albert camus etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
albert camus etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Ocak 2026 Pazartesi

Körler İçin Karikatür Betimleme - John Atkinson / Sisyphus on Vacation

 

John Atkinson'ın bu karikatüründe sahil kenarında geçen bir sahne görüntüsü, arka planda ise sakin bir deniz, ufukta açık mavi bir gökyüzü ve birkaç küçük bulut var. Ön planda, çıplak ayaklı, kısa beyaz bir tunik giymiş, antik Yunan’ı çağrıştıran bir erkek figürü yer alıyor. Bu figür Sisifos’tur.

Sisifos, eğimli bir kum tepesine doğru büyük bir plaj topunu itmektedir. Top, klasik Sisifos kayası yerine kullanılmıştır. Kırmızı, sarı, yeşil ve beyaz renkli, hafif ve eğlenceli bir nesnedir. Ancak eğim diktir ve Sisifos’un bedeni yine öne doğru eğilmiş, tüm gücünü harcadığı hissedilir.

Karikatürün üst kısmında, Sisyphus on vacation, yani Sisifos tatilde yazısı yer alır. 

Sisifos, Yunan mitolojisinde tanrıları kandırdığı için cezalandırılan bir kraldır. Cezası, dev bir kayayı bir dağın tepesine kadar itmektir. Kaya her seferinde zirveye ulaşmadan geri düşer ve Sisifos bunu sonsuza dek tekrar etmek zorundadır. Bu ceza, sonuçsuz ve bitmeyen bir çabanın sembolü haline gelir.


Albert Camus, Sisifos Söyleni isimli kitabında bu kayayı ve onu itme eylemini, insan hayatının saçma- absürt   oluşunun en büyük sembolü olarak kullanır.

Her gün aynı rutine uyanmak, hep aynı şeyleri yapmak, ulaştığını sandığın hedeflerin yeniden başa sarması… Camus’ye göre trajedi, hayatın absürtlüğü değil, bu absürtlüğün farkında olmadan sürdürülmesidir.

Sisifos, kayayı itmekten vazgeçmeyerek aslında başkaldırır. Efsaneye göre tanrılar Sisifos'u bu ceza ile mutsuz etmeyi planlamışlardır. Ancak Sisifos bu durumu kabul edip işini sahiplenince ceza, bir yaşam biçimine dönüşür. Kaderi artık kendisine aittir, ceza verenlere değil.

Karikatüre dönersek ve Camus'un söylenine göre düşürsek, Sisifos tatilde deniz topunu iterek aslında şunu diyor olabilir: 

"Hayat anlamsız bir döngü olabilir ama bu döngü benimdir ve ben bu oyunu kendi şartlarımda yani mesela  tatil modunda oynamaya devam ediyorum."

Bu karikatürü seviyorum. Böyle düşünmek bana iyi geliyor:)

7 Ağustos 2023 Pazartesi

"Sahip Olduğun Her Yeteneği Kullan. Yanlızca En Güzel Şakıyan Kuşlar Ötseydi, Orman Epey Sessiz Olurdu," Demiş Hanrry Amca:)

 
Ece Temelkuran'ın bu hafta gazete Oksijen'de, 50 yaşı nedeniyle kaleme aldığı yazısında üç film tavsiyesi vardı. Helena Bonham Carter'ın üç bölümlük Nolly adlı diziyi seyrettim. Çok sevdim. Şimdi Lıv Ullman'ın hayatını konu alan filmi seyretmeye niyetliyim.


Ayça Özefe'yi yeni keşfettim.  "Hiç gerek yok daha fazlasına / Zamanı tutmaya / Fezaya uçmaya" diyerek,  Seni Dert Etmeler'i tekrar tekrar dinliyorum. Bakalım beğenecek misiniz?

https://www.youtube.com/watch?v=8alCNUrs4_A


Muazzez İlmiye Çığ'dan bir alıntı yazmalıyım:

"Sümerler ne demiş? Mademki biliyorsun, neden öğretmiyorsun. Boş vakitte, çürüyorsun, neye yaradın? Bazı insan, çok okur, okur, okur. Çok okuyorum der ama okuma seninle gidecek, okumadan kime ne faydan var? Paylaşmazsan kime ne faydası var?"

İşte bu cümleleri okuyunca, okuduğum kitapları paylaşmaya karar verdim. 
Paylaştım ya, sevindim:)


Kürek çekmeye devam ediyorum. Bir ayı devirdim.  İki gün denizde bir gün karada kürek antremanım var. Kürek çekmek vücuttaki kasların %85'ini çalıştırıyormuş. Spor salonlarına yürüme bandı ya da bisikletten çok  kürek çekme ergometresi kullanılmalı diye düşünüyorum.  Ve denizde vakit geçirmeye, diğer kürekçilerle uyumlanarak hareket etmeye bayılıyorum.

 Geçen hafta okuduğum Kürek Çocukları adlı kitabın arka sayfasında şöyle yazıyor:

"Kürek muhteşem bir sanattır. Yeryüzündeki en güzel sanattır. Bir hareketler senfonisidir ve iyi kürek çektiğiniz zaman kusursuzluğa yaklaşırsınız. Kusursuzluğa yaklaştığınızdaysa, Tanrı'yı, ona dokunacak kadar yakınınızda hissedersiniz. O içinizdeki en derin benliğe dokunur. Yani ruhunuza..." Öyle işte.



Nanananooom!.. Ukuleleden sonra sıra geldi akordiyona:) 
Minicik bir akordiyon edindim.
Arz ederim😅


31 Ağustos 2016 Çarşamba

Sevdim Mİ Tam Severim



İşte bu beş kitap var ya...  Evet bu beş kitaptan Sahilde Kafka ile Yavaş Adam'ı ilk kez okuyacağım.  Dava'yı, Yabancı'yı ve Fransız Teğmenin Kadınını'nı  ise kimbilir kaç kez okumuşumdur. Hiç hilafım yok... Niyetine girdim. Her birini yine yeni yeniden okuyacağım. Sonbaharın ilk haftalarını bu kitaplarla taçlandıracağım. Hep aynı kitapları okumaya meyyal bir bünyem olduğundan kimileri nazarında  itibarım olmayabilir. Lakin kendi nezdimde muteberim. Hem taraftar ruhlu biriyim. Hem  sevdim mi tam severim.  Şeeyy...  Elbette sildim mi bir kalemde:)

Kitapları da öyle!



25 Haziran 2016 Cumartesi

Bu Hafta Neler Yaptım?


4 kitap aldım. Okudum.  





Erik topladım. Kokladım.





Sinemaya gittim. Ağladım.



İki Bahar'ı  tanıştırdım. Sevindim.






Bilmediğim mekanlar keşfettim. Öğrendim.


29 Temmuz 2015 Çarşamba

Eli Çenesinde Yabancı Yazarlar

 
 
 
 
 
 



1-Patricia Highsmith (1921-1995)
2-Bernard Show (1886-1950)
3-Agatha Christie (1890-1976)
4-Cengiz Aytmatov (1928-2008)
5-Ursula K. Le Guin (1929-   )
6-Maksim Gorki (1868-1936)
8-Ernest Hemingway (1849-1961)
9-Charles Dickens (1812-1870)
10-James Joyce (1882-1941)
11-Virginia Woolf (1882-1941)
12-Pascal Mercier (1944- )
13-Victor Hugo (1802-0885)
14-J.K Rowling (1965- )
15- Haruki Murakami (1949- )
16-Gabriel Garcia Marquez (1927-2014)
17-Samuel Beckett (1906-1989)
18-Stan Lee (1922- )
19-Paul Valery (1871-1945)
20-T.S. Eliot (1888-1965)
21-Pablo Neruda (1904-1973)
22-Julio Cortazar (1914-1984)
23-Necip Mahfuz (1911-2006)
24-Alain De Botton (1969- )
25-Neil Gaiman (1960- )
26- Eduardo Geleano (1940-2015)
27-Carl Sagan (1934-1996)
28-Carlos Fuentes (1928-2012)
29-Margaret Atwood (1939- )
30-Iris Murdoch (1919-1999)
31-Thomas Mann (1875-1955)
32-Fay Weldon (1931- )
33-Albert Camus (1913-1989)
34-Raymond Carver(1938-1988)

17 Şubat 2011 Perşembe

Al Paranı Koy Çuvala... Salla Salla Vur Duvara...


Bugün var ya aynen şu türküyü söyleyesim vardı: "Al paranı  koy çuvala.. Salla salla vur duvara.." Biliyorum. Elbette türkünün sözleri  böyle değildi. Hatırlıyor musun, Eyvah Eyvah 2 filmindeki türkülerden hani.  Kimi insan halleri  senin de üstüne üstüne gelir mi? Bazı insanların öncelikleri, hal ve gidişleri seninkiyle denk düşmez ya hani... Bilirsin...  Saçma sapan irili ufaklı dolaplar çevirmeye kalkanlar, dirsekleye dirsekleye, itişe kakışa iş yapmak isteyenler, karşısındakini enayi gibi görenler, küçük kurnazlıklar, gülünç hileler...  Gülmekle ağlamak arasında kalırsın karşılarında. Of! Sebep... Daha çok para. Ya sana çelme takmaya kalkacak ya da seninle iş yaptıysa her durumda kendini haklı sanacak. Alışamıyorum bu insan hallerine.. Kabullenemiyorum ne yapayım yani... Değer mi? İki günlük ölümlü dünyada... Hepimiz ölüp gideceğiz. Var mı dünyaya çivi çakan? Paralarıyla sarmaş dolaş yaşayan... Varsa söyle. Neyi paylaşamıyoruz öyleyse? Niye insanca yaşamayı beceremiyoruz? İlla itiş kakış...  Bazan inan kendimi çok tuhaf  hissediyorum. Kabağuma gömüleyim. Bir süre orada kendi kendime demleneyim istiyorum.  İşte buyrun... Dedim ki  keşke  Meursault olaydım şimdi... Hatırladın mı Mersault'u? Hani 1957 yılında Nobel Edebiyat ödününü alan Albert Camus'un  Yabancı adlı romanındaki kahramanı... Okurunu etkileyen ve sarsan romanlardan.  İncecik bir kitaptır ama az sözle duvara çiviler yani ne yalan söyleyeyim. İnsanın düşüncelerini alt üst eder.  Dersin ki dünya gerçekten boş ve manasız. Herşey saçma. Kimi 30'unda.. Kimi 70'inde... Ölmeyecek miyiz eninde sonunda. Eee.. Nedir bu kabullenmeme? Nedir bu kavga? Buraya kadar tamam ama...   Meursault okuru şaşkına çeviren bir  halde, her durumu olağan karşılayan biridir. Meursault her insan halini doğallıkla kabullenir. Bunu nasıl becerir inanılır gibi değildir. Her türlü insani zaaflara, ne bileyim yaşamın karşısına çıkardığı her türlü çaparize  nasıl bu kadar dert etmeden bakmayı becerebilir? Bu kitabı okuduktan sonra yaşam içinde bazı insan hallerini  kabullenmeyi beceremiyorum ya.. Meursault olsam... Olabilsem diyorum.. Onun gibi...  "İnsan eninde sonunda her şeye  alışır." diyebilmeyi beceremiyorum. Onun yerine şunu söylemek istiyorum... "Al Paranı Koy Çuvala... Salla Salla Vur Duvara"  Görüyor musun yaptığıma? Koskoca Albert Camus'un  felsefecilere ilham olmuş roman kahramanıyla ilgili akşam akşam neler yazıyorum burada?  Saçmalıyor muyum ne? Pes bana!

Hayat Fena halde Futbola Benzer. Çünkü Top Her Zaman Beklediğin Köşeden Gelmez.



Ben futbolun f'sinden anlamam  biliyorum ama nasıl atlarım bu haberi? Şu yukarıdaki siyah beyaz fotoğraftakilerden biri kim biliyor musun? 1913-1960 yılları arasında yaşamış, 1957 yılında Nobel Edebiyat ödülü kazanmış, insanın var oluşunun ve uyumsuzluğunun peşinde kalem oynatmış biri.. Kim mi? Albert Camus! Cezayir Üniversitesi'ne giderken okul takımının kaleciliğini yapmış iyi mi? Vay canına sayın seyirciler... Albert Camus bir futbol takımının kalecisiydi demek ki? Kaleci nasıl biridir ki? Şöyle hemen kaleci deyince ne geliyor aklıma arka arkaya sıralasam sözgelimi... Bazan televizyonda maç olduğunda...  Bakıyorum sahaya.. Özellikle kaleciyi izliyorum sürekli... Hepsi aynı takımın oyuncuları oldukları halde kalecinin formasının farklı... Sanki ayrıcalıklıymış, sanki tek adammış gibi... Diğer oyuncularla karıştırılma ihtimali sıfır... Acaba bu durum güçlü mü hissettirir kendini? Yoksa oyun boyunca diğer arkadaşları koca sahada top koştururken kaleci kendi kale alanı içinde kalıyor ya yalnızlık duygusu içinde olabilir mi?


Bence kaleci genelde yalnızlık duygusu içindedir. Hatta kendini o farklı formasıyla yabancı gibi bile hissedebilir. Albet Camus'un Yabancı adlı kitabı aklıma geldi şimdi.. Kaleci top kurtaracak.. Kaleye top sokmayacak... İşi bu.. İyi de top her zaman beklediği yerden gelmiyor ki... Aynı hayat gibi... Sen istediğin kadar plan yap... Hayat kendi mecrasında akmıyor mu? Aynen öyle sanki... Dar Alanda Kısa Paslaşmalar adlı filmde, Esnafspor'u hatırladın mı? "Hayat fena halde futbola benzer" o filmin resmen sloganıydı... Albert Camus kaleciliği çok severmiş. Ve ilginç bir söz söylemiş... "Ahlaka dair bildiğim ne varsa futboldan öğrendim. Çünkü top hiç bir zaman beklediğim köşeden gelmedi." Ben var ya uzatmadan kısa keseyim sözü... Futbolun f'sinden anlamayarak bu kadar cümle uydurdum ya pes vallahi... Futboldan anlayıp bu yazıma denk gelenler, kıs kıs gülecekler bana eminim... Ne bileyim? 20. yüzyılın en önemli Fransız yazarlarından koskoca Albert Camus'nun tutkulu bir futbol kalecisi olduğunu duyunca iki kelam etmek içimden geldi. Sonra üzerinde düşündükçe inanmaya başladım. Hayat fena halde futbola benziyor sahiden. Top her zaman gelmiyor ki beklediğin köşeden. Sadece maçta değil hayatta da bilirsin insan ummadığı acı golleri yiyebiliyor durup dururken... İşte o zaman kendini bir kaleci gibi çaresiz, yalnız ve yabancı hissedebiliyor. Hoppala... Ben şimdi kaleciyi anlatmaya çalışıyordum. İyi de topu neden böyle hüzünlü bir köşeye sürdüm. Ben yazmıyorum, klavye kendi kendine böyle yazıyor diyeyim bari... Ne bileyim? Saçmalıyor muyum ne gene yani?

Bilmediğim bir konuda ahkam kesiyorum ya eğer kusurum olduysa affetsin okuyanlar beni... Aaa! Ne diyeceğim... Birinin daha kaleci olduğunu öğrendim bu arada. Yooo... Merak etme hakkında bir şey yazmayacağım. Bilmiyorsan bil isterim ama... Kimmiş biliyor musun? Che Guevera.. Yaaa... Of! Şimdi müsaade etsen de anlatsam keşke... Hayatta en büyük hayalim ne biliyor musun? Yok canım... Kaleci olmak değil elbette... Şeeyyy! Ben Ernesto Che Guevera gibi motorsikletle Güney Amerika'yı dolaşmak istiyorum. Biliyorum. Bana "Yok artık bu kadar da hayallerde yaşanmaz!" diyorsundur.. Hatta ardından koca bir "Pes!" ünlemesi ekliyorsundur... Ne var? Yapamasam bile hayal ediyorum... Off! Peki tamam. Konuyu burada kesiyorum.

Okuduğum gazete haberi - http://www.radikal.com.tr/ek_haber.php?ek=r2&haberno=2620 
14.09.2010