akordiyon etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
akordiyon etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Mayıs 2026 Perşembe

Koro mu Solo mu?

Arkadaşımın oturduğu sitenin sosyal tesisinde, üç beş kişi  haftada bir akşam toplanıp, akordiyon eşliğinde şarkılar söylüyorlar. Son iki aydır ben de denk geldikçe onlara katılıyorum.

Öyle büyük organizasyon gibi düşünmeyin:)
Birkaç sandalye çekiliyor… çaylar geliyor… hep birlikte şarkılar söyleniyor. Bazan kahkahadan şarkı yarıda kalıyor, bazan herkes aynı anda susup sadece akordiyonu dinliyor. 

Birlikte şarkı söylerken, kimi zaman, yeryüzünde tükendiğini sandığım şefkatin… iyiliğin… dostluğun…  aşkın... sevginin hâlâ bir yerlerde usul usul yaşadığına inancım artıyor. 

Hissediyorum. Müzik ruhuma iyi geriyor. 

Bu akşam beş kişiydik. Hafiften başladık... Söyledikçe açılıyoruz tabii... Şarkıdan şarkıya geçiyoruz. Koro halinde şarkı söylemek  nasıl keyifli anlatamam. Zaten oldum bittim çekinirim. Tek başına şarkı söylerim de birileri olunca utanırım. Böyle hep birlikte söylerken kaynayıp gidiyorum arada:)

Bu gece, hoca bir ara  akordiyonla öyle bir şarkıya girdi ki…Birbirimize baktık. Çok bildik bir şarkı bu. İnsan ilk melodisinden etkileniyor. Ama hangi şarkı? Sözleri hatırlayamıyoruz.... Sadece müzik var. Birbirimize soru dolu gözlerle bakıyoruz...  

Ve hoca… Nasıl güzel çalıyor... Akordiyonun sesi odaya yayıldıkça,  bir anda hepimiz başka bir zamana ışınlandık... Biraz eski bir yaz akşamına… biraz kaybedilmiş bir aşka… biraz  içimizi  sızlatan  muhtelif   insani duygulara…

Kimse telefonuna sarılmadı. Kimse “Bu hangi şarkıydı?” diye sormadı. Konuşsak o büyü bozulacaktı sanki. 

Derken… Dudağımı melodiye eşlik ederken yakaladım.  Sandalyenin ucuna doğru kaydıım...  Şarkıyı  söylemeye başladım:

 "Bu akşam çok efkârlıyım. Kalbim neden kan ağlıyoooor... Bunu bir bilsen sevgiliiimmm." 

Hem oturduğum yerde  usul usul salınıyorum hem nasıl tatlı, nasıl his dolu söylüyorum şarkıyı...  Kendime ben bile inanamıyorum. "Allahım, şu anda ben ne  yapıyorum?"  diye aklımdan geçiyor... Şarkı yüreğimde bir yerleri acıtıyor. Ve... O kadar güzeldi ki şu anda kelimelere dökemiyorum... Akordiyonun buğulu melodisi eşliğinde şöylüyorum:

"Dudaklarımda bir ateş... Avuçlarımda alevsiiin... Sensiz yalnız, sensiz hiçim... İlahımsın sevgilimsin sen benim her şeyimsiiiin"

Herkes  bana bakıyor. Hoca kafasıyla onaylıyor beni... Akordiyorun ritmini benim sesime uyduruyor. Şarkı söylemeye devam ediyorum....

"Sensiz yalnız sensiz hiçim... Gözyaşlarım yağmur gibiiii yanağımı ıslatıyoooor... Kollarım bekliyor seni... Öpsem öpsem ellerini... Yine de sana hasretiiiim... "

Kimse konuşmuyordu. Kimse şarkıya eşlik etmiyordu...  Sadece akordiyon vardı… Ve benim sesim... Veee...  insanın kalbine yavaş yavaş yayılan o tarifsiz sıcaklık. Ne güzeldi. 

Düşünüyorum da, işte bu koroya katıldıktan sonra akordiyon aldım. Akordiyonun sesi büyüledi beni. Öğrenmeye başladım. 

O değil de, ya şimdi korodan ayrılıp solo söylemeye karar verirsem? Ya sahneye çıkmaya heves edersem? Abartırım... Korkuyorum kendimden:)) 

O Şarkı:)

3 Mayıs 2026 Pazar

Kendimi Eylediğim Zamanlar...

 
Sinemaya gittim.

Mozaik yaptım.

Kitap okudum.

Ukulele ve akordiyon çalıştım.

Karahindibanın büyüleyici değişimini biliyordum. 
Fakat her gördüğüm benzeri sarı çiçekleri karahindiba sanıyordum.
Değilmiş.

Tek saplı, tek çiçekliyse karahindiba imiş.
Dallanmış sap, çoklu çiçekler ise karahindiba değilmiş.
Öğrendim ya çok sevindim:)

24 Nisan 2026 Cuma

Kendimi Eylediğim Zamanlar...

 
Kitaplar okudum.

Çigong yapıyorum.


Arkadaşlarıma evde mozaik yapımını gösterdim.


İlk leyleği gördüm. Neşe doldum.

Akordiyon  çalışmaya devam ediyorum. 

Sinemaya gittim.

4 Mart 2026 Çarşamba

Kendimi Eylediğim Zamanlar...

 
Filmler seyrettim.

Mozaik çalışmaya devam ediyorum.


 Hamlet'i  okuyorum. Hamnet'i seyrettim.

Akordiyon çalmaya gayret ediyorum.

Yeni Türkü konserine bilet aldım.

30 Ocak 2026 Cuma

Kasap Havası Nedir?

 

Akordiyonda siyah tuşlara parmaklarım alışsın diye kasap havası çalmaya çalışıyorum. Hani bilirsiniz özellikle düğünlerin baş müziğidir. 

Kasap havası başlayınca, hevesli olanlar hemen sahneye fırlar. Kimi nazlanır oynamak istemez, zorla çekersin oturmak bilmez... Müzik güzeldir. Topyekün tatlıya bağlar hayatı. 

Şimdi ben öğrenmeye çalışıyorum ya ağır ağır çalıyorum elbette. İyice öğrenince, yani durmaksızın hızlı hızlı çalmayı becerince,  çağıracağım arkadaşlarımı ben çalacağım onlar oynayacak. Akordiyonla kasap havası çalarken hayal penceremin kepenklerini aralıyorum. Ne olacak yani? Hayalini kurarken bile seviniyorum.

Peki nedir bu kasap havası değil mi? Neden kasap havası denmiş.

Rivayete göre Balkanlar’dan Trakya’ya uzanan bu oyun, kasapların dükkan önlerinde, işten güçten sonra oynadığı hareketli bir halk havasıymış. Sert, hızlı, ritmik… Biraz meydan okur gibi deniyor. 

Başka bir yerde bu müziğin hikayesinin  Bizans dönemine, hatta İstanbul’un eski loncalarına kadar uzandığı söyleniyordu. Eskiden kasaplar loncasının kendine has bir dansı varmış. Hatta bu dansın, kurban kesimi öncesi bir tür ritüel ya da güç gösterisi olduğu söylenirmiş. Yüzyıllar içinde bu sert ve ritmik hareketler evrilerek bugünkü, hepimizi yerinden zıplatan o kolektif neşeye dönüşmüş. Balkanlar'dan Anadolu'ya uzanan bu köprüde, akordiyonun o gür sesi de bu havaya en çok yakışan enstrümanlardan biri olmuş.

Öğrendiğim bir diğer rivayet ise beni gerçekten duygulandırdı: Eskiden kasaplar, canını aldıkları hayvanların ruhuna saygı göstermek ve onlardan bir nevi özür dilemek için bu oyunu oynarlarmış. O yere sağlam basan, vakur adımlar aslında doğayla bir barışma ve helalleşme biçimiymiş. Mesleklerinin getirdiği o sert enerjiyi, müzikle ve dansla yumuşatıyorlarmış. Saftoriğin tekiyim.  Bu son rivayete hemen inandım.


29 Ocak 2026 Perşembe

Nota Okuyamayanlar İçin Akordiyonla Hayatta Kalma Rehberi:)

 
Müzik enstrümanı çalabilen insanlara hep imrendim. Bazı aletleri çalmayı öğrenmeyi ara ara denedim. İlerletemedim. Epeyce çabalayarak ilk kez ukuleleyi geliştirdim.

Geçen ay elime ikinci el akordiyon düştü. Çok sevdim. Ve.... Niyetine girdim... Akordiyon çalmayı öğreneceğim. Üstelik tellerle falan uğraşmıyorsun. Ritim tut, tel kaçtı, parmak acıdı derdi yok. Direkt tuş. Bam. Oh! Telli sazlardan sonra ne kadar kolay geldi, anlatamam.

Ve fakat... Gene aynı duvara çarptım. Nota okumayı bilmiyorum. Çok ama çook  denedim, olmadı. Şiir ezberleyen biri nota neden ezberleyemesin di mi? Bilmiyorum. Belki tıpta bunun bir karşılığı vardır. Araştırmak istemiyorum:) 

Nota okuyamıyorsam nasıl çalışıyorum peki?

Mesela şu yukarıda gördüğünüz şarkının sadece giriş müziği... Kalbimi titretir. Acaba youtube'da öğreten var mıdır diye baktım. Bulamadım. 

Neyse ki, Cevdet Koç şarkının notalarıyla birlikte altına okunuşlarını da yazmış. Minnettarım.

Akordiyonumun  her bir tuşunun üstüne birden onaltıya kadar sıra sayılarını ve her tuşun hangi nota olduğunu yazdım. Notaları  tuş sayılarına çevirdim.  Deftere yazdım. Sayfayı ChatGPT’ye ekledim.  Dururumu anlatıp hazırladığımı excel tablo yapmasını istedim. Nananoom! Hazırdı. Bir bu tabloya bir tuşlara baka baka çalıştım.

Zaten bir süre çaldıktan sonra adlarını ezberleyemediğim notaların tuş yerlerini ezberleyiverdim:)


Baktığınızda size anlamsız gelebilir. Ben anlıyorum:) Ve inanmazsınız akordiyonda bu şarkının girişini  tuşlara bakmadan  çalabiliyorum.😅


19 Ocak 2026 Pazartesi

12 Ocak 2026 Pazartesi

Kendimi Eylediğim Zamanlar

 

Filmler seyrettim.

Kitap okudum.

Akordiyonla  Samanyolu'nu çalmaya başladım. 
Çok mutluyum:)

Cam mozaik tabloyu bitirdim. 
Derzlenecek ve zemin boyanacak...


2 Ocak 2026 Cuma

kendimi Eylediğim Zamanlar...

 

Filmler seyrettim...

Heyooo!...            

19.yüzyılda Avrupa’da doğan akordiyon, ikinci el bir Hohner Student olarak elime geldi... Henüz birbirimize alışma çabasındasıyız. 

Youtube'tan araştırıyorum ve fakat bir süre ders alsam iyi olacak diye düşünüyorum:)

İşte bu:)) 
Benim akordiyonumun aynısı...Çok heyecanlı  ve hevesliyim:)

Yaptığım iki mozaik sehpayı sevdiklerime hediye ettim. 
Evlerinden fotoğraf gönderdiler. 
Çok sevindim.

Kitap okuyorum.

17 Aralık 2025 Çarşamba

Abartma Sanatı Eylediğim Zamanlar...

 

Mozaik yeni girdi dünyama. Haftada bir gün atölyeye gidiyorum.
Renkli camlarla oynamayı çok seviyorum. 
Abartma sanatında üstüme yoktur. Biri bitince diğerine başlıyorum.

Örnekse, tukan kuşu sehpa biter bitmez  yukarıdaki mozaik tabloyu yapmaya başladım. 
Hocam çizdi. Ben camları kesip, rodajlayıp, yerleştiriyorum. 

Cam yolculuğu büyüleyici...
Ne yapacağım bu kadar sehpayı bilmiyorum:))
Laf aramızda, bi de feci cimriyım.
Kimselere veremiyorum😂



Arkadaşımın yaşadığı sitede haftada bir akşam iki saat  şarkı söylüyorlarmış. 
Üç hoca enstrümanlarıyla eşlik ediyormuş. 
Gelmek ister misin, dedi.
Hiç ikiletmedim. 
Koşa koşa gittim.
Allahım, bayıldım.
Bir aydır gidiyorum:)
Netice?

Gülmeyin....
Son birikimlerimle akordiyon  almaya karar verdim. 
Bir kaç haftaya gelecek.

Abartma sanatı eylediğim zamanlar...
Arz ederim.😅




7 Ağustos 2023 Pazartesi

"Sahip Olduğun Her Yeteneği Kullan. Yanlızca En Güzel Şakıyan Kuşlar Ötseydi, Orman Epey Sessiz Olurdu," Demiş Hanrry Amca:)

 
Ece Temelkuran'ın bu hafta gazete Oksijen'de, 50 yaşı nedeniyle kaleme aldığı yazısında üç film tavsiyesi vardı. Helena Bonham Carter'ın üç bölümlük Nolly adlı diziyi seyrettim. Çok sevdim. Şimdi Lıv Ullman'ın hayatını konu alan filmi seyretmeye niyetliyim.


Ayça Özefe'yi yeni keşfettim.  "Hiç gerek yok daha fazlasına / Zamanı tutmaya / Fezaya uçmaya" diyerek,  Seni Dert Etmeler'i tekrar tekrar dinliyorum. Bakalım beğenecek misiniz?

https://www.youtube.com/watch?v=8alCNUrs4_A


Muazzez İlmiye Çığ'dan bir alıntı yazmalıyım:

"Sümerler ne demiş? Mademki biliyorsun, neden öğretmiyorsun. Boş vakitte, çürüyorsun, neye yaradın? Bazı insan, çok okur, okur, okur. Çok okuyorum der ama okuma seninle gidecek, okumadan kime ne faydan var? Paylaşmazsan kime ne faydası var?"

İşte bu cümleleri okuyunca, okuduğum kitapları paylaşmaya karar verdim. 
Paylaştım ya, sevindim:)


Kürek çekmeye devam ediyorum. Bir ayı devirdim.  İki gün denizde bir gün karada kürek antremanım var. Kürek çekmek vücuttaki kasların %85'ini çalıştırıyormuş. Spor salonlarına yürüme bandı ya da bisikletten çok  kürek çekme ergometresi kullanılmalı diye düşünüyorum.  Ve denizde vakit geçirmeye, diğer kürekçilerle uyumlanarak hareket etmeye bayılıyorum.

 Geçen hafta okuduğum Kürek Çocukları adlı kitabın arka sayfasında şöyle yazıyor:

"Kürek muhteşem bir sanattır. Yeryüzündeki en güzel sanattır. Bir hareketler senfonisidir ve iyi kürek çektiğiniz zaman kusursuzluğa yaklaşırsınız. Kusursuzluğa yaklaştığınızdaysa, Tanrı'yı, ona dokunacak kadar yakınınızda hissedersiniz. O içinizdeki en derin benliğe dokunur. Yani ruhunuza..." Öyle işte.



Nanananooom!.. Ukuleleden sonra sıra geldi akordiyona:) 
Minicik bir akordiyon edindim.
Arz ederim😅