme kestirdiğim şişeyi çıkardım. En kocaman kadehi seçtim. Şişenin içindeki sıvıyı, kadehe yüksekten hızla boşalttım... Fooooşşş! Bir elimde fındık kasesi, diğer elimde gazoz kadehi, gene müziğin melodisinin ritminde, parmaklarımın ucunda iki adımda bir kendi etrafımda döne döne bilgisayarın başına geçtim. Bahtıma denk gelen filmleri seçtim. Tamam. İki fındık ağzıma attım. Hımm... Nefis! İki yudum kadehten içtim. Ohhh! Leziz!.. Müziği başa aldım. İlk gideceğim günün hayaline dalarak 31. İstanbul Film Festivali'ne giriş yaptım.
19 Şubat 2012 Pazar
Dead Man Ve Masal Masal Matitas
Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, cinler cirit oynarken eski hamam içinde; biz ne sağa baktık, ne sola; demir çarık, demir asa düştük yola. Var varanın, sür sürenin, baykuşu çoktur viranenin, yedi köyün ağası, şişman teyzenin aynası... Kuru idim, ıslandım; sel beni neyler! Islandım, kurudum yel beni neyler! Param yok, pulum yok; el beni neyler! Dostu, düşmanı araladım, bedavadan bir kayık kiraladım. Fış fış kayıkçı; kış kış kayıkçı, kayıkçının küreği, akşama fincan böreği, sabaha bayram çöreği, yesem yesem doymasam, Kaf dağına gitsem gelmesem, zemzem ile yıkasalar, kına ile gömseler. Yok yok kayıkçı, aman çabuk kayıkçı; evde benim etim var, bir yaramaz kedim var, kedim eti yerse, anam beni döverse, vay başıma, hay başıma, neler geldi, neler geçti şu talihsiz başıma... Bir varmış, bir yokmuş; Allah'ın kulu çokmuş. Develer tellal iken, pireler berber iken, ben annemin beşiğini tıngır mıngır sallarken memleketin birinde bir adam yaşarmış.
Ben ben iken, deve tellal, kediler hamal iken, sansar muhtar, tilkiler berber iken, kurbağa tüccar, yılanlar urgan, hırkalar yorgan iken, güzel babam beş yaşında, bendeniz hımbıl onbeşimde var yok iken, keçilerin sakalını koyunlar kırpar, sinekler saz çalarken, annem su içer, develer elekten geçer iken, eşek kılavuz, karga arpa biçerken, ülkenin birinde, onun da uzak mı uzak bir köyünde bir adam yaşarmış.
Duyduk duymadık demeyin, masal masal matladı, hopladı patladı. Kurbağa sıçradı, karga kardeş damdan atladı, tombul tilki hopladı, mırmır kedi mırladı. Masal masal matitas, kaynananın başı tas, merdivenden çıkamaz, masallarda uçamaz. Evvel zaman içinde, uzak bir diyarda kendi halinde, oyunbaz bir oğlan yaşarmış.
NOT: Levent Cantek'in derlediği Anadolu Masalları kitabındaki unutmaya yüz tuttuğumuz masal tekerlemeleri ile Dead Man filminin karelerini eşleştirdim.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




















