yeni türkü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yeni türkü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Mart 2026 Çarşamba

Kendimi Eylediğim Zamanlar...

 
Filmler seyrettim.

Mozaik çalışmaya devam ediyorum.


 Hamlet'i  okuyorum. Hamnet'i seyrettim.

Akordiyon çalmaya gayret ediyorum.

Yeni Türkü konserine bilet aldım.

8 Eylül 2024 Pazar

Akademisyenlerin Takibindeyim-15 - Prof.Dr. Meral Özbek

Hayat, bazen ilginç bir labirent gibi...  Kamu Yönetimi ile başlayan profesyonel  serüvenim, sigorta acenteliği derken Sosyoloji tutkusuyla harmanlandı. Şimdi ise bu sene üniversite sınavını kazanıp adım attığım Seramik ve Cam Tasarımı bölümüyle bambaşka bir mecraya sürükleniyorum. Bölüm henüz açılmadı, bu bölümde ne yapacağım hakkında hiç fikrim yok. Ve fakat öğrenme merakımın da sonu yok:)

Aklım doğal olarak seramik çalışmalarının kamusal alandaki izdüşümlerine kaydı. İnternet devrinde yaşamanın şansıyla, kütüphanelerin uçsuz bucaksız derinliğine daldım. Bir makale diğerini, bir tez ötekini kovalarken kendimi tuğla kalınlığında, tam 911 sayfalık muazzam bir eserin karşısında buldum: "Kamusal Alan", editörü ise Prof. Dr. Meral Özbek.

Bu kitabı elime alma cesaretini, aslında onun öğrencileri tarafından hazırlanan o vefa dolu armağan kitaplardan aldım: Meral Özbek'e Armağan -II- Günebakan Düşlerimiz ve ilk cildi Parlak Yıldızlardık O Zaman. İsimleri bile Yeni Türkü şarkıları gibi içime işledi. Öğrencilerinin hocalarına olan bağlılıklarını ve anlattıkları o derinlikli dünyayı okuyunca, Meral Hoca’yı "feci" merak etmeye başladım.

Eskişehir’de başlayıp Robert Kolej, ODTÜ Mimarlık ve Ankara Üniversitesi Kamu Yönetimi ile taçlanan o zengin eğitim geçmişi... Bitmek bilmeyen bir araştırma tutkusu, ödüller, makaleler, çeviriler ve tez danışmanlıkları... Akademinin tozlu raflarından sokağın nabzına kadar her noktaya değen bir zihin dünyası.

Öğrencileri Meral hocanın tüm çalışmalarını ilmek ilmek işlemişler. Görevleri, ödülleri, kitapları, makaleleri, çevirileri, bildirileri, sunumları, araştırma ve eylem projeleri, tez danışmanlıkları tek tek yazılmış. 

Sonra o bölüme, yani "Kültür-sanat çalışmaları ve ürünleri" başlığına geldim... İşte orada "Yok artık!" dedim. Kalakaldım... Meral Hoca'nın 1986-2012 yılları arasında YENİ TÜRKÜ  grubuna yazdığı şarkı sözlerini görünce gözlerime inanamadım!

Listeye bakar mısınız: "Günebakan", "Rüzgar", "Resim", "Açelya", "Haydi Gel", "İnatçı", "Deliler", "Sarıl Bana", "Dolunay", "Karanfil", "Ne Dersin", "Kalbim Kırmızı" ve "Nilüfer". Yıllardır dilimizden düşürmediğimiz o efsanevi şarkıların altında bir akademisyenin, Meral Özbek'in imzası olması... Gerçekten tek kelimeyle: Yok artık!


Kaldım Öyle😀


18 Ekim 2020 Pazar

Üç Duman Bir Yeni Türkü ile Yeniden Başlamak...


İşi eve taşıyıp, mütemadiyen evde vakit geçirmeye başlayınca, 
ihmal ettiğim ukulelemin tozlarını sildim.  Ekran başına geçtim. 
Daha önce çalışmadığım şarkıların izini sürmeye koyuldum ki... 
O ne? Yaşasın!


Hoş bir video serisine denk geldim. 
Baksanıza linki burada... 
Şahane!




Üç Duman bir Yeni Türkü şarkısı ile yeniden ukulele çalmaya başladım.
Bu şarkılarla tekrar başlamak nasıl  duygulandırdı, coşturdu,  
nasıl tozumu silkeledi anlatamam. 


Özenle hazırladığı şarkıları, içtenlikle,  yumuşacık, sabırla öğreten
  Ukulelemitto'!ya çok teşekkür ederim.


22 Kasım 2017 Çarşamba

"Dağılsak Da Göç Yollarında Yarın Bizim Bütün Dünya "














NOT - Hep yerleşik yaşadım. Hiç göç etmek durumunda kalmadım.
Lakin epeydir  göç,  göçmenlik, sürgün, iki kültürlülük sorunları ile bu durumların sonucunda ortaya çıkan trajedilerin, dramların, acıların, dertlerin evrenselliği üzerinde kafa yormakta, okumalar yapmaktayım. Şimdi ise dünyanın farklı coğrafyalarında bu halleri yaşayan insanlar hakkında çekilmiş filmleri seyretmeye niyetlendim. 
Amacım empati hislerimi kışkırtmak, bu konuları daha fazla  düşünmemin ve konuşmamın gerekliliğini iyice hissedebilmektir. 

Başlık - Yeni Türkü şarkı sözüdür.

31 Ekim 2013 Perşembe

Kahve Molası - Ölüm Arabasında Hayattayız Biz


Goran Brogoviç'in şarkısı başladığında, ofisteki odamda  harıl harıl çalışıyordum. Hey! Müziği duydum anda... Önce masaya eğik bedenimi doğrulttum. Sırtımı koltuğa dayayıp, dimdik oturdum. Elimdeki kalem, kendiliğinden parmaklarımın arasından kaydı. Masaya düşünce sevimli bir tıkırtı çıkardı. Kulağımda akordiyon ve gitar sesi... Çok sevdim. Eğildim, botlarımı çıkardım. Ayağa kalktım. Pencereye uzandım. Usulca araladım. Başımı dışarıya uzattım. 'Ağaçlar kuytularda sessizce hışırdıyor... Rüzgâr bir sır gibi zamanını bekliyor.' Pencereyi açık bıraktım. Masamın önündeki koltukları kaldırdım. Kollarımı iki yana uzattım. Ayak parmaklarımın üzerine kalktım. Müzik bir illüzyon geçirdi. Bedenim kendiliğinden hareket etti. Goran Brogoviç şarkı değil, şiir söylüyordu sanki... Melodinin ritminde salınan yaprak gibiydi vaziyetim. 'ölüm arabasında, hayattayız bizzz...'  Başımı döndüren neydi?  Lalala laaa.... Lalala laaa... Lalala la... Evet ya... Hayattayız biiiz!

 

17 Nisan 2013 Çarşamba

Kahve Molası - Serseri Zamanlar Mevsimi

"Evvel zaman içinde dostlar ağaçlara ev kurardık.
Tatlı bir düş içinde bir yere bir göğe bakardık.
Gönlümüz kuş gibiydi dostlar dünyaya kanat açardık.
Tutsak değildik zamana başına buyruk yaşardık."
Şimdi sen bu yazıyı okurken, ben kahvemi höpürdete höpürdete içmiş olacağım. Hiç hilafım yok... Çarşamba iş günü filan demeyip,  kendimi hovarda bir rüzgârın esintisine bırakacağım. Kırmızı eteğimi salınarak ve üşümeye razı olarak, o ada senin bu ada benim sefere çıkacağım.  Abartma huyumla, avare ruhuma, sabırsızlık kisvesi ekleyeceğim. Yooo... Yeter ama... Sabrım kalmadı! Güneşin tastamam ortaya çıkmasını mümkünü yok... Artık bekleyemeyeceğim. Çünkü bu sabah kalktığımda gün ışığı  gözümü kamaştırdı fena halde. Nasıl anlatsam bilmiyorum... Nedensiz bir sevinç, pıtır pıtır ederek çöreklendi yüreğime. Aslında Nisan ayındayız. Ayların en zalimi...  Ne gam!.. İçimdeki oyun sarayının kapısını sonuna kadar açtım. Etkilemez beni Nisan... Kendime gene bahar büyüsü yaptım... Silkeledim kirpiklerimi... Kış defterini gözyaşlarımla sildim, süpürdüm, kaldırdım. Ohh! Tüy gibi hafifledim. Bahar esintili bir kadın olmaya niyet ettim. Fena şey mi? Seni bilmiyorum ama... Bende şimdi havalar binbeşyüz!.. Gene çocuklar gibi koştuğum serseri zamanları özledim. Varsın olsun... Pencereler açık kalsın... Geceleri yağmur yağsın... Günebatan düşlerimiz yağmur sesiyle çoğalsın... Tutsak olma zamana... Başına buyruk yaşa... Haydi bakalım... Şimdi marş marş... İstikamet,  serseri zamanlar  mevisimi... Nereye mi? Elbette ilkbahara:)

"Çocuklardık parlak yıldızlardık o zaman.
Artık dönemesek de geriye.
Ardından koştuğumuz son zamandır.
O zaman bu zamandır dostlar ne ister neyi özleriz?"

2012

21 Şubat 2013 Perşembe

Ve Kill Bill Ve Murathan Mungan Ve Yeni Türkü

Olmasa mektubun,
Yazdıkların olmasa
Kim inanırdı
Senle ayrıldığımıza
 
 
 

Sanma unutulur,
Kalp ağrısı zamanla
Herşeyi unutarak
Yaşanır sanma. 
 
 
 

Neydi bir arada tutan şey ikimizi
Birleştiren neydi ellerimizi
Bırak bana anlatma imkansız sevgimizi
Sevmek birçok şeyi göze almaktır. 
 
 
 

Baksana geçmişe,
Ne çok anıyla yüklü
Nerde o taverna,
Nerde sinema 
 
 
 

Harcanmış zamanlar
Yeniden yaşanmaz ki;
Geç kaldıktan sonra
Arama boşa! 
 


2011


NOT: Murathan Mungan'ın sözleri, Yeni Türkü ezgileri ve Kill Bill film kareleri... En bayıldığım üçlü...

20 Şubat 2013 Çarşamba

Kahve Molası - Ve Çakma Harlem Şeyk Ve Rap Ve Neyim Var Benim...


Bugün çarşamba. Haftanın tam orta iş günü. İki gün çalışmışız. Bugünü saymazsak iki gün daha çalışacağız. Sonraaa... Ver elini hafta sonu... Yaşasınn!.. Sorarım sana, neden çalışır insan? Elbette tatil yapmak için... Yıllardır çalışırım. Sanırım hafta sonu bizim ofis kepenkleri komple indirdiğinden pazartesi sendromu filan asla yaşamıyorum. Ama.. Çarşamba... Ne bileyim... Haftanın tam orta günü ya... Farkediyorum... Çarşambaları benim iş heyecan ibrem fena halde  düşüyor. Kendimi resmen arafta hissediyorum. Aynı Yeni Türkü şarkısı gibi...  Ne içindeyim ofisin... Ne de dışında... Ya da... Kendim içindeyken, kafam dışında...  Fena!.. Yooo, buna razı olamam, dedim. Çarşamba... Çarşamba...  Kederlenip, mutsuz olacağıma... Şiirlerle olmasa bile şarkılarla kendimi ve ofistekileri avutmaya karar verdim. Aklıma bir fikir geldi... Bizim ofiste her zaman müzik dinlenir. Kızlara bir mesaj attım. "Şu anda hangi müziği dinliyorsunuz?" diye yazdım. Gülücük işareti eşliğinde, "Burcu Güneş, Bir Sevgi İstiyorum" diye cevap verdiler. Hımm... Olmazdı... Dinledikleri müzikle hayalimi gerçekleştiremezdim. Bu kez telefon ettim. Aklımdakileri takır takır söyledim. "Az sonra ofiste olacağım." dedim. "Ofise geldiğimde Ceza'nın Neyim Var ki? adlı şarkısını dinlesek diyorum." dedim. "Soru sormamanızı rica ediyorum." dedim. "Hazırlanın türk usulü harlem şeyk yapacağız" dedim... "Kamera yanımda..." dedim. "Bir dakikasını çekip you tube atacağız." dedim. "Günün şöhreti biz olacağız." dedim. Kapattım.  Derhal yazılı cevap geldi... Baktım... Hahhhaaa! Güldüm tabii... Şöyleydi... "??????????" Halay yapan soru işaretleri.. Yeminle sabah sabah bu haberleşme bile heyecandırıp günün rutuninden sıyırıp ayıklamıştı bizi...  Acaba nerden aklıma gelmişti Ceza'nın bu eski şarkısı şimdi? Ayrıca bir rap müziği, son günlerin modası harlem shake'le nasıl eşleşebilirdi ki? Harlem Shake'i biliyorsun değil mi? Dünyadaki en son moda... Hani bir ortam içinde dans etmeye başlıyorsun da... Önce etrafındakiler oralı olmuyorlar... Sonraa... Onlar da sana katılıyorlar... Kafana göre tuhaf tuhaf sallanıp hareket ediyorsun...  İstersen başına maske ya da şapka takıyorsun. Çekimini yapıp... Youtube atıyorsun... Dün konuşmuştuk ofiste...  "Ne acayiplikler oluyor dünyada?" demiştik dee... "Yuf artık!.. Dünyanın çivisi mi çıktı ne?" diye eklemiştik. Dün dündür... Bugün bugündür öyle değil mi? Eee... Atalarımız "Büyük lokma ye... Büyük lakırtı etme" dememişler haybeye... Bu resmen kelebek etkisiydi. Dünyanın bir ucunda kelebek kanat çırpsa, diğer ucunda fırtına kopmuyor muydu? Ne var ki? Dünyanın diğer ucundaki harlem şeyk, haftanın ortanca iş gününde, bizim ofiste küçük bir sallantı yapıverecekti. Öyle işte... Yani, acayiplik  sırası bizdeydi. Hem kim bilecekti ki?   Bak şimdi... Ofise koşar adım girdim tamam mı? Kızlar ayaktaydı...  Fonda Ceza'nın Neyim var rap'tan gayri adlı şarkısı çalmaktaydı.  Ben tuhaf hareketlere başladım. Kimi ellerimi silkeler gibi yaptım, kimi omuzlarımı, kimi belimi sağa sola salladım.  Kızlar bana baktılar. Onlar da acayip hareketler yapmaya başladılar. Elbette bizim harlem şeyk, köy usulü tattaydı... Olsun varsın... Vücudumuzu tuhaf tuhaf hareket ettirirken,  bildiğimiz şarkının sözlerini söylemeye başladık... 

"Bir bahçemiz var- Bir taraf çiçekli, bir tarafsa çöl. - Bir tarafta gökkusagi, öbür tarafsa kör. - Sınırda kalmışlardanız biz. -; - Sıkıntı çekmişlere yakın bir yerde. - Çölde kazanılan zaferler; - " 

Hahha! Görmeliydin bizi... Yattık yerlere... 

"Cümle derde ol deva diye dua ederdi günde bin defa - Fayda yok! Bu çok fena... - Çare yok! Bu bir bela... - Sanki yoktu başta... - Hepsi kalsın... Aleminde Sagopa ve Ceza,  -  Rap için bir pranga..." 

Yeminle nefes nefese kaldık. Tamam... Bu müzik harlem şeyke uymamıştı... Tamam... Çakma harlem şeyk yapmıştık yapmasına ama... Gülmekten öldük valla... İşe nasıl giriştik sonrasında anlatamam... Biliyorum, bu anlattıklarıma gülmüyor, vaziyetime  sadece acıyorsun. Diyorsun ki... "Allasen gene neler saçmalıyorsun!" 

Of!.. Ne diyebilirim... Elimde değil... Böyleyim... Dayanamayacak Rap'le cevap vereceğim...  "Olmaya çalış bir kul! - İstediğimiz yekte sulh! - Olmasın altında çul! - Olmasin paran ve pul! - Gene de gül bir kez be! - Bir kere gül be! - " Yarabbim sahiden neden böyle acayip biriyim??????